Bizimle İletişime Geçin

Uncategorized @tr

Ulis’in Bakışı

Yayınlandı

tarihinde

adil-kalkan

Ulis’in Bakışı, birkaç yıl önce film setinde geçirdiği bir kaza sonucunda hayatını kaybeden ve ülkemizde daha çok Sonsuzluk ve Bir Gün filmiyle bilinen Theodoros Angelopoulos’un 1995 yılında çektiği eseri. Aynı yıl Cannes’te ödül aldığı bu çalışmanın dışında Ağlayan Çayır, Zamanın Tozu, Puslu Manzaralar, Yunan yönetmenin ön plana çıkan diğer filmleri.

Politik göndermeleri ve şiirsel anlatımı seven Theodoros Angelopoulos’un neredeyse tüm filmlerinde izleyiciyi Eleni Karaindrou müzikleri karşılar ve film boyunca da eşlik eder. Yunanistan’ın yetiştirdiği iki büyük sanatçıya ve eserlerine haksızlık etmeden Angelopoulos sinemasının, Karaindrou imzalı müziklerle bütünleştiğini belki de tamamlandığını belirtelim. Bu iki sanatçının eserlerinde öylesine ortak bir dil ve armoni vardır ki Angelopoulos filmleri bir yerde Karaindrou müziklerinin görseli niteliğindedir.

[bilgi]Kaybolduğuna inanılan bir filmin peşinden buralara kadar geldiğine göre bu büyük bir inançtan olmalı ya da büyük bir ümitsizlikten.[/bilgi]

Ulis’in Bakışı’nda, kendisi gibi Yunan bir yönetmenin, Balkanlarda çekilen ilk görüntüler olarak kabul edilen Makedonyalı Manaki kardeşlerin filmlerini bulmak için harcadığı çabayı anlatır Angelopoulos. Filmleri bulmak için Balkan coğrafyasını bir baştan bir başa dolaşan kahramanımızın bu filmlere yüklediği bir anlam da vardır içten içe. Karışık, dağınık ve adeta harabeye dönmüş Balkan coğrafyasına masumiyeti simgelediğini düşündüğü Manaki kardeşlerin gözüyle bakmak ister ve bu istek bir tutkuya dönüşür. Niyeti bu filmlerden bir çıkış aramaktır kendisi ve insanlık adına. Aslında bu istek ve arayış bir yönüyle de içe dönüktür ve Angelopoulos filmindeki meslektaşına 2 saat 49 dakika boyunca geçmişini ve kendisini sorgulatır. Filmleri arayışında uğradığı şehirlerdeki yıkık binalar, açlık, sefalet bunların yanında sosyalizmin tükenişi, kar, etnik farklılıklar, sınırlar ve bunları sunuş biçimi Angelopoulos’un eserini adeta görsel bir şölene dönüştürür.

ulisin-bakisi

Tarihçilerin alanına çok da girmeden Ulis’in Bakışı’nda Angelopoulos kendine yakışır şekilde Balkan tarihini de özetler sanki. Osmanlı’dan sonra etnik kimliklerin öne çıkışı, soğuk savaş, istikrarsızlık, iç savaşlar, NATO ve BM yardımları ve müdahaleleri, ekonomik krizler; hüzünlü, sıkışmış ve gergin bir coğrafya ortaya çıkarmıştır aslında. Ve Angelopoulos da Saraybosna’dan Üsküp’e, Filibe’den Bükreş’e hep bu manzaraları yansıtır filminde. Sokaklar boş, binalar yıkılmış, insanlar korkuludur Balkan şehirlerinde ve Karaindrou tınıları bu acıları iyice derinleştirir. Filmin çekildiği dönemin Sırpların Bosna Hersek’te gerçekleştirdikleri katliamların hemen ertesine geldiğini de hatırlatmakta yarar var.

Angelopoulos’un bu çalışmasında Manaki kardeşlerin filmleriyle imgeleştirdiği arayış halini, diğer filmlerinde de görmek mümkün. Yunan yönetmen, Sonsuzluk ve Bir Gün filmindeki şairi sürekli geçmişe, eskiye götürerek bir bakıma çıkışı; giden ve geri gelmeyecek olan da arar. Geçmişe dair çıktığı yolculuğu kısmen Ağlayan Çayır’da da sunar izleyiciye usta yönetmen. Bunu yaparken Angelopoulos’un çizdiği karakterlerine melankoli gömleği giydirmek yanlış olur. Yönetmenin neredeyse tüm filmlerinde üzerinde durduğu önemli imgelerden biri de zamandır. Zamanı geri gelmeyecek olarak değerlendirdiği gibi kendini yenileyen ve sürekli üreten bir kavram olarak da görmeye meyillidir Angelopoulos ve filmlerinde de o umut her zaman alttan alta gülümser izleyiciye.

