Bizimle İletişime Geçin

Uncategorized @tr

Ve ‘Çoğunluk’ cesareti yendi…

Yayınlandı

tarihinde

muhammeduyar copy

“İşte böyle… Biz ne dersek diyelim, neresinden tutarsak tutalım ortada bir değil birçok ‘Çoğunluk’ var. Ve bu ‘Çoğunluk’lar cesaretimizi toplayıp üzerlerine yürüyemediğimiz sürece galip gelmeye devam edecekler.”

Ve ‘Çoğunluk’ cesareti yendi…

Geçtiğimiz günlerde Seren Yüce’nin bol ödüllü filmi Çoğunluk’u izledim. Geçen yıl adını çok fazla duyduğum filmi izleme fırsatım olmamıştı. Gerçi bir filmin adını ne kadar çok duyarsam o filmi izleme isteğim de o oranda azalıyor.

Filmi evimde izledim. Bilgisayarın başına geçtim ve 47. Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini alan bu filmi izlemeye başladım. Film başlangıçta çok iyiydi, lakin dakikalar ilerledikçe bazı duyguların sapmaya başladığını gördüm.

Öncelikle ve kafama takılan ilk kavram ‘Çoğunluk’ oldu ister istemez. ‘Çoğunluk’, filmin anlatmak istediği şekilde bakacak olursak erkek kahramanımızın yani Mertkan’ın etrafındakilerdir. Ve filmin başından sonuna kadar bu çoğunluğun baskısını görürüz ekranımızda… Peki Gül’ün etrafındaki ‘çoğunluk’ ne olacak? Onun okumasını istemeyen, onun Van’a tekrar geri dönmesini isteyen bir ‘Çoğunluk’ daha var. Film de çok az bir bölümde bu çoğunluktan bahsediliyor. Burada ‘çoğunluk’ ifadesini bilerek kullanıyorum çünkü filmin bakış açısından olaylara yaklaşacak olursak her insanın etrafındakiler onun çoğunluğudur.

Kendi etrafındaki çoğunluğu seçme hakkı olmadan Van’da Kürt bir ailenin çocuğu olarak doğan Gül bir yandan büfelerde çalışmakta diğer yandan üniversitede Sosyoloji(!) okumaktadır. Gönlünü kaptırdığı erkek ise babası zengin(!) bir Türk delikanlısıdır. Delikanlının duyguları ilk başta çok normaldir. Ve fakat ilerleyen günlerde hem babası hem de arkadaşları “Gül gibi kızların” sadece gönül eğlendirmek ve (mazur görün) işiniz bittiğinde hızla terk edilecek kızlar olduğunu öğütlemesi neticesinde Mertkan’ın duyguları değişmeye başlar.

Elbette her yönetmenin anlatmak istediği bir hikâyesi ve filmini göstermek istediği bir bakış açısı vardır. Film eleştirmenlerin görevi ise bu bakış açısını çeşitli sorgulamalara tabi tutmak ve onun daha da anlaşılır hale gelmesini sağlamaktır. Tabii ki olumsuz bakmak isteyenler için de anlaşılır kılmak önemlidir. Yönetmen ülkemizde yıllardır adının konulmasından bile korkulan “Kürt Meselesi”nin çok güzel işlenilebileceği bir konu seçmiş, bu konuda tebrik ediyorum. Ama sıkıntı bakış açısının taraflı olması. Sadece zengin(!) Türk delikanlısının etrafındaki çoğunluğun suçlu gösterildiği -ya da suçlu demeyip eleştirildiği diyelim- bakış açısını ben sağlıklı bulmuyorum.

Eğer erkek ve kız birlikte cesaret gösterseler birlikte olmaları için hiçbir mani yok. Hani bir tabirimiz var ya ‘babalar gibi’ diye, işte aynen öyle, birbirlerini gerçekten seviyor olsaydılar babalar gibi aşklarını devam ettirirlerdi. Yok, bunların derdi zaten aşk değil de gönül eğlendirmek ise işte burada ortaya çıkan ‘çoğunluk’ tamamen farklı oluyor. Çünkü bu çoğunluğun kaynağı “cahillik”. Ve cahillik kolay kolay alt edilemiyor. Bir erkek bir kızla sırf eğlence amaçlı, günübirlik bir ilişki derdinde ise o gencin sorununun milliyetçilik olduğunu söylemek kimsenin haddi değildir.

Filmin sıkıntısı da tam bu noktada ortaya çıkıyor. Mertkan’ın etrafında oluşan günübirlik eğlence çoğunluğu, yani arkadaşları, milliyetçilik çoğunluğu, yani babası ve babasının arkadaşlarının oluşturduğu çoğunluğun arasındaki fark tam olarak ortaya koyulmuyor. Çünkü her zaman yaptığımız gibi yine kısa sürede çok mesaj verme derdindeyiz.

Kısacası filmi genel olarak beğenmeme nedenim meseleye günümüzdeki bazı siyasetçiler gibi yaklaşması. Sorunu ortaya çıkartalım, ne kadar büyük bir sorun olduğunu herkese gösterelim, bu sorun yüzünden kavuşamayan âşıkları görsünler ama biz bir çözüm önerisi sunmayalım. Peki ey sanatçı, içerisinde senin önerin olmayan bir çözüme yıllar sonra sen itiraz etmeyecek misin? Neden karınca misali ateşi söndürmek için bir yudum su taşımıyoruz da karga gibi ateşi herkes görsün diye sürekli odun taşıyoruz? Bence bu da azımsanmayacak derecede büyük bir ‘çoğunluk’ problemi!

Bu kadar sözün ardından filme dönecek olursak, filmin çok beğendiğim 3 karakteri;
1) Anne: Etrafındaki duygusuzluk çemberinin içinde boğulan ve tek yapabildiği gözyaşı dökmek olan anne. Kürt ya da Türk değil, o sadece anne!

2) Temizlikçi kadın: Kendisine edilen onca hakarete rağmen sevgisi bitmeyen bir kadın.

3) Erkek yeğen: Elinde oyuncak tabancası ile aile efradından aferin alan geleceğin ‘Kemal’i, yani babası. Mertkan demiyorum çünkü o çocuk Mertkan kadar gel git yaşamayacaktır.

İşte böyle… Biz ne dersek diyelim, neresinden tutarsak tutalım ortada bir değil birçok ‘Çoğunluk’ var. Ve bu ‘Çoğunluk’lar cesaretimizi toplayıp üzerlerine yürüyemediğimiz sürece galip gelmeye devam edecekler.

Muhammed Uyar
muhammeduyar@sinefesto.com

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
1 Yorum

1 Yorum

  1. meryemgenc

    09 Ağustos 2011 at 17:28

    Aynen yönetmenin röporatjından alıntıdır : “Ben bunu bu meseleye çözüm bulan bir film olarak görmüyorum açıkçası ama çözüm arayan diyebiliriz.”

    Bazı filmler varsın yol göstermesin ama yolu göstersin. rahatsız etsin. böyle böyle durumlar var ey seyirci desin.

    Katılıyorum Muhammed Bey’e üzerine gitmediğimiz takdirde ‘çoğunluklar’ galip gelecek.

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Tören 25 Nisan’da!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Adayları geçtiğimiz gün belli olan 93. Oscar Ödülleri’nin merakla beklenen ödül töreni tren garında düzenlenecek.

Geçtiğimiz haftalarda seyirci katılımıyla düzenleneceği açıklanan 93. Oscar Ödül Töreni‘nin bir kısmı tren garında gerçekleşecek. 25 Nisan tarihinde düzenlenmesi planlanan töreninin, COVID-19 önlemleri kapsamında bu karara varıldığı da yapılan açıklamalar arasında.

