Bizimle İletişime Geçin

Manşet

Taner Elhan: Türk Sinemasına Yeni Vizyonu Kadınlar Getirecek!

Filmin en sert sözü zaten açılışında Bertol Brecht’den yapılan bir alıntı. Brecht diyor ki, bankaları kuran mı suçlu, yoksa soyan mı?

Yayınlandı

tarihinde

Sevgili Sinefesto severler, bundan böyle her hafta Gökkuşağı Sohbetleri’nde sizlerle buluşacağız.  Bu haftaki konuğumuz  “Kadın İşi Banka Soygunu” filminin değerli yönetmeni Taner Elhan.  Beyoğlu Sineması’nda  Taner Elhan ile filmini, Yeni Türkiye sinemasını ve gelecek planlarını konuştuk.  Keyifli okumalar efendim.

IMG_0978

Senaryoya  Bir Dünya,  Bir İstanbul Ekledim…

Film bir yandan ana akım gişe filmi diğer yandan da çok kaliteli bir çalışma. Gişeden vazgeçmeyerek belirli bir kalitenin yakalanmasını nasıl sağladınız?

Senaryo Şahin Alparslan’a ait, senaryo okuduğumda iyiydi. Ben senaryoyu okuduğumda ana akıma biraz daha yakındı. Daha bir gişe filmiydi. Ben bu filmi çekmeyi kabul ederim ama senaryoya dokunuşlarım olur dedim. Senaryoya bir dünya ,  bir İstanbul ekledim. Senaryoda kullanılan bir İstanbul vardı ama üstüne gidilmemişti. Daha ticari bir gişe filmi olarak tasarlandığı için filmin komedi unsurlarını daha çok ön plana çıkarmışlardı. Ben hikayeyi daha trajikomik bir noktaya taşımak istediğimi söyledim. Banka kısmındaki vodvil tarzı  komedinin öncesini hazırlayamazsam çekmem filmi dedim. İzin verdiler, yapımcılarda  sinematografime güvendiklerini baştan söylemişlerdi.   Tabi müziğin katkısı büyük.

Sizin filmlerinizde müziğin önemli bir yeri var zaten. Özellikle arabesk müzik. Arabesk müziğin özelliği ne?

Bu tamamen tesadüf aslında ,  çektiğim ilk senaryoyu Acı Aşk’ı Onur Ünlü yazmıştı. Acı Aşk’ın senaryo adı  “Seni Tanrım Bile” idi. Ama yapımcılar Acı Aşk ismini uygun gördüler. Biraz daha ticari bir isimdi. Bu filmde “ Batsın Bu Dünya” şarkısı senaryoda vardı.  Senarist ön görmüş. Kullanılıp kullanılamayacağı meçhuldu ama  sonra konuşuldu. Müzikler Kalan Müzik’in elindeydi. Hasan Saltık ile Orhan Gencebay sektörden tanışıyorlar. Orhan Gencebay  kullanmamıza izin verdi.  Bir şartı vardı, kendi sesinin kullanılmamasını istiyordu. Kendinize göre “Batsın Bu Dünya”yı kullanın dedi. Ben de  tema müzik olarak kullandım. Ana tema müzik olarak kullandık. Çeşitli sample versiyonları  filmde yer alıyor. Bir arabesk enstrümantal versiyonunu  Gülay’ın duraklarda kent içinde dolaştığı bölümlerde kullandık. Jenerikte İskender Paydaş’ın düzenlediği bir remix  hali var. Filmin gişe filmlerinin biraz dışında kaliteli bir yapım haline gelmesinde müziğin önemli rolü olduğunu düşünüyorum.

Oyuncunun Popülaritesine Bakmıyorum…

Ve sanırım oyuncu seçimi. Aslında oyuncular popüler kültürün öğesi olan isimler. Bu durum avantaj mıydı? Yoksa dezavantaj mı?

