Tüm Zamanların En İyi 18 Felsefi Filmi

Liste Manşet

Yönetmenler ve senaristler, film yapmanın sanatsal boyutunu görsellik aracılığıyla seyirciye aktarırlar. İdeolojiler ve teoriler izleyicinin mesajı alması umuduyla bu görsel ortamla harmanlanır. Başarılı bir film yapmanın sırrı ise, özellikle hikaye anlatırken bu görselliği doğru yakalamaktan geçer.

Woody Allen’dan Ingmar Bergman’a; Federico Fellini’den Ridley Scott’a ve elbette Hitchcock’a, sembolist hikaye anlatımının başarısını gösteren 18 felsefi film sizlerle.

Ölüm Kararı (1948) Rope IMDb 8,0 – Alfred Hitchcock

Aynı evde yaşayan iki parlak üniversite öğrencisi Philip ve Brandon ‘kusursuz cinayet’in var olduğunukanıtlamak ve böylecek kendi zekalarını ispatlamak için eski sınıf arkadaşları David Kentley’i iple boğarak öldürürler. Cesedi evdeki eski bir sandığın içine saklayan Brandon ve Philip son derece soğuk kanlı bir şekilde bir akşam yemeği daveti verirler. Üstelik bu yemekte yer alan davetliler arasında, öğretmenleri, Kentley’in ailesi ve nişanlısı gibi isimler vardır. Hiçbir şeyden haberi olmayan davetliler tüm olağanlıkla yemeklerini bitirirken misafirler arasından bir kişi bir şeylerin yolunda gitmediğinden şüphelenmeye başlar.

Yaratılan Dünya (1949) The Fountainhead IMDb 7,1 –  King Vidor  

Ayn Rand’ın aynı adı taşıyan romanından uyarlamadır. Meslektaşlarından çok farklı bir dünya görüşüne ve kariyer anlayışına sahip olan yetenekli ve yaratıcı mimar Howard Roark’un hikayesi konu edilir. Howard Roark, mesleğinde farklı düşünceleri sebebiyle dışlanır, yaratıcılığı meslektaşlarını kıskandırır, giderek iş yapamaz hale gelir. Tüm bu zorluklara rağmen Roark, dünya görüşünden taviz vermezden ayakta durabilecek midir?

Film, Ayn Rand’ın kurucusu ve savunucusu olduğu ‘objektivist felsefenin’ Howard Roark karakteri üzerinden bir anlatısıdır.

Yedinci Mühür (1957) Det Sjunde Inseglet IMDb 8,2 – Ingmar Bergman

Yedinci Mühür, ilk planlarından itibaren kamerayı gökyüzüne çevirmesi ile metafiziğe yönelen yönetmen Ingmar Bergman’ın 3. dönem filmlerinden ilkidir. Savaştan bıkmış bir Orta Çağ şövalyesi, yanında bayraktarı ile Haçlı Seferi’nden dönmektedir. Vebanın kasıp kavurduğu Avrupa’yı gördükçe Tanrı’dan kuşku duymaya ve onun yolundan sapmaya başlayan şövalye, çok geçmeden ölümün eşiğine gelir. Ancak ölüme meydan okuyarak Ölüm’ü satranç oynamaya davet eden şövalye, kaybederse canını vermeye razıdır.

Tatlı Hayat (1960) La Dolce Vita IMDb 8.1 – Federico Fellini

Tuhaf gazeteci Marcello Rubini, zengin ve şöhretli İtalyan aristokrasisine dair söylentilerin yayınlanacağı bir köşede yazması için Roma’da çalıştığı gazete tarafından görevlendirilir. Marcello, bir partiden diğerine geçmekte, bu esnada da sosyetenin en güzel, en ilginç insanlarıyla tanışmaktadır. Bu başlardan tatlı görünen hayat, zamanla Marcello’yu daha yalnız, daha ucuz bir insan haline getirir. Bol içki ve dansla kapattığı geceler Marcello’yu hem bedenen hem de zihnen yavaş yavaş yok etmektedir.

Sinema tarihinin en efsanevi isimlerinden biri olan İtalyan yönetmen Federico Fellini’nin en kusursuz başyapıtlarından biri olan film, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülüyle taçlandırılmıştır.