Angelopoulos’a ve tabi filmindeki yönetmene göre yeni başlangıçlara, kirlenmemiş, temiz bakışlara ihtiyaç vardır. Coğrafyanın olduğu kadar bölge insanının ve tabi karakterimizin de bir yenilenmesi ve silkinmesi elzemdir. Eskimiş ideolojik değerler, dökülen kan, çekilen acılar, insanları ve kültürleri ayıran sınırlar hepsi ama hepsi artık tükenmiş ve tüketmiştir Balkanlarda ne varsa. İşte bu başlangıcı ve umudu yıllar önce çekilen filmlere yükler Angelopoulos. O filmler yeniden başlangıcı ve ayağa kalkmayı da simgeler. Ve bunu yaparken Angelopoulos insanı unutmaz; tekil acıları, gözyaşlarını, geçmişin kırık döküklerini de yanına alacağını bilir çünkü o yenidenlik biraz da yaraların üzerine oluşturulacaktır.

Filmin sonunda yönetmen, aradığı filmleri bulur ve gözyaşları içinde izler Manaki kardeşlerin çalışmalarını. Balkan insanı için, harabe şehirler için, o coğrafyanın güzel nehirleri ve köprüleri için ve tabi kendisi için o umut bulunmuştur ve Angelopoulos, ustalığıyla bu umudu ve heyecanı adeta ölümsüzleştirir. Film, tabi ki biraz da Theo Angelopoulos ‘un Balkanlara ve ülkesine bıraktığı mirastır ancak Ulis’in Bakışı’ndan yaklaşık yirmi yıl ve büyük yönetmenin ölümünden iki yıl geçmesine rağmen coğrafyada acı, hüzün ve korku hala hüküm sürmektedir.

[bilgi]Yolculuğumun burada sona ereceğini hayal ederdim. Ne garip değil mi? Hep böyle olmuyor mu? Sonum başlangıcım aslında.[/bilgi]

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Tören 25 Nisan’da!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Adayları geçtiğimiz gün belli olan 93. Oscar Ödülleri’nin merakla beklenen ödül töreni tren garında düzenlenecek.

Geçtiğimiz haftalarda seyirci katılımıyla düzenleneceği açıklanan 93. Oscar Ödül Töreni‘nin bir kısmı tren garında gerçekleşecek. 25 Nisan tarihinde düzenlenmesi planlanan töreninin, COVID-19 önlemleri kapsamında bu karara varıldığı da yapılan açıklamalar arasında.

Törenin geleneksel olarak yapıldığı Dolby Tiyatrosu‘nun yanında Los Angeles şehir merkezindeki geniş tren garında (Union İstasyonu) düzenleneceği, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi Başkanı David Rubin tarafından e-posta ile açıkladı.

Salgın hastalıktan korunmak için geniş boşlukları ve mekanları mercek altına alan akademi, seyirci katılımı ile gerçekleşecek olan törenin detayları hakkında henüz açıklamada bulunmadı.

Okumaya Devam Et

Film

Emma Corrin’in Yeni Projesi Belli Oldu

Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Emma Corrin'in Yeni Projesi Belli Oldu

The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parlayan Emma Corrin’in gelecek projesi belli oldu.

Son zamanların dikkat çeken oyuncularından Emma Corrin‘in yeni projesi belli oldu. Konuşulan isim, D. H. Lawrence tarafından 1928 yılında yayınlanan Lady Chatterley’s Lover kitabının film uyarlamasında başrolü üstlenecek. Pennyworth dizisi ile güzel bir çıkış yakalayan Emma Corrin, Netflix’in çok sevilen ödüllü dizisi The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parladı.

Daha önce bir kere sinemaya, bir kez de diziye uyarlanan kitabın yeni film uyarlamasını, Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek. Filmin senaryosunu ise Life of Pi’nin senaristi David Magee kaleme alacak.

Detaylı bilgilerin henüz açıklanmadığı film, doğuştan varlıklı bir aileden gelen talihli Lady Chatterley adındaki genç bir kadının yaşadıklarına odaklanacak. Şimdiden meraklandıran film, evlendiği adama evlendikten sonra aşık olan Lady Chatterley’nin avcı bir adamla yaşadığı aşkı ekranlara taşıyacak.

Okumaya Devam Et

Liste

Amazon Prime’da Kaçırılmaması Gereken 10 Dizi

En iyiler!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Dünya genelinde 150 milyon abonesi olan, köklü stream platformu Amazon Prime’da kesin izlemeniz gereken 10 diziyi listeledik. İyi seyirler!

Community (2009–2015) IMDb 8,5

Diplomasının sahte olduğu ortaya çıkan Jeff Winger üniversiteye geri gönderilir ve burada en az kendisininki kadar şüpheli geçmişe sahip öğrenci ve öğretmenlerle tanışır. Lisans diploması iptal edilen avukat Jeff Winger, üniversiteye geri döner ve burada birkaç tuhaf tiple bir çalışma grubu kurar

Upload (2020– ) IMDb 8,0

Upload konusu, yakın geleceği ele alıyor. Dizide sanal gerçeklik hizmeti veren şirketin müşteri hizmetlerinde çalışan Nora ve arkadaşı Nathan’ın yaşadıklarını anlatılıyor.

Yakışıklı ve parti sever Nathan, kendi sürdüğü arabanın kaza yapması sonucu ağır yaralanır. Nathan’ın kız arkadaşı Nathan’ı ölümden sonra yaşamı deneyimlemek için Nora’nın çalıştığı sanal gerçeklik şirketindeki sanal gerçeklik dünyasının içine gönderir.

Counterpart (2017–2019) IMDb 8,1

Counterpant, çalıştığı şirkette paralel evrene açılan bir kapı olduğunu keşfeden bir adamın hikayesini konu ediyor. Howard Silk, Birleşmiş Milletler’e bağlı Berlin merkezli bir casusluk ajansında çalışmaktadır. Neredeyse 30 yıldır aynı şirkette çalışan Howard, tam olarak ne iş yaptığını bilmemektedir.

Fleabag (2016–2019) IMDb 8,7

Fleabag dizisinin temelini genç bir kadının insanlar ile olan ilişkilerini anlatması oluşturuyor. Takma isim olarak Fleabag adını kullanan genç bir kadının 30’lu yaşlarını sürdürürken hayatında gerçekleşen olayları aktaran bu dizi Londra’da geçmektedir.

Carnival Row (2019– ) IMDb  7,9

Carnival Row, Pact ve Burgue isimlerindeki iki ülkenin Peri Diyarı’nın hakimi olabilmek için verdiği savaş ile başlıyor. Savaşın kazananı Pact olduktan sonra da periler için zulümle dolu bir yönetime geçiliyor. Mitolojik canlıların insanlardan korktukları için temel özgürlükleri kısıtlanıyor

The Mentalist (2008–2015) IMDb 8,1

Kaliforniya Araştırma Büro’sunda (CBI), Lisbon’ın (Robin Tunney) önderliğinde ve gizemli cinayetleri çözmeye çalışan bir ekibe dahil olur ve kabiliyetini CBI’a verilen davaların sonuca ulaştırılması için kullanır. Fakat artık hayattaki tek amacı, karısı ve kızını öldüren Red John’dan intikamını alabilmektir.

 The Marvelous Mrs. Maisel (2017– ) IMDb 8,7

The Marvelous MrsMaisel 1960’lı yıllarda, New York City’de geçiyor. Şehrin lüks semtlerinden birinde eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşayan Miriam “Midge” Maisel hayatta istediği her şeye sahiptir. Ancak bir gün tesadüf eseri, hiç bilmediği bir yeteneğe sahip olduğunu keşfeder ve bu gelişme hayatını derinden sarsar.

The Americans (2013–2018) IMDb 8,4

The Americans; Soğuk Savaş döneminde 1980’li yılların başlarında, Ronald Reagan’ın ABD başkanlık koltuğuna geçmesinin hemen ardından; Washington, DC’de bir banliyöde çevreye iki Amerikalı görünümü veren ancak gerçekte iki KGB ajanı olan evli bir çiftin hikâyesini anlatıyor

Hannibal (2013–2015) IMDb 8,5

Dr. Hannibal Lecter’ın çaylak FBI ajanı Clarice Starling’in büyük hatası sonucu hücresinden kaçışının üzerinden yedi yıl geçmiştir. Dr. Lecter, bu kaçışının ardından Floransa’ya gidip yerleşmiş hayatın tadını çıkarmaktadır; fakat Clarice Starling hala Dr. Lecter ile yedi yıl önce en yüksek güvenlik önlemlerinin olduğu tehlikeli deliler koğuşunda yaptığı görüşmeyi unutmamıştır.

Dr. Lecter’ı unutmayan biri daha vardır: Mason Verger. Dr. Lecter’ın eski bir kurbanı olan Mason Verger onun elinden güçlükle kurtulmuştur. Verger domuz besiciliğiyle kendine bir imparatorluk yaratmıştır ve de Dr. Lecter’dan intikam alma duygusuyla yanıp tutuşmaktadır. Dr. Lecter yüzünden bir soluk makinesine bağlı yaşamak zorunda kalan Verger’in zenginliği sayesinde elinde çok geniş imkanlar vardır ve kendi kurduğu dünyada en ufak bir hareketi bile hissetmektedir. Mason Verger sonunda Dr. Lecter’ı nasıl tuzağa düşüreceğini bulur. Dr.Lecter’a onun için dünyanın en değerli ve en zarif yemini sunacaktır. Verger’in bu yemi Dr. Lecter’a sunmasında Clarice Starling’i kendinde bir saplantı haline getiren FBI başmüfettiş yardımcısı Paul Krendler da ona yardım edecektir.

Mozart in the Jungle (2014–2018) IMDb 8,2

Mozart in The Jungle’ın konusu New York Senfoni Orkestrası’nın emektar Şefi Thomas’ın yerine dönemin en başarılı, genç şefi Rodrigo’yu getirmesi üzerine şekilleniyor. … Bunların yanında New York Senfoni Orkestrası’nda yer almak için can atan obuacı Hailey’in hayatı dizide anlatılıyor.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler