Bizimle İletişime Geçin

Uncategorized @tr

Televizyonculuk sanat mı?

Yayınlandı

tarihinde

Ekrem Ergüder / Çerçeve

Geçenlerde aklıma takıldı. Sinema için yedinci sanat deniliyor, peki ya televizyonculuk? Yoksa sekizinci veya dokuzuncu sanat mı?

Herkesin günde bir kaç kez mutlaka baktığı, haber, dizi, maç veya herhangi bir programı izlediği televizyonun ne olduğuna dair bir araştırma yaparsanız doğru düzgün bir tanımlamaya raslamayacaksınız. Aslında bir onsekizinci sanat denmesine de razıyız diyeceğim ama sanat olarak bile kabul eden hiç kimse yok.

Vah vah sanatçı olamadık diye üzülmek yerine televizyonculuk yazıp internette arattırdığınızda da  “filancanın yaptığı iş” veya televizyon yayınlarını izlemeye yarayan elektronik aygıtı anlatan, bu sorunun cevabı olmayan sonuçlar çıkıyor.

Anlaşılan bu işi tanımlamaya kalkanlar işin dışından kişiler.

Bir de televizyon izleyerek, istatistiklere bakıp, ratingleri inceleyip, kitap okuyarak üniversitelerin televizyon bölümlerinde hocalık yapmaya “çalışan” seyirciler var. Üniversite bütçesinden zar zor ödenek ayrılarak alınmış kamerayla çocukları çekime gönderip televizyonculuk öğretmeye çalışıyorlar. İmkanları kısıtlı. Buna rağmen Eisenstein’ı da en iyi onlar öğretirler. Hayatlarında kaç “hareketli” resmi birbirine bağladılarsa artık. Tabi unutmamak lazım; stüdyosu olan ama demode kameralarını yenileyememiş üniversitemizde çok var

Geçen bir arkadaşım anlattı; çalıştığı televizyona üniversiteden bir hoca gelmiş ve elinde not defteriyle çalışanlara bazı sorular sormuş. Sorular şunlar: Yapımcı nedir ne iş yapar? Televizyonda yönetmenin görevleri nelerdir?

Hocamızı medeni cesaretinden dolayı kutlamak gerek. Bilimsel deyimle “sahaya inmiş”. İyi de daha bu kavramları bilemeyen kişi televizyon bölümünde nasıl yardımcı doçent olabilmiş sorusu…

Neyse hocamızın ekmeğiyle oynamadan asıl konumuza dönsek iyi olacak.

Televizyonculuğu tanımlayabilmek için de işin içinde olmak gerekiyor.

Çünkü “bir televizyon programı nasıl yapılır”ın aşamalarını izleyerek televizyonculuğu tanımlamak mümkün.

Bir programın yapılması fikri ortaya atıldığında yani daha işin en başındayken gerekli olan şey nedir? O programı yapmaya niyetlenmiş, karar vermiş bir kişi. Evet o kişi olmadan hiç bir şey başlayamaz. Biz bu kişiye “yapımcı” diyoruz. Sinemada da aynıdır. Bir sürü film projesi havada uçuşur ama eğer gerçekleştirmek için karar vermiş bir yapımcı yoksa sadece hayal olarak kalır.

Bir yapımcının karar vermesiyle başlar herşey desek doğru söylemiş oluruz.

Tabi yapım kararı öyle kolay alınacak bir karar değil. İşin bütçesi, izlenebilirlik, sürdürülebilirlik, geri dönüş hesapları, reklam, sponsorluklar ve daha pek çok etken kararı etkiler. Ama yapım kararının alınması bile henüz işin başladığı anlamına gelmez.

Televizyonda iş ekibin kurulması, elemanların göreve çağırılmasıyla başlar.

Yapımcı önce yönetmeni seçer. Yönetmen, yapımcıyla birlikte işi yürütecek kişidir. (Yapımcı ve yönetmenin aynı kişi olması her zaman mümkün olmasa da iyi bir şeydir aslında.)  Yapımcı yönetmene işi doğru düzgün çekebilmesi ve yayına hazırlayabilmesi  için imkanlar sağlar.

Yönetmen işe başlarken önce asistanını seçer. Sonra yapım koordinatörüne (veya uygulayıcı yapımcı) karar verilir. Bunda bile yönetmenin sözü geçer çünkü onunla hergün yüz yüze çalışacak kişi odur. Kısacası yapımcı ve yönetmen kafa lafaya verir ekipte kimlerin olması gerektiğine karar verirler. Ekip oluşumu bittikten sonra nasıl teknik donanımlar gerekiyorsa onun seçimine gelir sıra.

İşte burada durmamız ve bir durum değerlendirmesi yapmamız gerekiyor eğer amacımız televizyonculuğu tanımlamak ise.

Hiç bilgisayar oyunu oynadınız mı?

Ben çok oynadım.

