Bizimle İletişime Geçin

Uncategorized @tr

“The End”, “The Artist”, “Action!”

Yayınlandı

tarihinde

Bu hafta bir an bile sıkılmama izin vermeyen bir film izledim; The Artist. Bizim gibi “konuşmalı filmlere” alışmış insanlar için bile konuşmanın yeri gayet şık bir biçimde doldurulmuş. Yine de siz salonda izlerken başka filmlerde yaptığınız gibi yanınızdaki ile sessiz de olsa konuşmayın bütün salonun duyma ihtimali yüksek. Hele bir de salonda pek kimse yoksa en önde söyleneni en arkadakinin duyması işten bile değil. Bir anda kendi sesli filminizi çekmeye başlayabilirsiniz.

Sizi sessiz filmin, sesli filmden eksiği olmadığını hatta başka diğer artıları olduğuna ikna etmeye çalışabilirim. Ama yine de ağız okumaya çalıştığımı itiraf etmeliyim ve ardından hiçbir işe yaramadığını da söylemeliyim. The Artist gerçekten eski bir film gibi hareket ettiği için; adam kıza seni seviyorum derken ara yazılar size bambaşka şeyler söyleyebiliyor. Zaten hangi dilde olursa olsun o kadar çok şey söylemiş olması imkânsız diyorsunuz. Yine de oyuncunun o duyguyu verememiş olması ihtimaline karşılık yazılan bu yazıların bile eski filmlerdeki gibi kullanılması (eskiye sadık kalınması) gayet hoş bir ayrıntı. Ayrıca jenerik ve yıldız “aura”larını kullanmaları yani bir nevi yıldız kaprisleri zamanımızda azalan imzalı fotoğraf almak için duyulan heyecan bize eski zamanlardan esintiler taşıyor.

Filmden çıktıktan sonra aklınızda birkaç çarpıcı sahne kalması garanti. Bende ise eskilerin anlattığı bazı Türk filmlerinde görülen saf ve temiz aşk tadı uyandırdı. Hatta bence The Artist filminin orijinal bir fikir olmasından bile daha önemli bizi eski günlerin aşklarına götürebilmesi.

Filmde dikkat çeken ikinci bir nokta ise fark ettirmeden sizi deneye tabi tutması.  George’un sesli film diye bir şey olması ihtimalini düşündükten sonra her şeyin sesini duyması ama bir türlü sesinin çıkmaması, başrol kadın oyuncumuzla ilk karşılaştığında yapımcıya kapris yaptığında birden herkesi ağzından çıkan lafa dikkat kesilmesi gibi ses ile ilgili her sahnenin ayrı ayrı düşünülmesi. Bir diğer başrolün ses olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Filmin başka bir filmin sonu ile yani “The End” olarak açılması arada başka filmlerin gösterilmesi ve filmin sonu geldiğinde ise action olarak bitirilmesi filme bir devamlılık sağlamış. Film içinde filmler geçerken, bu filmle nerdeyse bir yüzyıl sonra tekrar sessiz film devrini bir kez daha bitirdiğimizi ve sesli film devrine yeniden merhaba -action-dediğimizi anlıyoruz.

Sesli film diye bir şey düşünemeyen hayal bile etmeyen George Valentine in sesli film deneyini ilk defa gördüğünde sadece komik bulması ve zamanında televizyon için de lafı geçen “Beş para etmez bir buluş” tabirini kullanması bize o dönem insanın düşüncelerini hissettirmeyi amaçlamış.  Ama izleyicinin oyunculardan daha çabuk sesli filmlere adapte olduğu da bir gerçek. Bazı izleyiciler sadece sesli filme değer verirken az da olsa bazı seyircilerin George Valentine’in “Aşk ve Gözyaşı” filmine gitmesi saf sinema aşığı anlamaya çalışan bir avuç insanı simgeler gibi. “Aşk ve Gözyaşı” filminin galasında oturan bir genç kızın daha sonra da başrol kadın oyuncumuzun filminde de görmemiz ise aslında zevk almayı bildikten sonra sesli filmden de sessiz filmden de aynı tadı alabileceğimizi fısıldıyor bize.

