Unutmak İçin mi Film İzleriz, Hatırlamak İçin mi?

Eleştiri Genel Serbest Kürsü

Asude Yağmur Durgun yazdı…
Son filmi The Revenant’la bir hayli kendinden bahsettiren Oscar ödüllü yönetmen Alejandro Gonzalez Inarritu, uzun dönem severleri tarafındansa eleştiriliyor. Peki neden?

63’te Mexico City’de doğan Inarritu kariyerine radyo programı sunarak başlar. Daha sonra film müzikleri bestelediği sırada ilk üç uzun metraj filminin senaryosunu yazacak olan Guillermo Arriaga ile tanışır. 90’ların başında Raul Olvera ile birlikte kurduğu prodüksiyon şirketi Z Films altında çeşitli projelerini hayata geçirir.

İlk uzun metraj filmi Amores Perros (Türkiye’de “Paramparça Aşklar ve Köpekler” adıyla gösterime girmişti.) hatırı sayılır bir başarı yakalar. Inarritu’nun ölüm üçlemesinin ilk ayağı olan filmde, bir trafik kazasında kesişen üç farklı öyküyü izliyoruz. Yönetmen hem içerik hem de görüntü diliyle daima seyirciyi rahatsız ediyor. Metaforlar inanılmaz etkili kullanılmış, bir tanesini yakalayınca gözünüz diğerlerini aramaya başlıyor. Artık edilgen değil, etken bir izleyici oluveriyorsunuz.  Meksika’nın Pulp Fiction’ı olarak da adlandırılan filmin esasında entegre kurgu dışında başka bir ortak noktası olmadığını söylemek mümkün. Tarantino hayatın gerçeklerini müstehzi bir dille düşündürtmeyi seçerken Inarritu bu gerçekleri izleyicinin yüzüne tokat gibi çarpıyor.

“Tanrıyı güldürmek istiyorsan ona planlarından bahset.”

İki kısa filmden sonra ikinci uzun metrajlı filmini üç yıl sonra çeker Inarritu: 21 Grams. Yine üç farklı hikayeyi bu sefer farklı noktalarda birleştiren ve birbirine dahil eden Inarritu, doğrusal olmayan bir zaman akışı kullanmış. Geçmiş, gelecek ve bugünün bulanıklığı zihnimizi meşgul edince daha bir dikkatle izliyoruz filmi. Sonu görmüş olsak bile olayların buraya nasıl gelmiş olabileceğine dair merakımız canlı kalıyor. Bittikten sonra ise kafanızda bin bir düşünceyle sorguluyoruz yaşamı ve ölümü.

“Kaç hayat yaşarız? Kaç kez ölürüz?
Ölüm anında 21 gram kaybettiğimizi söylüyorlar. Hepimizin.
21 grama kaç yaşam sığar?
Ne kadarı kayıp? 21 gram ne zaman eksilir? Ne kadarı onunla gider? Ne kadar kalır geriye?
21 gram. Beş madeni paranın ağırlığı. Bir kuşun ağırlığı. Bir kalıp çikolata.
21 gram ne kadar eder?”

Ölüm üçlemesinin son ayağı olan Babel’de, elimizde yine farklı noktalarda buluşan üç öykü var. Brad Pitt ve Cate Blanchett gibi iki adet fazlasıyla aşina olduğumuz ismin yer aldığı film bu sefer bizi dünyanın bir ucundan diğerine götürüyor. “Önyargı dolu bir dünyada önyargısız bir film yapmak istedim,” diyen Inarritu, işitme engelli bir Japon kızın toplum karşısında yaşadığı dışlanmışlık hissinden tutun Amerikan medyasının olayları ne denli kendi istediği şekilde yansıttığına kadar bir çok meseleye değinmiş. Fazla repliğin olmadığı film, gerek oyuncuların gerek sinematografinin büyüsüyle duyguyu hissettirmeyi başarıyor.

