Bizimle İletişime Geçin

Manşet

Ümit Ünal’dan Portakal jürisine ağır eleştiriler!

Yayınlandı

tarihinde

Altın Portakal Film Festivali’nde favori gösterilen filmi ‘Nar’ ile tek ödülde kalan alan Ümit Ünal jüriye kendi sayfasından ateş püskürdü…

48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ardından tartışmalar sürüyor.

Festivalde bir çok eleştirmen ve sinema yazarı tarafından favori gösterilen ‘Nar’ filminin sadece Jüri Özel Ödülü almasının ardından filmin yönetmeni Ümit Ünal kişisel blogunda jüri üyelerini ağır şekilde eleştirdi.

İşte Ümit Ünal’ın o yazısı…

Altın Portakal Üzerine

Ülkemizin en büyük yerli film festivali, Antalya Altın Portakal ile aramda bir mesele var. İlk senaryom Teyzem 1987’de, 21 yaşımdayken çekildi. Profesyonel olarak sinema yaptığım son 25 sene içinde hiç Altın Portakal almadım. En başarılı filmlerim başka festivallerde ödül aldıkları için Antalya’ya giremediler, bir filmim de bir komplo kurbanı olarak alınmadı. Artık “onur ödülü” alacak yaşları beklemeye başlayacaktım ki, son filmim Nar ile katıldığım 48. Altın Portakal’da bir “Jüri Özür Ödülü” verildi.

O gece ödüle bir değer atfetmediğimi açıkladım, ben verdikleri “özel” ödüle “jüri ÖZÜR ödülü” diyorum. Bir tür teselli armağanı. “Filmini takdir ettik ama ödül verecek kadar anlamadık, idare et…”. Ödülü almak için sahneye çıkınca birkonuşmaya başladım: İlk senaryomun çekilmesine önayak olan Müjde Ar’a teşekkür edecek ve bu yüzden ödülü asıl Müjde’nin hak ettiğini söyleyerek kendisine iade edecektim. “Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler”. Ama kafamın içinde dolanan binlerce tilki birkaç saniye içinde o kadar fevri davranmamam, geceyi berbat etmemem gerektiğini bağırdılar ve lafı zor bela dolandırıp yapımcıma, film ekibine, sevgilime teşekkür ederek bitirdim ve yerime oturdum.

Yarışma sürecinde diğer yönetmenlerin hevesine saygımdan sustum, zaten aynı yarışmada bulunduğum filmler hakkında ileri geri konuşmak manasız olurdu. Ama artık yarışma bitti ve sanırım konuşmamda sorun yok.

Öncelikle filmin gösteriminden hemen sonra yapılan soru-cevap toplantısının başlangıcında söylediklerimi tekrarlayayım: Ben sanat yapıtlarının yarışabileceğine inanmıyorum. Her sanatçının yazarken, çizerken, film yaparken aklında örnek aldığı ve “yarıştığı” başka sanatçılar vardır elbette. Ama benim kendime örnek aldığım yönetmenler, yazarlar ve ressamların çoğu bu ülkeden ve bu zamandan değil. Sadece Türkiye’den ve sadece son bir yılın sinema üretiminden örneklerle “yarışmak” bana çok tuhaf geliyor.

Ne yazık ki festival yarışmaları sinemanın bir mecburiyeti. Eğer bol yıldızlı, çok ticari bir filminiz yoksa, tanıtım için bol bütçe ayıramıyorsanız, filminizi görünür/bilinir kılacak tek yer film festivalleri.

Bu söylediğimde gizli bir kibir bulanlar olabilir. Gizli saklı konuşmadan açıkça söyleyeyim: Yarışmada yer alan filmlerin çoğuyla kendimi aynı “klasmanda” görmedim. Ne dil ve üslup, ne de söyledikleri şeyin derinliği ve önemi açısından aynı yerdeydik.

Ancak ben birçok izleyici ya da eleştirmen gibi “Bu kötü öğrenci filmi görünümlü filmlerin Antalya’da ne işi var?” demiyorum. Bence bir yönetmenin amatör kameralarla evinde çektiği bir filmin ya da TV dizisi estetiğine özense de kendince hikayeler anlatmaya çalışan bir ilk filmin festivalde bulunması önemlidir ve sinema yapmak isteyen gençler için teşvik edicidir. Ayrıca bu tür filmler festivalin çok sesliliğini, demokratikliğini, skalasının genişliğini gösteririr.

