Yazarları Konu Alan En İyi 15 Film

Liste

Yazarlar dünyayı daha iyi bir yer yapar. Sevgi  ve nefretle ilgili hikayeler verirler ve birçoklarından ilham almak için yaşarlar. Her yazar doğmak üzere olan yeni dünyaların kaynağıdır. H. G. Wells, Oscar Wilde, Salinger, Woody Allen ya da J. K. Rowling’in olmadığı bir dünya hayal edebiliyor musunuz? Bize hayal ettirmek, hissettirmek, bizi değiştirmek için önce onların deneyimlemesi gerekir. Ustaca akıllar, kelimelerin müthiş birleşimi, sıkı eller ve güvenilir kalemler bizi eğlendiren hikayelerin bileşenlerini oluşturuyor.Sinema, yazarlara karşı kibar ve acımasız olmuştur. Aktörler ve yönetmenler kadar ünlü olmasalar da herhangi bir prodüksiyonun temelinde yer alırlar. Hikaye anlatıcısı olmanın iyi ve kötü yanları tek bir listede toplanamayacak kadar çok başlık altında ele alınmıştır fakat burada gerçek ve hayali yazarları betimleyebilen 15 film derlendi.

Çeviri: Nayad Çor

shakespeare-in-love

    15. Shakespeare in Love (1998)

Zaman zaman ünlü insanları görürüz ve onlar hakkında düşündüğümüzde neden olduğunu hatırlayamayız. Genç izleyiciler ve dikkat etmeyenler için, Gwyneth Paltrow sadece Pepper Potts veya Seven’da Brad Pitt’in eşi . Fakat söylenmesi gereken şey onun oynayabildiği. Shakespeare in Love’ın başarısının büyük bölümü onun varlığına dayanıyor; onun ilk büyük, baş karakter rolüne.

Romeo ve Jüliet’in yazılmasına konu olan Shakespeare ve Viola de Lesseps’in kurmaca aşkını konu alan bir film görüyoruz. Bazı insanlar filmi uzunluğu ve kesinlikten yoksun oluşundan dolayı sevmiyor ama hakkında yazılacak bir şey olmadığında yeni bir şey yaratmanın bir yazar için (en büyüklerinden de olsa) ne kadar zor olduğunu gösteren, iyi yönetilmiş bir film.

Maceralar ve hayatı değiştiren olaylar peşindeyseniz, aşk gibi, meydan okumalısınız, hayatı tehdit etse bile. Hayali Shakespeare’in yaptığı gibi.

___

The-Ghost-Writer

    14. The Ghost Writer (2010)

Hayalet yazarının, önceki Başbakanın, gizemli ölümünden sonra Adam Lang, anılarını yazacak yeni bir adam tutmaya karar veriyor. Fakat işin içine giren herkesin hayatını tehdit eden derin sırlar açığa çıkıyor. Yeni yazarın keşfettiği şey güçlü insanların gömmek ve unutmak istediği. Film ilerledikçe bazı olayları kayıt dışı tutmanın daha iyi olduğunu anlıyoruz.

Roman Polanski filme Ewan McGregor ve onun ciddi yüz ifadesiyle bu üçlemeye müthiş bir ritim katıyor. Bu özellik diğer filmleri kadar şok edici nitelendirilemez; Hükümetin Adam’ı işkencenin yasa dışı işlerine bağladığı sade bir olay örgüsünden oluşuyor. Meraklı yazar yanlış yerde yanlış zamanda bulunuyor.

13. American Splendor (2003)

American-Splendor

Tanıdığınız herkesi komedi karakterine dönüştürün. Onların bütün gücünü ve zayıflığını, iyi ve kötü zamanlarını, bir boş sayfa demetine bütün özlerini koyun ve onların etrafında kendi hayatınızın anlatıcısı olun. Eğlenceli mi?

Harvey Pekar eşsiz insanın değişik ismi. Resimde gördüğümüz adam oldukça huysuz ve aynı zamanda gerçek. Onu iş yerinde, evinde eski karısıyla, yeni bir eşle, arkadaşlarıyla konuşurken, süpermarkette alışveriş yaparken (veya denerken), yürürken, düşünürken ve yazarken görüyoruz.

