Film İzni İstiyorum Kule

Manşet Serbest Kürsü

yazar_serkanbastimar_

Sinema sektörü (sektör kelimesini bilerek kullandım) seyirciyi salona çekmek için yıllar içinde birçok yöntem değiştirdi. Sessiz sinemadan sese, siyah-beyazdan renge… renkten efekte, dijitale derken yüz küsur senede sinema denen şey bu halini aldı. Duyguyu, hikâyeyi daha gösterişli anlatmak için kullanılan her gelişme, uzaya atılan bir uydunun parçalarını geride bırakması gibi sinemadan da bir şey eksiltti.

2015 yılındayız. Bugün artık izleyici daha net, daha etkileyici görüntü ve gerçekçi efektlerden, baş döndüren sahnelerden yana kullanıyor tercihini. Başta Hollywood olmak üzere bu tercihe hizmet vermek için dünya sineması da seferber olmuş durumda. IMAX, 3D, DOLBY DIGITAL vesair… her film seyirciye ‘eşsiz bir deneyim’ yaşatmak için çırpınıyor. Bütçeler şişkin, beklentiler daha da şişkin. Sektör seyirciden gelecek kaz için tavuk değil artık hindiyi esirgememeye başladı.

Bu efekt vesairenin yanında seçim çalışması gibi artık film PR’ı yapılıyor. Sosyal medya, televizyon, yazılı basın bir dolu haber nitelikli tanıtım yazılarıyla, videoları ile dolu.

walk 2

Bu yazının konusu Robert Zemeckis’in yönettiği Tehlikeli Yürüyüş (The Walk) ile ilgili, merak etmeyin. ‘Sadet’, aşağıda beni bekliyor üstelik yanına sizi de almış.

The Walk, yukarıda anlattığım sinema sektörünün son halini özetleyen bir yapım. Görseli güzel, pazarlaması yerinde, kadrosu da iyi. Hikâye gerçek bir olaydan esinlenilmiş. Fransız akrobat Philippe Petit‘in bir avuç insanla giriştiği kişisel isyanının hikâyesi.  Yer, şimdilerde yerinde yeller esen o meşhur ikiz kuleler. Birçok şeyin sembolü. Birçok şeyi değiştiren iki uzun yapı.

1974’te çılgın bir işe atılan Philippe Petit’in adını biz yıllar sonra,  2008’de yayınlanan Man On Wire adlı kendi öyküsünü anlatan belgeselle duyduk. Gerçeklik güzelce işlenmiş, kurgusu yerinde hoş bir yapımdı. Epey de ses getirdi. Yönetmen Robert Zemeckis de Philippe Petit‘in öyküsünü çok beğenmiş olmalı ki filme dökmeye karar vermiş bu öyküyü.

Philippe Petit ve Chris Browne ile hikâyeyi senaryolaştıran Robert Zemeckis, ortaya anlatıcılı bir film çıkarmış.  Philip Petit’i Joseph Gordon Levitt canlandırıyor. Aksanını iyi tutturmuş. Boy pos desen neredeyse Petit ile aynı.

1438720406959

Filmin sonunu hepimiz biliyoruz. Belgeseli de izlediysek köşe taşları da zihnimizde. Ee nasıl anlatmalı? Tabii ki görsele yüklenerek. Zemeckis de öyle etmiş. Zira kendisi aynı zamanda yapımcı. Vermiş IMAX’i, vermiş 3D’yi.

Petit’in hikâyesi saygı duyulacak güzellikte. Söz yok. Benim derdim filmle. Zemeckis, Amerikancı bir yaklaşımla iki simge arasında anlatıyor öyküsünü. Biri Özgürlük Heykeli, diğeri de 11 Eylül 2001’deki saldırıda yıkılan ikiz kuleler. Hikâye ara ara es verip anlatıcıya dönüyor. Yani bir televizyon programı izler gibiyiz. Spiker anlatacağını bitirsin de filme dönelim, diyoruz.

Filmin bir eksiği de olanca uzun süresine rağmen ne bir yan öykünün ne de yeterince olgunlaşamamış yan karakterlerin olması. Başı sonu bilinen bir hikâye, bir müzik eseri gibi notalarına basılarak icra ediliyor. Derinlik yok. Kulelerin boyu kadar yükseklik var sadece. Yani Forrest Gump, Contact, Back To Future serisi gibi filmlerde hem eğlencenin dozunu hem de derinliğini tutturabilen Zemeckis bu filmde biraz sığ bir üslubu; gözü pek bir cambazın öyküsünü ipin ucuna geçerek değil, aşağıdan izleyerek anlatmayı tercih etmiş. Geriye kalansa görseli güzel bir yapım. Hepsi bu.

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up