2000’den Sonra Çekilmiş En İyi 30 Asya Filmi

Liste

İtiraflar

İtiraflar – Kokuhaku (Tetsuya Nakashima, 2010, Japan)

Aidsli sütle intikam

Film, Moriguchi adında bir lise öğretmeninin sınıfındaki öğrencilere süt kutuları dağıtmasıyla başlıyor. Moriguchi bu arada, artık öğretmenliğe devam etmeyeceğini anlatıyor öğrencilerine. Gayet sakin bir şekilde konuşmasına devam ederken, bir süre sonra kızı Minami’nin ölümünün önceleri bir kaza olduğunu düşündüğünü, ama daha sonrasında sınıfındaki iki öğrenci tarafından cinayete kurban gittiğini söylüyor. Moriguchi bu öğrencilerin kim olduğunu belirtmiyor; onlara “Öğrenci A” ve “Öğrenci B” diyor. Bu öğrenciler Japonya’daki yasalar doğrultusunda, 14 yaşın altında oldukları için sebep oldukları ölümden sorumlu tutulamıyor. Bu yüzden de öğretmen Moriguchi onları polise teslim etmek yerine çok daha ürkütücü bir intikam planı hazırlamayı tercih ediyor. İşte bu intikam planına da, daha ilk sahneden gördüğümüz sütlerle başlıyor. İnsanın asıl kanını donduran açıklamayı da hemen bunun ardından duyuyoruz. Bu iki öğrencinin az önce içtikleri sütlere, kızının HIV virüsü taşıyan babasının kanını kattığını açıklıyor. İşte bu noktadan sonra geri dönülemez bir intikam oyunu başlamış oluyor.

_____

Şeytanı Gördüm

Şeytanı Gördüm – Ang-ma-reul bo-at-da  (Kim Jee Woon, 2010, Güney Kore)

İntikamımı kendim alacağım…

Kore’de yaş sınırlamasıyla neredeyse yasaklanan Şeytanı Gördüm, zevk için öldüren bir psikopatla bir gizli ajan arasındaki kedi-fare oyununu izleyen bir intikam filmi.

Şeytani zekâsıyla dehşetengiz cinayetler işleyen, kurbanları arasında çocuklar bile bulunan seri katil Kyung-chul’u polis bir türlü yakalayamaz. Ancak, emekli bir polisin kızı öldürüldüğünde, kızın nişanlısı, gizli ajan Dae-hoon, katili kendi bulup cezalandırmaya karar verir. İntikamı kanlı olacaktır, bir canavara dönüşse bile..

____

Gökkuşağı Savaşçıları

Gökkuşağı Savaşçıları – Sàidékè balái (Te Sheng Wei, 2011, Tayvan)
Kapitalizme karşı omuz omuza!

Yerel bir toplulukta yaşayan bir grup insan, doğayla uyum sağlamayı başararak hayatta kalmaktadır. Ancak yaşadıkları bölgeye gelen acımasız tüccarlar, onları köle gibi kullanarak esir etmek istemektedirler. Grubun başı olan Genji önderliğinde buna karşı savaşacak olan halk, bu uğurda bir çok fedakarlık yapmak zorunda kalır. İki kısım halinde çekilen Tayvan yapımı film, yerel bir halkın özgürlük mücadelesinden esinlenerek beyazperdeye aktarılıyor.

____

İhtiyar Delikanlı

İhtiyar Delikanlı – Oldeuboi  (Park Chan Wook, 2003, Güney Kore)

Gerçek her şeyin üstündedir.

Karısı ve yeni doğan bebeği ile birlikte yaşayan Oh Dae-Su adında sıradan bir adam, 1988’de bir gün evinin önünden kaçırılır. Uyandığında kendisini küçük ve karanlık bir hücrede bulur. Oraya kimler tarafından ve neden kapatıldığını bilmeyen adamın dünyayla tek bağlantısı, sadece hücresindeki küçük televizyondur. Bir gün haberlerde karısının vahşice öldürüldüğünü duyunca şok geçirir ve olayla bağlantısı olduğu düşünüldüğü için kapatıldığını anlar.

Tam 15 yıl sonra bir gün aniden serbest bırakılan adam, ailesini öldüren kişileri bulmaya ve kendisini oraya kapatanlardan intikam almaya yemin eder.