Ben bir oyuncuyla çalışacağım zaman popülaritesine bakmıyorum. Ama iki filmdir, popüler oyuncularla çalıştım. Çünkü, yapımcılarımız aynı zamanda  dizilerde yapıyorlardı. Ama  bir oyuncu ne kadar popüler olursa olsun ve yapımcı ne kadar bu olsun diye bastırırsa bastırsın.  Oyununu görmeden, provasını yapmadan hiçbir oyuncuyu kabul etmiyorum. Bu filmde oyuncuların hepsini de bu şekilde belirlendi.

Filiz Ahmet Türk Sineması İçin Büyük Kazanç…

Bu anlamda Filiz Ahmet Türk sineması için büyük bir kazanç. Kendisiyle çalışmak nasıldı?

Filiz enerjisi yüksek bir oyuncu. Ben onunla ilk görüşmemde  prova bile almadan önce rolün altından kalkacağını anlamıştım. Görüşmede bile yerinde duramayan, hareketli biriydi.

Sanırım kendisinin ilk uzun metrajı…

Daha önce küçük bir rolde yer almış. Gerçek anlamda ilk sinema filmi Filiz Ahmet’in . Bence de Türk sineması için bir kazanç. Diyaleksiz Türkçe konuşmak için çok çalışıyor.

Filminizde zaten göçmen kızı rolünde…

Evet öyle konumlandı. Ama göçmen rolü olduğu için özellikle tercih edilmedi. Karakter zaten göçmendi. Filiz Ahmet’i beğeniyorduk, takip ediyorduk. Çalıştık. Annesini oynayan Ayten Uncuoğlu müthiş bir oyuncu. Ayten hanım provalarda anne kız bütünlüğünü sağlamak için göçmene çalıştı. Ve aralarında mükemmel bir uyum oldu. Onların sahnelerine bayılıyorum.

Banka soygunu bölümleri oldukça eğlenceli geçmiş. Yaşanılan özel anılar var mı?

Filmin en komik sahneleri doğal olarak ikinci yarı.  Bankayla başlayan bölüm  vodvil havasında yazılmış. Yer yer absürd durumlar var. Bizde çekerken tadını çıkarttık.

Yönetmenlerin dilleri vardır…

Filmin çekim tarzı çok sadece. Gündelik hayatı çok iyi yansıtıyor. Bu nasıl bir tercih?

Böyle bir filmi çok artistik kadrajlarla, sabit duran kameralarla çekmek enerjisini düşürecektir. Yönetmenlerin dilleri var.  Benimde bir dilim var. Ama her filmi aynı dille çekemezsin. Bir yazar yazdığı her kitabı aynı oturmuş dille yazabilir ama yönetmen kendi yazdığı senaryoları çekmiyorsa eskilerin tabiriyle oturan yönetmen değilse, senaryoya uygun anlatım dili oluşturmak zorunda. Bu filmde enerjisi yüksek, sürekli hareket olan bir dil seçtim. Mizansenler hareketli değil. Filmin uzun bir bölümünde 15-20 dakika boyunca bir barda taburelerde oturuyorlar. Şimdi o bölüme ben duran kadrajlarla ve titremeyen kamerayla çekersem çok sıkıcı olacaktı. Özel bir aparat var, görüntü yönetmenlerini biraz zorluyor ama kameranın vücuda bağlandığı sürekli hareket eden bir kamera. Ben filmde titreme halini estetik buluyorum.Bence film böylece dinamik kazanıyor. İster istemez teknoloji sayesinde gözünüzün alıştığı bir görüntü oluyor.  Film sürekli sallantıda olsun istedim.   Görüntü yönetmeni için zordu. Tüm filmi kamerayı sabitlemeden, sırtında çekti.

Filmin geçtiği mekan Küçük Armutlu, sizin özel tercihiniz mi?

Senaryoda Küçük Armutlu vardı. Senaryoda yönetmen çalışabilsin diye açılımlar yapılmış.  Küçük Armutlu bu anlamda senaryoda vardı.