Bu filmi olağan dışı yapan özelliği ise Pekar’ın güçlü kişiliği. Sıra dışı birinin sıradan hayatı.

12. Stranger than Fiction (2006)

Stranger-than-Fiction

Etrafınızdaki seslere dikkat edin, tuhaf bir şeyler duyabilirsiniz. Belki bu sizin hayatınızın anlatıcısının sesidir, kaderinizin yazarının. Harold Crick, Kay Eiffel’in isteklerine göre yaşayan yalnız bir adamdır. Kadın Harold’un Tanrısı gibi, Harold ondan kaçamıyor ama deneyecek.

Kay’in romanına ne eklerse gerçek hayattan birinin hayatını direkt olarak etkilediğini fark etmesi, onu romanı bitirmek için bir yol bulmaya iter, karakterleri için yaptığı her seçimin gerçek hayattaki birinin hayatında gerçekleşeceğini bilerek.

Film bizi olasılıklarla dolu bir dünyaya taşıyor. Filmin bitmesiyle, gerçek hayatın bizi en çok şaşırtan şey olduğunu fark ediyoruz. Sizin için seçimler yapan birinin olduğunu düşünmek ya da kendi yolunuzu çizdiğinize inanmak fark etmiyor. Filmde sizi düşündürecek bir şey bulacaksınız.

11. Before Sunset (2004)

before_sunset

Hayatın nasıl işlediği tuhaflıktır, eşit miktarda alır ve verir. Bu film “Before Sunrise” ile başlayan başarılı üçlemenin ikinci bölümü. 9 yıl aranın ardından, Jesse ve Céline’in yolları Viyana’da kesişir.

Jesse şimdi başarılı bir yazardır ve Céline ile geçirdiği tek günü kitabında kaleme alır. Onun hayatının aşkı olacaktı, ama değildi. Bir kez daha, bu iki insanın, gezegende yalnız olsalar bile, birbirine asla yetmeyen ve şüphe götürmez kimyasına şahit oluyoruz.

Aşk kısa sohbetler ve felsefelerde, küçük adımlar ve bir fincan kahvede. Ne mesafe ne de zaman önem taşır. Aşk an’larda ve yalınlıkta yaşar, tıpkı bu filmdeki gibi.

10. 2046 (2004)

2046

Zaman her şeydir. Doğru anda gerçekleşen şeyler biri için “her şey” anlamına gelebilir ve yanlış anda gerçekleşen şeyler birini sonsuza dek mahvedebilir. 2046 bir roman yazarı olan Chow Mo-Wan’ın aşk hayatını konu alan serinin son filmi. Geleceğe yolculuk eden ve kayıp hatıraları arayan bir tren hakkında yazar. Tüm kurgunun gerçeğe dayandığını unutmayın. En tepede hayatın dramasının olduğu bir bilim kurgunun ipuçlarıyla bezenmiş içten hikayelerden biri 2046.

İnsanların çekip gitmesine izin vermek zor, ve eğer onlar imkansız aşklarınızsa bu daha da zor. Onları tekrar yaşamak için roman yazmaktan daha iyi bir yol var mı?  Yönetmen Wong Kar-Wai filmde izlediğimiz adamın geçmişi ve geleceğini birleştiren her ayrıntıya özen gösteriyor. Chow Mo-Wan bir şey yanlış zamanda meydana geldiğinde, ardında acının izlerini bırakabileceğini öğreniyor.

9. Misery (1990)

Misery

Bu filmle aranız kötü olamaz. Kathy Bates, kadın kahraman olarak Misery’nin kullanıldığı favori romanlarının yazarına takıntılı olan unutulmaz kadın portresi ile Oscar Ödülü kazandı. Gitmesine engel olmak için hapsedecek ve ayağını kıracak kadar ileri gidiyor. Ve daha fazla acı da gelmek üzere.