______

Always 3 chôme no yûhi '64

Always: Sunset on Third Street – 3  – Always 3 chôme no yûhi ’64  (Takashi Yamazaki, 2005, Japonya)

Hayat akıp giderken…
1958 yılındaki Tokyo’nun eski bir mahallesinde yaşayan insanların günlük sevinçleri ve üzüntülerini tasvir eden bir drama.

_____

Yi yi

Yi Yi (Edward Yang, 2000, Tayvan)

Anılar düştü peşime…

Edward Yang’ın Guling Jie Shaonian Sha Ren Shijian’dan (Parlak Bir Yaz Günü, 1999) beri yaptığı en içine girilebilir ve belki de en iyi filmi olan bu 2000 yapımı filmi, çağdaş bir Taipei ailesinin üç kuşağını bir düğünden bir cenazeye kadar izliyor ve üç saatten fazla sürse de tek bir anı bile gereksizmiş hissi vermiyor.

Bu kez de amatör oyuncularla çalışan Yang, önemli bir yazar ve kendisi de bir yönetmen olan Wu Nien-jen’den, başarısız bir bilgisayar şirketinin, Japon bir oyun tasarımcısıyla birleşmeyi uman ve 30 yıl önce terk ettiği bir kadınla (Su-Yun Ko) Tokyo’da gizli bir randevusu olan orta yaşlı ortağı N.J. rolünde inanılmaz bir performans çıkartmış. Bir, İki’deki diğer önemli karakterler arasında kahramanın sekiz yaşındaki oğlu (Jonathan Chang), yeniyetme kızı (Kelly Lee), ruhsal travma geçiren karısı (Elaine Jin), komadaki kayınvalidesi (Ru-Yun Tang) ve borç batağındaki kayınbiraderi (Hsi-Sheng Chen) bulunuyor. Komik ve duygusuz bir harika çocuk olan Yang-Yang adındaki oğul, insanların kafalarının arkası gibi göremedikleri şeylerin fotoğraflarını çekmeyi bir saplantı haline getiriyor; çünkü gerçeğin yarısının kaçırıldığına inanıyor ve değişen görüş açıları ve dokunaklı duygusal çekingenlikleri harmanlarken gözünden hiçbir şey kaçırmayarak modern sinemanın en zengin aile portrelerinden birini sunan Yang’ın sözcüsü konumuna yaklaşıyor.

____

Baskın

Baskın: The Raid (Gareth Evans, 2011, Endonezya)

1 acımasız suç patronu, 20 özel polis, kaosla dolu 30 kat.

Özel bir operasyon ekibi, şehrin dışında polisin bile girmeye cesaret edemediği bir binaya girip temizleme emri alır. Ancak bu iş hiç kolay olmayacaktır. Başlarında bir suç patronunun bulunduğu binanın her katında katiller, hırsızlar ve tecavüzcüler bulunmaktadır. Bu binaya ekip olarak girecekler ancak sadece birkaç kişi çıkacaklardır.

Başrollerde Iko Uwais, Joe Taslim ve Yayan Ruhian var. Filmin yönetmen koltuğunda ise Gareth Evans oturuyor.

____

Boş Ev

Boş Ev – Bin jip (Kim Ki Duk, 2004, Güney Kore)

Hepimiz boş birer eviz…

Kendine ait bir hayatı olmayan, diğer insanların yaşamına kendi yöntemleri ile ortak olan bir adam… Ve yardıma ihtiyacı olan genç ve güzel bir kadın… Tatile giden insanların evlerini kullanarak yaşayan ve karşılığını kendince bozulmuş ev aletlerini onararak ödeyen tuhaf bir adamın hikayesi… Evde kocası tarafından işkence gören genç bir kadınla karşılaşan adam oldukça şaşkındır.
İlk başta birbirinden çok farklı görünen bu iki insan giderek yakınlaşır ve aralarında sıra dışı bir ilişki başlar.

_____

13 Suikastçi

13 Suikastçi – Jûsan-nin no shikaku(Takashi Miike, 2010, Japonya)

Epik ve etik olalım… 

1963 tarihli aynı adlı filmin yeniden çevrimi. Film, eski Shogun’un oğlu, yeni Shogun’un kardeşi Lord Naritsugu’nun zalim ve kural tanımaz davranışlarına bir son vermek için sadık samuray Shinzaemon ve 11+1 adamının kan dolu epik mücadelesini anlatıyor…

____

13 Oyun

13 Oyun (2006)  – 13 game sayawng (Chookiat Sakveerakul, 2006, Tayland)

Ağam benle dalga geçiyor…

Genç bir adam telefonuna gelen arama sonucu bir yarışmaya katılmaya karar verir. Fakat büyük ödülü kazanmak için telefondaki sesin dediklerini eksiksiz yerine getirmelidir. 13 ayrı bölümü başarılı geçerse 100 milyon doların sahibi olacaktır. Her bölüm bir öncekinden daha zorlu, daha vahşi ve daha tehlikeli. Ancak hiçbir şey umduğu gibi gitmez.

_____

Nanjing! Nanjing!

Nanjing! Nanjing! (Chuan Lu, 2009, Çin)

Savaştayız, hepimizin kafası karışık.

Film 1937-38 yıllarında Japonların, Çin’in başkenki Nanjing’i (Nanking) işgalini, ve Çinlilere yaptığı katliamı anlatıyor. Yönetmen her ne kadar Çinli olsa da tarafsızlığı ile ilgi çekiyor.

_____

Gwanghae, Wangyidoen namja

Gwanghae, Wangyidoen namja (Choo Chang Min, 2012, Güney Kore)

Benzemez kimse sana!

Kore Joseon Hanedanlığı’nın 15. Hükümdarı Kral Gwang-hee danışmanı Heo Gyun’a suikast girişimini önlemek için kendisine benzer birini bulmasını ister. Heo Gyun krala çok benzeyen ve bir akrobat olan Ha-sun’u bulur. Korkulan olur ve Gwang-hee zehirlenir. Heo Gyun Ha-sun’a kral iyileşene kadar kral rolü yapmayı teklif eder. Ha-sun bu teklifi kabul eder ama bir süre sonra sarayda tartışılan problemlere çare bulmaya başlar. Gwang-hee’den daha iyiliksever adımlar atan Ha-sun’un hizmetkarlara bile gösterdiği nezaket yavaş yavaş sarayın havasını değiştirir.

Zaman içinde kendi sesini bulan Ha-sun gerçek içgüdülerle ve adil kararlarla ülkenin yönetimini devralmaya başlar. Heo Gyun bile Ha-Sun’un halk için gösterdiği sevgi ve içtenlikten etkilenir ve Gwang-hee’den daha iyi bir hükümdar olacağına ikna olur. Ancak Heo Gyun’un baş rakibi Park Chung-seo kralın davranışlarındaki bu ani değişimden şüphelenir ve sorular sormaya başlar. Kraliçe de gerçek kral ile sahte kral arasındaki sırdan şüphelenmektedir.

Zatoichi

Zatoichi (Takeshi Kitano, 2003, Japonya)

Ben kör genç bir samurayım…

Kör bir gezgin olan Zatoichi kumar oynayarak ve masaj yaparak geçimini sağlamaktadır. Aynı zamanda usta kılıç kullanışıyla da ünü ülkenin dört bir yanına yayılmıştır. Bir dağ kasabasına gelen Zatoichi burada Ginzo denilen bir çete ile karşılaşır. Çete bütün kasabayı esir almış, karşı koymaya çalışan herkesi de öldürmektedir. Hattori adındaki samuray bu cinayetlerin baş kahramadır. Arkadaşı Shinkicki ile beraber iki geyşayla tanışırlar. Kardeş olan bu geyşalar intikam hırsıyla dolmuş, güzel ama bir o kadar da tehlikeli kızlardır. Ailelerinin öldürülmesinin öcünü almak için bu kasabaya gelmişlerdir. Zorlu bir mücadeleye giren Zatoichi, ustaca kullandığı meşhur kılıcıyla bu acımasız çete ile karşı karşıya gelecektir…

____

Aşk Zamanı

Aşk Zamanı – Fa yeung nin wa (Wong Kar Wai, 2000, Hong Kong)

Şimdi aşk zamanıdır, aşk ömrün baharıdır…

Aşk Zamanı, 1960’larda Hong Kong’da hınca hınç dolu küçük bir apartmanda geçiyor. Yaşamlarının en sonunda kesişmesinin hiç de hayret uyandırmayacağı kadar dip dibe vakit geçiren iki komşu, Tony Leung ve Maggie Cheung, eşlerinin birbirleriyle ilişkisi olduğundan şüpheleniyorlar; ancak kendileri de tıpkı onlar gibi bir ilişkiye girip girmeme konusunda tereddüt içindedirler. Bunun yerine, buluşup sessiz yemekler yiyip utangaç sohbetler ediyorlar; birlikte zaman geçirdikçe, belki de gerçekten birbirleri için yaratıldıklarını fark ediyorlar.