IMG_0959

Film gişe yapsın diye Gezi’yi sömürmüş denilsin istemedim…..

Küçük Armutlu oldukça politik bir mekan. Filmde  Gezi Olayları’na gönderme yapıldığı düşünüldüğünde mekan seçimi ilginçleşiyor. Bu konuyla ilgili fikriniz ne?

Senaryo bir sene önce yazılmış ama böyle politik göndermeleri vardı.  Gezi dediğimizde bir tür toplumsal patlama olduğu için kullandık. Bizim senaryoda son bir espri olarak kullandık. Polis sirenleri geliyor. Seyirci de yakalandılar mı durumunu mizahi bir dille tanımlamak için kullanıldı. Gezi cumhuriyet tarihinin en önemli vakalarından biri. Gezi hakkında önümüzdeki 10-15 yıl boyunca çok kitap yazılacak bence. Şu anda Gezi halen canlı bir süreç. Ve büyük bir toplumsal olay. Her yönüyle muhalefetiyle , iktidarıyla , katılanı ve katılmayanıyla. Filmde, bankadaki son espri sahnemizin  Gezi göndermesi olarak görülmesi çok normal. Gezi’yi kullanıp kullanmama kararı çok önemliydi. Kullanış şeklimiz katılanı ya da katılmayanı üzmesin istedik. Denge kurmak istedik. Onu sağlayamasaydık planları değiştirebilirdim. Gezi o kadar hassas ki. Sömürülmeye müsait. Film gişe yapsın diye Gezi’yi sömürmüş denilsin istemedim. Belirli bir grup tarafından red edilmesini de istemedim. Filmi Gezi’ye katılanlarda seviyor katılmayanlarda. Biz sert sözler söylemek istemedik. Filmin en sert sözü zaten açılışında Bertol  Brecht’den yapılan bir alıntı. Brecht diyor ki, bankaları kuran mı suçlu, yoksa soyan mı? Bu politik gönderme çok daha anlamlı.  Ben filmin içinde yönetmen olarak bunu  tartıştım. Filmin sahnelerinde, bazı repliklerinde bunun  gündeme gelmesi, karakterlerin hepsinin köşeye sıkışmış olması ve bankalar tarafından hayatları karartılmış olması bunun sonucu.

Sizce filminiz kadın filmi mi?

Bence kadın filmi değil.  Bir kadın filmi de çekebilirdim. Mesela Kurtuluş Son Durak ile karşılaştırdığında bir kadın filmi değil. Çünkü oradaki karakterler cinsiyetleri nedeniyle sorun yaşamaktalar.  İyi ve yapılması gereken bir filmdi. Ama Kadın İşi Banka Soygunu’nda  evet karakterler kadın ama onları köşeye sıkıştıran durum cinsiyetinden kaynaklanmamakta.  Komple sistemin kendisinden kaynaklanmakta. Erkeklerde banka borçlarıyla uğraşmakta.

Özge Ulusoy sürpriz bir çıkış yaptı….

Özge Ulusoy’da filmde oldukça başarılı. Özge hakkındaki fikriniz ne?

Özge, beni oldukça şaşırttı.  İlk deneme çekiminde başarılı olacağını anlamıştım. Süpriz bir çıkış yaptı.  Başka teklifler alacağını düşünüyorum. Sinemada iyi romantik komedilerde oynayacağını düşünüyorum. Esra Dermancıoğlu’da  filme büyük bir enerji sağlıyor. Çok önemli bir katalözör görevi görüyor. Onun olduğu sahneler farklı bir hale dönüşüyor. Öyle bir yer kaplıyor ki, tüm filmde varmış gibi.

Siz sektörün içindesiniz. Dizilerde çektiniz. Bir yönetmen için bu kaçınılmaz bir şey mi?

