Yeşim Tonbaz: Ve Türk Sineması ‘Kadından Karakter’ Yarattı

Serbest Kürsü

yesim-tonbaz

‘Kadının adı yok’ vurgusuna ve de kurgusuna girmeden, sinemamızdaki kadın karakterleri anlatabilmenin mümkünlüğünü denemek istedim.

Ne olursa olsun, nasıl sunulursa sunulsun, ‘bizden olanı’ ortaya koyan sinemamızın kadın karakterlerinde annemizi, teyzemizi, kendimizi, eltimizi görmemiz muhtemel ötesi. Öyleyse, bir de buradan bakalım diyerek, ‘yeni yüzyıla yeni bir kadın’ sloganıyla girmemize imkân tanıyacak birkaç satır karalamaktır niyetim.

Çünkü biz, severiz sinemamızı. Tatlı tatlı İzledik ve izlettik. Ağladık ve güldük. Hatta benzedik, benzetildik. Var olmayanları var ettik. Defaatle izlemenin, ilk kez izlemekten daha da keyifli olabileceğini delillendirdik.

Resmedilen kadın profillerinden bağımsız, karakter dönüşen bir Fosforlu Cevriye’nin endazesi bol cümlelerinin altında ezilmekliğimizi unutmadık. İflah olmaz bir mahalle kızının çok içli, çok sahici hikâyesinin, değil yerli sinemanın, sinema tarihinin en egzantirik repliklerine imza atan (dilimize kazandıran mı demeliydim?) bir fosforlu var ederek, en az üç kez çekilecek bir karaktere dönüştürülmesini seyreyledik defaatle. Hâsılı, sevdik ama uyarılmadık da değil; “Beni seveceksen dikkatine limon sık. Aşkı bırak, adam ol!”

Dahası, adile teyzenin kanatları altına sığınmanın dayanılmaz hafifliğini dilemeden büyümedik, büyüyemedik. Bir hikâyenin değil, bir karakterin karakteri olmakla, ‘bir Adile Naşit kolay yetişmiyor’ dedirten zenginliğimizdir ‘adile teyze’. Tiyatrocu bir aileden gelmekle, yıldızı en bol filmlerin karakteridir üstelik, hiç yalnız kalmamış, hep iyilerle, hep iyiyi canlandırmıştır. Gülüşüyle dahi güldürebilen, bir göbek atışta tüm derdi kederi atabilen, kuzucukların sığınağı, turşu suyunun sirke destekçisidir vesselam. ‘Seni sevmeyen ölsün’ şarkısı sanki ona yazılmış, sevmeyene rastlamak ne mümkün.

Ya Balıkçı Güzeli Azize’ye ne demeli? Şu karakter tablosunda bir Karadenizli olmayacaktı da kim olacaktı, dedirten, doğallığı ile denizdekilerden sonra karadakilerin de sevgisini kazanan Azize’nin, bir de şarkı söylemesi yok mu… O söylerdi de biz nasıl dinlemezdik, bir Şopen ilgisiyle? Balık kokulu güzelin şapkasından kazağına sevdik de onu, ne zaman ki kürkler içine girdi, “Sen de değiştin be Azize’m” deyiverdik. Çünkü Azize’m, biz bir balıkçı güzelini sevdik…

Hep tatlı, sevimli, tonton, naif olması mümkün değil tabi kadının. Ayar vereni, bakınca titreteni, konuşmaya yürek isteyeni de var elbet. Şoför Nebahat namlı bir ‘ağır’ ablanın varlığı, sinemamızın önemli bir karakter boşluğunu dolduruyor. Zira bir İstanbul beyefendisi ile bir hanımefendi muhabbeti yapmakla, sarkıntılık eden bir müşteriyi krikoyla kovalamak arasına bıçkın kabadayı modeli eklemek, kadın hikâyesi anlatırken zaruridir, değil mi? Neyse, ‘Marsilya’ya vali’ olmadan ‘naylonu fazla hışırdatmayı bırakıp’, ‘Nebahat abla doğulmaz, Nebahat abla oldurulur’ sosyal mesajımla bu bahsi bitireyim. Çünkü Şoför Nebahat olsa öyle yapardı.”

Ancak, bunca güzelliğiyle tevarüs ettiğimiz sinemamızın yeni bir asrın kapısını araladığı şu günlerde, yıllardır ve yıllardır ‘kadın’ üzerine konuşan ama bir ‘karakter’ üretemeyen yeni dönem sineması için, kadının bereketini sinemaya taşıyabilen ve bu bereketten faydalanabilen bir sinemaya dair duygu dolu bir temenniyi de şuracığa bırakmak isterim.

twitter.com/velespitil

Yorumlar

 
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up