Bununla birlikte, her zamanki gibi senaryosuz çalışan yönetmen Wong, sadakatsizlik öyküsünün garip şekilde ketum ve kestirilemeyen bir biçimde bitmesine izin veriyor. İzleyicinin için için kaynayan bir romantizm hissettiği noktada Wong, hüzünlü bir vazgeçiş görüyor. İki potansiyel sevgili, iki uydu gibi birbirlerinin yakınında dolanmalarına karşın hiçbir zaman aynı yörüngeyi paylaşamayabileceklerini anlamış gibiler. Söz konusu olan karşılıksız değil, karşı konulan bir aşk: Kader onları birlikte olmaya zorlasa da Leung ve Cheung ayrı kalmak için çabalıyor. Wong bu garip ilişkiyi, valsin zarafet ve ritmini yansıtan bir koreografiyle sunuyor. Her zamanki görüntü yönetmeni Christopher Doyle’la çalışan Wong, çifti daracık merdivenlerde karşılaşırken, karanlık sokaklarda havadan yakınırken ve gizemli bir şekilde iki gerçek sevgilinin yapacağı türden tartışmalar yaparken ağır çekimle izliyor.

Müziği her zaman olduğu gibi dahice kullanan Wong, tekrarlandıkça etkisi gizemli bir biçimde artan enstrümantal bir Nat King Cole parçasını tercih etmiş bu kez. Filmin her sahnesi ışıltı saçıyor ve özenle araştırılmış olsa da göze batmayacak şekilde kullanılmış dönemsel ayrıntılarla dolup taşıyor; kamera bu ayrıntıları, olan bitene gizlice tanıklık edercesine puslu bir düşsellik içinde kaydediyor. Cheung, envai çeşit güzel elbisenin içinde öylesine büyüleyici ve zevk sahibi yakışıklı Leung’u öylesine kusursuz bir biçimde tamamlıyor ki ikisinin sonunda birlikte olmasından yana oluyorsunuz. Kavuşmamaları sürpriz olmuyor; ama yaşanmamış ilişkilerinin duygusal şiddeti, olağanüstü bir etki yaratıyor.

____

Wasseypur Çeteleri

Wasseypur Çeteleri – Gangs of Wasseypur (Anurag Kashyap, 2012, Hindistan)

Sokaklarda destan yazmak…

Bu eşsiz gangster destanı yetmiş yıllık bir süreyi kapsıyor ve Hindistan´da bir madenci kasabası olan Wasseypur´un hâkimiyetini ele geçirme hırsı peşinde, birbirlerine kan davası güden rakip ailelerin üç nesil süren hikâyesini anlatıyor. Bu ilk yarı, sömürge dönemi Hindistan´ın son zamanlarında başlıyor: İngiliz trenlerini yağmalayan Şahit Han, ardından sadece intikam için Ramadhir Singh´in kömür madeninde işçilik yapıyor. On yılın sonunda oğlu Serdar Han babasının onurunu kurtarmaya yemin edip Bollywood sinemasına kafayı takmış bir kasaba olan Wasseypur´un en korkulan adamı oluyor. Wasseypur Çeteleri – Bölüm 1, ilk kez 2012 yılında Cannes´da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde gösterildi.

______

Qian xi man po

Millennium Mambo (Hou Hsiao Hsen, 2001, Tayvan)

Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak…

Yeni bir milenyumun başlangıcında, Tayvan’dan gençlik manzaraları… Millennium Mambo, 2001 yılında Vicky isimli bir genç kızın yaşamına, kendisinin on yıl sonrasından konuşan dış sesi eşliğinde bakıp ilişkilerini gözlemliyor. Vicky’nin aksi ve kıskanç sevgilisi Hao-Hao ile olan oldukça sorunlu ilişkisi ve ondan sıyrılmayı başarabildiğinde sığındığı Jack ile yaşadıkları üzerine dingin anlatımlı bir hikaye sunuyor.
Millennium Mambo‘nun bir aşk filmi olduğunu söyleyebiliriz, fakat bu film neredeyse hiçbir anında romantizm içermiyor. Karakterlerin ilişkileri daha ziyade sahip olma ve kıskançlık üzerinden ilerliyor, özellikle Hao-Hao’nun aşırı kıskançlığı ve tembelliği oldukça sinir bozucu bir seviyede olup Vicky üzerinde sürekli bir baskıya neden oluyor. Görüntüler akarken ara ara beliren dış ses, bu ilişkinin anlaşılmaz tuhaflığına kısmen açıklama getiriyor: Vicky bu zamanlarında hipnotize olmuş, adeta büyülenmiş gibi hiçbir yere kaçamıyor, kaçsa dahi her gidişi bir geri dönüş ile sonuçlanıyor. Filmde aşk denilen şeyi böylesi bir bağımlılık ve sığınma durumu şeklinde sunarak ilişkilerin yıpratıcılığını vurgu yapmaya çalışıyor. Bunu yaparken bol bol alkol, sigara, uyuşturucu, gece hayatı ve tekno müzik kullanarak, karakterlerini yaşıtları insanlar arasında da karşı karşıya getirip bir zamane resmi oluşturmaya soyunuyor.

_____

Cinayet Günlüğü

Cinayet Günlüğü – Salinui chueok (Bong Joon Ho , 2003, Güney Kore)

Bugün günlerden cinayet!

“Cinayet Günlüğü” senaryosu gerçek olaylara dayanan bir polisiye. Başkent yakınlarındaki bir taşra kasabasında yağmurlu günlerde işlenen esrarengiz kadın cinayetlerini çözmeye çalışan iki polisin başından geçenler anlatılıyor. Bu polislerden ilki yakaladıkları şüpheliyi hemen suçlu olarak damgalamak isteyen ve şiddetle itiraf almaya çalışan “geleneksel” polis ve başkentten bu işin çözülmesine yardımcı olması için yollanan şüpheliden delile değil delilden şüpheliye ulaşmaya çalışan analitik düşünce tarzına sahip polis. Ancak olaylar çetrefilleştikçe yavaş yavaş rollerin değişmeye başladığını görürüz.

____

Eşikteki Şeytanlar – Guizi lai le (Wen Jiang, 2000, Çin)

Aşağı tükürsem….

İkinci Paylaşım Savaşı’nın sonlarında, Japon işgali altındaki Çin’de, küçük bir köyde geçiyor.

Bir gece, tepesinde bir Japon karakolu bulunan bu küçük köye esrarengiz birileri gelerek, rastgele seçtikleri bir eve iki tutsak bırakıyor. Ev sahibinden istenen, biri milliyetçi bir Japon askeri, diğeri de bir tercüman olan bu esirlere, yıl başına kadar bakılması. Esirleri bırakanlar yılbaşında onları almaya geleceklerini, eğer o zamana kadar esirler saklanmazsa tüm köyü yakıp yıkacaklarını söyleyerek gecenin karanlığına karışıyorlar…

_____

Jodaeiye Nader az Simin

Bir Ayrılık – Jodaeiye Nader az Simin (Asghar Faradi, 2011, İran)

Biz ayrılamayız…

Boşanmak üzere olan ama çocuklarının velayeti konusunda ikileme düşen bir çiftin öyküsünü anlatıyor.

Simin, kocası Nader ve kızı Termeh’le birlikte İran’ı terk etmek istemektedir. Nader’in Alzheimer hastası babasını bırakmayı reddetmesi üzerine boşanma davası açan Simin, dava talebi reddedilince anne babasının evine gider. Termeh ise babasıyla kalmaya karar vermiştir. Nader kızına ve babasına bakması için hamile bir genç kadını tutar; ama bu durum daha fazla soruna yol açacaktır.

____

Wo hu cang long

Kaplan Ve Ejderha – Wo hu cang long (Ang Lee, 2000, Tayvan)

Uçuyoruz. Hep beraber.

Efsanevi savaşçı Li Mu Bai, Yeşil Kader adını verdiği sihirli kılıcını bölge valisine vermesi için Yu Shu Lien’e teslim eder. Ancak kılıç çalındığı zaman tüm şüpheler, Li’nin ustasını öldüren kötü şöhretli bir kaçak olan Jade Fox üzerinde toplanır.