Jean Dujarden aslında Fransa’da çok bilinen hatta benim çok sevdiğim Red Kitt’i bile canlandırmış bir oyuncu. Jean Dujarden’in heyecanının fazla olduğunu gördüğümde onun yeni bir oyuncu olduğunu düşünmüştüm. Ama sadece Red Kitt’den birkaç sahne bile onun bambaşka rollere girebilen iyi bir oyuncu olduğunu görmeme yetti. Yönetmenin bu bilinçli tercihinin filmin Oscar kariyerini etkilediğini anladım. George Valentine (Jean Dujarden) hem iyi bir oyuncu hem de kendi ülkesi dışında çok da bilinmeyen yepyeni bir yüz ve gerçekten filmde büyük bir öneme sahip.

Oscar’dan söz açılmışken Oscar törenlerinin The Artist’in içindeki film galasına çok benzediğini de söylemeliyim. Jean Dujarden’i görüyoruz; gerçekten iyi bir oyun çıkaran, Jean Dujarden’in kendi ile özdeşleştirdiği  “konuşamayan” köpeği görüyoruz kadın oyuncunun ise esamesi okunmuyor. Ama sözünün çok geçmediğine aldanmayın. Gerçekten bu büyük aşk hikâyesini tamamlayan güzel bir oyunculuk çıkartıyor (benli ya da bensiz). Özellikle de ceketi bir enstrüman gibi kullandığı veya karşısında bir oyuncu varmış gibi etkili bir oyun çıkardığı sahne favorim.

Filmin konusu ve işleniş şekli gerçekten benzersiz ama hiç bilmeyenler için sesli filme geçiş aşamasında sessiz dönem oyuncularının film çekememesinin sadece bir inat olduğunu düşünmesine yol açması filmin eksik kalan tarafı. Konu bu şekilde eksik kalınca da kendileri güzel/yakışıklı veya mimiklerini iyi kullanabilen ama sesleri güzel olmayan ve henüz dublaj icat edilmediği için kariyerlerine son vermek zorunda kalan oyuncuların hakkı yenmiş. Belki de çok iyi oyuncular dublaj ile sessiz film arasındaki sesli film devrinde yok olup gitmişler. Belki de…

Belki de bazıları gibi siz de kendi sesini kullanmayan oyuncuların gerçekten iyi oyuncu olmadığını düşünüyorsunuz. Bu, ülkemizde de hala tartışılan bir konu. Kendi sesini kullanmayana oyuncu denir mi denmez mi? sorusu. Bu sorunun cevabı henüz bulunamadı ama. Bir dönem Keremcem, Özcan Deniz, Necati Şaşmaz, vb. isimlerin aynı kişi tarafından seslendirilmesi gayet kafa karıştırıcıydı bunda hemfikiriz sanırım. İnsan gözlerini kapadığında bütün erkek oyuncuları birbirine karıştırması kaçınılmazdı. Erkek oyuncuların kaderi tek bir seslendirme sanatçısına bağlı iken kadınlarda da çok değişik bir durum söz konusuydu. Uzun yıllardır Nebahat Çehre’yi seslendiren ve iyi bir oyuncu olan Gülen Karaman’ı kimse bilmiyor. İnsanların çoğu Nebahat Çehre‘yi magazinde gerçek sesi ile duyduklarında büyük ihtimal sesin bir an için bozulduğunu düşünüyorlar. Ama sonra unutup gidiyorlar. Yani insanlar sadece ses olsun istiyor ama kimin sesi olduğu hiç önemli değil.

Yine filmden biraz koptuk ama siz arada söylediklerime aldanmayın. Oscar’ı boşuna almamış dediğim sıkılmayacağınız güzel bir film izlemek için bu hafta Tarık Zafer’de gösterilen The Artist’i kaçırmayın.

Seyfi Teoman’ı kaybettik. Bir hafta kadar önce de Cüneyt Türel’i kaybetmiştik. Cüneyt Türel’i düşündükçe aklıma hep en son rol aldığı Sertap Erener’in klibi geliyor. Ve kulağıma hep aynı şeyi fısıldıyor;

“ Bir çaresi bulunur elbet canım yeniden yaşamanın…

 

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Tören 25 Nisan’da!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Adayları geçtiğimiz gün belli olan 93. Oscar Ödülleri’nin merakla beklenen ödül töreni tren garında düzenlenecek.