Ama ödüllendirmeye gelince bence iş değişir. Büyük ödül verdiğiniz bir filmi, yönetmeni geleceğe örnek olarak gösterirsiniz. Ayrıca verilen ödüller festivalin karakterini ve düzeyini belirler. Bir filme ödül vermek hem yönetmene “Çok doğru yoldasın devam et” demektir hem de sinema dünyasına “Bizim bakışımızla örnek alınması gereken film budur” demektir. Yıllar önce Zeki Demirkubuz ya da Nuri Bilge Ceylan’a peşpeşe verilen ödüller bu ülkede bağımsız sinemanınönünü açtı ve onların ardından gelenlere örnek oldu.

Nar’ın ilk gösterimi çok başarılı geçti, gösterim sonrası büyük bir kalabalığın katıldığı bir basın toplantısı yapıldı. Seyircilerle eleştirmenlerden olağanüstü övgüler aldık. Ardından Nar birçok eleştirmen tarafından festivalin en iyi filmi olarak gösterildi.

Zenne filmi de büyük ödülün önde gelen, üstelik gösterimde dakikalarca ayakta alkışlanmış bir adayıydı. Bir başka gazete haberi de yarışın Nar ve Zenne arasında olacağını ilan ediyordu.

Ama jüri Zenne’ye “En İyi İlk Film” ödülü vermekle yetindi. Filmin baş karakterini canlandıran yani baş rolü olan oyuncuya “En İyi Yardımcı Erkek” ödülü verildi.

Nar’a “sus payı” ya da “özür” mahiyetinde, gerekçesi de kaybedilmiş, ne idüğü belirsiz bir “özel” ödül verilirken En İyi Kurgu, En İyi Senaryo, En İyi Film ödülleri Güzel Günler Göreceğiz adındaki filme gitti.

Filmin genç yönetmeninin hevesini kırmak istemem ama ben bu filmin gösteriminde son 40 dakikaya dayanamayıp çıkmıştım. Eğer son 40 dakikada büyük bir sentez gerçekleştirip olağanüstü bir noktaya varmadıysa, çok acemice ve özentiyle yazılmış, belli formülleri başarısız bir şekilde uygulamaya çalışan, “Rusça Nazım şiiri okuyan Rus fahişe” gibi olağanüstü klişeleri barındıran bir filmdi. Benim görüşlerimi haset ateşinde yanan birinin sabuklamaları olarak görenler olursa filmin yukarıda paylaştığım eleştirmenler listesinde tek bir dalda bile tahminlere girmediğini ve örneğin Atilla Dorsay tarafından “beş kahramanlı karmaşık öyküsünü genelde bir klişeler yumağı halinde sunuyor ve ancak birkaç sahnesiyleetkili oluyor”, ya da Olkan Özyurt tarafından “senaryosu ve kurgusu defolu” diye anıldığını hatırlatayım.

Ödül töreninin ardından hemen hemen tüm eleştirmenler ödüllerin adaletsiz ve isabetsiz olduğu konusunda fikir belirttiler. Haberturk kanalında tören çıkışı canlı yayında Nar’a haksızlık yapıldığını belirten Burak Göral ve Mehmet Açar’ın söyledikleri benim için önemliydi. Haberturk videosunun linki burada.

Nar’a haksızlık yapıldığını düşünen bu insanların yakınım olmadığını, kimi eleştirmenlerin özellikle son üç filmimde beni yerin dibine sokan şeyler de yazdığını ekleyeyim. Nar konusunda tarafsız olduklarına eminim.

O zaman bunca insanın takdirini kazanmış bir filmin “özür” ödülü dışında görmezden gelinmesinin esbab-ı mucizesi nedir?

Bu sonuç ya jürinin sinemayı herkesten fazla bildiğini ve ödül verdikleri filmde çok özel cevherler keşfettiğini ya dasinemadan zerre kadar anlamadığını gösteriyor. Ya da (allah korusun) kişisel hınçlar gibi başka unsurların, başka hesapların işin içine girdiğini düşündürüyor.

Sakın kimse “Sen bilinen bir yönetmensin, gençlerin de desteğe ihtiyacı var” gibi martavallar sıkmasın. Film festivali, ulufe dağıtılan bir yer değildir. Gençler desteklenecek diye gerçekten iyi olanları yok sayarsanız festivalin saygınlığını azaltır, düzeyini düşürürsünüz sadece. Koskoca Altın Portakal sinema yapmak isteyen gençlere kötü bir filmi örnek gösterirsesinemaya yarar değil zarar getirir. Ayrıca kötü bir işi teşvik etmek, o işin yaratıcılarına da zarar verir, girdikleri yanlış yolu ya da eksiklerini göremeyecek hale getirir. “Genç Sinemayı” teşvik etme meraklılarına, Antalya’da 2005’te Korkuyorum Anne gibi bir başyapıtı yok sayarak En İyi Film Ödülü verilen Türev filmini hatırlatırım. Kim hatırlıyor Türev’i? Yönetmeni gerçekten teşvik görüp ikinci bir film çekti mi?