____

Ölümcül Takip

Ölümcül Takip – Chugyeogja (Na Hong Jin, 2008, Güney Kore)

Güney Kore’nin Seven’i
21. Asır sinemasının parlayan yıldızı Güney Kore. Kim-Ki Duk, Chan-wook Park, Joon- Ho Bong gibi nice yeteneklerle sinemaya farklı bakış açıları kazandıran Güney Kore’den Hong-Jin Na da önemli bir başarı sergiliyor. ‘Memories of Murder’ gibi bir mihenk taşına selam dururcasına benzer bir sistem eleştirisini de yapmayı ihmal etmiyor. Alışılagelmiş seri katil filmlerinin klişelerini de altüst ediyor. Katil başından itibaren gözümüzün önünde, üstelik bir müddet sonra karakolda ifade verirken suçlarını da itiraf etmeyi ihmal etmiyor. Amerikan klişesi karizmatik ve kahraman polisler değil, alelade hatta bürokrasinin de etkisiyle her şeyi birbirine karıştıran beceriksiz polisler var işin başında. İnceden inceye planlanmış cinayetler, mesaj kaygısıyla biçimlendirilmiş kurbanlar (Seven), zeki dedektiflerle girilen hem entelektüel hem de alabildiğine esrarengiz kovalamacalar yok filmde. Güney Kore polis teşkilatının çürümüşlüğüne ve bürokrasinin siyasi otoritenin oyuncağı haline gelmesine yönelik ince bir mizah anlayışı var. Yönetmenin ilk filmi olduğu göz önüne alınınca ismini not etmekte fayda var.

_____

Büyükanne

Büyükanne – Lola (Brillante Mendoza, 2009, Filipinler)

Torun sevgisi başkadır.

Filipinler’in başkenti Manila’da, bir cinayet sonrası iki yaşlı kadının/iki büyükannenin (Filipin dilinde “Lola” büyükanne anlamına geliyor) yolları kesişir. Öldürülen genç, büyükanne Sepa’nın torunudur. Yaşlı kadın, torununun cenazesini kaldırabilmek için para bulmaya çalışır. Cinayeti işleyen genç ise diğer büyükanne Puring’in torunudur ve o da torununu hapisten çıkarabilmek için para bulma derdine düşmüştür.
Yönetmen Brillante Mendoza, Kinatay filminin hemen ardından çektiği Lola’da, Filipinler’deki günlük yaşamı, yarı belgesel tadında ve oldukça dokunaklı bir biçimde gözler önüne seriyor.

____

Son Veda

Son Veda – Okuribito (Yojiro Takita, 2008, Japonya)

Ölümün türlüsü ile karşılaşmak!

Çello çaldığı orkestra dağıldığında, Daigo Kobayashi (Masahiro Motoki) müzik kariyerine veda eder ve karısı Mika (Ryoko Hirosue) ile kuzeydoğudaki Yamagata Bölgesi’ndeki memleketine döner. İyi iş koşulları sunan bir ‘yardımcı aranıyor’ ilanı görür. Turizm acentesi olduğunu varsayarak görüşmeye gittiği ofisin arka duvarına yeni tabutlar dizilmiştir. Şirketin sahibi olan Sasaki (Tsutomu Yamazaki), Daigo’nun özgeçmişine şöyle bir bakarak işe alır. Bu noktada Daigo şirketin tam olarak ne iş yaptığını sorar ve iş tanımında cesetlerin yakılmadan önce törensel olarak ‘tabutlanmasının’ yer aldığını öğrenir. Tereddüt eder ancak Sasaki işi alması için onu zorlayınca kabul eder ve Mika’ya işe ‘törenlerin’ dahil olduğunu söyler. Bu şekilde Yamagata’da Hirano civarında Sasaki’yle yolculuk etmeye başlar.

Travesti olduğu anlaşılan güzel bir intihar kurbanı; motosiklet kazasında ölen serseri bir delikanlı, torunlarının lise üniformalarıyla birlikte giydiği bol beyaz çoraplara hayran yaşlı bir büyükanne: Daigo ölümün çeşitli biçimleriyle karşılaşır ve başlangıçta emin olmasa da ‘tabutlama’ işleminin bir şekilde hayata saygıyı ifade ettiğini de anlamaya başlar.