Filmin modu tamamen soyutlanma üzerine kurulu, soğukta dışarıdaki her şey beyaz. Ana karakter Paul Sheldon hayatta kalmak istiyorsa, Misery efsanesine yazdığı orijinal trajik sonu değiştirmek zorundadır. Fakat zihnen rahatsız olacak bir sebep yoktur.

Bazen bir hikaye ile özdeşleşiriz; kendimizle ilgili bilmediğimiz ruhsal kısmımız bilinçaltımızın derinliklerinden gün ışığına çıkar. Bu fanatikliktir. O hikayenin yaratıcısı kurgunun ve gerçeğin yazarı olur, ve sonuçlarla uğraşacak zaman gelir. Bu, Stephen King’i zengin eden ve bizi de ürperten bir diğer klasiğidir.

8. Fear and Loathing in Las Vegas (1998)

Fear-and-Loathing-in-Las-Vegas

Kaçık gazetecilik: bir gazeteciyi, iletilmiş bir haberin esas karakteri haline getiren kişidir. Bu kadar. Terry Gilliam’a, uyuşturucu bağımlısı bir gazetecinin ve bir avukatın bakış açısıyla yazması için bir uğraş verilir. Bu çift Johnny Depp ve Benicio del Toro tarafından canlandırılıyor. Onların dediklerine göre Las Vegas’ta sıkılamazsınız.

Bu asitle, kokainle, alkolle –ya da her ne derseniz- olan kötü bir yolculuk.  Oteli kırıp dökmek mi? Tabii ki. Devletin her kuralını ihlal etmek mi? Uygun. Pahalı şeyler sipariş edip ücreti ödememek mi? Bahse girersiniz. Yazmak için ve eğlence için zamanlar vardır. Gazetecinin kötü şansı bu ilksini karıştırması ve hiçbirini yapmamasıdır.

Daha sonra, başka şekilde çalışmak için iyidir. Eğer kendinizi bir şeyleri ertelerken bulursanız, kötü hissetmeyin, yalnız değilsiniz. Başlık “Korku” ve “Dehşet” ve aldığınız şey de bu.

7. Capote (2005)

philip-seymour-hoffman-capote

Mükemmel hikayeler alelade yerlerde bulunmaz ve Truman Capote bunu biliyordu, bu yüzden gelecek nesiller için yazma eylemini değiştirecek kitabı tamamlaması beş uzun yılını aldı. Kurgusal olmayan bir roman olarak adlandırıyor. Gazetecilik artık eskisi gibi olmayabilir.

Kötülüğün her olasılığı hapishanelerde, o korkutucu yerde yatar. Ve orada, Philip Seymour Hoffman tarafından doğru oynanan Capote, Kansas’ta varlıklı bir ailenin ölümünden sorumlu biriyle konuşur. Film, Capote’un en övülen kurgusal olmayan romanını bitirmesi için başa çıkmaya çalıştığı duygusal çabasını gösteriyor. Bir canavara dostça davranmak ne kadar yanlış? Onu sevmek nasıl sapkınca bir şey?

Burada birçok şey doğru, oyuncular, yönetmelik, umutsuzluk hissi… Filmin sonuna kadar yazarı mı katili mi tercih edeceğinizi bilemiyorsunuz. İzlenmeye değer bir film.

6. The Hours (2002)

The-Hours

Bu film gerçek bir karaktere dayanmasıyla ön plana çıkıyor: Virginia Woolf. Yazmak zor bir eylem olabilir. Gramer veya üslup meselesinden dolayı değil, yazara bir anlık akıp gelen duygulardan dolayı. Mrs. Dalloway romanı farklı zamanlardan iki diğer kadınının yaşamını etkiliyor ve birbirine bağlıyor.

Karakterler, onları etraflarında olan diğer şeylere anlam yüklemeye iten zor zamanlardan geçerler. Hiçbir şeye kesin gözüyle bakılamaz. Virginia’nın, cinayet işlemeden önce kocasına yazdığı son mektubu okuduğu yerdeki olaylar dizisi çok güçlü: artık hastalıkla yaşayamayacağını açıklaması ve birbirilerini seviyor olmalarına rağmen, Bay Woolf’un hayata onsuz devam etmek zorunda olması.