Şimdi şunu diyenler de çıkabilir: “Bu jüriyi kabul ederek yarışmaya girdin, ödül alamayınca çirkefleşmek de neyin nesi?” Cevap: Bu jüri örneğin çok beğenilen Zenne filmine ya da benim de tuhaf finaline rağmen çok beğendiğim Geriye Kalan’a büyük ödülü verseydi sesim çıkmazdı. Çünkü “sinema anlayışları böyleymiş” diyebilirdim. Örneğin hayran olduğum Kosmos, Bir Zamanlar Anadolu’da, ya da Vavien gibi filmlerin karşısında “Özel” ödül alsam anlardım. Nar mütevazı bir film, bir ana akım sinema örneği değil. Daha önceki filmlerim 9 ve Ara gibi mikro bir alandan büyük resme bakmaya çalışan, görkemli görselleri olmayan, sinema dilinde devrim yapmaya uğraşmayan, küçük ama söyleyecek büyük lafları olan bir film. Yerimi, haddimi biliyorum.

Ama bu jüri benim tanık olduğum kadarıyla hiç kimsenin beğenmediği bir filmi beğendi ve defalarca ödüllendirdi. Sadecekadınlardan kurulu bu jüri, her filmden önce dünya kadınlarının alkışlandığı, kadın temalı bir festivalde; ülkemizin asıl iktidarı, baş belası maço erkeklik kalıplarını olumlu örnek olarak sunup yücelten, tek kelimeyle korkunç bir karakteri canlandıran oyuncuya En İyi Erkek Oyuncu ödülünü takdim etti. Aynı jüri bir eşcinsel töre cinayetine kurban giden Ahmet Yıldız’ı anlatan filmde, ana karakteri başarıyla canlandıran başrol oyuncusuna Yardımcı Erkek Oyuncu ödülü verdi. Sanırım o oyuncu da benim gibi, nezaket icabı kabul etti ödülü. Bütün bunların sebebini hesabını sormak, en azından tepkimizi göstermek hakkımız var sanırım.

Maalesef henüz çok az kişinin izlediği filmlerden bahsediyoruz. Bu yazıyı okuyanların çoğunun sağlama yapma olanakları, Antalya’da yaşanan skandal havasını hissetme şansları yok. Ara filmimle çok benzeri başıma geldi. İki üç ay içinde bu filmler gösterime girdiğinde, genel seyirci karşılaştırma imkanı bulduğunda, ak koyun kara koyun belli olacak, eleştirmenlerin dile getirdiği haksızlık hissini herkes anlayacak. Ama ne yazık ki Altın Portakal’ı kimse hatırlamayacak ve herşey sessizlikle karşılanacak. Bu yazıyı, olay henüz tazeyken, herşeyin üstü toz tabakasıyla kaplanmasın ve unutulmasın diye yazıyorum.

Bakın şu linkte 2009 Cannes jurisi gazeteciler karşısında yaptıklarının hesabını verirken nasıl ter döküyor. Ben bu yılki Altın Portakal jürisinden de bir basın toplantısı yapıp neyi, neden böyle yaptıklarını ayrıntılı olarak açıklamalarını ve sorularla yüzleşmelerini bekliyorum. Bunca tartışmalı bir yarışmadan sonra lütfen cesur olsunlar ve bir basın toplantısında, çıkıp seçimlerini savunsunlar.

Yoksa bu yılki Altın Portakal da festivalin skandallarla dolu tarihinde öne çıkan bir sayfa olacak, bu sonuçlar hem ülkenin en eski film festivaline, hem sinemamıza zararlar verecek.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

Metafor Dolu 10 Film

Anlam karmaşası içerisinde beyaz perde.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sinema duyguların dışa vurumlarından oluşan; insanı insana, insanla anlatan sanat dallarından biridir. Hal böyleyken bazı yapımlar yansıtmak istediği duygu ve düşünceleri seyircinin kucağına bırakıp kaçarken, kimi filmler metafor aracılığıyla temellendirmelerini yapar. İşte etkisinden çıkmayacağınız ‘Metafor Dolu 10 Film‘ sizlerle. İyi seyirler.

İz Sürücü (1979) Stalker IMDb 8,2

Uzak bir gelecekte, bambaşka bir yaşam düzeni içerisinde, ismi olmayan bir ülkede, dünyaya düşen dev göktaşı yaşamı yerle bir ederken Zone adında esrarengiz, yeni bir bölge oluşmuştur.

Bu bölgeden içeriye girebilen insanların tutkularının gerçekleşeceğine dair söylentiler vardır. Askerler tarafından korunan Zone bölgesine sadece gerekli olgunluğa erişmiş cesur Stalker’lar girebilmekte, bölgeye giren insanlara eşlik etmektedirler. Kahramanımız Stalker, ailesinin tüm itirazlarına rağmen bölgeye girmek isteyen bir bilim adamına ve bir yazara eşlik etmeye karar verir.

