Bizimle İletişime Geçin

Uncategorized @tr

Temsil ve göstermek üzerine: ‘Allah’ın Sadık Kulu: Barla’

Yayınlandı

tarihinde

muhammeduyar copy

Sinema ideolojik üretim açısından vazgeçilmez bir araç; çünkü her ikisinin de sıkı sıkıya ilgili olduğu bir nokta var: Temsil. Sinema dışarıda “duran” bir şeyi bize “göstermez”, onu temsilin süzgecinden geçirerek, şu ya da bu biçimde dönüştürerek, bize bir yapıntı sunar. Sinemada gördüğümüz her şeyin arkasında, temsil biçimine ilişkin bir tercih yatar. İdeoloji de temsiller üzerinde yükselir; toplumsal kurum ve değerlerle, cinsiyet rolleriyle, kişisel var oluşumuzla ilgili yapıtaşları temsilin vazgeçilmez katkısıyla oluşturulur. Dolayısıyla sinema, ideolojinin idamesine destek veren temsil biçimlerini yeğleyerek hâkim ideolojik gerçekliğin yeniden üretimine katkıda bulunabileceği gibi, alternatif temsiller aracılığıyla onu sarsmayı da amaçlayabilir.”1

Bediüzzaman Said Nursi. Bu isim bir asrı aşkın süredir çeşitli zaman dilimlerinde bir şekilde ülkemizin gündemine gelmekte ve çeşitli konuşmaları, tartışmaların odağını oluşturmaktadır. Özellikle televizyon programlarında Bediüzzaman isminin merkezde yer aldığı programların içeriği genelde siyasi ve ideolojiktir. Bu bahsettiğim mesele geçtiğimiz Aralık, Ocak ve takip eden aylarda en yüksek seviyeye ulaştı. Bunun nedeni ise yönetmenliğini Mehmet Tanrısever’in yaptığı ve Bediüzzaman’ın hayatının anlatıldığı ‘Hür Adam’ filminin Ocak ayı başında gösterime girmesi idi. Film Bediüzzaman’ın hayatını anlatan ilk uzun metrajlı film idi ve birçok noktada oldukça başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Ve fakat filmde yer alan Bediüzzaman ve Atatürk karşılaşması üzerine çok konuşuldu. Filmde çok az yer bir bölümde geçen bu görüşme hakkında yapılan tartışmalar zihinlerimizde oldukça fazla yer edindi. Bu da filmin farklı konuları anlatmasına rağmen algılarda çok daha farklı bir yapının oluşmasına neden oldu. Hemen burada bazı sorular sormaya başlayabiliriz; “Bediüzzaman” isminin bir film nedeniyle böyle siyasi konuşmaların içinde yer alması doğru mudur? Bediüzzaman’ın hayatında siyasetin yeri nedir? Ve son soru, Bediüzzaman hayatı boyunca neyin mücadelesini vermiştir?

Bu soruların cevabını bulmak isteyenlerin Bediüzzaman’ın eserlerine sadece göz gezdirmesi yeterli olacaktır. Son sorunun cevabı ise: İman hizmeti! Bediüzzaman Hazretlerinin hayatına baktığımızda kendisinin binlerce kez siyasi meseleler nedeniyle mahkemelere çıkartıldığını ve çeşitli iftiralara maruz kaldığını görüyoruz. Fakat o eserlerinin muhtelif yerlerinde “Hemen umumiyetle, Risale-i Nur hizmetinin yegâne maksadı olan imanın kuvvetlenmesinin vatan ve milleti tehdid eden dinsizlik ve komünistlik tehlikesine mâni’ olduğunu; şimdi en elzem vazifenin, ferdlere ve cemiyete düşen hizmetin imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek bulunduğunu; zamanın en büyük dâvâsının Kur’âna sarılmak olduğunu, Risale-i Nur bütün kuvvetiyle bu meseleye hasr-ı nazar ettiğinden, vatan ve millet düşmanları, gizli dinsizler, bahanelerle hücuma geçip aleyhte tahriklerde bulunduklarını; “Fakat biz müsbet hareket etmeye mecburuz. Elimizde Nur var, siyaset topuzu yok. Yüz elimiz de olsa, ancak Nura kâfi gelir.” diyerek Nur’un din düşmanlarını mağlûb edeceğinden, müsbet hareket etmenin atom bombası gibi tesiri bulunduğundan, Risale-i Nur’un siyasetle hiçbir alâkası bulunmadığını, mesleğimizin en büyük esasının ihlâs olduğunu, rıza-i İlâhîden başka hiçbir maksad ittihaz edilemeyeceğini, Nur’un kuvvetinin işte bu olduğunu; ihlâsla, müsbet hareket etmekle inayet ve rahmet-i İlâhiyenin Risale-i Nur’u himaye edeceğini.. ilâ âhir.. beyan ederdi.”2

