Yeni Dünya Adaleti Ve ‘Soğuk Savaş Hollywoodu’!

Serbest Kürsü

abdulhamit-guler

Adaleti tesis etmenin bir yolu yasaları çiğnemek olabilir. Modern zamanın çok bildik sloganı olsa da esasında kadim bir düstur da diyebiliriz. Zira insan ile var olan kanun olgusu, kanunsuzluğun doğurduğu bir durum. Adı kanunsuzluktan önce koyulmuş gibi olsa da kanunu doğuran kanunsuzluktur.

İsim koyma noktasında mahir olan insanlardan bir kısmı kanunlara uyar. Nizamdan yanadır, hakka, hukuka riayet ettiğini düşünür. Bunun en belirgin göstergesi olarak da kanunlara karşı gelmez.

Peki ya kanun dediğimiz insan üretimi ‘teorik sınır’, kanunsuzluğa yol açıyorsa!

Herkes kendi adaletini temin etmek durumunda mı kalacak?

Yani başa mı dönülecek?

Yani güçlü, güçsüzü mü yenecek?

Ya da tek istikametimiz adaleti temin etmek olacak. Sonrası Allah kerim mi?

Bu döngünün kısırlaşıp kısırlaşmayacağı tamamen bizim elimizde. Ancak kadim tecrübeye bakınca durum pek de iç açıcı görünmüyor. İnsanoğlu, sürekli baştan aldığı, yeniden tesis ettiği sistemi yıkmaya, kanunları ihlal etmeye ant içmiş gibi.

Modern zamanın insanı metalaştırmasına ve adaletin temini noktasında tüketmesine alışmaya başladık derken, post-modern dönemde daha çetrefilli bir manzara karşımızda.

Hiç bitmeyecek gibi görünen, mükemmele yakın olduğu var sayılan ve sadece kalben değil, bedenen de benimsenmiş bir sistem söz konusu. İtiraz eden ‘radikal’, kabul eden ‘normal’. Özgürlük alanı genişledikçe kırmızı çizgiler kalınlaşıyor. Yarına sağ çıkarsak kalın kırmızı çizgi dahilinde hayatımızı ikame etmek zorunda kalabiliriz.

Belki de bu yüzden her birimiz sistemin gönüllü kabulcüsü, ihlalcisi ve yaşatıcısıyız.

İşte bu yüzden adaletin tesisi ve temini noktasında ‘sıra dışı’ adım atan herkesin maruz kalacağı itham ‘marjinalite’ ya da ‘radikalizm’ oluyor.

Bu mevzu böyle uzar gider.

Varmaya çalıştığım noktayı anlamışsınızdır. Bir çeşit ‘adalet arayışı’ ve dahası ‘temini’ söz konusu.

Mevzuu ele alan film The Equalizer / Adalet

Başrolünde Denzel Washington var.

Gayet başarılı bir iş çıkarmış. Ustalık eseri olmasa da kariyerinde geri adım attırmayacak bir performans söz konusu.

Filmin konusuna gelince…

Masum bir genç kızın suistimal edildiğini anlayan esas adam, bir şeyler yapmaya karar verir. Mafyaya kafa tutar, onları yener. Bunu başaracak müktesebatı vardır. Zira geçmişi tahmin ettiğiniz gibidir. Özel eğitimi sayesinde bütün meseleyi halledecek, fazlasını da başaracaktır.

Hikaye çok tanıdık gelmiş olabilir. Öyle de… Yeşilçam’da Cüneyt Arkın bunu defalarca yaptı.

Peki bu filmi farklı kılan ne?

Tabi ki işlenişi…

Sinema, ‘nasıl’ sorusunun cevabıdır. Neyi filme aldığınız değil, ‘nasıl’ filme aldığınız önemli.

Yönetmen Antoine Fuqua, Tetikçi, Güneşin Gözyaşları, İlk Gün gibi filmlerin de verdiği tecrübe ile sinematografik olarak üst düzey bir iş ortaya koyuyor. Gayet başarılı görsellik, itinalı sanat ve makyaj ile oyunculuk bir araya gelince kalburüstü bir film karşımıza çıkıyor.

Özellikle filmin ilk yarım saatinde aksiyondan eser olmaması, sonraki sürece izleyiciyi çok iyi hazırlıyor.

The Equalizer’ın başarısının en önemli unsurlarından biri ise senaryo. Çarpışma, Milyon Dolarlık Bebek ve Kaçış Planı gibi filmlerde senarist olarak gördüğümüz Paul Edward Haggis, Mekanik ve 16 Blok gibi filmlerle isminden söz ettiren Richard Wenk ile baş başa verip çok temiz iş çıkarmışlar. Özellikle filmin ilk kısmının sonraki bölüme hazırlığı çok başarılıydı.

Lakin söz senaryoya gelmişken altını çizmek istediğim esas noktadan bahsetmek isterim.

The Equalizer, ABD’nin Rusya’yı yendiği yeni bir soğuk savaş macerasının başka kılıfa bürünmüş halinden kurtulamıyor. Senaryonun genel işleyişi, bağlantıları ve son sahne hariç geneli teknik olarak çok başarılı. Ancak özellikle güncel meseleler ışığında bakınca film, Ukrayna merkezli yaşanan yeni soğuk savaşa göndermelerle dolu.

Üstelik ‘Yeni ABD’ dokusuna sahip. Mesela Rambo’muz burada siyahî. Tıpkı ABD Başkanı gibi.

Rus genç kız özgürlüğü Amerika’da buluyor. Esas oğlan Moskova’nın göbeğinde bir temizlik yapıyor ki, sormayın gitsin. Tıpkı Rusya’nın Ukrayna toprağı olan Kırım’ı bir çırpıda çekip alması gibi…

Sonra enerji kaçakçılığı meselesi de unutulmamış. Hani, bugün Batı’ya karşı ‘enerji kozu’nu oynayan Rusya misali…

İşte bu güncel gözlükle bakınca Denzel Washington’ın “Soğuk Savaş Hollywoodu”na son adımı, ‘Yeni Soğuk Savaş Sineması’na da ilk adımı attığını söyleyebiliriz.

Genel itibariyle başarılı ve üst düzey bir film olan The Equalizer, soğuk savaş sineması argümanlarına teslim edilmemiş olma ihtimali sebebiyle de izlenebilir.

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up