Stalker, dev bir göktaşının yaşamı alt üst etmesinin akabinde oluşan esrarengiz Zone bölgesi ve buraya girmek isteyen bir bilim insanı ile yazara eşlik eden bir Stalker’ın hikâyesini anlatıyor.

İhtiyarlara Yer Yok (2007) No Country for Old Men IMDb 8,1

Llewelyn Moss, bir olay yerinde bulduğu çantayı alır ve başını hiç ummadığı bir belaya sokar. Artık peşinde bir kiralık katil vardır. Moss bir Vietnam gazisidir ve bir şekilde uyuşturucu olaylarının ortasında soruna dönüşen bir meseleye karışır. Peşindeki katil Anton Chigurh planı konusunda kararlıdır çünkü işini yarım bıramak niyetinde değildir. İşin için çok sayıda masum insanın ve suçluların da karışacağı soluk soluğa bir takip başlayacaktır.

Bugün Aslında Dündü (1993) Groundhog Day IMDb 8,0

Hava durumu spikeri olan Phil Connors Pennsylvania’daki bir kasabaya geleneksel Groundhog Day şenliklerini görüntülemek için gönderilir. Kendini beğenen ve kibirli biri olan Phil, kasabadaki bu basit ve sıradan insanlarla bir arada olmaktan hiç hoşlanmaz. Berbat bir gün geçirir ve kar fırtınasından dolayı yollar kapandığı için orada sabahlamak zorunda kalır. Tek istediği bu ortamdan bir an önce kurtulmaktır ama sabah uyandığında anlamakta zorlanacağı bir şeyle karşılaşır. Zaman döngüsüne yakalanmış ve o nefret ettiği günü her gün yeniden yaşamak zorundadır. Tek çaresi gününü güzel geçirmeyi sağlayacak şeyler bulmak olan Phil her gün aynı şeyleri yaşıyor olmanın da avantajını kullanmaya başlar. Bill Muray’ın kendisine hayran bırakacağı Harold Ramis imzalı bu film eğlenceli bir klasik.  

Persona (1966) IMDb 8,1

Persona, Bergman filmografisinin en şaşırtıcı ve en aykırı parçası. Yönetmenin ustalığının ve modern sinemayı etkilemekle kalmayıp onu nasıl büyük ölçüde kendinden çıkardığının en güzel kanıtlarından biri. Sinamotografisinin ustalığını bir yana bırakırsak, buradaki sinema dilinin günümüzdekinden geri kalan yanı yok. Sinematografi de işin içine girdiğinde Bergman fersah fersah öteye gidiyor. Kuralları kim koydu diye merak ediyorsanız işte size Bergman, sinemanın gerçek babası. Örneğin Lynch Mulholland Çıkmaz’ını yazarken bu filmi en az on kez izlemiş olmalıdır.

Solaris (1972) Solyaris IMDb 8,1

Ağır işleyen filmlerindeki muhteşem görsellikle sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Rus yönetmen Andrey Tarkovskiy’nin yönetmenliğini yaptığı sinema filmi “Solyaris”, Tarkovsky’nin en önemli yapımları arasında yer alır. İnsanlığın sadece utanç duygusuyla kurtulabileceğine inanan yönetmen, Solaris gezegeni bölgesine kurulu olan bir uzay istasyonunda iki bilim adamının yaşadığı insanlık deneyimini aktarıyor.

Doktor Kris Kelvin, gönderilen bilim insanlarının geri dönmediği Solaris gezegenine gider. Burada olup bitenleri anlamaya çalışan Doktor, kısa bir süre sonra gezegenin sırrını anlayacak ve büyük bir vicdan muhasebesi yaşayacaktır.

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar (2003) Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom IMDb 8,0 

Mevsimler ve doğanın o kusursuz çağrısı, yarattığı teslimiyet arzusu belki de başka hiçbir şeyde benzeri olmayan. Yüzen bir ev ki doğaya dair ne varsa muhteşem olan onu çevrelerken o göl ortasında yüzmekte. Yaşlıca bir rahip ve kendisine refakat eden diğer genç-çocuk rahip adayı.Yaşlı rahip, ona her şeyi bilgelikle ama bir o kadar da doğal bir akış içinde öğretir. Bu şekilde geçip giden mevsimler ile büyüyen çocuğun geçirdiği evrim, son derece doğal bir ahenk içinde ilerlerken sıra artık büyümüş olan çocuğun öğrendiklerini gerçek hayata nasıl yansıtacağını görmeye gelir. Ufak yaştan beri öğretilen erdemlere rağmen asıl öğretimin hayatın kendisi tarafından yapıldığının farkında olan bilge rahip için ise bekleme ve görme zamanıdır. Gerçek bir görsel şölen olarak beyazperdeye yansıyan ve gösterildiği bütün festivallerde büyük beğeni ile karşılanan bir film.