Bence kaçınılmaz değil. Hiç dizi yapmayan sinema yönetmenlerimiz var.  Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge ve Reha Erdem de yapmıyor. Beni hayat öyle bir yere getirmedi. Ben sadece sinemayla geçinebilecek düzeye gelmedim. Dizi mecburen yapıyorum. Sinema yaparak geçinemem.  Ama çeşitli denemelerim var. Acı Aşk’tan sonra 3 sezon dizi çektim. Sonra ben ne yapıyorum diyip bıraktım. Bu filme kadar dizi çekmedim. Senaryo yazıyorum.
Yapımcılar belirli bir yapım kalitesinden filmler üretebiliyorlar ancak belirli bir senaryo kalitesine çıkmak istemiyorlar….

Niye kendi senaryolarınızı çekmiyorsunuz?

Sinemaya bakışım biraz farklı. Ben sadece beni tatmin  edecek filmler çekmek istemiyorum. Sinema popüler bir sanat.  Hem belirli bir seviyede olup, hem de popüler olmalı. Seyirciye ulaşmalı. Dar bir çevre için film çekilmez. Kitleye hitap edecek, iyi sinematografisi olan filmler yazıyorum. Haliyle yapımları pahalı görünüyor. Yapımcılar risk almayı çok sevmiyor. Yapımcılar belirli bir yapım kalitesinden filmler üretebiliyorlar ancak belirli bir senaryo kalitesine çıkmak istemiyorlar. Bence istemeliler. Baktığınız zaman Türkiye’de filmleri en çok iş yapan BKM, o bile kaliteli işlerinde bile  senaryoda belirli bir düzeyin üzerine çıkmıyor, çıkmak istemiyor. Onu risk olarak görüyorlar. Benim anlatmak istediğim hikayeler  yapımcılara riskli geliyor.

Filmin senaristi erkek, yönetmeni erkek. Ama bir kadın duyarlılığı var. Ve kadınların dünyasını iyi anladığınızı görüyorum. Memnun musunuz? Bunu nasıl sağladınız?

Memnunum tabi. Ama bizde kadın duyarlılığı vardı. Eflatun filmde başladım. Türkiye’de  kadınların film çekme şansı çok az, kadın yönetmenler film yapamıyor, bu yüzden kadın projelerini destelemeliyiz diye düşünüyorduk. Yapamadık. Ben Eflatun’dayken gücü verecek desteği hiç bulamadık. O zaman öyle bir çizgideydik. Türk sinemasında yeni bir vizyon olacaksa bu bir kadın işinden olacak. Ya kadın bir yönetmenden , ya da bir kadın filminden olacak.  Erkeklerin film yapması çok sıkıcı. Biz de kadın yönetmenlerin bir çoğu erkek gibi film çekiyor.
Bizim filmde evet kadın duyarlılığı baskın. Başroller, yan roller kadın.  Bu durum titiz bir çalışma gerektiriyordu. Oyuncularla yaptığımız provalarda bir sürü diyaloğun mantığı değişmeden kadın diline dönüştürüldü. Bu anlamda yardımda alındı.

Sanırım Meltem Cumbul’da bu anlamda senaryoya dokunuşlar  yapmış…

Onun desteği abartılacak bir destek değil. Bütün oyuncular kadar destek verdi. Özellikle bir senaryo gurusu olarak yardım almadım kendisinden. Ama her şeyden önce senaryoyu bir kadın senarist arkadaşımıza  Gül Abus Semerciye okuttuk ve önerilerini aldık. Çünkü hassas bir şey. Kötü yapmak istemedik.

Filmde ajitasyon yapılabilecek bölümlerde vardı. Ama siz o ajitasyon oyununa hiç gelmiyorsunuz.  Seyirciyi ağlatmak yerine umut duygusunu güçlendiriyorsunuz bunu nasıl başardınız?

O hassas dengeyi özellikle müzikle sağladım. Mesela en ajite edilebilecek bölümde “daha dün annemizin” (aslında Mozart) çalışmaya başlıyor. Tüm etki değişiyor. Sinemada seyirciyi istediğin duyguya getirmek kolaydır. Ama tercih meselesi. Komedi filmi mutlu iyi anılar bıraksın diye tasarlanıyor, seyirciyi ağlatmanın yeri yok. Ben kendimden bir şey bulabileceğim bir filmi çekerim. Bu filmde dört kadının yaşadığı banka problemlerinin hepsini ben de yaşadım.  Bu filme katabileceği şeyler vardı.

