Abdulhamit Güler: Var Olamayan Sinemamız

Serbest Kürsü

abdulhamit-guler

Bir yolun başındaysanız dönüp arkanıza bakmazsınız. Çok ilerlediğinizde ardınıza bakmak tercih değil zaruret halini alır. Nisyan ile malul olan beşeriyetin getirisi olarak da hatırlamak ve hatırlatmak zorundayız. Fekat eğer onca yolu gidip ardınıza döndüğünüzde bir şey göremiyorsanız ciddi sorun var demektir. O vakit yerinizde sayarsınız, tereddüt edersiniz. Nereden geldiğinizi, ne kadar yol aldığınızı bilemeyince sonrasına dair cesaretiniz kırılır ve bir adım daha atacak takati bacaklarınızda bulamazsınız. Yani yol bir yükseliştir. İlerleyiş, durdurulamayıştır. Yükselmeyen, duran ve ilerleyemeyen yolcu, yolda kalmamalıdır.

Fazla soyut gelebilir ama sinemamızın yaşadığı tam manasıyla böyle bir şey. Hemen hemen coğrafyamızdaki bütün ülkelerle birlikte sinemayla tanışmışız. 20. Yüzyılın başı ile birlikte kamera çalışmaya başlamış ve bugüne kadar hiç durmamış. Fekat durmayan kameranın hal-i pürmelali, onca yol aldıktan sonra geriye döndüğünde bir şey göremeyen yolcu gibi. Geçmişini inkâr eden bir zihniyetin inkılap adını verdiği (İnkılap, kalben kabul etmek demektir. Anadolu’da ‘ilkeler’ denen şeylerin halka nasıl kabul ettirilmeye çalışıldığını düşünelim) yeni adımlar, geride bırakılan yolların patır patır dökülmesine yol açar. Sinema, en genç sanat olmasıyla çelişik gibi görünen biçimde, kadim geçmiş ile fazlasıyla bağlantılı ve asırların biriktirdiğinin üzerine bina edilen kuramlarla yol alan bir sanat. Haliyle, geçmişinden uzak tutularak sinema yaptırılmak istenen nesillerin, resmi ideolojinin propaganda aracı haline gelen beyaz perdede yarına bir şey bırakması hayalden öteye geçemez.

‘Türkiye Sineması’ diye bir şeyin olup olmadığı meselesini bu fikir üzerine bina ederek fikretmek lazım gelir. Darbeler, zulümler, inkârlar ve yapaylıklar üzerine bina edilen sanat algısının ürünleri, kendini aşamamış çabanın ötesine de geçemiyor.

Sinema tarihimiz boyunca ne vakit birileri bu toprağın insanına, köküne, kökenine dokunsa tarihi adım atmış oldu. Lütfi Ömer Akat’tan Metin Erksan’a, Yılmaz Güney’den Yücel Çakmaklı’ya, Halit Refiğ’den Semih Kaplanoğlu’na kadar birçok isim Anadolu toprağının kirine ve kiline dokundu. Sinemamız ancak böyle yol aldı ve bugünlere geldi.

Şimdi ise daha ümitliyim. İnkâr politikalarının son bulduğu, herkesin kendini ifade edebildiği, tam manasıyla toplumsal dönüşüm ve devrim yaşandığı şu günlerde sinemamız da kendi devrimine doğru yol alıyor. Kolay değil elbet. Söz konusu sanat olunca asırları devirmek gerekebilir. En genç sanat olan sinemanın, zamanın ruhunu hızlandıran ve asırları senelere indiren işlevselliği ile düşününce, birkaç on yıl içinde gönül rahatlığıyla isminden söz edeceğimizi söyleyebilirim.

Yarınları, birkaç on yıl sonrasını icra edecek bugünün gençlerine düşense, komplekslerinden arınmış, kendine güvenen, ancak liyakat sahibi, fikrinin hakkını veren donanım ile gerekeni yapmaktır.

Sinemacılar, yeni dünya sizin omuzlarınızda yükselecek. Yüksünmeyin, yürüyün. Ardınıza baktığınızda gördükleriniz, yanınızda duranlar olacak. İşte o zaman yol da sizin, yarın da…

twitter.com/_hayirlisi_

Yorumlar

 
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up