Hiç Bitmeyen Öykü (1984) Die unendliche Geschichte IMDb 7,4  

Zorbalığa uğrayan Bastian, okulunun tavan arasına kapanır ve ejderhalar, yarış salyangozları gibi sihirli yaratıkların ülkesi Fantasia hakkında bir kitap okumaya başlar.

Kaynak (2006) The Fountain IMDb 7,2

Ölümsüzlüğün ağacı: Hayat Ağacı.

The Fountain, bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için giriştiği ebedi savaşımı anlatan bir yolculuk. Destansı yolculuk, 16. Yüzyıl İspanya’sında bir fatih olan Tomas’ın (Hugh Jackman), ölümsüzlük bahşettiğine inanılan efsanevi bir varlık olan Gençlik Çeşmesi’ni aramaya çıkmasıyla başlar. Hikaye, modern bir bilim adamı olan Tommy Creo, sevgili karısı Isabel’ı yavaş yavaş öldüren kanseri tedavi edebilmek uğruna ümitsiz çırpınışlarını anlatarak devam ediyor. 26. Yüzyılda derin uzayda yolculuk eden astronot Tom, kendisini bin yıldır yiyip bitiren gizemleri kavramaya başlar. Bu bin yıla yayılan üç hikayede, tüm zamanların Thomas’ı olan savaşçı, bilimadamı ve kaşif; hayat, aşk, ölüm ve yeniden doğuş kavramlarıyla yüzleşir. Bu üç adamın hikayesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.

Eraserhead (1977) IMDb 7,4

Sinema tarihinin en orjinal filmlerinden birisi olan film, David Lynch’in ilk uzun metraj filmidir. Dev makinelerin çalıştığı dumanlarla kaplı bir evrende geçen filmde Jack Nance’in canlandırdığı Henry Spencer’ın özürlü kız arkadaşı olan Mary X’den (Charlotte Stewart) mutant bir çocuğu olur. Bu öykü etrafında ilerleyen film, 30 dakika boyunca Spencer’ın kabusuna bizi davet eder. Filmde Henry Spencer evi terk eden kız arkadaşının öfkesini bebeğini öldürerek dindirir. Bir sürü rahatsız edici imge, izleyicinin algısını allak bullak eden bir ses bandı ve siyah-beyaz görüntüleriyle, ‘Eraserhead’ bir deneysel sinema başyapıtıdır. Filmde fantastik görüntüler çoğunluktadır.

Kutsal Motorlar (2012) Holy Motors IMDb 7,1

Cesar o gün her sabah yaptığı gibi işe gitmek için elinde çantası, yaşadığı görkemli malikaneden çıkar, beyaz limuzinine doğru yürür. Çevresindeki korumalar ona eşlik ederken, şoförü Celine kendisine kapıyı açar ve yol boyunca o gün tamamlamaları gerekan randevularından konuşurlar. Cesar eline yaşlı bir kadın peruğu alıp onu düzeltmeye başlayıncaya dek her şey normal gibi görünmektedir. Peki gerçekten her şey bu kadar normal midir.

Prometheus (2012) IMDb 7,0

Tekrar bilim-kurgu türüne dönüş yapan kült yönetmen Ridley Scott’ın önderliğinde Alien’ın köklerine yapılan bu yolculuk, hayatın başlangıcına dair araştırma yürüten bir ekibin evrenin en karanlık noktasında yaşadıkları maceralara odaklanıyor. Ekibin insanoğlunun geleceğini korumak adına girdiği bu savaş, her şeyin sonu olabilir.

Ters Yüz (2015) Inside Out IMDb 8,1  

Ters Yüz, küçük bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Küçük Riley için hayat, babasının San Francisco’da yeni bir işe başlamasıyla baştan aşağıya değişir. Orta-Batı’daki yaşamını geride bırakan Riley’ı şimdi yeni bir ev, okul ve arkadaşlar beklemektedir. Peki içindeki duyguları o ne söyler? Neşe, Korku, Öfke, Nefret ve Üzüntü. Riley’in zihninin içinde yaşayan, ona günlük hayatında tavsiyeler veren duyguları bu yeni hayata alışırken ufak bir kaosa neden olacaktır. Neşe, Riley’nin en önemli duygusudur ve onu hep pozitif tutmaya çalışır ama diğer duygular bu yeni hayatına uyum sağlama konusunda biraz şaşkındır.