Bilgisayar oyunlarına dünyada “video games” denir. Video oyunları. Oyuna başlarken  sizin adınıza oyunda oynayacak kişileri seçersiniz. Yani ekibinizi kurarsınız. Sonra onlara gereken silahları alırsınız, hatta kıyafetlerini bile siz seçersiniz. Çoğu oyunda bu seçimleri yaparken kısıtlı imkanlar vardır. Para veya puan öyle bol değildir, her silahı alamazsınız. Mermi bile sayıyla alınabilir.

Ve bu ekiple oyuna katılırsınız, diğerleriyle mücadele edersiniz. Ekipteki oyuncularınızı tam ve doğru seçmişseniz, ellerindeki donanım ve gereçler uygunsa ve kurallara uyarak oynarsanız oyunu kazanırsınız hayatta kalırsınız ve oyuna devam edersiniz.

Evet televizyonculuk sanat değil, bir oyundur. Bu oyunun kuralları var.

İşi bilen, doğru kişileri seçip yola çıkmanız da yetmez. Onlara iyi iş çıkarmaları için gereken imkanları sağlamazsanız oyunu kaybedersiniz. Yetişmiş iş gücü ve doğru teknoloji. O yüzden bu işe para yatıranların oyunun kurallarını dikkate alması gerekmez mi? Bu sorunun cevabı sanırım dünyadaki bütün ülkelerde evet ama ülkemizde kocaman bir hayır.

Ekrem Ergüder

http://www.youtube.com/user/eerguder

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Tören 25 Nisan’da!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Adayları geçtiğimiz gün belli olan 93. Oscar Ödülleri’nin merakla beklenen ödül töreni tren garında düzenlenecek.

Geçtiğimiz haftalarda seyirci katılımıyla düzenleneceği açıklanan 93. Oscar Ödül Töreni‘nin bir kısmı tren garında gerçekleşecek. 25 Nisan tarihinde düzenlenmesi planlanan töreninin, COVID-19 önlemleri kapsamında bu karara varıldığı da yapılan açıklamalar arasında.

Törenin geleneksel olarak yapıldığı Dolby Tiyatrosu‘nun yanında Los Angeles şehir merkezindeki geniş tren garında (Union İstasyonu) düzenleneceği, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi Başkanı David Rubin tarafından e-posta ile açıkladı.

Salgın hastalıktan korunmak için geniş boşlukları ve mekanları mercek altına alan akademi, seyirci katılımı ile gerçekleşecek olan törenin detayları hakkında henüz açıklamada bulunmadı.

Okumaya Devam Et

Film

Emma Corrin’in Yeni Projesi Belli Oldu

Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Emma Corrin'in Yeni Projesi Belli Oldu

The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parlayan Emma Corrin’in gelecek projesi belli oldu.

Son zamanların dikkat çeken oyuncularından Emma Corrin‘in yeni projesi belli oldu. Konuşulan isim, D. H. Lawrence tarafından 1928 yılında yayınlanan Lady Chatterley’s Lover kitabının film uyarlamasında başrolü üstlenecek. Pennyworth dizisi ile güzel bir çıkış yakalayan Emma Corrin, Netflix’in çok sevilen ödüllü dizisi The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parladı.

Daha önce bir kere sinemaya, bir kez de diziye uyarlanan kitabın yeni film uyarlamasını, Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek. Filmin senaryosunu ise Life of Pi’nin senaristi David Magee kaleme alacak.

Detaylı bilgilerin henüz açıklanmadığı film, doğuştan varlıklı bir aileden gelen talihli Lady Chatterley adındaki genç bir kadının yaşadıklarına odaklanacak. Şimdiden meraklandıran film, evlendiği adama evlendikten sonra aşık olan Lady Chatterley’nin avcı bir adamla yaşadığı aşkı ekranlara taşıyacak.

Okumaya Devam Et

Liste

Amazon Prime’da Kaçırılmaması Gereken 10 Dizi

En iyiler!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Dünya genelinde 150 milyon abonesi olan, köklü stream platformu Amazon Prime’da kesin izlemeniz gereken 10 diziyi listeledik. İyi seyirler!

Community (2009–2015) IMDb 8,5

Diplomasının sahte olduğu ortaya çıkan Jeff Winger üniversiteye geri gönderilir ve burada en az kendisininki kadar şüpheli geçmişe sahip öğrenci ve öğretmenlerle tanışır. Lisans diploması iptal edilen avukat Jeff Winger, üniversiteye geri döner ve burada birkaç tuhaf tiple bir çalışma grubu kurar

Upload (2020– ) IMDb 8,0

Upload konusu, yakın geleceği ele alıyor. Dizide sanal gerçeklik hizmeti veren şirketin müşteri hizmetlerinde çalışan Nora ve arkadaşı Nathan’ın yaşadıklarını anlatılıyor.

Yakışıklı ve parti sever Nathan, kendi sürdüğü arabanın kaza yapması sonucu ağır yaralanır. Nathan’ın kız arkadaşı Nathan’ı ölümden sonra yaşamı deneyimlemek için Nora’nın çalıştığı sanal gerçeklik şirketindeki sanal gerçeklik dünyasının içine gönderir.

Counterpart (2017–2019) IMDb 8,1

Counterpant, çalıştığı şirkette paralel evrene açılan bir kapı olduğunu keşfeden bir adamın hikayesini konu ediyor. Howard Silk, Birleşmiş Milletler’e bağlı Berlin merkezli bir casusluk ajansında çalışmaktadır. Neredeyse 30 yıldır aynı şirkette çalışan Howard, tam olarak ne iş yaptığını bilmemektedir.

Fleabag (2016–2019) IMDb 8,7

Fleabag dizisinin temelini genç bir kadının insanlar ile olan ilişkilerini anlatması oluşturuyor. Takma isim olarak Fleabag adını kullanan genç bir kadının 30’lu yaşlarını sürdürürken hayatında gerçekleşen olayları aktaran bu dizi Londra’da geçmektedir.

Carnival Row (2019– ) IMDb  7,9

Carnival Row, Pact ve Burgue isimlerindeki iki ülkenin Peri Diyarı’nın hakimi olabilmek için verdiği savaş ile başlıyor. Savaşın kazananı Pact olduktan sonra da periler için zulümle dolu bir yönetime geçiliyor. Mitolojik canlıların insanlardan korktukları için temel özgürlükleri kısıtlanıyor

The Mentalist (2008–2015) IMDb 8,1

Kaliforniya Araştırma Büro’sunda (CBI), Lisbon’ın (Robin Tunney) önderliğinde ve gizemli cinayetleri çözmeye çalışan bir ekibe dahil olur ve kabiliyetini CBI’a verilen davaların sonuca ulaştırılması için kullanır. Fakat artık hayattaki tek amacı, karısı ve kızını öldüren Red John’dan intikamını alabilmektir.

 The Marvelous Mrs. Maisel (2017– ) IMDb 8,7

The Marvelous MrsMaisel 1960’lı yıllarda, New York City’de geçiyor. Şehrin lüks semtlerinden birinde eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşayan Miriam “Midge” Maisel hayatta istediği her şeye sahiptir. Ancak bir gün tesadüf eseri, hiç bilmediği bir yeteneğe sahip olduğunu keşfeder ve bu gelişme hayatını derinden sarsar.

The Americans (2013–2018) IMDb 8,4

The Americans; Soğuk Savaş döneminde 1980’li yılların başlarında, Ronald Reagan’ın ABD başkanlık koltuğuna geçmesinin hemen ardından; Washington, DC’de bir banliyöde çevreye iki Amerikalı görünümü veren ancak gerçekte iki KGB ajanı olan evli bir çiftin hikâyesini anlatıyor

Hannibal (2013–2015) IMDb 8,5

Dr. Hannibal Lecter’ın çaylak FBI ajanı Clarice Starling’in büyük hatası sonucu hücresinden kaçışının üzerinden yedi yıl geçmiştir. Dr. Lecter, bu kaçışının ardından Floransa’ya gidip yerleşmiş hayatın tadını çıkarmaktadır; fakat Clarice Starling hala Dr. Lecter ile yedi yıl önce en yüksek güvenlik önlemlerinin olduğu tehlikeli deliler koğuşunda yaptığı görüşmeyi unutmamıştır.

Dr. Lecter’ı unutmayan biri daha vardır: Mason Verger. Dr. Lecter’ın eski bir kurbanı olan Mason Verger onun elinden güçlükle kurtulmuştur. Verger domuz besiciliğiyle kendine bir imparatorluk yaratmıştır ve de Dr. Lecter’dan intikam alma duygusuyla yanıp tutuşmaktadır. Dr. Lecter yüzünden bir soluk makinesine bağlı yaşamak zorunda kalan Verger’in zenginliği sayesinde elinde çok geniş imkanlar vardır ve kendi kurduğu dünyada en ufak bir hareketi bile hissetmektedir. Mason Verger sonunda Dr. Lecter’ı nasıl tuzağa düşüreceğini bulur. Dr.Lecter’a onun için dünyanın en değerli ve en zarif yemini sunacaktır. Verger’in bu yemi Dr. Lecter’a sunmasında Clarice Starling’i kendinde bir saplantı haline getiren FBI başmüfettiş yardımcısı Paul Krendler da ona yardım edecektir.

Mozart in the Jungle (2014–2018) IMDb 8,2

Mozart in The Jungle’ın konusu New York Senfoni Orkestrası’nın emektar Şefi Thomas’ın yerine dönemin en başarılı, genç şefi Rodrigo’yu getirmesi üzerine şekilleniyor. … Bunların yanında New York Senfoni Orkestrası’nda yer almak için can atan obuacı Hailey’in hayatı dizide anlatılıyor.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler