Yalın ve Samimi Bir Hikaye: Yozgat Blues

Manşet Serbest Kürsü

 yozgat

2009 senesinde vizyona giren Uzak İhtimal’den sonra Mahmut Fazıl Coşkun’un yönettiği ikinci uzun metraj film olan Yozgat Blues gerek festivallerde topladığı ödüller gerekse merak uyandıran konusu ile son zamanların isminden çokça söz ettiren filmlerden biri. Senaryosu tıpkı Uzak İhtimal’de olduğu gibi Mahmut Fazıl Coşkun ve Tarık Tufan’ın ortak çalışması ile yazılan Yozgat Blues, seyircilerine çalışmak için İstanbul’dan Yozgat’a giden orta yaşlı bir müzisyen ve onun genç öğrencisine dair yalın ve samimi bir hikaye anlatmayı vaad ediyor.

Tarık Tufan bir söyleşisinde filmin öne çıkan karakteri Yavuz’a bir düğünde rastladığı şarkıcının ilham verdiğini söyler. Kendini önce ünlü türkücü olarak takdim edip ardından şarkısını icraya geçen etraftan soyutlanmış bu düğün şarkıcısı Tufan’ın ilgisini çekmiş ve yalnızlığı içinde tutarlı bir bütün olan Yavuz karakterinin doğmasına sebep olmuştur.

Film, bir alışveriş merkezinde elinde mikrofon Joe Dassin’in L’ete Indien şarkısını söyleyen kır saçlı ve karizmatik bir müzisyen ile açılışını yapar. Daha ilk sahneden itibaren Yavuz’a dair bir çok intibaya sahip olan seyircinin kanaatinin ilerleyen dakikalarda şaşırtıcı bir hızla değişecek olması karakter üzerinde detaylı çalışılmış olduğunun önemli bir göstergesidir.

Yavuz, İstanbul Belediyesi’nin kültür sanat etkinlikleri kapsamında ders veren, alışveriş merkezlerinde şarkı söyleyen, önce eşini ve ardından babasını kaybetmesinden sonra duygusal çöküntüye uğrayan ve aldığı iş teklifinin peşinden Yozgat’a gitmeye hazırlanan bir müzisyendir. Yavuz’un öğrencisi Neşe ise marketlerde satış elemanı olarak çalışarak harçlığını çıkartan, çok sigara içen, hayal kuran, sesiyle para kazanabilyor olmak cazip geldiğinde ise arkasına bile bakmadan yaşadığı şehri terk edebilen bir genç kız.  Bu iki karakter, eski model bir araba ve taşraya kaliteli müzik götürüyor olmanın verdiği güven ile Türkiye’nin tam ortasındaki bir şehre Yozgat’a doğru yol alırlar.

Filmde esas olan karakterler ve onların yaşamlarıdır.

Yozgat Blues isminin seçilmiş olması izleyiciye içinden blues parçaları geçen bir mekan filmi izleyecekleri sinyallerini verir fakat Yozgat Blues ne bir şehir üzerine ne de bir müzik türü olarak blues üzerine inşa edilmiş bir filmdir.  Gerek senaryo gerek yönetmenin tercihleri göz önüne alındığında taşranın belli belirsiz bir fon olarak, blues kelimesinin ise hüzün anlamında kullanıldığı anlaşılır, hatta yönetmen Yavuz karakterinin söylediği fransızca şarkı haricinde filmde müzik kullanmamayı tercih etmiştir. Filmde esas olan karakterler ve onların yaşamlarıdır.

yozgat-blues-2

Yönetmenin bilinçli bir tercihi olarak Yozgat, filmde olaylara ve karakterlere yön veren bir mekansallığa sahip değildir yalnızca hikayenin geçtiği flu bir mekan işlevi görür ve böylelikle İstanbul ile Yozgat arasına keskin çizgiler çizilmemiş olur. Bir çok yorum ve okumaya açık olan bu tercihin sebeplerinden biri şüphesiz ki  İstanbul’un taşralığına öte yandan taşranın şehirliliğine yani giderek birbirine benzeyen yerelliğini kaybeden kentlere işaret etmektir. Bu sebeptendir ki Mahmut Fazıl Coşkun “film Ümraniye veya Bağcılar’da da geçebilirdi” derken filmin karakteri Neşe Yozgat’taki otelin penceresinden dışarıya bakarak Deniz olsa aynı Zeytinburnu” diyecektir.

Filmdeki hüzün yani blues ise ilk sahnelerden başlayarak son ana kadar müzik kariyerinde durmadan düşen bir çizgi izleyen Yavuz karakterinde odağını bulur. İnsanlara karşı mesafeli, çok çabuk ilişki kuramayan, obsesif , süreki sûkût-u hayale uğrayan ve belki de bu yüzden kendine güvenmiş olan Neşe’yi hayal kırıklığına uğratmamak adına didinip duran bu naif, sıkılgan ama samimi karakter filmin asıl mesajını taşıyan tip konumundadır. Esasında Ercan Kesal için yazılmayan bu karakter Kesal’ın kadroya dahil olması ile birlikte oyuncu ile bütünleşerek zenginleşmiştir, hoş bir detay olan peruk kullanımı da senaryoya sonradan eklenen ayrıntılardan biridir.

Yozgat Blues minimalist bir hikayeden yola çıkarak gündelik hayat, insan ilişkileri ve bireylerin iç dünyasıdan hareketle yalnızlık, umut, beklenti ve fedakarlık gibi kavramların içini doldurmaya gayret eder.

Son dönem Türk Sineması’nda sıkça işlenen varlık sancısı, yabancılaşma, taşra-şehir çatışması, ataerkil bir toplumda kadın olma mücadelesi gibi konuların aksine Yozgat Blues minimalist bir hikayeden yola çıkarak gündelik hayat, insan ilişkileri ve bireylerin iç dünyasıdan hareketle yalnızlık, umut, beklenti ve fedakarlık gibi kavramların içini doldurmaya gayret eder. Mahmut Fazıl Coşkun tek bir karakteri öne çıkarmaktansa Yavuz, Neşe ve berber rolündeki Sabri karakterini öne çıkararak sinemada gerçekçiliğe hizmet eden bir denge kurarak filmi bir antikahraman hikayesi olmaktan kurtarır. Fakat Nadir Sarıbacak’ın başarıyla oynamış olduğu ve filmin mizah yönünü diri tutan Yozgat’ın entellektüel delikanlısı Kamil diğer karakterler yanında fazla teatral ve karikatürize bir tip olmaktan kaçamaz.

Sinemamızda sıkça karşılaştığımız salt iyi veya salt kötü karakterler, yönetmenlerin seyirciyi rahatsız ederek sosyal problemlere karşı farkındalık yaratma çabası, sanat filmi olma kaygısı taşıyan uzun plan sekanslar gibi türlü eğilimler Yozgat Blues’da karşımıza çıkmaz. Karakterlerin duygusal iniş çıkışları, iç dünyaları, beklentileri ve arzuları mahremlerine girmeye gerek duymadan başarılı bir dille anlatılmıştır.  Nihayetinde, gösterildiği bir çok festivalden sonra 6 Aralık 2013 tarihinde vizyona girmeyi bekleyen Yozgat Blues ana akım sinemadan uzaklaşmak isteyen sinemaseverler için kaçırılmaması gereken bir fırsat.

Emine Öztaner

Yorumlar

 
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up