Okumaya Devam Et

Liste

İlişkilere Gerçekçi Bakan 10 Film

Pembe tabloların dışından.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

İki insan birbirini sever, engeller aşılır ve sonsuza dek mutlu yaşanır. Ya da iki insan birbirini sever, ardından tanımaya başlarlar birbirlerini. Seni tanıdığı için memnun olanlar, seni yavaş yavaş tanımaya başlarlar ya da keşke tanımasaydım olur cümleler… Ya da tanıştıkça yabancı olunur…. Veya tanıdıkça bağlar kuvvetlenir. Bir arada olmak, hayatına birini almak en başından bir tavizdir, hayatının sana ait olan kısmının bir kısmını bir başkasının kontrolüne, denetimine bırakırsın. Özgürlüğünü, yani en değerli şeyini, armağan edersin sevdiğin için… Sonra tutsaklık seni rahatsız eder, gardiyanın da seni daha da tutsak etmek ister, iki insan birbirine hem mahkum hem de gardiyandır aynı zamanda… Aşağıda aşk, evlilik gibi mevzular üzerine gerçekçi bir takım şeyler söyleyen filmler var. Bazıları direkt bu mevzuya dalarken bazıları da dolaylı yoldan dokunuyor meseleye. İyi seyirler.

Aç Kalpler

Aç Kalpler (2014) Hungry Hearts IMDb 64

Venedik Film Festivali’nde hem En İyi Erkek Oyuncu hem de En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan yapım, birbirlerine ilk görüşte aşık olan bir çiftin sıra dışı hikayesini anlatıyor. Filmin başrollerinde yeni Star Wars serisinde de rol alacak olan, Inside Llewyn Davis, Frances Ha ve Girls dizisinden tanıdığımız yükselen yıldız Adam Driver ve performansıyla bol övgü toplayan Alba Rohrwacher bulunuyor.

ude (Adam Driver) ve Mina (Alba Rohrwacher), New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.

____

Nights and Weekends

Nights and Weekends (2008) IMDb 6.2

Mattie ve James birbirlerine aşıklar. Ancak birbirlerinden uzak geçen onlarca sabah ve aralarındaki binlerce kilometre ilişkilerini yiyip bitiriyor. New York ve Şikago arasındaki mesafe ile boğuşurken, birbirlerini gördüklerinde ilişkilerinin tatlı anları değil, zorlukları öne çıkmaya başlıyor.
___

Blue Valentine

Aşk ve Küller (2010) Blue Valentine IMDb 7.4

Dean ve Cindy’nin evlilikleri büyük bir başarısızlığa uğramıştır. Hayatlarının bu trajik sürecinde çift, gençlik yıllarına ve birbirlerine aşık oldukları zamanları hatırlamaya çalışırlar. Film zıt kavramları karşı karşıya getiriyor. Sevgi nefrete, geçmiş günümüze, hayal gerçeğe, gençlik yaşlılığa, erkek kadına karşı geliyor.
_____

L'avenir

Gelecek Günler (2016) L’avenir IMDb 7.0

Mia Hansen-Løve’ın Berlin’den Gümüş Ayı ödülüyle döndüğü filmi Gelecek Günler, evli ve iki çocuklu felsefe öğretmeni Nathalie, işi, annesi ve evliliği arasında sıradan bir tempoda yaşamını sürerken başına gelenler yüzünden yeni bir hayat kurmaya doğru adım atar.
____

Prensim

Prensim (2015) Mon roi IMDb 6.1

Her aşk, zaman içerisinde bir enkaza dönüşmez mi? Ödüllü yönetmen Maïwenn’in son filmi, bildiğiniz aşk filmlerine pek benzemiyor. Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan film; acı ve özlem, tutku ve ihanet arasında gidip gelen fırtınalı ve sıra dışı bir ilişkiye odaklanıyor. Bir tarafta düzenli hayatıyla istikrarlı bir avukat olan Marie-Antoinette, diğer tarafta ise karizmatik, özgür ruhlu, kadın avcısı Georgio. İdealize edilmiş bir aşk mefhumunu ve beyaz atlı prens kavramını sorgulayan film, klişelerden uzak durarak bir ilişkinin duygusal türbülanslarını son derece cesur bir şekilde perdeye taşıyor. Variety’nin “Jules ve Jim” kadar ultra-romantik olarak nitelediği filmin başrollerini Emmanuelle Bercot, Vincent Cassel ve Louis Garrel paylaşıyor.

___

Irrational Man

Mantıksız Adam (2015) Irrational Man IMDb 6.6

Woody Allen bu filminde varoluşsal bir krizin ortasında olan orta yaşlardaki felsefe profesörünün hikayesini anlatmakta. Filmin başrollerinde ise Emma Stone, Joaquin Phoenix ve Parker Posey var.