Eserlerinde birçok yerde geçen bu bahisler kısaca bu şekilde özetlenmiş. Yazının başındaki terimlere dönelim ve geldiğimiz noktada yeni bir soru soralım: Tek derdi imana hizmet etmek olan bir insanın hayatını ve ideolojisini temsiller aracılığı ile sinema sanatına nasıl aktarabilirsiniz?

Bu sorunun cevabını bulduğumuzda Bediüzzaman gibi bir şahsa yakışan ve onu anlatan bir sanat eserini ortaya koyabilirsiniz. Aslında Bediüzzaman Hazretleri eserlerinde temsillerin nasıl kullanılması gerektiğini kendisinden sonra eserlerini okuyacaklar için bir anlamda örneklendirmiştir. Özellikle Sözler isimli eserinin başında yer alan ve “Küçük Sözler” şeklinde de basılan risalelerde Bediüzzaman imanî meseleleri “Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin. Sen bir asker olduğun için askerlik temsilâtıyla, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikatı nefsimle beraber dinle.” cümlesiyle başlayıp temsiller ile anlatmayı tercih etmiştir.

“Allah’ın Sadık Kulu: Barla” isimli animasyon filmde Bediüzzaman Hazretlerinin hayatında önemli bir yeri olan, sürgün olarak ve halktan tecrit amacıyla gönderildiği Barla hayatı anlatılıyor. (Barla Isparta’nın Eğirdir ilçesine bağlı yaklaşık olarak 3.000 nüfuslu bir kasabadır. Bediüzzaman’ın sürgün edildiği yıllarda ise nüfusu çok daha azdı.)

Filmi ön gösterimde izleme şansı buldum. Oldukça kalabalık bir kitlenin filmi izlemek için geldiğini belirtmek isterim. Bu konuya yazımın ilerleyen bölümlerinde değineceğim. Film ile ilgili olarak ilk bahsedeceğim konu yukarıda uzunca bir girizgâhla açıklamaya çalıştığım temsil meselesi ile ilgili olacak ve cevabını arayacağımız soru: Bediüzzaman bu filmde nasıl temsil ediliyor? Olacak. Bu sorunun cevabını ne kadar iyi verebilirsek “Allah’ın Sadık Kulu: Barla” filminin nerelerde çözümlemesini o derecede iyi yapabiliriz.

Geçtiğimiz yıllarda katıldığım bir konferansta Bediüzzaman Hazretlerinin hayatının çeşitli dönemlerinde başından geçen hadiselerle örneklendirilerek onun ne kadar hayvan sever olduğundan bahsedilmişti. Buna ek olarak Risale-i Nur eserlerinin çeşitli bölümlerinde Bediüzzaman Hazretlerinin kâinatta yaratılmış bütün canlılar ile ne kadar farklı bir iletişim içinde olduğundan bahsediliyor. Filmde ilk dikkatimi çeken bu konudaki temsiller oldu. Bediüzzaman bizlere bir Müslüman’ın yaratılmış olanlara nasıl yaklaşması gerektiğini yaşantısıyla çok güzel anlatmış. Ve film ekibi de bunu bize çok güzel göstermiş.

Filmde bir kaplumbağaya eziyet eden çocuklara tatlı dille bunu anlatması, karıncaların yuvasını yıkmak ve yerine bir şeyler yapmak isteyen talebesine “Yuva yıkarak, yuva yapılmaz!” demesi ve yine çimenlerin üzerinde ateş yakacak olan talebesine ateşi ot olmayan bir yerde yakmasını tavsiye etmesi Bediüzzaman’ın ne kadar hayvan sever ve doğayı koruyan bir şahsiyet olduğunu gösteriyor. Peki ya çocuklara şefkati ve yaklaşımı… Herkesin ders alması gereken davranışlar. Çocuklara verdiği küçük hediyeler… Günümüzde özlediğimiz müslümanca davranışlar…

Emin olun dün gece beyazperde de yazmakla bitmeyecek kadar güzel temsiller ile dolu bir film gördüm. Bu film bir cemaat filmi olmanın ötesine geçmiştir. Bu film bir Müslüman temsilidir. Dolayısıyla sadece Nur Cemaati’ne hitap ettiğini söylemek yanlış olur. Buna ayrıca dikkat çekmek isterim.

Bediüzzaman hayatı boyunca çeşitli zulümlere, işkencelere, zehirlenmelere ve hakaretlere maruz kalmıştır. Filmde bunların bazılarını göreceksiniz. Ama filmden çıkışta aklınızda etrafına sevgi ve muhabbetle saçan, dua ve ibadetten vazgeçmeyen ve inancı sağlam bir şahsiyetin hayatına dair izlenimler kalacak…

Türkiye’de ilk kez kullanılan bir teknik olan “Motion Capture” tekniği ile çekilen bu filme görüntü kalitesi noktasında baktığımızda bazı hareketlerin tam oturmadığını görüyoruz. Fakat dekorlar, mekânlar, insanların yüz ayrıntıları gibi konularda filmin yapım ekibine tam not verdiğimizi belirtmeliyiz. Bu bir ilk film ve ilkleri başardı. İnsanların ve hayvanların hareketleri konusundaki ayrıntıların devam filmlerinde tekrar gözden geçirileceğini düşünüyoruz. Filmin müziklerinin de oldukça başarılı olduğunu söylemeliyim.

Film ile ilgili anlatılacak ve konuşulacak çok şey var. Sinemaseverlerin filmi izleyip değerlendirmelerini okuduktan sonra tekrar üzerine konuşmaya ve yazmaya devam edeceğiz. Sonuç olarak, “Allah’ın Sadık Kulu: Barla” filmi Bediüzzaman Hazretlerinin hayatını ve ideolojisini birbirinden güzel ve yerinde kullandığı temsiller ile sinema sanatına güzelce uyarlamıştır. Ve bu film izlenmelidir. Salondaki binlerle ifade edebileceğim seyircilerde heyecanları ile bunu gösterdiler. Ve salondakiler bu filmlerin devamının gelmesini, Müslümanların artık kötü imamlar, rüşvetçi, şehvetine düşkün, dini siyaset için kullanan insanlar olarak resmedilmediği, gerçek anlamda ve hakkıyla temsil edildiği filmlerin çekilmesini istercesine film ekibini dakikalarca alkışlayarak gösterdiler. Bu da film ekibi ve bu yolda yeni eserler verecekler için güzel bir destek olur ümidindeyiz.

Film ekibini, başta yönetmen Sayın Esin Orhan hanımefendi olmak üzere tek tek tebrik ediyorum ve yazımı filmde geçen ve Bediüzzaman Hazretlerinin talebelerine dua olarak söylediği bir cümle ile bitirmek istiyorum: “Allah muvaffak etsin!”

Muhammed Uyar
muhammeduyar@sinefesto.com 

Kaynaklar

1Michael Ryan&Douglas Kellner- Politik Kamera- Çağdaş Hollywood Sinemasının İdeolojisi ve Politikası, Arka kapak yazısı, Ayrıntı Yay., 2010

2Risale-i Nur Külliyatı- Tarihçe-i Hayat, Altıncı Kısım, Emirdağ Hayatı, Mukaddeme, sh: » (T:437), (http://www.saidnur.com/foreign/trk/risaleler/tarihce/emirdaghayat.htm

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

Çocukların gözünden film eleştirileri: Hakuna Matuta

Hakuna Matata programı YouTube kanalımızda yayınlanmaya başladı.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Çocukların gözünden çocuk filmi eleştirileri nasıl olur diyerek yola çıktığımız Hakuna Matata programı YouTube kanalımızda yayınlanmaya başladı.

İkizlerimiz İlve ve Meva bizler için hem bilgili hem de eğlenceli videolar hazırlıyor. Serinin ilk bölümünde geçen yılın rekortmen animasyonu Rafadan Tayfa 2: Göbeklitepe filmini eleştiren ikizler, 2 bölümde ise Hayao Miyazaki’nin sevilen animasyonlarından Küçük Deniz Kızı Ponyo filmini mercek altına aldı. Hakuna Mata’nın 3. bölümünde ise Tim Burton imzalı Alis Harikalar Diyarında filmi ikizlerin radarına takıldı.

Hakuna Matata’nın tüm bölümlerini izlemek ve güncel bölümlerden haberdar olmak için Sinefesto’nun Youtube kanalına abone olmayı ve bildirimleri açmayı unutmayın!

Okumaya Devam Et

Liste

Müzikleriyle Hafızalarda Yer Edinen 10 Güzel Film

Filmlerin ötesine geçen müzikler.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Bir filmin ortaya çıkış aşamasının en ince çizgilerinden biri olan müzik kullanımı, çoğu zaman filmin kaderini belirler. Öyle ki, ait olduğu filmin ötesine geçerek farklı hayal dünyaları kurduran film müzikleri, karakterlerin seyirciyle olan bağlarını kuvvetlendirerek beyaz perdenin en kalıcı hissiyatını oluşturur. Sizler için, müzikleriyle yıllar boyu hafızalarda yer edenin 10 güzel filmi derledik. İyi seyirler, iyi dinlemeler.

Requiem for a Dream (2000) Bir Rüya için Ağıt 

Darren Aronofsky’nin başyapıtı olarak görülen Requiem for a Dream, döneminin en çok beğeni kazanan filmlerinden biri olmuştur. Hubert Selby’nin romanından uyarlanan film, uyuşturucu bağımlısı Harry’nin trajik hikayesini seyirciyle buluşturur. Hikayesiyle uzun süre etkisinden çıkamayacağınız bir deneyim sunan Requiem for a Dream, aynı zamanda İngiliz müzisyen Clint Mansell’ın besteleriyle de yıllarca konuşulanlar arasında kalmayı başarmıştır.

Interstellar (2014) Yıldızlararası

Christopher Nolan’ın imzasını taşıyan Interstellar filmi, 2014’ün en iyi filmleri arasında yer almıştır. Distopik bir dünyada hayatta kalmaya çalışan Cooper’ın hikayesine odaklanan film; evren ve zaman kavramı üzerinden seyirciye unutulmaz bir deneyim yaşatıyor. Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Jessica Chastain, Matt Damon gibi ünlü isimlerin kadrosunda yer aldığı film, Nolan’ın vazgeçilmezi olan Hans Zimmer besteleriyle unutulmazlar arasına girmeyi başarıyor.

Nocturnal Animals (2016) Gece Hayvanları

Tom Ford’un yönetmenliğini yaptığı 2016 yapımı neo-noir ve psikolojik gerilim türlerindeki Nocturnal Animals, Austin Wright’ın kitabından beyaz perdeye uyanmıştır. 19 yıl önce ayrılmış bir çiftin ilişkisinin tekrar hatırlamasına odaklanan film, 73. Venedik Uluslararası Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü’ne layık görülmüştür. Abel Korzeniowski’nin imzasını taşıyan film müzikleri, seyirciyi hikaye atmosferinin içine çekerek eşsiz bir zaman dilimi sunuyor.

Extremely Loud & Incredibly Close (2011) Çok Gürültülü ve Çok Yakın

Tom Hanks, Thomas Horn, Sandra Bullock’un başrollerinde yer aldığı Extremely Loud & Incredibly Close, 11 Eylül saldırısında babasını kaybeden  Asperger sendromunlu bir çocuğun hikayesine odaklanıyor. Forrest Gump ile uyarlama dalında Oscar alan Eric Roth’un kaleme aldığı dram filmi, Alexandre Desplat’ın besteleriyle duygusal bir serüven vadediyor.

Jane Eyre (2011)

Cary Fukunaga’nın imzasını taşıyan romantik drama filmi Jane Eyre, Charlotte Brontë’nin aynı adlı romanından beyaz perdeye uyarlanmıştır. Babasını kaybettikten sonra birçok zorlukla hayata tutunmaya çalışan bir kadının erkek egemen bir toplumda yaşadığı olaylar anlatılmaktadır.

Başrollerinde Mia Wasikowska, Michael Fassbender ve Jamie Bell’in yer aldığı filmin müziklerinde Altın Küre ve Oscar kazanmış usta besteci Dario Marianelli imzası bulunuyor.


In the Mood for Love (2000) Aşk Zamanı

Yapımcılığını, yönetmenliğini ve senaristliğini Wong Kar-wai‘nin üstlendiği, 2000 yılı yapımlı romantik dram filmi In the Mood for Love, 1962 yılında bir aşk hikâyesini konu alıyor. Maggie Cheung ve Tony Leung’in oynadığı film adını Zhou Xuan’un aynı isimli şarkısından almıştır.


J’ai perdu mon corps (2019) Bedenimi Kaybettim

Amelie’nin senaristi Guillaume Laurant’ın Mutlu El adlı romanından uyarlanan animasyon türündeki film, ayrıldığı vücudunu bulmaya karar veren ve bunun için laboratuvardan kaçan bir elin hikayesini konu ediyor.

 Bedeninden ayrılmış bir el, ait olduğu vücudu bulmak için laboratuvardan kaçarak yola koyulur. Ancak yol boyunca karşısına üstesinden gelmesi gereken birçok engel çıkar. Pizza kuryesi olan Naoufel’e kavuşmak için her şeyi yapmaya hazır olan el, önüne çıkan güvercinler ve sıçanlarla mücadele eder. Elin vücuttan nasıl ayrıldığının cevabı ise Naoufel ve Naoufel’in kütüphane çalışanı Gabrielle’e olan hislerinde saklıdır.

Dan Levy’nin müziklerine imza attığı film, 2019’un en başarılı yapımları arasında yer alıyor.


Arrival (2016) Geliş

Gizemli bir uzay gemisi dünyaya iniş yapar. Amaçlarının ne olduğu bilinmeyen uzaylılarla iletişim kurmanın yolları aranmaya başlar. Uzaylılarla iletişim kurması için bir dil bilimcisi olan Dr. Louise Banks hükümet tarafından göreve çağrılır. Uzaylıların barışçıl mı yoksa istilacı mı olduğu çözülmeye çalışılacaktır. Başrollerini Amy Adams ve Jeremy Renner’ın palaştığı Arrival filminin yönetmen koltuğunda Denis Villeneuve oturuyor.

2016’nın en iyi 10 filminden biri olarak seçilen film; 89. Akademi Ödülleri’nde 8, 74. Altın Küre Ödülleri’nde 2, 70. BAFTA Ödülleri’nde ise 9 adaylık elde etti. Filmi ön plana çıkaran özelliklerden birisi de şüphesiz ki Max Richter’ın eşsiz besteleriydi.


Perfect Sense (2011) Yeryüzündeki Son Aşk

Michael ilişkilerde bağlanma sorunu yaşayan ama yemek pişirme konusunda usta olan bir şeftir. Soğuk görünümlü ama işinin ehl-i doktor Susan ise uzun zamandır özel hayatına kimseyi sokmadan, kendisini sadece işine vermiştir.

Susan ve Michael yakınlaşırken, tüm dünyada insanların duygularını bir bir yok eden bir salgın hastalık ortaya çıkar. İnsanlar sevme yetilerini bir bir kaybederken Susan ve Michael’ın aşkı hayata tutunabilecek midir?

Eva Green ve Ewan McGregor’ın baş rolleri paylaştığı dram ve hüzün dolu filmde, McGregor ile daha önce Young Adam’da çalışmış olan İngiliz yönetmen David Mackenzie’nin imzası var.


Loving Vincent (2017)

Film, ünlü ressam Vincent Van Gogh’un oldukça ilgi çekici hayat hikayesini ressamın tablolarını bir araya getirerek anlatıyor. Filmde yer alan 60 bin karenin her biri Polonya ve Yunanistan’da yer alan stüdyoyu ziyaret eden 125 profesyonel yağlı boya ressamı tarafından çizildi. Film, Van Gogh’un etkileyici resimleri kadar tutkulu ve talihsiz hayat hikayesi ve gizemli ölümününü mercek altına alıyor.

Dorota Kobiela ve Hugh Welchman’ın yönetmenliğini üstlendiği filmin müzikleri ise Clint Mansell’a ait.