Geçtiğimiz haftalarda seyirci katılımıyla düzenleneceği açıklanan 93. Oscar Ödül Töreni‘nin bir kısmı tren garında gerçekleşecek. 25 Nisan tarihinde düzenlenmesi planlanan töreninin, COVID-19 önlemleri kapsamında bu karara varıldığı da yapılan açıklamalar arasında.

Törenin geleneksel olarak yapıldığı Dolby Tiyatrosu‘nun yanında Los Angeles şehir merkezindeki geniş tren garında (Union İstasyonu) düzenleneceği, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi Başkanı David Rubin tarafından e-posta ile açıkladı.

Salgın hastalıktan korunmak için geniş boşlukları ve mekanları mercek altına alan akademi, seyirci katılımı ile gerçekleşecek olan törenin detayları hakkında henüz açıklamada bulunmadı.

Okumaya Devam Et

Film

Emma Corrin’in Yeni Projesi Belli Oldu

Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Emma Corrin'in Yeni Projesi Belli Oldu

The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parlayan Emma Corrin’in gelecek projesi belli oldu.

Son zamanların dikkat çeken oyuncularından Emma Corrin‘in yeni projesi belli oldu. Konuşulan isim, D. H. Lawrence tarafından 1928 yılında yayınlanan Lady Chatterley’s Lover kitabının film uyarlamasında başrolü üstlenecek. Pennyworth dizisi ile güzel bir çıkış yakalayan Emma Corrin, Netflix’in çok sevilen ödüllü dizisi The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parladı.

Daha önce bir kere sinemaya, bir kez de diziye uyarlanan kitabın yeni film uyarlamasını, Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek. Filmin senaryosunu ise Life of Pi’nin senaristi David Magee kaleme alacak.

Detaylı bilgilerin henüz açıklanmadığı film, doğuştan varlıklı bir aileden gelen talihli Lady Chatterley adındaki genç bir kadının yaşadıklarına odaklanacak. Şimdiden meraklandıran film, evlendiği adama evlendikten sonra aşık olan Lady Chatterley’nin avcı bir adamla yaşadığı aşkı ekranlara taşıyacak.

Okumaya Devam Et

Liste

Amazon Prime’da Kaçırılmaması Gereken 10 Dizi

En iyiler!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Dünya genelinde 150 milyon abonesi olan, köklü stream platformu Amazon Prime’da kesin izlemeniz gereken 10 diziyi listeledik. İyi seyirler!

Community (2009–2015) IMDb 8,5

Diplomasının sahte olduğu ortaya çıkan Jeff Winger üniversiteye geri gönderilir ve burada en az kendisininki kadar şüpheli geçmişe sahip öğrenci ve öğretmenlerle tanışır. Lisans diploması iptal edilen avukat Jeff Winger, üniversiteye geri döner ve burada birkaç tuhaf tiple bir çalışma grubu kurar

Upload (2020– ) IMDb 8,0

Upload konusu, yakın geleceği ele alıyor. Dizide sanal gerçeklik hizmeti veren şirketin müşteri hizmetlerinde çalışan Nora ve arkadaşı Nathan’ın yaşadıklarını anlatılıyor.

Yakışıklı ve parti sever Nathan, kendi sürdüğü arabanın kaza yapması sonucu ağır yaralanır. Nathan’ın kız arkadaşı Nathan’ı ölümden sonra yaşamı deneyimlemek için Nora’nın çalıştığı sanal gerçeklik şirketindeki sanal gerçeklik dünyasının içine gönderir.

Counterpart (2017–2019) IMDb 8,1

Counterpant, çalıştığı şirkette paralel evrene açılan bir kapı olduğunu keşfeden bir adamın hikayesini konu ediyor. Howard Silk, Birleşmiş Milletler’e bağlı Berlin merkezli bir casusluk ajansında çalışmaktadır. Neredeyse 30 yıldır aynı şirkette çalışan Howard, tam olarak ne iş yaptığını bilmemektedir.