Abe Lucas, son dönemlerde yaşamaktan zevk alamayan, duygusal olarak dibe vurmuş bir felsefe profesörüdür. Hayatında yeni bir sayfa açmak için küçük bir kasabaya yerleşir ve orada ders vermeye başlar. Burada tanıştığı Rita Richards (Parker Posey), aynı üniversitede hocalık yapan, mutsuz bir kadındır. Abe’in öğrencisi Jill Pollard ise sınıfın en başarılısıdır ve zamanla aralarında bir arkadaşlık başlar. Jill her ne kadar erkek arkadaşı Roy’a aşık olsa da Abe’in ıstırap dolu, sanatçı kişiliğini ve egzotik geçmişini karşı konulamaz derecede çekici bulur.

Bir gün Abe ve Jill’in bir yabancının konuşmasına kulak misafiri olup, Abe’in olaya dahil olmasıyla işler değişir. Abe bu olayla birlikte kendi hayatını ve başkalarının hayatını derinden etkileyecek bir karar alır ve hayata yeniden tutunup, her anın keyfini çıkarmaya başlar. Fakat bu durum Jill, Rita ve kendi hayatını sonsuza dek değiştirecek günleri de beraberinde getirecektir.
_____

The Story of Us

İkimizin Hikayesi (1999) The Story of Us IMDb 5.9

İlişkileri artık iyice içeriğini kaybeden Jordan çifti, çocukları 12 yaşındaki Josh ve 10 yaşındaki Erin yaz kampındayken ayrılmaya karar verirler. Ben ve Katie çiftinin bir arada kalabilmesinin tek yolu birbiri ile olabildiği kadar az iletişim kurmaktır. Ben ve Katie birbirinden ayrı geçirdikleri zaman boyunca geçmişte çok şeyi paylaştıklarını farkederler. Yaşadıkları ortak mutluluklar onları bir araya getiren nedendir.
___

Sürgün

Sürgün (2007) Izgnanie IMDb 7.7

Bir aile, anne, baba ve çocukları şehir yaşamından ayrılıp doğa ile iç içe bir kır evine giderler. Burası büyükbabalarından kalma bir yerdir. Şehir kültürüne adapte olmuş insanlara uzak kalan bir doğa yaşamının kurallarına ayak uydurmak hiç de kolay değildir. Doğada hükmeden kavramlar çok başkadır. Orada var olmaya devam etmek isteyenler için büyük fedakarlıklar söz konusu olmak zorundadır. Film özünde vicdan sorguları ve işlenen günahların sancıları ile savrulan bir ailenin hikayesini konu alıyor.

___

Demolition

Yeniden Başla (2015) Demolition IMDb 7.0

Eşini trafik kazasında trajik bir şekilde kaybeden yatırım uzmanı Davis Mitchell, duygusal bir çöküntü yaşamaktadır. Davis, tüm hayatını sorguladığı bu dönemde giderek kontrolünü yitirmektedir. Bir gün parasını kaptırdığı otomatı üreten şirkete bir şikayet mektubu yazar. Davis, bu mektup sayesinde şirketin müşteri temsilcisi Karen ile yakınlaşacak ve bu beklenmedik ilişki, hem Karen hem de Davis’in tekrar hayata sıkı sıkıya sarılmasını sağlayacaktır.

_____

Scenes from a Marriage (1973) Bir Evlilikten Manzaralar Imdb 8.5

Marianne ve Johan’ın on yıllık evliliklerini masaya yatıran film, çiftin ayrılıklarını, evlilik dışı ilişkilerini, barışıp yeniden ayrılmalarını ve en nihayetinde de boşanmalarını konu ediyor.

Boşandıktan sonra bile birbirinden kopamayan Marianne ve Johan çiftinin her görüşmeleri ayrı bir kavgayla sonuçlansa da birbirlerine olan sevgileri şartlar ne olursa olsun galip geliyor.

Film evlilik hayatıyla ilgili çok önemli kelamlar ederken aynı zamanda izleyiciyi psikolojik olarak Marianne ve Johan’ın ilişkisine hapsediyor. Başta Woody Allen olmak üzere birçok yönetmeni etkileyen Bergman’ın bu filmi aynı zamanda en iyi yabancı film dalında altın küre sahibi.

___

Nelyubov

Bonus: Sevgisiz (2017) Nelyubov IMDb 7.8

Birbirlerine karşı nefretle dolu bir kadınla bir erkek ve arka odada, korku içinde gözyaşlarına boğulmuş çocukları… Sevgisiz, bu çocuğun ansızın ortadan kaybolması üzerine onu aramaya başlayan, boşanma arifesindeki bir karı-kocanın bezginlik ve pişmanlıkla yaralı çabalarının hikâyesini anlatıyor. Günümüz Rus sinemasının büyük ustası Andrey Zvyagintsev, şiddetle, kavgayla ve sevgisizlikle yoğrulmuş, hayalleri kırılınca ağlamayı bile unutmuş bir toplumun portresini post-modern bilgi çağı filtresinden çiziyor. Yozlaşmış, çürümüş, hayati değere sahip kurumları ardı ardına işlevsiz hale gelmiş Rus toplumu, yönetmenin otopsi masasında. Sevgisiz, Rusya’nın Oscar adayı seçildi.

___

Ne olacak simdi

Ayrıca bunlar da var:

Ne Olacak Şimdi (1979)

45 Yıl (2015)

Kayıp Kız (2014)

Okumaya Devam Et

Günün Haberi

Şairlerin Hayatını Beyaz Perdeye Taşıyan Filmler

Şairleri anlatan şiir gibi filmler…

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali (2012)

Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu faili meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor.

Sylvia (2003) IMDb 6,3

Yıl 1956, İngiltere. İleride tanınan bir şair ve yazar olarak ün salacak olan Sylvia Plath, şair Ted Hughes ile tanışır. Cambridge’de şairin dizelerinden yansıyan zekasından etkilenip henüz tanışmadan önce aşık olmuştur ona. Ted de tanıştıkları zaman aşık olur. Evlenirler. Sylvia çok geçmeden kocasının dizelerine, kalemine, yakışıklılığı ile birleşen başarısına vurulan, etkisi altında kalan başka kadınların da varlığının farkına varır. Bir zaman sonra Sylvia, kocasının profesyonelliğinin gölgesinde var olma çatışmasına düşer. Yazma kariyerindeki ilerleyişi Ted’inki kadar doğal ve içgüdüsel gelişememektedir. Acı ve öfke duyguları arasında yazdığı yarı otobiyografik bir roman ve az sayıda şiirleri ile kariyerine imzasını atmıştır.

Kelebeğin Rüyası (2013) IMDb 7,8

Zonguldak’ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa’da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın Zonguldak’a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer’in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940’lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer’in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.

Parlak Yıldız (2009) IMDb 6,9

Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. 

Mavi Gözlü Dev (2007) IMDb 6,7

 Komünizm propagandası nedeni ile mahkum edilen Nazım, içeride kulaktan kulağa büyüyen haklı bir üne kavuşur. Dil yeteneği ve muhteşem şiirleri sayesinde yavaş yavaş bir efsane haline dönüşür. Çevresinde şiirinden, ressamlığından feyz alarak genişleyen bir devrimci ve sanatçı arkadaş grubu oluşurken Nazım Hikmet’in aklında olan tek şey çok sevdiği eşi Piraye’dir.

Lope (2010) IMDb 6,0

Trajedi ve komediyi harmanlayarak İspanyol sinemasında yeni bir devir başlatan, Lope de Vega’nın hayatını konu alan bir film.

Tutkunun Şairleri (1995) IMDb 6,6

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud’u evinde ağırlar. Rimbaud’un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud’un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir.

Postacı (1994) IMDb 7,7

Sıradan bir İtalyan postacı, ünlü bir şairin mektuplarını taşırken şiir sevmeyi öğrenir. Bu durumu Beatrice adındaki güzeli etkilemek için kullanacaktır. Mektupların sahibi Pablo Neruda’dır. Onun gönderilerinden sorumlu postacı Mario, kısa sürede kendisi ile bir bağ kurar. Ondan aldığı destekle Mario, kendi içindeki cevheri açığa çıkartmayı öğrenir. Ardından da aşka davet zamanı gelir. 

Sayat Nova (1969) IMDb 7,7

Ermeni ozan Sayat Nova’nın hayatını ele alan film, sanatçının ünlü şiirleri eşliğinde Nova’nın yaşamının önemli dönüm noktalarını işliyor. Sofiko Chiaureli’nin altı farklı rolde izleyici karşısına çıktığı filmde Nova’nın bilinmeyen, gölgede kalmış eserleri de ölümsüzleşiyor. 

Howl (2010) IMDb 6,7

1957 yılının San Francisco’sunda genç şair Allen Ginsberg, yıllar boyunca en fazla okunan ve tartışılan şiire imza atar: Howl .Filmde tıpkı bu performatif şiir gibi üç parçadan oluşur: Allen Ginsberg’in gençlik dönemlerinden kesitler, şairin kendi sesi ile bir araya gelir. Howl şiirini Chicago davası’nda okuyan Ginsberg’e tepkiler bir diğer bölümü oluşturur.

BONUS

Yedi Güzel Adam

Hikayesi 1950 ve 1970’li yılların Kahramanmaraş’ında geçen dizi; yakın edebiyat tarihimize damgasını vuran şairlerimiz Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ali Kutlay, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören’in hayatını konu alıyor.

HazırlayanMehmet Ali Karga

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler