Türkiye’de film çekmeye hazırım

Genel

Türkiye’de Yağmurdan Önce ile tanınan, Claire Denis’nin gözde oyuncusu Gregoire Colin’le sohbet ettik.

Türkiye’de öncelikle Yağmurdan Önce adlı filmle tanınan, Claire Denis’nin gözde oyuncusu; Fransa’da kuşağının iki yıldız aktöründen biri sayılan (diğeri Benoit Magimel) Gregoire Colin sempatik, ağırbaşlı, alçakgönüllü. Keanu Reeves ile kıyaslanan melez yakışıklılığıyla Fransa dışında da seviliyor.

Colin, St.Petersburg Kinoforum’da hem jüri üyeliği yaptı hem Türkiye’de de gösterimde bulunan La Traque adlı filmi gösterildi.

-La Traque’taki karakteriniz çok zor, kritik, tehlikeli ve tuhaf bir durumda. Yönetmenle bu karakteri ve filmi nasıl kotardınız?

Benim için temel zorluk, bu durumdaki duygularını, bir yandan korku bir yandan acı, yeterince geniş bir yelpazede yansıtabilmekti. Karakteri oluşturan iki rengi bu duygular temsil ediyor, bu duygular benim yorumumu pekiştiriyor. İlgimi çeken yönetmenin bu korku ve acı duygularını nasıl ele aldığıydı. Sinemada acı her daim şu veya bu şekilde stilize edilmiştir ki inandırıcı ve gerçekçi olabilsin. Yönetmenin ilk filmi, dolayısıyla elimde daha önce nasıl bir yöntem kullandığına dair örnek yoktu. Kıyaslama yapamadım, tam bir janr filmi mi çekecek daha teatral mi olacak bilemedim. Bana yönetmen olarak güven verdi. Sonrasında benim için doğacak zorluklar küçüktü. Korkunun ve acının kreşendolarını belirlemek gibi…

-Bu kez sinemaya yeni adım atan bir yönetmenle çalıştınız ama Claire Denis misali ustalara alışıksınız. Filmografinize bakınca çok genç yaşta başladığınız oyunculuk kariyerinde hedeflerinize ulaştığınızı düşünüyor musunuz? Başarılarınızdan memnun musunuz?

Pek geriye bakan insanlardan değilimdir. Çok şanslıydım, gerçekten de çok güzel filmler yaptım. Aslında ben oyuncu olmayı seçmedim. Daha oyuncu olmayı istemeden önce başladım mesleğe, 12 yaşındaydım! Babam 7, büyükbabam 10 yaşında başlamış, bütün amcalarım, büyükannem oyuncu. Hemen sevdiğimi de söyleyemem 12 yaşında bir Yunan tragedyasında oynamaktan çok korkmuştum! Sonra filmler yapmaya başladım. Tiyatro aile ortamımdı, büyülü bir evrendi. Babamı sık sık izlerdim. Sahneye çıkmak ise ödümü koparttı! Sinema daha basitti (gülüyor). Claire Denis ile tanıştığımda (Nenette ve Boni, 1996) 18 yaşındaydım. Filmlerde oynamak değil film yapmak istiyordum. Deneysel kısa filmler yapıyordum. Yazmak istiyordum. Otodidakttım çünkü okulu çok erken yaşta bıraktım. İlk filmimi çekmem uzun zaman aldı biliyorsunuz, hiç kolay değil. Bu arada filmlerde oynamaya devam ettim. Severek oynadım, iyi oyuncuydum.

-Seçiminiz olmasa da artık oyunculuğu seviyor musunuz yoksa yönetmenliği mi tercih edersiniz?

Oynamaya bayılıyorum! Her şeye rağmen hiç de fena bir meslek değil (kahkahayı basıyoruz)! Bu küçük aile girişimini korumaya çalışıyorum. Ailede devam eden işler olur ya, bir noter vardır, oğlu da noterdir. Noter olmayı seviyorum diye düşünmez!

-Fransa’nın yıldızlarından birisiniz, kariyeriniz için belli bir strateji izliyor musunuz?

Hayır, hayır yıldız değilim! (Gülüşüyoruz manalı manalı) Hakikaten değilim! Stratejim yok demeyeyim ama kötü stratejilerim var! Aksiyon filminde oynamaktan bile zevk alıyorum. Yoksa birbirini tekrar eden duygular oluyor. Bir yönetmenle arkadaşlık kuruyorum, neredeyse aşık olarak film yapıyorum. Yoksa senaryolar konusunda hep kuşkularım oluyor. Duraksıyorum filmi yapmadan, sonra yönetmeni öyle seviyorum ki! Elimden gelenin en iyisini yapıyorum. Beni isteyen bir yönetmen olduğunda, beni filminde görmek istediğinde kendimi ondan esirgeyecek değilim. Bazı insanlar hiç ilginizi çekmez ve onlara hizmet etmek istemezsiniz, öyle biri olmadığı sürece…

-Peki yönetmen koltuğuna oturduğunuzda oyunculara nasıl davrandınız?

Sanırım hiç bana benzemeyen oyuncular seçtim. Kendimi yönetmekte zorlanırdım çünkü! Özgürlüğüme düşkünüm ben. Oysa ilk filmimim oyuncuları sıkı yönetildiler. Ben hoşlanmazdım bundan. Fazla direktif verdim… Bana kafanı oraya çevir, buraya bak denmesinden hazzetmiyorum. Catherine Breillat sürekli ‘Kes! Kes!’ diye bağırıyordu (Sex is Comedy, 2002) Sonunda ‘Böyle devam edemeyiz, bırak oynayayım sonra tartışalım’ dedim. Benim oyuncularım ise çok deneyimsizdi, memnun kaldılar.

-Devam edecek misiniz yönetmenliğe?

Evet, projelerim var. Biri uzun, biri kısa metraj. 10 – 15 yıldır yazıyorum. Zamanla piştim. 2009’da Cannes’da gösterilen filmimden (La Baie du Renard/Tilkinin Penceresi) sonra işlerin nasıl gittiğini gözlemledim, hangi filmin daha önce çekileceğini düşündüm. İki uzun metraj senaryom var aslında. Aynı zamanda yapımcılığı da üstleniyorum.

-İzleyiciye ulaşma konusunda ne düşünüyorsunuz? Fransa bir istisna da olsa filmler artık festivaller dışında çok zor buluşuyor izleyiciyle, dünya panoramasını nasıl görüyorsunuz?

Gerçekten de Fransa’da filmler git gide daha yoksul ya da daha zengin hale geldi. İkisinin arasında fazla film bulunmuyor. Bir yandan da Fransa’da köklü bir auteur sineması geleneği bulunduğu için film yapma heveslisi gençler de çıkıyor. Auteur sinemasının Fransa’daki temel sorunu pejoratif değil. Filminin senaryosunu da yazan yönetmeni değil sorunlarını sinemaya aktaran yönetmeni anlıyoruz auteur’den. Amerikan sinemasında auteur’ler de geniş kitlelere ulaşabiliyor. Sevdiklerim var, sevmediklerim var. Cameron’ı severim ama Ridley Scott’a mesafeliyim. Genç bir yönetmen ve yapımcı olarak bu sorunsalla yüzleşerek işe başladım ve adapte olmaya çalıştım. Orta bir yol bulmaya çalışıyorum. Belirli olanaklarla yapılmış, bir pazarı olan, aynı zamanda senaryo, mizansen, oyunculuk gibi bütün düzeylerde doyurucu olabilen bir sinema hedefliyorum. Fransız sinemasında orta yolu bulabilmiş başarılı yönetmenler var. Inquietudes veDisparus filmlerini yaptığım Gilles Bourdos örneğin.

-Rolün büyüğü küçüğü olmaz diyen oyunculardan mısınız?

Elbette, benim için hepsi bir. Bana küçük bir rol teklif edemeyeceklerini düşünenler var oysa Claire Denis Cuma Akşamı’nda küçük bir rol verdi, kabul ettim.

-Belirli ilkeleriniz var mı film seçiminde?

Sadece sanatsal ölçütlerim var. Senaryo saçma olmamalı. Geçenlerde bir gangster filmi teklifi geldi, daha ilk sayfasında sekiz ölü vardı! Pek ikna edici sayılmaz değil mi? Antoine Bloissier’nin senaryosu (La Traque) için de çekincelerim vardı… Esas ilgimi çeken yabancı yönetmenlerle çalışmak. Teklif geldiğinde hediye almış gibi oluyorum! Naomi Kawase ve Milcho Manchevski ile çalıştım. Arjantin ve Japonya’da film çevirdim. San Sebastian ve Viennale’de gösterilecek olan Spanien adlı filmde çalıştım. Anja Salomonowicz yönetmeni. Filmde bir Moldovalıyı oynuyorum, hem de Almanca! Yapımcısına benim için kapris yapmış, gurur duydum. Çok çalıştım aksan üzerinde. İki koçum vardı biri Almanca diğeri Moldova aksanlı Almanca için! Yapımcıya da ‘Olmazsa dublaj yaparsınız, kibirli değilim,’ dedim. Film bitince ‘Mümkün olacağına inanmazdım, Fransız olduğunu ele veren bir tek hece duyulmuyor,’ dedi. Bir sözcüğü öğrenmek 15 dakikamı aldı! Avusturya’da, Türkiye’de, Rusya’da film çekmeye hazırım! Audrey Tautou’nun Stephen Frears’ın Dirty Pretty Things filminde bir Türk kökenli bir İngiliz’i canlandırmasını çok takdir etmiştim.

-Aynen yazıyorum, Türk yönetmenler sizi düşünmeye başlasın!

Alin Taşçıyan / Star Gazetesi

Sinefesto

Sinefesto

Admin at Sinefesto
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.
Sinefesto

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up