Filmin 1980 yapımı Amazonlar filmine temasal olarak benzediği söyleniyor. Ne düşünüyorsunuz?

Ben o filmi seyretmedim. 4-5 filmden daha bahsediliyor aslında. Biz neden böyleyiz anlamıyorum. Bizden hemen filmi eleştiriyorlar. Daha filmi bile seyretmeden . Gitsinler, yazsınlar. Hangi filmlerden nerelerin alındığını yazsınlar , böylece çalıntı desinler. Ama böyle bir şey yok.  İlla filmde kadınlar banka soyuyor diye soygun filmlerinden çalıntı mı olmak zorunda. Film aslında “ soygun” filmi kategorisine bile giremez. Çünkü soygun filmi türükleri yok. Filmin ilk 60 dakikasında soygun yok.

IMG_0970

Çok film çekilmesi iyi bir şey. Keşke  film sektöründe üretimin hızına pazar kısmı yetişebilse…

Yeni Türkiye sinemasını nasıl buluyorsunuz?

Sinemanın yüzüncü yılındayız. Bence sinemanın kendisi yeni bir sanattır. Bir yanda arthouse filmcilik var. Bir yanda gişe filmciliği , birde filmcilik var. Teknolojinin de film çekmeyi kolaylaştırması ve ucuzlatmasıyla her şey daha kolaylaştı. 2006’da Onur Ünlü’nün Polis filminin yapımcısıydım. Daha dijital teknolojiye tam geçilememişti. O kalitede değildi. O filmi 35 mm’ye çektik. Bu nedenle maliyette çok yüksekti.  Altından kalkılmayacak bir maliyeti vardı. 2006’dan 4 sene sonra Canon fotoğraf makinesine objektif takarak kaliteli film çekilebiliyor. Bu nedenle çok fazla film üretilebiliyor. Bence bu iyi bir şey. Ben sinemacıları kategorize etmek istemiyorum. Çok film çekilmesi iyi bir şey. Keşke  film sektöründe üretimin hızına pazar kısmı yetişebilse. Çok film üretiliyor ama pazar dar. Festival filmlerini de sinemalarda seyretmek isteyenler var.

Onur Ünlü’nün yeni film dağıtım şekli çok önemli. Bu alternatif dağıtım sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Evet kendi  filmini  kendi dağıttı. Vizyona sokmadı. Özel gösterimler yapıyor. Başka Sinema’da gösterildi.

Sizin değişik dağıtım arayışlarınız var mı?

Bu filmin yapım kanadında çok sözüm olmadı. Mesela filmi Warner Bros dağıttı ve Beyoğlu’nda gösterilmiyor. Bu beni çok üzüyor. Başka Sinema’da gösterilsin isterdim. Ama oda genel dağıtıma çıkmamış filmleri gösteriyor.  Bence bankalar filme ket vurdular. Biliyorsun sinema salonları bankaların.   Bizi mi eleştiriyorsun oynatmıyoruz filminizi dediler  ( uzun uzun gülüşmeler)

Onur Ünlü’yle yeniden çalışmayı düşünüyor musunuz?

Biz yakın arkadaşız. Görüşüyoruz. Artık işler  ayrıldığı için her gün görüşemiyoruz . Ben çok isterim. Bence Onur Ünlü Yeni Türk sinemasına yön veren yönetmenlerden biri. Eflatun film ilk kurulduğunda şirket değil misyondu.2006 ile  2009 arasında o misyonunu yerine getirdi. 2009’da şirkete dönüştü ona da itirazım yok. Çünkü hayatta kalmak lazım. Onur Ünlü kendi çizgisinde film üretmeye devam ediyor. Yeniden bir senaryo verirse bana. Her görüştüğümüzde bana senaryo ver diyorum.
Belki doğum gününüzde yine hediye eder…
Bence çok yetenekli bir senarist.  Ondan gelecek her senaryoyu gözüm kapalı çekerim.