Törenin geleneksel olarak yapıldığı Dolby Tiyatrosu‘nun yanında Los Angeles şehir merkezindeki geniş tren garında (Union İstasyonu) düzenleneceği, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi Başkanı David Rubin tarafından e-posta ile açıkladı.

Salgın hastalıktan korunmak için geniş boşlukları ve mekanları mercek altına alan akademi, seyirci katılımı ile gerçekleşecek olan törenin detayları hakkında henüz açıklamada bulunmadı.

Okumaya Devam Et

Film

Emma Corrin’in Yeni Projesi Belli Oldu

Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Emma Corrin'in Yeni Projesi Belli Oldu

The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parlayan Emma Corrin’in gelecek projesi belli oldu.

Son zamanların dikkat çeken oyuncularından Emma Corrin‘in yeni projesi belli oldu. Konuşulan isim, D. H. Lawrence tarafından 1928 yılında yayınlanan Lady Chatterley’s Lover kitabının film uyarlamasında başrolü üstlenecek. Pennyworth dizisi ile güzel bir çıkış yakalayan Emma Corrin, Netflix’in çok sevilen ödüllü dizisi The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parladı.

Daha önce bir kere sinemaya, bir kez de diziye uyarlanan kitabın yeni film uyarlamasını, Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek. Filmin senaryosunu ise Life of Pi’nin senaristi David Magee kaleme alacak.

Detaylı bilgilerin henüz açıklanmadığı film, doğuştan varlıklı bir aileden gelen talihli Lady Chatterley adındaki genç bir kadının yaşadıklarına odaklanacak. Şimdiden meraklandıran film, evlendiği adama evlendikten sonra aşık olan Lady Chatterley’nin avcı bir adamla yaşadığı aşkı ekranlara taşıyacak.

Okumaya Devam Et

Liste

Amazon Prime’da Kaçırılmaması Gereken 10 Dizi

En iyiler!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Dünya genelinde 150 milyon abonesi olan, köklü stream platformu Amazon Prime’da kesin izlemeniz gereken 10 diziyi listeledik. İyi seyirler!

Community (2009–2015) IMDb 8,5

Diplomasının sahte olduğu ortaya çıkan Jeff Winger üniversiteye geri gönderilir ve burada en az kendisininki kadar şüpheli geçmişe sahip öğrenci ve öğretmenlerle tanışır. Lisans diploması iptal edilen avukat Jeff Winger, üniversiteye geri döner ve burada birkaç tuhaf tiple bir çalışma grubu kurar

Upload (2020– ) IMDb 8,0

Upload konusu, yakın geleceği ele alıyor. Dizide sanal gerçeklik hizmeti veren şirketin müşteri hizmetlerinde çalışan Nora ve arkadaşı Nathan’ın yaşadıklarını anlatılıyor.

Yakışıklı ve parti sever Nathan, kendi sürdüğü arabanın kaza yapması sonucu ağır yaralanır. Nathan’ın kız arkadaşı Nathan’ı ölümden sonra yaşamı deneyimlemek için Nora’nın çalıştığı sanal gerçeklik şirketindeki sanal gerçeklik dünyasının içine gönderir.

Counterpart (2017–2019) IMDb 8,1

Counterpant, çalıştığı şirkette paralel evrene açılan bir kapı olduğunu keşfeden bir adamın hikayesini konu ediyor. Howard Silk, Birleşmiş Milletler’e bağlı Berlin merkezli bir casusluk ajansında çalışmaktadır. Neredeyse 30 yıldır aynı şirkette çalışan Howard, tam olarak ne iş yaptığını bilmemektedir.

Fleabag (2016–2019) IMDb 8,7

Fleabag dizisinin temelini genç bir kadının insanlar ile olan ilişkilerini anlatması oluşturuyor. Takma isim olarak Fleabag adını kullanan genç bir kadının 30’lu yaşlarını sürdürürken hayatında gerçekleşen olayları aktaran bu dizi Londra’da geçmektedir.

Carnival Row (2019– ) IMDb  7,9

Carnival Row, Pact ve Burgue isimlerindeki iki ülkenin Peri Diyarı’nın hakimi olabilmek için verdiği savaş ile başlıyor. Savaşın kazananı Pact olduktan sonra da periler için zulümle dolu bir yönetime geçiliyor. Mitolojik canlıların insanlardan korktukları için temel özgürlükleri kısıtlanıyor

The Mentalist (2008–2015) IMDb 8,1

Kaliforniya Araştırma Büro’sunda (CBI), Lisbon’ın (Robin Tunney) önderliğinde ve gizemli cinayetleri çözmeye çalışan bir ekibe dahil olur ve kabiliyetini CBI’a verilen davaların sonuca ulaştırılması için kullanır. Fakat artık hayattaki tek amacı, karısı ve kızını öldüren Red John’dan intikamını alabilmektir.

 The Marvelous Mrs. Maisel (2017– ) IMDb 8,7

The Marvelous MrsMaisel 1960’lı yıllarda, New York City’de geçiyor. Şehrin lüks semtlerinden birinde eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşayan Miriam “Midge” Maisel hayatta istediği her şeye sahiptir. Ancak bir gün tesadüf eseri, hiç bilmediği bir yeteneğe sahip olduğunu keşfeder ve bu gelişme hayatını derinden sarsar.

The Americans (2013–2018) IMDb 8,4

The Americans; Soğuk Savaş döneminde 1980’li yılların başlarında, Ronald Reagan’ın ABD başkanlık koltuğuna geçmesinin hemen ardından; Washington, DC’de bir banliyöde çevreye iki Amerikalı görünümü veren ancak gerçekte iki KGB ajanı olan evli bir çiftin hikâyesini anlatıyor

Hannibal (2013–2015) IMDb 8,5

Dr. Hannibal Lecter’ın çaylak FBI ajanı Clarice Starling’in büyük hatası sonucu hücresinden kaçışının üzerinden yedi yıl geçmiştir. Dr. Lecter, bu kaçışının ardından Floransa’ya gidip yerleşmiş hayatın tadını çıkarmaktadır; fakat Clarice Starling hala Dr. Lecter ile yedi yıl önce en yüksek güvenlik önlemlerinin olduğu tehlikeli deliler koğuşunda yaptığı görüşmeyi unutmamıştır.

Dr. Lecter’ı unutmayan biri daha vardır: Mason Verger. Dr. Lecter’ın eski bir kurbanı olan Mason Verger onun elinden güçlükle kurtulmuştur. Verger domuz besiciliğiyle kendine bir imparatorluk yaratmıştır ve de Dr. Lecter’dan intikam alma duygusuyla yanıp tutuşmaktadır. Dr. Lecter yüzünden bir soluk makinesine bağlı yaşamak zorunda kalan Verger’in zenginliği sayesinde elinde çok geniş imkanlar vardır ve kendi kurduğu dünyada en ufak bir hareketi bile hissetmektedir. Mason Verger sonunda Dr. Lecter’ı nasıl tuzağa düşüreceğini bulur. Dr.Lecter’a onun için dünyanın en değerli ve en zarif yemini sunacaktır. Verger’in bu yemi Dr. Lecter’a sunmasında Clarice Starling’i kendinde bir saplantı haline getiren FBI başmüfettiş yardımcısı Paul Krendler da ona yardım edecektir.

Mozart in the Jungle (2014–2018) IMDb 8,2

Mozart in The Jungle’ın konusu New York Senfoni Orkestrası’nın emektar Şefi Thomas’ın yerine dönemin en başarılı, genç şefi Rodrigo’yu getirmesi üzerine şekilleniyor. … Bunların yanında New York Senfoni Orkestrası’nda yer almak için can atan obuacı Hailey’in hayatı dizide anlatılıyor.

Okumaya Devam Et

Popüler