Ahlat Ağacı Filmi Eleştirisi

Eleştiri
Ahlat Ağacı Filmi Eleştirisi

Nuri Bilge Ceylan’ın uzun zamandır merakla beklenen filmi Ahlat Ağacı bu gün izleyiciyle buluşuyor. Cannes Film Festivali‘nden eli boş dönen film hem sinema eleştirmenleri hem de izleyiciler için daha fazla merak edilmeye başlanmıştı. Zira Cannes demek Türkiye için Nuri Bilge Ceylan demektir…

Filmi dün özel bir gösterimde izledik. 3 saat 8 dakikalık uzunca bir film. Böylesi bir filmi üç farklı anlamda değerlendirmek isterim. Hikaye, sinematografi ve teknik…

Film, üniversitede sınıf öğretmenliğini yeni bitirmiş bir genç olan Sinan’ın aile ve toplum ilişkilerini anlatıyor. Toplum ve ideal arasında sıkışmış olan Sinan gelecek için yapmak istedikleriyle, yapmak zorunda oldukları arasında kalmıştır. Üstelik at yarışı yüzünden tüm saygınlığını kaybetmiş olan babasıyla da bir hesaplaşması vardır. İşin içerisinde oidipal bir sendromu da, din ve reform düşüncesini de, kaderi de, aşkı da oldukça incelikli karakterlerle anlatmış.

Ahlat Ağacı, Nuri Bilge’nin Bir Zamanlar Anadolu’da filmiyle oldukça yakın bir mekan birliğinde duruyor. Pek çok yazar taşra derken neyi kastettiğini tam olarak bilmiyor çünkü. Fakat Nuri Bilge’nin bu iki filmi de tam olarak taşrada geçiyor. Ahlat Ağacı‘nı Bir Zamanlar Anadolu’da ve Kış Uykusu‘nun eksik kalan kısımlarını tamamlayan bir film olarak nitelendirsem aşırı kaçmaz. Öyle ki iki filmde konuşulmayan her şey konuşulmuş.

Sıradan bir hikaye aslında Sinan’ın hikayesi. Sıradan ama kimsenin eğilip bakmadığı bir hikaye aynı zamanda. Nuri Bilge’yi usta bir sanatçı yapanda bu. Ahlat ağacının farkında olması.

Filmi sinematografik olarak değerlendirmek istediğimizde karşımıza bambaşka bir Nuri Bilge çıkıyor. Hiç olmadığı kadar hareketli ve takip eden bir kamera, baş döndüren dönüşler… bir tarafı arthouse bir film kadar basit sahneler diğer tarafı ise görsel bir şölen. Açıkçası bu filmin sinematografik yaklaşımının bir karar üzere oturmadığı muhakkak. Tabi bu sinematografik dilin teknik çalışmayla da oldukça önemli bir bağı var. Bazı sahnelerde bariz net kaçmaları, aşırı gren (kumlanma) görsel bütünlüğü zedeliyor. Bazı yerlerde zamansal bağlam atlamaları ya da devamlılık hataları da üst üste gelince sinematografik olarak kararsız kalmış bir film duygusuna katkıda bulunuyor. Fakat son yarım saatlik dilimde her şeyiyle tadı ağzımızda kalan bir film var.

Ben bilhassa ses miksajının çok başarılı olduğunu düşünüyorum. Bazı sahnelerde görselden çok sesin gücüyle duyguyu daha iyi hissettim.

Bir başlık da oyunculuğa açmak gerekirse başroller tek kelimeyle çok iyiler. Üstelik komediyle özdeşleşmiş iki isim olan Murat Cemcir ve Doğu Demirkol iliklerimize kadar hissettirdiler karakterlerini. Fakat sadece başroller değil yan rollerdeki imamlar, yazar hatta ‘şahinli gençler’ bile kusursuz bir gerçeklik sundular.

Benim sıralamamda Ahlat Ağacı, Bir Zamanlar Anadolu’da filminden altta Kış Uykusu‘ndan üstte, ikinci sırada yer alıyor. Tüm bu değerlendirmelerin üstüne şu sahnede Tarkovski’ye bu sahne de şuna gönderme yapmış gibi girişimlerde bulunmayayım. Mis gibi film yapmış izleyin kardeşim.

Twitter/Merkamb
Filmin fragmanı için tıklayın.

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up