Yarın Başarılı Olacağımızı Kim Söyledi?

Serbest Kürsü

edge_of_tomorrow_movie-wide

İsmet Dağlı yazdı.

Yarının Sınırında (Edge of Tomorrow)

İnsanın gerçeklik arayışı hiç bitmeyecek. Hayatın uzayla olan bağlantısı her devirde sorgulanmış bir olgu. Gerçekle hayal arasında bir noktada durup gerçekliğe geri dönüldüğünde aslında olabilecek şeyler de var olmayacak şeyler de.

Yani uzaylılar gezegen keşfine çok erken çıkmış ve işgal için üslerini çok önceden kurmuş olabilirler. Ya da dünyaya henüz uğrayabilmişler ve insanlar karşılaşıp saklanmışlardır. Ortaya ne zaman çıkacakları henüz belli değil ama Tom Cruise filmlerinin arkası arkasına geldiği bir dönemden geçiyoruz.  Oblivion’un hemen ardından vizyonda yerini alan Yarının Sınırında (Edge of Tomorrow) seyirciyi yeni bir dünyaya götürüyor. Daha doğrusu dünya yeniden işgal ediliyor. Ancak diğerlerinden biraz farklı. Filmin konusu birçok yerde mevcut bu nedenle bahsetmeyeceğim. Lakin bu defa arka planına ait birkaç şeyden söz edeceğim.

Her öykü aslında içinde birazcık gerçeklik barındırır. Seyirciyi büyüleyen şey ise devasa görsel efektleriyle Hollywood’un gerçek öyküleri eğip bükmede gösterdiği ustalık olsa gerek.

Birinci dünya savaşının ardından dünya yeniden silahlı çekişmelere sahne oldu. Birinci dünya savaşından ağır yenilgiyle çıkan Almanya, Nasyonal Sosyalistler devrinde ağır sanayi hamleleriyle yeniden kalkınmaya başladı. Hitler’in liderliğinde Versay (Versailles) anlaşmasını adeta yırtıp atan Almanya, İtalya ile Berlin-Roma mihverini kurarken öteden beri -Monroe doktriniyle- Avrupa’nın sorunlarından uzak kalan Amerika’yı yeniden Avrupa meselelerine döndürmek isteyen Fransa bir takım ayak oyunlarıyla Amerika’nın yüzünü Avrupa’ya döndürmeyi başardı. Nitekim, az sonra, İkinci Dünya Savaşıyla Paris işgal edilmiş ve Fransa’nın korktuğu başına gelmişti. Alman savaş makinesinin elinden kurtulmanın bir tek yolu kalmıştı.  Müttefiklerin –Rusya’da dahil-  bir an evvel anlaşıp Normandiya çıkarmasını yapmaktı…

Normandiya Çıkarmasıyla Müttefiklerin kesin zaferi ilan edilirken Almanların batı cephesindeki direnci kırılmıştı. Birleşik devletlerin kazandığı zaferlerlerden biriydi. Kaldı ki sinema bunu her defasında gururla anlatmaktan çekinmedi. Anlatmaya da devam edecek.

Savaşlar yaşananları birinci elden anlatanlar sayesinde destanlaşır. Evet şimdi biz de savaşın geniş çerçevesinden daha kişisel bir çerçeveye geçelim. Çünkü ağır kayıpları yaşayanlar ile senaristler arasındaki bağ ve çıkan ürünü anlamamız için bu bize lazım. Şüphesiz ki savaşta emir altındakiler kurşunlara doğru koşarken ortam hiç de tatbikatlarda gördükleri gibi değildi. Kollar, bacaklar ve ölen insanların havada uçuştuğu görüntülerin seslerin ve kokuların insanın atomlarına işlediği bir durumdan söz ediyoruz. Vıcık vıcık olmuş botlarla suyun içinden kumlara doğru koşarken direnişin en ağırıyla karşılaşılır. Makineli tüfeklerin ve bomba atarların tıkır tıkır işlediği ve ortalığı kana buladığı bir anda yüzlere sıçrayan kanlar, ufalanmış kemik parçaları, omuzlara düşen ceset parçaları ile hedefe doğru ilerlenir. Bilinmez bir taraftan gelen bir kurşunla yaralanılmışsa ölmemek için bir siper-sütre aranılır… Savaş bittiğinde birçok asker psikolojik sorunlarla hastanelerde yatmaktadır. Olaylar, tanık olanın gözünde yeniden cereyan eder. Devlet birçok şeyi başarmıştır ancak kişisel olarak hiçbir şey başarılmamıştır. En küçüğü kişi kendini korumayı bile becerememiştir. Hele bir de bunlara tanık olan sağında solunda üç beşinin parçalanarak öldüğünü görmüşse olay her defasında baştan başlayacaktır. Çünkü bu hallere can dayanmaz. Kimse kahraman olmasını beklemiyor ama önce kendini sonra etrafındakileri kurtarmak ister fakar hiçbir zaman başaramaz.Başaramayacaktır. Geriye bir tek eskisi gibi olmak kalır. Bu durumdaki her insan yeniden eskisi gibi olmak ister. Rüyalarda bedeninin tam olduğu arkadaşlarının yanında olduğu zamanları görür. Uyandığında ise her şey yaşanmıştır ve gerçek asla değişmeyecektir.

Yarının Sınırında tam da bu psikolojik atmosferde ortaya çıkmış bir filmdir. Görsel efektleri ve filmdeki alınan zaferi bir kenara bırakacak olursak, aslında gerçek öykücünün sadece böyle olmasını istediğini, koca filmin bir umudun vücuda gelişi olarak nitelendirsek hiç de yanlış yapmış olmayız. Şunu biliyoruz ki bütün Alman askerleri o günlerde koca bir Müttefik ordusunu yok etmek için her şeylerini feda etmeye hazırdı. Filmde koca bir Mimic ordusu yok ediliyor ama ne diyelim bu da umudun bir parçası olsa gerek.

 

Sinefesto

Sinefesto

Admin at Sinefesto
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.
Sinefesto

Latest posts by Sinefesto (see all)

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up