Okumaya Devam Et

Avrupa Sineması

Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Ken Loach Filmi

Ken Loach sinemasında öne çıkan filmler.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sosyal açıdan eleştirel tarzı ve sosyalist idealleriyle tanınan usta yönetmen Ken Loach, beyaz perde yolculuğunda onlarca filme imza atma başarısını yakalamıştır.

Filmlerinde sosyalist kimliğini her zaman öne çıkaran Loach, sıradan insanı ele alarak onun günlük yaşamını, yaşadığı sosyal ve maddi zorlukları tüm çıplaklığıyla ortaya sermiştir. 2 kez Cannes Film Festival’inde büyük ödül alan yönetmenin izlenmesi gereken 10 filmini sizler için derledik. İyi seyirler.

Kes (1969) Kerkenez IMDb 7,9

“Belki bazen kötü biri oluyorum ama o kadar da değil efendim. Benden daha kötülerini tanıyorum ama yaptıkları yanlarına kalıyor.”

Okulda kabadayı, evde alakasız bir anne ve abisi tarafından dayak yiyen, işçi sınıfına ait bir Yorkshire çocuğu olan on beş yaşındaki Billy Casper, Kes adını verdiği bir şahini evcilleştirmeye ve eğitmeye başlamasıyla hayatının anlamı değişir. İngilizce öğretmeni Mr. Farthing ve sınıf arkadaşları tarafından yardım alan ve yüreklendirilen Billy, sonunda şimdiye kadar farkında olmadığı bir tarafını keşfederek mutsuz varlığının amacını bulur, ta ki hayatının trajedisi meydana gelene kadar.

Ken Loach’ın ilk filmi olan Kes, aynı zamanda yönetmenin en önemli filmleri arasında yer alır.


Riff-Raff (1991) Ayak Takımı IMDb 7,0

– Sen hiç depresyona girdin mi?
+ Depresyon burjuvalar içindir. Biz sadece sabah uyanır ve yollara düşeriz hepsi bu.

İşçi sınıfında geçen bir romantik komedi etiketiyle tanıtılan filmde, Londra’da hayat bulan bir aşkın hikayesi işleniyor. İnşaat firmasında çalışan bir işçi olan genç Stevie ile uyuşturucu bağımlısı, şarkıcı sevgilisinin öyküsünün anlatıldığı film yönetmeni Ken Loach, başrollerinde ise Robert Carlyle ile Emer McCourt bulunuyor.


Family Life (1971) Aile Hayatı IMDb 7,6

Genç bir kadın olan Janice, sıkıcı bir orta sınıfı hayatı sürdüren ve kızları ne zaman hayatta kendi yolunu bulmaya çalışsa “hata yapacağını” düşünen, kısıtlayıcı ve muhafazakar anne babasıyla birlikte yaşamaktadır. Kendileri için katı bir yaşam kurmuş olan anne baba, önyargılarıyla yaşamakta ve çocuklarının her türlü isyankar davranışını düzeltmek gerektiğine inanmaktadır. Kızları hamile kaldığında onu kürtaja zorlarlar ve kız kürtajın yol açtığı duygusal ve zihinsel sonuçlar ile baş etmeyi beceremediğinde, ikiyüzlü bir tavır sergileyerek onu “kendilerini üzmekle” suçlarlar. Bir kızları kaçıp kurtulmuştur; ama daha genç olanı hala evdedir ve iplerini koparamamaktadır. İkiyüzlü bir toplumun sert ve acı dolu portresini sunan bir başyapıt. Sandy Ratcliff, güçsüz ama çaba gösteren, ancak sonunda sistem tarafından yanlış anlamalarla yenilgiye uğratılan kız rolünde oldukça etkileyici.


Land and Freedom (1995) Ülke ve Özgürlük IMDb 7,6

Filmde Büyük Britanya Komünist Partisi’ne üye bir işsiz olan ve İspanya İç Savaşı’nda Cumhuriyetçilerin tarafında savaşa katılmaya karar veren David Carr’ın hikâyesi anlatılır. Ayrıca film İspanya İç Savaşı’na, Uluslararası Tugaylar aracılığıyla cumhuriyetçilere destek olmak üzere bizzat katılan George Orwell’ın burada yaşadıklarını kitaplaştırdığı Katalonya’ya Selam (Homage to Catalonia) adlı eserinde anlatılanlara geniş yer vermiştir. Film, FIPRESCI Uluslararası Eleştirmenler Ödülü ve Cannes Ekümenik Jüri Ödüllerinin sahibidir.


