Yarıktan Sızan Aydınlık – Betondaki Çatlaklar

Serbest Kürsü

Betondaki-Çatlaklar

Bir mahşer gerisinde;
Babası döner birgün,
Oğlunun derisinde…
Necip Fazıl

Bir kadının bir erkeğe hiç durmadan vurduğuna pek şahit olunmaz. Bir erkeğin karşı koymaksızın dayak yediği de pek görülmemiştir. Umut Dağ’ın son filmi Betondaki Çatlaklar (Risse im Beton, 2014) işte bu nadir rastlanılan durumla başlıyor ve ilk ânda seyirciyi sanki tokatlanan kendisiymişcesine irkiltmeyi başarıyor. Zihinleri “niye” sorusuyla meşgul ederek işe koyuluyor.

Kurtulunamayan Yazgı

Betondaki Çatlaklar filmi için, yönetmenin Papa (2011) isimli kısa filminin, üzerinde çalışılarak geliştirilmiş hâli denebilir. O versiyonda da yönetmen, uyuşturucu batağında, bir yandan rape ilgi duyan bir babanın çocuğunu büyütmekle, içinde bulunduğu hayat koşulları arasında kalışını anlatıyor. Bu filmde de, Ertan aynı şekilde uyuşturucu bulundurmaktan ve adam öldürmekten on yıl hapiste kaldıktan sonra şartlı tahliye ediliyor. Hayata yeniden tutunmaya çalışıyor. O yüzden filmde, gece kulüpleri, rap yapan çocuklar, uyuşturucunun yaygınlığı üzerinden köprüaltı bir dil kullanılmasına rağmen, asıl anlatılan hapse girip çıkmasıyla değişen bir insanın hayatı. Bir pişmanlık öyküsü aslında. Bir tövbe. Bir sığınma. Çocuğuna bir ağabey şefkatiyle yanaşıp onu tehlikelerden koruma gayreti içindeki bir babanın dramı.

Filmin Derek Cianfrance’in Babadan Oğula (The Place Beyond The Pines, 2012) filmiyle de benzer yanlarını bulmak mümkün. Hatta filmin başlarındaki “Sen sokağı bırakabilirsin, sokak seni bırakmaz.” mottosu birebir örtüşüyor. Ayrıca iki filmde de, babadan oğula geçen -sanki geçmek zorunda olan- özellikler, insanlığın üzerine yapışıp kalan bir kader şeklinde sunuluyor.

Kendi Gerçeğini Anlat!

Ertan oğluna, rap yaparken yalnızca kendi gerçeğini kâğıda dökmesini öğütlüyor. Aslında bu, yönetmenin kendi gerçeğiyle de paralel bir durum sergiliyor. Çünkü Dağ da, bir göçmen çocuğu. Ancak, film, düz ve basit şekilde Avusturalya’daki göçmenlerin hayatını anlatır gibi görünse de insana, insanlığın değerlerine, iyiliğe, kötülüğe ve güzelin nasıllığına dair vurgular da barındırıyor. Asıl yüceliğin para ve makamla mı, yoksa insanın kendi gerçeğiyle yüzyüze gelip onu aşmaya çalışmasında mı olduğu sorularına kapı aralıyor.

Kuma filminde daha fazla yönleriyle bir Türk ailesini dile getirirken bu filmiyle artık Türklüklerinden pek de eser kalmamış neredeyse Avusturyalılaşmış insanların hayatı dikkat çekiyor. Yeni kuşağın artık Türklükle, gelenek-görenekle hiç ilgisi kalmadığı gözler önüne seriliyor. Bir tek anne ve ağabeyi bu geleneğin son kalan temsilcileri olarak gösteriliyor.

Gerçeğin Şiddeti

Yönetmen, tüm bu anlattıklarını gerçekçi bir dille ortaya koyuyor. Filmin isminden yola çıkarsak, sert bir madde olan betonda bile yarıklar ortaya çıkabildiği ve küçücük bir çatlak şeklinde ortaya çıkan bu yarıkların zamanla bir evi dahi çökertebildiği mesajı veriliyor. Bu sert madde üzerindeki anlatım için de, sert bir dil kullanılıyor. Bu da şiddetin olduğu gibi gösterilmesine zemin hazırlıyor. Tam anlamıyla usta bir yönetmenin elinden çıkmayınca da, bu tür bir tercih, şiddet ve birçok durumun meşruiyet kazanması yolunu açıyor.

Bunun yanında, tüm filmlerinde, -önemli yönetmenlerin de tercih ettiği gibi- aynı oyuncularla çalışması, anlattıklarını bütünlüklü bir şekilde değerlendirme imkânı sunuyor. Örneğin Ertan’ın baba karakterini biraz beceriksizce oynamasının bilinçli bir tercih olduğu, son sahnede oğlunun “Baba!” deyişiyle birlikte, baba vasfına yaraşır oyunculuğu sergilemesiyle fark ediliyor. Bazı olayları yakın plânda, küçük yüz ifadeleriyle aktarmaya çalışması, filmi farklı bir yere taşıyor. İfade etmede yetersiz kaldığı birçok nokta bulunmasına rağmen samimiyetle insana, insanlığa dokunduğu kısımlar hâline geliyor. Ayrıca tercih ettiği konuşmalar ne eksik, ne fazla oluşuyla da başarılı bir akış sağlıyor.

Bir röportajında, ustası Haneke’nin ilkin sinemanın bir sanat değil, zanaat oluşuna yaptığı vurguya dikkat çeken yönetmen Umut Dağ’ın, Betondaki Çatlaklar filmiyle bir gişe filminden çok zanaate yaklaştığı söylenebilir. Çünkü film için ciddi anlamda kafa yorup çalıştığı belli. Ama filmi ne bir gişe, ne de bir sanat filmi niteliğinde; ikisinin arasında bir yerde. Kendi gerçeğini anlatmayı bitirip tüketmesinin ardından işe koyulduğunda ancak gerçek niteliği ortaya çıkacaktır.

Ayşe Yılmaz yazdı…
kevirtaksimi@gmail.com

Filmin künyesi için tıklayın

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up