2010’da gösterime giren “Biutiful” filmi ile Inarritu senaryoyu da kendi ellerine alıyor. Inarritu’nun imzası haline gelen çekim tekniklerini ve planlarını bu filmde de görüyoruz. Ancak bu sefer tek bir adamın öyküsünü izliyoruz. Abisiyle ilişkisi olan bipolar bir eş, sefalet içinde hayatlarını idame ettirmeye çalışan kaçak Çinli işçiler, evsiz Senegalliler ve pankreas kanserinden her gün ölüme biraz daha yaklaşan baba. Rüya gibi gelen ama ark sokaklarında sefaletin kol gezdiği Barcelona. Öyle ki en sonunda ölüm bir korkunç bir şey olmaktan çıkıyor. Güzellik adına hiçbir şeyin olmadığı filmde “güzel” de doğru şekilde yazılamıyor.
“Bu hayat sana karşılıksız verilmiş bir hediye. Zamanı gelince, yine karşılıksız geri vermen gereken.

2014’te ise Inarritu beklenenden çok daha farklı bir yapımla çıkar izleyicinin karşısına: Birdman or (The Unexpected Virtue of Ignorance) Eskiden Birdman karakteriyle ünlü olmuş bir tiyatro oyuncusunun gündemde kalma hırsını ve bu sırada kendi benliği ile verdiği savaşı izliyoruz. Oscar’da En İyi Film Ödülü’nü alan ve Inarritu’ya da “En İyi Yönetmen” ödülünü kazandıran filmin ilk doksan dakikasını tek plan gibi göstermeyi başarmış yönetmen. Adeta bir tiyatroda gibiyiz. Inarritu yine ayrıntılara derin anlamlar yüklemiş olsa da film geniş çaplı tartışmalara konu oldu. Broadway üzerinden Holywood’u, eleştirmenleri, süper kahramanları hicveden filmin diğer yandan eleştirmenlerden topladığı beğeniyle Oscar’da dört heykelciği alması da ironikti.

birdman

Birdman’e kadar bütün Inarritu filmlerinin ortak noktası, filmden sonra seyircinin adeta dayak yemiş gibi hissetmesidir. Gerçek dünyadan kaçmak için izlenmez Inarritu. Birdman ise gerek seyirciyi gerçeklerden alıp götürmesi, gerekse film bittikten sonra görselliği dışında akılda çok da bir şey bırakmamasıyla Inarritu’nun farklı bir alana geçiş yaptığı izlenimi veriyor. Filmin sonuna doğru, Macbeth’ten bir tirat insanı etkiliyor:

Yarın sonra yine yarın, yarın diyerek küçük adımlarla ömrün son hecesine kadar ilerleyecektir zaman. Ölüm yolunda ilerlerken bütün dünlerimiz, geçmiş günlerimiz, sersemlere ışık tuttu. Sön, cılız kandil. Ömür, bir yürür gölge. Zavallı bir kukla ki sahnede salınıp çırpınarak saatini dolduruyor. Sonra bir daha da adı duyulmuyor: Bir aptalın anlattığı bir masal bu; sırf gürültü, patırtı; bir anlama geldiği de yok.”

Son olarak Leonardo DiCaprio’nun başrolde yer aldığı The Revenant ise son zamanların en çok konuşulan filmi. Oscar adaylıkları içinde en çok DiCaprio’nun alacağı sonuç ilgi çekiyor.  Leonardo’nun en iyi performansı mıydı bilinmez ama bu sefer ödüle hiç olmadığı kadar yakın gibi görünüyor. Revenant’ın sinematografi harikası bir film olduğu su götürmez. Müzikler, oyunculuklar, filmin insan üzerinde bıraktığı hissiyat muazzam ancak senaryo bu sefer zayıf kalmış gibi. Film bittikten sonra insan içeriğin değil manzaraların hakkında düşünüyor. Bir kaç silik replik belki hatırlanıyor ama diğer Inarritu filmlerinin aksine kafanın içinde zonklayıp duran bir aforizma bile yok. İzlerken insanın zihnini canlı tutan alegoriler yok. Öylece hayran hayran doğanın güzelliğine bakıyor, Glass ile korkuyor, acı çekiyor ve doğaya/tanrıya teslim oluyoruz. Perde kapanıyor.

Inarritu bugün başladığı noktadan çok farklı bir yerde. Yine de bu gittiği yolun nereye çıkacağını merak ettiğimizden bir sonraki filmi için kendimizi beklemeye alıyoruz. Birdman’e kadar bize gerçeği unutturmaya değil hatırlatmaya çalışan Inarritu’dan yana ümidim, kafamıza balyoz gibi inecek bir başka film yapması.

revenant-banner

_____

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up