Mika ise işin içindeki ‘törenin’ tam olarak ne tarz bir şey olduğunu öğrenir. Dehşete düşerek kocasının işi bırakmasını ister ve red cevabını aldığında Tokyo’daki ailesinin yanına dönmek üzere yola çıkar.

Annesi yıllar önce ölen ve babası o daha çocukken evi terk eden Daigo bir kez daha yalnız kalmıştır ancak yaptığı işin değerine inanmaya devam eder.

Kış yerini ilkbahara bırakırken, kendine ve yeni kariyerine güven duyduğunu hisseder ancak bir dizi önemli olay art arda gerçekleşir: Mika döner, yakın bir çocukluk arkadaşının annesi aniden ölür ve 30 yıldır kendisinden tek kelime haber almadığı babasının da öldüğünü öğrenir.

Bir tabutlayıcı, koca, oğul ve insan olarak Daigo en değer verdiği insanlar arasında hayatla nasıl başa çıkacaktır? Son bir yolculukta, mutlu bir vedayla…

____

Acı

Acı – Pieta (Kim Ki duk, 2012, Güney Kore)

Ben acılar kadınıyım…

Zalimliğimiz ve para hırsımız yüzünden birbirimize inancımızı kaybetmiş olabilir miyiz? Hepimiz aslında Tanrı’nın merhametini mi bekliyoruz? Tefeciler adına çalışan zalim bir adam, patronlarının alacaklarını her ne yöntemle olursa olsun toplamaya alışmıştır. Ailesi ya da dert edeceği sevdikleri olmadığı gibi işini sınırsız kötülükle yapabilme yolunda ne korkusu ne de tereddüdü vardır. Bir gün karşısına bir kadın çıkar ve annesi olduğunu iddia ederek yıllar önce onu terkettiği için özür diler. Adam başta kadına inanmaz; herhangi bir anne hatırası yoktur. Ama kadına bağlandıkça onun korkunç bir sır sakladığını anlar. Kore’de şiddet sahneleri yüzünden şimdiden büyük tartışma yaratan Acı, ilk gösterimini 2012 Eylül’ünde Venedik Film Festivali’nde gerçekleştirdi.

____

Bitmeyen Yürüyüş

Bitmeyen Yürüyüş – Aruitemo aruitemo (Hirokazu Koreeda, 2008, Japonya)

Hayat bir yol, yürüyelim…

Bir yaz günü düğümlenen, neşeyle hüznün ustaca dengelendiği bir aile dramı. Artık yaşı kemale eren bir çiftin oğluyla kızı çocuklarını ve eşlerini de yanlarına alıp aile ocağına gelirler. Ailenin en büyük oğlunun ölüm yıldönümüdür. Her ailede olduğu gibi, dargınlıklar ve sırlar yüzünden araları açılan aile üyeleri arasında halen bir sevgi bağı vardır.

Ozu’nun başyapıtı Tokyo Hikâyesi’ni hatırlatan Bitmeyen Yürüyüş, aile bağlarının kıymetli olduğu kadar sinir bozucu da olabileceğini gözler önüne seriyor.

____

Yüzyılın Işığı – Sang sattawat (Apichatpong Weerasethakul, 2006, Tayland)

Hastane bahçesinde başlayan hayat…

Annesi ve babası doktor olan yönetmen Apichatpong Weerasethakul’un, hastane ortamında edindiği anıların öyküsü…

_____

Ai no mukidashi

Aşka Maruz – Ai no mukidashi (Sion Sono, 2008, Japonya)

Cins misin cinsiyet mi?

Cinsiyet rollerini tersyüz eden bir romantik komedi, çizgi roman estetiğinde bir aksiyon, aile ilişkilerine dair bir kıssadan hisse……

_____

Dikkat Şehvet

Lust / Caution (Ang Lee, 2007, Tayvan – Çin)

Kapılar tutulmuş neylersin…

Şangay, 1942. İkinci Dünya Savaşı sırasında süregelen Japon işgali tüm baskısıyla devam etmektedir. Mak adında sıradışı ve zengin bir kadın bir kafeden içeri girer, bir telefon görüşmesi yapar, oturur ve bekler. Ve o sırada hatırlamaya başlar…