Fleabag (2016–2019) IMDb 8,7

Fleabag dizisinin temelini genç bir kadının insanlar ile olan ilişkilerini anlatması oluşturuyor. Takma isim olarak Fleabag adını kullanan genç bir kadının 30’lu yaşlarını sürdürürken hayatında gerçekleşen olayları aktaran bu dizi Londra’da geçmektedir.

Carnival Row (2019– ) IMDb  7,9

Carnival Row, Pact ve Burgue isimlerindeki iki ülkenin Peri Diyarı’nın hakimi olabilmek için verdiği savaş ile başlıyor. Savaşın kazananı Pact olduktan sonra da periler için zulümle dolu bir yönetime geçiliyor. Mitolojik canlıların insanlardan korktukları için temel özgürlükleri kısıtlanıyor

The Mentalist (2008–2015) IMDb 8,1

Kaliforniya Araştırma Büro’sunda (CBI), Lisbon’ın (Robin Tunney) önderliğinde ve gizemli cinayetleri çözmeye çalışan bir ekibe dahil olur ve kabiliyetini CBI’a verilen davaların sonuca ulaştırılması için kullanır. Fakat artık hayattaki tek amacı, karısı ve kızını öldüren Red John’dan intikamını alabilmektir.

 The Marvelous Mrs. Maisel (2017– ) IMDb 8,7

The Marvelous MrsMaisel 1960’lı yıllarda, New York City’de geçiyor. Şehrin lüks semtlerinden birinde eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşayan Miriam “Midge” Maisel hayatta istediği her şeye sahiptir. Ancak bir gün tesadüf eseri, hiç bilmediği bir yeteneğe sahip olduğunu keşfeder ve bu gelişme hayatını derinden sarsar.

The Americans (2013–2018) IMDb 8,4

The Americans; Soğuk Savaş döneminde 1980’li yılların başlarında, Ronald Reagan’ın ABD başkanlık koltuğuna geçmesinin hemen ardından; Washington, DC’de bir banliyöde çevreye iki Amerikalı görünümü veren ancak gerçekte iki KGB ajanı olan evli bir çiftin hikâyesini anlatıyor

Hannibal (2013–2015) IMDb 8,5

Dr. Hannibal Lecter’ın çaylak FBI ajanı Clarice Starling’in büyük hatası sonucu hücresinden kaçışının üzerinden yedi yıl geçmiştir. Dr. Lecter, bu kaçışının ardından Floransa’ya gidip yerleşmiş hayatın tadını çıkarmaktadır; fakat Clarice Starling hala Dr. Lecter ile yedi yıl önce en yüksek güvenlik önlemlerinin olduğu tehlikeli deliler koğuşunda yaptığı görüşmeyi unutmamıştır.

Dr. Lecter’ı unutmayan biri daha vardır: Mason Verger. Dr. Lecter’ın eski bir kurbanı olan Mason Verger onun elinden güçlükle kurtulmuştur. Verger domuz besiciliğiyle kendine bir imparatorluk yaratmıştır ve de Dr. Lecter’dan intikam alma duygusuyla yanıp tutuşmaktadır. Dr. Lecter yüzünden bir soluk makinesine bağlı yaşamak zorunda kalan Verger’in zenginliği sayesinde elinde çok geniş imkanlar vardır ve kendi kurduğu dünyada en ufak bir hareketi bile hissetmektedir. Mason Verger sonunda Dr. Lecter’ı nasıl tuzağa düşüreceğini bulur. Dr.Lecter’a onun için dünyanın en değerli ve en zarif yemini sunacaktır. Verger’in bu yemi Dr. Lecter’a sunmasında Clarice Starling’i kendinde bir saplantı haline getiren FBI başmüfettiş yardımcısı Paul Krendler da ona yardım edecektir.

Mozart in the Jungle (2014–2018) IMDb 8,2

Mozart in The Jungle’ın konusu New York Senfoni Orkestrası’nın emektar Şefi Thomas’ın yerine dönemin en başarılı, genç şefi Rodrigo’yu getirmesi üzerine şekilleniyor. … Bunların yanında New York Senfoni Orkestrası’nda yer almak için can atan obuacı Hailey’in hayatı dizide anlatılıyor.

Okumaya Devam Et

Popüler