Woody Allen’in Aşk Üçgeni!

Eleştiri Manşet

Variety’den Owen Gleiberman’in eleştirisi…

Café Society, Jesse Eisenberg ve Kristen Stewart’ın eşleştiği, güzel görünmesinin yanında Hollywood’u haddinden fazla anımsatan, Woody Allen’ın Aşk üçgeni!

Yeni bir Woody Allen filmi söz konusu olduğunda her zaman, son yıllarda Cannes Film Festivali açılışlarında gösterilen Hollywood Ending ya da Midnight in Paris gibi ıvır zıvırlar yerine, filmin Blue Jasmine gibi üst düzey bir çalışma olacağına dair bir umut olurdu. Bulunduğumuz noktaya baktığımızda ise o ıvır zıvırlardan birinin geleceğini düşünmeye başladık. Bu noktada akıllara bir soru takılıyor: Bu film üst düzey çalışmalardan, Allen’in büyüsünü konuşturduklarından mı olacak?

Jesse Eisenberg, Bronx’ta yaşan tatlı, naif ve bahtsız bir genci canlandırıyor filmde. Bu genç 1930’larda şansını denemek için varını yoğunu ortaya koyarak Hollywood’a gidiyor. Bu karakter inanılmaz enerjisi, kaliteli gösterişiyle Allen’ın büyüsünden ufak bir parça almış. Ama yine de film, izlenebilir olmasının yanında, gerçek bir filme dönüşmeyi bekleyen bir müsvedde olduğu hissinin üstesinden gelemiyor. Eisenberg ve başrolü paylaştığı özgüvenli ve canlı Kristen Stewart arasında ara ara çarpışan romantik kıvılcımlarla Café Society, son iki filminden (Magic in the Moonlight ve Irrational Man) daha fazla Allen izleyicisine hitap etmeyi başardı, çünkü son iki filminde tutkuyu izleyiciye hissettirmektense sürekli üzerine konuşulması durumu vardı.

Geniş pilili pantolonu ve kıvırcık kabarık saçlarıyla çok yakışıklı gözüken Eisenberg, çok bariz direktiflerle ‘Allen’ın ekran ruhunu yansıtmaya çalışan aktörler‘ isimli uzun listenin son ismi olmuş gibi gözüküyor. Birçoğundan çok daha başarılı bir iş çıkarttığı söylenebilir ki bunun sebebi de Eisenberg’in, Allen kendi özellikleri olan, kelime sihirbazlığı ve başkalarını memnun edememe güvensizliğinden doğan ufak bir heyecanıdır. Eisenberg, Bobby Dorfman isimli birini canlandırıyor. Dorfman, bir havuz partisinde Ginger Rogers ya William Powell için yürüttüğü pazarlıklar hakkında kafası ütülenmeden kendi etrafında dahi hareket edemeyen, gazi bir ajan olan amcası Phill’in (Steve Carell) ofisinde çalışmak üzere Hollywood’a gider. Phill’in Bobby’i yozlaşmış gösterişli bir dünyanın içine çekmesinden şüpheleniyoruz –belki de ümit ediyoruz- ama Carell, Phil’i balık etli, çok çalışan, yeğenine iş veren ve onu fırsat buldukça doğru insanlarla tanıştıran A klas bir insan olarak canlandırmış.

Bu doğru insanlardan biri de Phill’in sekreteri, Vonnie (Stewart), Hollywood oyununu reddetmiş, eskiden masum bir kız olan, narin ama insanı savunmasız bırakacak kadar mantıklı bir kadın. Vonnie, Bobby’i daha önce planlanmamış bir ‘ünlülerin yaşadığı malikaneler’ turuna çıkarır. Bu sırada hayatın kendisinden daha kaliteli bir hayat yaşayan film yıldızları hakkında konuşurlar, bu esnada Vonnie ısrarlar normal bir yaşantının kendisini daha mutlu edeceğini söyleyerek Bobby’i bu düşünceye teşvik etmeye çalışmaktadır. Stewart bu cümlenin gerçekliğine dokunmanızı sağlıyor. Ateşliliğini Bobby’nin yeleğine yakın tutarak, birkaç kadınsı hareketle ve oyuncuya çok yakışan sessiz bir özgüvenin sonunda saf Bobby’nin âşık olması hiç de zor olmuyor tabii ki.