Hikaye, 1938 yılında Çin’de başlamaktadır. O sıralar Mak değil, genç ve utangaç bir kız olan Wong Chia Chi’dir (Tang Wei). İkinci Dünya Savaşı’nın başlayacağı sıralar babası İngiltere’ye kaçmıştır. Üniversitedeki ilk senesinde okul arkadaşı Kuang Yu Min (Wang Leehom) ile tanışır. Kuang o sıralar vatanseverlik ilkelerine bağlı olan öğrencileri bir araya toplamak amacıyla bir tiyatro topluluğu kurar. Topluluğun baş oyuncularından olan Wong, seyircileri ve Kuang’ı yeteneğiyle çoktan etkisi altına almıştır bile. Kuang, toplulukta yer alan öğrencileri, Japonya ile işbirliği yapan Yee’ye (Tony Leung) karşı radikal bir suikast yapmak amacıyla bir araya toplar. Her öğrenci, bu planda bir rol üstlenmektedir; Wong’un rolü ise Yee’nin karısıyla yakın bir arkadaşlık kurarak onun güvenini kazanmak ve onu yasak bir ilişki içine çekmektir. Wong, rolüne tamamen kendini adamıştır ve senaryo planlandığı şekilde ilerler – ta ki beklenmedik bir olay onun herşeyden kaçmasına sebep olana kadar…

Şangay, 1941. Wong, Hong Kong’u terk etmiştir. Bu sırada Kuang, tekrar hayatına girer. Kuang, kukla hükümetin bir parçası olan gizli servisle işbirliği yapan Yee’yi yeniden öldürmek için Wong’un tekrar Mak olmasını ister. Wong tekrar eski rolünü kabul eder ve bu defa avına çok daha yaklaşır; bu son hamlede sınırlarını sonuna kadar zorlayacaktır…

______

Alacakaranlık Samurayı

Alacakaranlık Samurayı – Tasogare Seibei (Yoji Yamada, 2002, Japonya)

Samurayı para bozar…

Alt kademeden bir samuray olan Seibei Iguchi duldur, 2 küçük çocuğu ile yaşlı annesini düşük maaşıyla güçlükle geçindirmektedir. Her akşam, alaca karanlıkta işten çıktıktan sonra evine gidip başka işler bulmaya çalışmaktadır, bu yüzden de tüm arkadaşlarının yemeğe gitme, içki içme gibi tekliflerini reddetmektedir. İş arkadaşları ona Twilight Seibei (Alacakaranlık Seibei) adını takarlar. Bir gün Seibei, çocukluk aşkı Tomoeyi (Rie Miyazawa), kocasının dayağından kurtarır. Kılıç kullanımındaki ustalığından ötürü ait olduğu grubun üst düzey samurayları ona bir samurayı öldürmesini emrederler. Görevlendirildiği tarihte Seibei duygularını Tomoeye açar ve ardından gider. Büyük bir evde gizlenen düşman oldukça iyi kılıç kullanan biridir ve dövüşleri kolay olmayacaktır. Fakat Seibei sonunda samurayı yener ve 2 kızı, annesi ve Tomoenin kendisini beklemekte olduğu evine döner.

____

Kirli İşler

Infernal Affairs (Wai Keung Lau, 2002, Hong Kong)

Köstebek oyunu…

Yıllarca özel bir eğitimle polis teşkilatında yetiştirilip mafyanın içerisine sızan polis memurları mafyanın iç yapısını öğrenip muhbirlik yaparken mafyada da durum farklı değildir. Mafya da kendi yetiştirdiği özel yeteneklere sahip gençleri bir şekilde polis teşkilatında yer alan köstebekler haline getirir. Bu döngü başarılı bir şekilde devam ederken bir anda iki taraf da kendi idareleri içinde yer alan iki farklı köstebek olduğunu fark ederler. Şimdi iki tarafın da tek amacı kendi teşkilatında yer alan köstebeği bulup cezalandırmak olacaktır. Mafya içerisinde köstebeklik yapan Chan Wing-yan ve polis teşkilatında aynı görevi üstlenen Lau Kin-ming’in tek amaçları ise kimin gerçek köstebek olduğunu kanıtlayıp kendilerini aklamak olacaktır.

Hong Kong sinemasının son dönemde çıkardığı en başarılı işlerden biri olan film, Amerikan sinema sektörünün kısa zamanda ilgisini çekmiş olup Martin Scorsese tarafından ‘The Departed’ adıyla yeniden çekilmişti.

 

Sinefesto

Sinefesto

Admin at Sinefesto
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.
Sinefesto

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up