Maud’la Bir Gece (1969) Ma Nuit Chez Maud IMDb 8,0 – Eric Rohmer

Koyu bir katolik olan Jean-Louis, eski bir arkadaşı ve koyu bir Marksist olan Vidal’e rastlar ve Vidal, onu son derece özgür ve rahat bir kadın olan arkadaşı Maud ile tanıştırır. Böylece birbirinden son derece farklı görüş ve yapılardaki üç insan bir gecede biraraya gelmiş olur. Üçü arasında başlayan sohbet gece ilerledikçe zenginleşmeye ve koyulaşmaya başlar. Din, ahlak, felsefe, aşk ve bilim gibi konuları içeren bu sohbet sırasında her karakterin psikolojik altyapısını ve özbenliğini keşfetmiş oluruz.

Aşk ve Ölüm (1975) Love and Death IMDb 7,7 – Woody Allen

Napolyon, Çarlık Rusya’sını işgal etmek isterken, Boris Grushenko adlı korkak bir Rus ülkesini korumaya ve ülkesi icin savaşmaya zorlanır. Fransız ordusu, sayıca çok daha fazla ve daha güçlü olduğu için Rusya savaşı kaybeder. Napolyon artık Moskova’ya ulaşmıştır.

Boris, savaşmanın bile saçma olduğunu düşünürken, yeni evlendiği genç karısı tek çarelerinin Napolyon’u öldürmek olduğunu söyler.Rusya’nın tarihini komik bir dille anlatan Woody Allen; aşk ve ölüm üzerine de derin bir felsefe yapıyor.

Merhaba Dünya (1979) Being There IMDb 8.0 – Hal Ashby

Chance, kendisini bildi bileli yanında yaşadığı yaşlı adamın evinde bahçıvanlık yaparak büyümüş ve hayatında bir kez olsun sokağa çıkmamıştır. Bütün hayatı bahçede bakımını yapıp büyüttüğü çiçeklerden ve televizyondan ibaret olan Chance, yaşlı adam bir gün ölünce ortada kalır. Çünkü ev artık satılacaktır. Kendi varlığının haricinde yaşadığına dair hiçbir kanıt olmayan Chance, avukatlara yıllardır yaşlı adamın yanında kaldığını kabul ettiremez. Nüfus kağıdı bile yoktur. Kendini birden sokaklarda bulunca yıllardır görüp bilmediği hayatın rutinleri ile tanışır. İlk defa sokaklarda yürür, arabaya biner… Ve birden şansı hiç tahmin etmediği bir yerde dönüverir.

Hal Ashby tarafından yönetilen filmin başrolünde Peter Sellers yer alıyor.

Andre ile Akşam Yemeği (1981) My Dinner with Andre IMDb 7,8 – Louis Malle

Film, o dönemde New York’un tiyatro camiasında aktif olan Wallace ve Andre’nin bir akşam yemeğindeki sohbetlerini içeriyor. Andre, her şeyden vazgeçip dünyayı dolaşmasıyla ve tanıdığı farklı insanlarla ilgili deneyimlerini paylaşıyor. İkili film boyunca, dünyaya, gerçekliğe ve insana ilişkin derinlemesine sorular soruyorlar.

Ölüm Takibi (1982) Blade Runner IMDb 8,1 – Ridley Scott  

Bıçak Sırtı, çekildiği yıldan çok uzak bir dönemde, 2019 yılında, dünyanın artık distopik bir yaşam alanı haline geldiği bir dönemde geçer. Tyrell gibi devasa üretici firmalar Replikant isimli, dış görünüm olarak insan türünden ayırt edilemeyen robotlar üretmektedirler. Dünya dışı kolonilerin tehlikeli ve illegal işlerinin halledilmesi için kullanılan bu robotlar, Blade Runners isimli özel polisler tarafından yakalanmaktadır. Uzman bir Blade Runner olan Rick Deckard, görevini bıraktığı bir esnada, Los Angeles’a gelen bir grup replikantı yakalamak için verilen son bir görevi kabul eder. Ancak iki milyon insanın yaşadığı bu şehirde görünüm olarak insandan hiçbir farkı bulunmayan bu robotları teşhis etmek hiç kolay olmayacaktır.

Barton Fink (1991) IMDb 7,7 – Coen Kardeşler

Yazmak, hiç şüphesiz, kalem sahibinin ilham gücü tarafından yönetilen bir eylemdir. New York’ta ün sahibi olmuş bir oyun yazarı Barton Fink, hesapta olmayan bir teklifle karşı karşıya gelir. Kendisinden Los Angeles’ta bir senaryo yazması istenir. Ancak gerekli görüşmeler sırasında istenilen senaryonun oldukça kaba bir içeriğinin olması istendiğini öğrenir. Bu hiç ona göre olmadığı için tıkanıklık yaşamaya başlar. Kaldığı otelde komşusu olan Charlie Meadows, geveze bir pazarlamacı ve tam bir orta sınıf insanıdır. Fink’in hayatına bu süreçte başka insanlar da girer ancak ihtiyacı olan ilhamı yakalamasına katkıda bulunamazlar. Sıkıntının tavan yaptığı bir noktada Fink, kendisini umulmadık bir cehennem tablosu içinde bulur.

Bağımlılık (1995) The Addiction IMDb 6,5 – Abel Ferrara

Kathleen üniversitede felsefe okumaktadır. Bir gün okul çıkışı evine dönerken dişi bir vampir tarafından ısırılır ve olaylar gelişir.

Alışılagelmiş vampir filmlerinin çok ötesindeki çizgisi, insanın içinde barındırdığı kötülük ve şiddete sunduğu felsefik bakış açısı ve yarattığı sıra dışı atmosferle, türünün en güzel örneğidir. Burroughsdan Danteye kadar uzanan entellektuel açılımıyla kafaları yorarken, döneminin New York bağımsız sinema anlayışından da fazlasıyla nasibini almıştır.Ayrıca bol kanlı bir film olarak siyah beyaz çekilmiş olması da bu filme ayrı bir özgünlük katar.

Truman Show (1998) IMDb 8,1 – Peter Weir

The Truman Show’un ilham kaynağı mağara metaforudur. Mağara metaforu, Platon’un en ünlü metaforudur. Mağara mitosunda, toplumdaki insanlar (düşünürler dışındakiler) bir mağarada kollarından birbirine zincirlerle bağlanmış ve sırtı mağara kapısına dönük oturan esirler gibidirler. sadece arkalarındaki ışık kaynağının (doğrunun,gerçeğin) yaydığı ışıkla karşılarındaki duvarda oluşan kendi gölgelerini görebilir, bu gölgelere bakarak eğlenir ve hayatlarını böyle geçirirler. filozoflar ise kendilerini bu zincirlerden kurtararak her ne kadar zor ve acı verici olsa da yüzlerini cesaretle ışığa (gerçeğe) dönerek hayatın gerçek anlamını ve doğruyu görebilen kimselerdir. ancak bu kimselerin mağaraya döndükten sonra gördüklerini diğer insanlara anlatması ve onları inandırması da bir o kadar zor olacaktır, çünkü esaret ve karanlık rahattır, oysa gerçekleri görmek ve ışığa bakmak cesaret ister.

Matrix (1999) IMDb 8,7 – Lana Wachowski

Saygın bir yazılım şirketinde çalışan Thomas Anderso, gecelerini “Neo” adı altında program kırarak ve Matrix’i araştırarak geçirir. Esrarengiz şekilde Trinity ve Morpheus ile tanışan Neo, yaşadığı dünyanın aslında beyninde gerçekleşen bir simülasyon olduğu gerçeğini öğrendikten sonra ordan kurtarılır ve Morpheus’un önderliğindeki ekibe katılır. Neo gerçek dünyada ilk nefesini aldıktan sonra simülasyona tekrar girerek Matrix’in ne olduğunu kavrayacak ve kurtarılma nedenini öğrenerek gelişen olaylar çerçevesinde yeni kimliğini tanımaya çalışacaktır.

Akıl Defteri (2000) Memento IMDb 8,4 – Christopher Nolan    

Leonard Shelby ucuz otel odalarında konaklayan, sadece nakit para kullanan ama şık giysiler giyen, Jaguar kullanan iş adamı görüntüsünde biridir.Fakat aslında hayatını karısına tecavüz edip öldüren kişiyi bulmaya adamıştır.

Leonard’ın bu yolda ciddi bir engeli vardır; çok ender rastlanan ve tedavi edilemeyen bir tür hafıza kaybı. Her ne kadar hayatının “kaza”‘dan önceki dönemlerini hatırlayabiliyorsa da, bazen 15 dakika öncesinde nereye gittiğini ve nerede olduğunu unutabilmektedir.

Nolan’ın bile karıştırdığı bir senaryoya sahip film sınırları epey zorlar.

Hayata Uyanmak (2001) Waking Life IMDb 7.8 – Richard Linklater

Genç bir adam, rüyaların gerçek dünyadan ayrıldığı yeri aramaktadır. Düş, uyanmak, gerçeklik gibi konular üzerine farklı düşünen insanlarla konuşur. Farklı yaşam deneyimleri, dünya görüşleri, rüyalara değişik bakış açıları sunacaktır. Bu ise gündelik yaşamdaki pek çok felsefi konu üzerine düşünmeye iter izleyiciyi.

Dijital kamerayla çekilen film daha sonra bilgisayar yardımı ile animasyon görüntüsüne yaklaştırıldı. Ortaya çıkan görüntü boyanmış gerçek görüntüleri çağrıştırıyor. Bu yeni animasyon teknolojisi ise Bob Sabiston tarafından yaratıldı. Ortaya çıkan estetik filmin düşsel temalarına gayet uygun.

Richard Linklater son derece şık bir şekilde felsefe yapıyor. Düşler üzerinde gezenirken de son derece ilgi çekici bir görsel dünya yaratıyor.

Tesadüfler (2004) I Heart Huckabees IMDb 6,6 – David O’Russell

Varoluşçu bir komedi olarak tanımlayabileceğimiz bu komedi filmi, bir marketler zincirinin mahallelerinde daha da büyümesini engellemek isteyen Albert’in hikayesidir. Albert kötü bir şairdir aynı zamanda. Filmdeki iki ‘dedektif’ tesadüfleri konu alan bir araştırmaya girerler. Sordukları sorular ise epey felsefidir. Biz kimiz, neyiz ve neden biz? Sıkıcı felsefilikten uzak seyirlik bir komedi.

Sil Baştan (2004) Eternal Sunshine of the Spotless Mind IMDb 8.3 – Michel Gondry

Clementine sevgilisi Joel Barish’, bir şekilde hafızasından sildirmiştir. Bundan dolayı kalbi kırılmış olan Joel da aynı şeyi yapmaya karar verir. Clementine’nin yavaş yavaş anılarından kaybolduğunu gören Joel, halen onu çok sevdiğini fark eder. Belki de yaptığı hatayı düzeltmek için artık çok geçtir.

Kaynak (2006) The Fountain IMDb 7.3 – Darren Aronofsky

The Fountain, bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için giriştiği ebedi savaşımı anlatan bir yolculuk. Destansı yolculuk, 16. Yüzyıl İspanya’sında bir fatih olan Tomas’ın (Hugh Jackman), ölümsüzlük bahşettiğine inanılan efsanevi bir varlık olan Gençlik Çeşmesi’ni aramaya çıkmasıyla başlar. Hikaye, modern bir bilim adamı olan Tommy Creo, sevgili karısı Isabel’ı yavaş yavaş öldüren kanseri tedavi edebilmek uğruna ümitsiz çırpınışlarını anlatarak devam ediyor. 26. Yüzyılda derin uzayda yolculuk eden astronot Tom, kendisini bin yıldır yiyip bitiren gizemleri kavramaya başlar. Bu bin yıla yayılan üç hikayede, tüm zamanların Thomas’ı olan savaşçı, bilimadamı ve kaşif; hayat, aşk, ölüm ve yeniden doğuş kavramlarıyla yüzleşir. Bu üç adamın hikayesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.

Kaynak: Taste of Cinema

Yorumlar

 
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up