Ama burada tabii ki bir durum var, Vonnie’nin zaten bir erkek arkadaşı var. Ve bu erkek arkadaş daha önce gördüğümüz, karısını terk edip Vonnie ile evlenme sözü veren Phill Amca’dan başkası değil. Bu aşk üçgeninde hiçbir orijinallik yok, özellikle de bunun bir Woody Allen filmi olduğunu göz önüne alırsak. Hatta “Manhattan” filmindeki aldatma üçgeni ve daha başka birçok filmden birebir anlar gördüğümüzü de belirtebilirim. Soru şu: bu sefer durum nereye götürecek? Cevap mı? Çok da ilginç bir yere değil. Carell’in canlandırdığı Phill, her ne kadar karısını aldatıyor olsa da, duygusal bağlılığı yüzünden bir kurban gibi lanse ediliyor ve Vonnie her iki erkeği de sevdiği konusunda ısrar ediyor.

Tinseltown arka planı ise, Vittoria Storaro’nun koyu tonlu sinematografisi, ağız sulandırıcı çekimleri ve orijinalliğiyle adeta farklı bir hikâye anlatıyor. Renk ve gölgenin efendisi Storaro, tahta panelli ofis ve restoranları adeta bir ArtDeco rüyasına dönüştürüyor. Café Society’nin her sahnesi klasisizmden nasibini almış. Ama bunların hepsi, Allen’ın, yakın zamanda Coen kardeşlerin “Hail, Caesar!” da yapmış olduğu gibi, eski Hollywood’a can verebilmiş olmasını istemekten başka bir işe yaramıyor maalesef.

“Café Society” başlığının ne demek olduğunu merak ediyorsanız, eskiden New York’taki jet-sosyetenin yaşantısını ifade ediyor, Vonnie tarafından reddedildikten sonra Bobby’nin döndüğü hayat. Klişe bir gangster olan kardeşi Ben’in (Corey Stoll) gece kulübünde çalışmaya başlıyor ve güya züppelerin arasında kendi yerini buluyor. Bu esnada filmin tamamen baştan başladığı gerçeğinin yarattığı hayal kırıklığı hissinden kaçmak kolay olmuyor. Bir de bu sefer, göstermek yerine, anlatmaya başlıyor. Allen kendi filmini kendisi anlatmayı tercih etmiş, ilk başta problem gibi gözükmeyen bu durum, sesindeki didaktik melankoli sebebiyle seyirciyi, söylediği her şeyi dinlemek zorunda bırakıyor! “Bobby politikacılar ve gangsterlerle tanışıyor! Bobby önemli bir adam oluyor!” Ki aslında bunların filmin özünde görebilmeliydik. Eisenberg’in beğenilebilir performansının yeşermesine izin verilmemiş, karakterin gelişmesi tamamen gece kulübü ve beyaz takım elbise giymeye başlaması üzerinden verilmeye çalışılmış ve karakter yas tutan aynı adnda da tatlı, naif çocuk olarak kalmış. Sonuna gelindiğinde ise konunun, büyük insanlar yanlarında bir aşkın hayaletini taşısaydı neler olabilirdi? olduğu anlaşılıyor. Ama bu konunun seyirciyi etkilemesi için, kalplerde hissedilebilmeliydi, kafalarda anlaşılması yeterli değil. Café Society’de, eğer Allen en iyi filmlerinde yaptığını yapsaydı, konfor alanından ayrılsaydı, ortaya nasıl bir şey çıkardı acaba?

Çeviri: Dilara Ekşi

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up