Timbuktu’yu Anlama!

Serbest Kürsü

Timbuktu

Ayşe Şahinboy Doğan yazdı.
asahinboy@gmail.com

Bir masanın başında oturmuş devlet adamları, dünya haritası üzerinden yer beğeniyor. Herkes en verimli toprakların peşinde, pay edilme noktasında uzun kavgalar veriliyor, içten içe herkes kendine düşenden mutlu değil. Beğendikleri topraklarda kimin yaşadığı, hangi ülkenin olduğu da önemli değil. Mühim olan Batı’nın bekası…

Batı’nın emperyalizm politikalarının bir sonucudur bugün dünyada izlediğimiz savaşlar. Sömürü düzeni içerisinde Batı, işine geldiği noktada istediği verimli toprakları işgal yöntemiyle kullanırken, o yerlerin asıl sahiplerini yok sayar. İşi bitince bir enkaz bırakır, tamamen topraklardan elini çektiğinde ise kaos çıkar. Sömürmenin tam manasıyla “kan emicilik” olduğunu biz Batı’dan böylece öğrenmiş oluruz.

Batı Afrika’da Mali’ye bağlı bir şehir olan Timbuktu hakkında konuşmadan önce 1920’de başlayan Fransız sömürü düzenini biraz görmek/düşünmek gerekiyor. Çünkü 15. yüzyılda İslam’ın yayılması noktasında önemli bir rol oynayan, medreseleri ve camileriyle bir tarih yazan, 1998’de UNESCO tarafından Dünya Mirasları listesine dâhil edilen Timbuktu, şimdi karşımızda karanlık bir dünya olarak veriliyor.

Abderrahmane Sissako’nun yönettiği, yine senaryosunu Kessen Tall ile yazdığı Timbuktu filmi, bugünlerde adından sıkça söz ettiriyor. Fransa’da yaşanan son olaylardan sonra Türkiye’de vizyona giriş tarihi ise dikkat çekiyor. Oscar’a da aday olan filmin bize ulaşan basın bülteninde konusu şöyle anlatılıyor: “Kidane, Timbuktu yakınlarındaki çölde karısı Satima, kızı Toya ve 12 yaşındaki çobanları Issan ile birlikte kendi halinde bir hayat yaşamaktadır. Ancak Timbuktu yeni islamist-köktenci yönetim altına girmiştir. Acı ve sefalet içindeki halk bu cihatçı terör karşısında kaderlerine boyun eğmeyi reddederken, şehirde müzik, kahkaha, sigara ve futbol dahi yasaklanır. Her gün yeni mahkemeler Timbuktu’ya trajik ve absürt yeni kurallar buyurur. Birer gölgeye dönüştürülmeye çalışılan kadınlar ise ağırbaşlılıkla direnmektedirler. Tüm bunlar olurken Kidane ve ailesinin şehir ve kargaşadan uzaktaki yaşamları ise Kidane’nin, çok sevgili GPS adlı ineklerini katleden balıkçı Amadou’yu yanlışlıkla vurması ile değişir. Bu olay şehirden uzaktaki bu aileyi, yeni Timbuktu ve kurallarıyla tanıştıracaktır.”

İslamofobiye Malzeme Veriyor

Son yıllarda Ortadoğu’da, Arap ülkelerinde, Afrika’da yaşanan iç savaşlar binlerce masum insanı yerinden ve canından etti. Arap baharı dalgasıyla yayılan kan kokusu tüm coğrafyayı sardı ve halen insanlar ölmeye devam ediyor. Bunlar yetmiyormuş gibi bir de çıkış noktaları ve sermayeleri belli olmayan radikal gruplar türedi. Söylemleri İslam dini adına olsa da, eylemlerinin hiçbir dini kurala uymadığını söylemek gerekir. Lakin Timbuktu gibi yapımlar, var olan bir gerçeği gösterme biçiminden dolayı Batı’da oluşan İslamofobiye malzemeye veriyor.

Terör estiren grupların bir halka nasıl zulmettiğini anlatmaya çalışan Timbuktu filmi, popüler bir dil kullanmayı tercih etmiş. Belgesel tadındaki görüntüler, iyi işlenmemiş karakterlerle her şey bir çırpıda anlatılmaya çalışılmış. Recm cezası, kızların rızasız evlendirilmesi, kadınlara uygulanan zulüm, en insani ihtiyaçların yasak hale gelmesi (müzik dinleme, futbol oynama..vs.) gibi konular olması gerektiği için konulmuş gibi havada kalıyor. Uyku getiren performansıyla asıl başkahraman olan Kidane’nin hikâyesi, kurulan mahkeme, işlenen cinayet ise yine hızla geçiyor filmin içinden. İslam, terör, yasak, ceza kavramları arasında gidip gelirken, Batı olanca medeni haliyle veriliyor radikal grup üyesinin modern dansında. Cihat adı altında zulüm eden grup üyelerinin karşısına ise karikatürize edilmiş bir imam karakteri konuluyor. O da filmin başında birkaç nutuk atıp yok oluyor.

“Filmlerimde bir dava şeklinde anlatılan; gerçek bir sorgulama güdüsü, birtakım hususları hakkaniyetle, olduğu gibi anlatma ve çözüme kavuşturma esasında. Davayla belli şeyleri anlatabilmek için siyasi bir bilincin ve siyasi bir ihtiyacın olması gerektiğini söylüyorum” diyor Abderrahmane Sissako verdiği bir röportajında. Algı konusunda sinemanın etkisinin ne kadar büyük olduğu düşünülürse, Sissako’nun Timbuktu filmi radikal grupların arka planını ele almadan, İslamcılar, şiddet, eşittir baskı ve zulüm doktrinleriyle “hakkaniyet” konusunda zayıf kalmış demek yerinde olacaktır.

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up