Nicole Kidman Virginia Woolf’un işkenceler içindeki ruhunu canlandırarak Oscar Ödülü kazandı. Saatler nasıl hissettiğiniz veya ne yaptığınıza bağlı olarak hızlı ya da yavaş geçebilir. Drama en iyi seviyede olduğunda, bu sadece bir insanın hayatının zirvesi ve eseridir.

5. Sideways (2004)

sideways

Paul Giamatti, Alexander Payne’in duygusal yönlendirmesi ile yazar olur. Öfkeli bir romancı, bir boşanma ve şarabın tadını yan yana koyun, ne elde edersiniz? Doğru, drama ve komedi. 2004’te Payne ve Jim Taylor En İyi Uyarlanmış Senaryo Ödülü’nü kazandılar.

40 yaşlarındaki Miles ve Jack ile bir seyahate çıkarsınız. İlki depresyonda diğer ise evlenmek üzeredir. Zaman geçirmek için iki kadınla tanışırlar ve Miles’ın geleceği değişime uğrayacak gibi görünür.

Biraz şarap zihni temizlemeye yardımcı olabilir ve yeni fikirler getirebilir, çok fazla şarap felaket yaratmak ve kaçamak yolculuğunuzu mahvetmek için yardımcı olmaya mecburdur. Oyunculuk fazlasıyla övülmüş ve Giamatti’yi bir yıldıza dönüştürmüştür.

4. Adaptation (2002)

Adaptation-2002

Nicolas Cage’in yer aldığı en iyi filmlerden biridir. Bu filmle izleyicilere ne kadar iyi oynayabildiğini hatırlatıyor. Fakat filmde parlayan şey, bir kitabı iyi bir sinematik uyarlamaya dönüştürmeye çalışan başarılı Charlie Kaufman hakkında, Charlie Kaufman tarafından yazılan senaryodur. O güvende değildir, bu filmin övülen eski filmiyle aynı seviyede olmayacağından endişelidir: John Malkovich Olmak. Tabi bu sıradan bir hikaye değil.

Daha önce Hollywood’un ne kadar sert olduğunu gördük. Eğer onun için yeterince iyi değilseniz, o size niçin iyi olsun? Doğal olarak, senaryo yazarları gişede iyi bir hasılat yapacak şeyler için sürekli baskı altındadır. Kimse yazarın geceleri işini rüyasında görmesini veya tek kelime yazamadığında gün boyu terlemesini umursamaz. Bitirilen iş hesaba katılan tek şeydir. Kaufman bunu bilir.

Spike Jonze bu işi hayata getirmekle yükümlüydü. Zamanınızı aldığına değen her şey gibi; bu sizden hiçbir oyalanmayı kabul etmeyecek ve size birçok trajik yaşamı gösterecek.

3. Midnight in Paris (2011)

Midnight-in-Paris

Tarihteki hangi insanla karşılaşmak isterdiniz? Hangi yazarla? Bütün güzel şehirler gibi, Paris de birçok insanın hayatında önemli bir yere sahip. Hemingway, Picasso, Fitzgerald’lar…

Geçmiş şu andan daha iyi görünebilir ve, sıklıkla, başkalarının hayatı bizim yaşadığımızdan daha ilginç gelebilir. Ama bu doğru mu? Her şey kendi büyüsüne sahip ve Woddy Allen burada, son yılların en sevilen filmlerinden birinde bunu gösteriyor.

1920’lere geri dönüyor ve uzun süre orada bulunmayan insanları görüyoruz. Cazibeyi ve güzel konuşmaları görüyoruz; güzellik, büyü ve ilham var. Günümüzle kıyaslanabilir mi?