The Wind that Shakes the Barley (2006) Özgürlük Rüzgarı IMDb 7,5

“Neye karşı olduğunu bilmek kolay ama ne için savaştığını bilmek bir onurdur.”

Özgürlük Rüzgârı, İrlanda Bağımsızlık Savaşı (1919-1921) ve İrlanda İç Savaşı’nı (1922-1923) konu almaktadır. Film, adını “The Wind That Shakes the Barley” şarkısından almıştır.

Ken Loach’un çektiği en önemli filmlerden biri olan Özgürlük Rüzgarı, 2006 yılında Cannes’da Altın Palmiye’nin de sahibi olmuştu.


Ladybird Ladybird (1994) Minik Kuş, Minik Kuş IMDb 7,4

Gerçek bir hikayeden uyarlanan filmde Maggie Conlan’ın mücadelesine tanık oluyoruz. Her biri farklı adamlardan dört çocuğu olan Maggie, her gün yalnızlığın zorluklarıyla yüzleşmektedir.  Bir gece işi nedeniyle çocuklarını evde yalnız bırakmak zorunda kaldığında hayatı kabusa dönüşecektir. Evde yangın çıkar ve sosyal hizmetlerden gelen görevliler, çocukları annesinden alır. Maggie çocuklarını geri almaya çalışırken Jorge isimli bir adamla karşılaşır ve aralarında mutlu bir ilişki başlar. Tam her şey yoluna girecekken yeni talihsizlikler yaşanacaktır.


Sweet Sixteen (2002) Afili Delikanlı IMDb 7,4

Sweet Sixteen, Liam isminde hapishaneden çıkacak annesi ile yeni bir hayata başlamayı uman bir gencin hikâyesini anlatmaktadır. Liam’ın bu uğurda para kazanma çabalarının arkaplanını İskoçya’daki sosyal hayat oluşturmaktadır.


My Name Is Joe (1998) Benim adım Joe IMDb 7,5

Glasgow’un fakir mahallelerinden birinde oturan Joe, hayatını geçici işlerle kazanmakta ve bir yandan da bir futbol takımını çalıştırmaktadır. Takımdaki oyunculardan birisinin, mahallenin mafyatik tiplerinden birine yüklü bir borcu vardır. Karısı uyuşturucu bağımlısı olan Liam’a yardım etmek Joe’ya düşecektir. Kendisi de bin türlü belaya bulaşmış olan Joe, sosyal görevli Sarah ile aşk yaşamaya başlar ve ikisi birlikte Liam ve ailesine yardım etmenin yollarını bulmaya çalışırlar.


Raining Stones (1993) Yağan Taşlar IMDb 7,4

Bob, küçük kızına pahalı ve yeni bir elbise almak istemektedir. Süreç içerisinde inandığı değerler, para, yoksulluk ve din olgusunun çatışmasını hissedecek olan Bob, “kurtuluş” kavramına artık farklı bir anlam yükleme dönemine girecektir.


I, Daniel Blake (2016) Ben, Daniel Blake IMDb 7,9

“Kimseye boyun eğmem, ama elimden gelirse komşumun gözünün içine bakarak ona yardım ederim. Sadaka istemiyorum ve kabul de etmiyorum. Benim adım Daniel Blake. Ben bir insanım, bir köpek değilim.”

Daniel Blake bir marangozdur. Geçirdiği kalp krizi nedeniyle çalışmasına izin verilmez. Devlet yardımı alamayınca da iş aramak zorunda kalır. Daniel bu süreçte yalnız genç bir anne olan Katie ve onun çocuklarıyla dostluk kurar. Katie, çocukları Daisy ve Dylan ile birlikte uzak bir şehirdeki küçük apartman dairesinde yaşamaya başlamıştır. Aynı kaderin kurbanı olan Daniel ve Katie, kendilerini sosyal yardım bürokrasisinin girdabında sürüklenirken bulurlar.

Film, 2016 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye dahil olmak üzere 3 ödül birden aldı. Ayrıca film, Ken Loach’a ikinci Altın Palmiye’sini kazandırmıştır.

Okumaya Devam Et

Popüler