2. The Shining (1980)

The-Shining

Stanley Kubrick tarafından yönetilmiş harika bir eser. Bunun hakkında söylenecek fazla şey yok, kısaca görülmesi gereken bir şey diyelim. Yazarların, kendilerini, düşünmek ve huzur içinde yazmak için yalnızlıkla, sakin bir yerle kısıtladıkları sıklıkla söylenir. Fakat fazla çalışmak ve stres insanı delirme noktasına getirebilir. Buna geçmiş hikayelerle dolu bir oteli ve o anıların hayaletlerini ekleyin. Yazarlar her zaman belayı aramak zorundadır.

The Shining’i düşünürken akla ne geliyor? Hatırlanacak çok şey var: kan, ikizler, sözcükler, şiddet, kar… Basit olay örgüsü, basit senaryolar, açık infaz. Bu orijinal hikaye Stephen King’den geliyor ve hep gözünüze takılan, tüm zamanların en korkunç filmlerinden biri olarak düşünülüyor.

Bu Kubrick’tir, dikkatle planlanmış nokta atışları, atmosferi yaratmak için doğru renkler, aktörlerden gelen gerçek korkular ve tabi, Jack Nicholson.

1.Sunset Boulevard (1950)

Erich-von-Stroheim-Gloria-Swanson-in-Sunset-Blvd

Ürpertici ve tuhaf sözcükleri, yaşlı ve unutulmuş bir Hollywood yıldızı ile kötü ve işsiz bir senaryo yazarı hakkındaki bu hikâyeyi tanımlıyor. Adamın bir tek meteliği yok, kadın altın yatakta uyuyor; kadının işe ihtiyacı var, adam para için her şeyi yapabilir. Böylece, mutlu sonla bitmeyecek sapkın bir ilişkiye başlarlar.

Az tanınmış yazarlar için bile, film sahnesinde biri olmaya çalışmak kadar inanılmaz zor bir göreve şahit oluyoruz. Sinema bu diyaloglarla gürültülü olduğunda bazı şeyler daha zorlaşıyor.

Filmin yıldızı Gloria Swanson  kariyerine 1915’te başladı, böylelikle doğrudan sessizden gürültücüye döndü. Ve bunu söyleyebilirsiniz fakat onun abartılı hareketleri tamamen ilk işinin bir sonucu değil; o bilinçli biriydi ki bu da müthiş oyunculuğu için Oscar adaylığı almasını sağladı.

Bonus: Çalıntı Hayat

The Words

The Words, büyük Amerikan romanının yayınlanmasından sonra uzun zamandır beklediği başarıyı kazanan genç yazar Rory Jansen’ın hikayesini anlatıyor.
Tek bir sorun vardır. Kitabı o yazmamıştır.
Geçmişi peşini bir türlü bırakmayan Rory’nin edebi yıldızı yükseldiği sırada; başka birinin eserini çalmasının ve hırsla başarıyı hayatında en üste koymanın bedelini ödemek zorunda kalır.

_____

Bonus 2: Limitsiz

Limitless

Ya bir hap sizi daha zengin ve daha güçlü kılabilseydi? Eddie (Bradley Cooper) perişan halde yaşayan New York lu bir yazardır. Ancak günün birinde beyninin tüm kapasitesini kullanabileceği bir ilaçla tanışır. Bu sayede paraya, akla, çekiciliğe sahip olur. Fakat Eddie kısa bir süre sonra sonsuz güce bedelsiz sahip olunamayacağını anlar.

_____

Bonus 3: Çavdar Tarlasındaki Asi (2017) Rebel in the Rye

1951 tarihli Gönülçelen (ülkemizdeki adı yeni basımlarda ‘Çavdar Tarlasında Çocuklar’ olarak değişen) romanıyla hatırlanan ve münzevi yaşam tarzıyla dikkat çeken yazarın asi gençlik yıllarını, İkinci Dünya Savaşı’nda kanlı cephede verdiği mücadeleyi, yaşadığı büyük aşk ve büyük kaybı, The New Yorker tarafından reddedilişini ve ikonik kitabının yaratımına olanak veren Travma sonrası stres bozukluğu (PTSD) ile mücadelesini beyaz perdeye taşıyor.

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up