Yeni projeler var mı?

Birkaç dizi görüşmesi yapıyorum. Çılgın değişik şeyler yapmayı seviyorum. Instagram için dizi yapmayı planlıyorum.  Her saat başı bir bölüm yayınlanacağı, 15 saniyelik diziler düşünüyorum.13 -15 saat sonra  dizi bitecek. Tutarsa devam edicez. Bunun ticari bir kazancı olmayacak. Bunu sponsorla yapmam lazım. Bakıyorum. Oyunculara da ilginç geldi.  Bir sürü oyuncu  arkadaşım oynamak istiyor.

Taner Elhan’a bu güzel sohbetten dolayı teşekkür ediyoruz. Bugün kendisinin doğum günü, Sinefesto ekibi olarak nice güzel sinema dolu yıllar diliyoruz.

Fotoğraflar için Yücel Kurşun’a teşekkürler.
Konuk severlikleri için Beyoğlu Sineması’na teşekkürler.

Röportaj: Gökşen AYDEMİR

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

Metafor Dolu 10 Film

Anlam karmaşası içerisinde beyaz perde.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sinema duyguların dışa vurumlarından oluşan; insanı insana, insanla anlatan sanat dallarından biridir. Hal böyleyken bazı yapımlar yansıtmak istediği duygu ve düşünceleri seyircinin kucağına bırakıp kaçarken, kimi filmler metafor aracılığıyla temellendirmelerini yapar. İşte etkisinden çıkmayacağınız ‘Metafor Dolu 10 Film‘ sizlerle. İyi seyirler.

İz Sürücü (1979) Stalker IMDb 8,2

Uzak bir gelecekte, bambaşka bir yaşam düzeni içerisinde, ismi olmayan bir ülkede, dünyaya düşen dev göktaşı yaşamı yerle bir ederken Zone adında esrarengiz, yeni bir bölge oluşmuştur.

Bu bölgeden içeriye girebilen insanların tutkularının gerçekleşeceğine dair söylentiler vardır. Askerler tarafından korunan Zone bölgesine sadece gerekli olgunluğa erişmiş cesur Stalker’lar girebilmekte, bölgeye giren insanlara eşlik etmektedirler. Kahramanımız Stalker, ailesinin tüm itirazlarına rağmen bölgeye girmek isteyen bir bilim adamına ve bir yazara eşlik etmeye karar verir.

Stalker, dev bir göktaşının yaşamı alt üst etmesinin akabinde oluşan esrarengiz Zone bölgesi ve buraya girmek isteyen bir bilim insanı ile yazara eşlik eden bir Stalker’ın hikâyesini anlatıyor.

İhtiyarlara Yer Yok (2007) No Country for Old Men IMDb 8,1

Llewelyn Moss, bir olay yerinde bulduğu çantayı alır ve başını hiç ummadığı bir belaya sokar. Artık peşinde bir kiralık katil vardır. Moss bir Vietnam gazisidir ve bir şekilde uyuşturucu olaylarının ortasında soruna dönüşen bir meseleye karışır. Peşindeki katil Anton Chigurh planı konusunda kararlıdır çünkü işini yarım bıramak niyetinde değildir. İşin için çok sayıda masum insanın ve suçluların da karışacağı soluk soluğa bir takip başlayacaktır.

Bugün Aslında Dündü (1993) Groundhog Day IMDb 8,0

Hava durumu spikeri olan Phil Connors Pennsylvania’daki bir kasabaya geleneksel Groundhog Day şenliklerini görüntülemek için gönderilir. Kendini beğenen ve kibirli biri olan Phil, kasabadaki bu basit ve sıradan insanlarla bir arada olmaktan hiç hoşlanmaz. Berbat bir gün geçirir ve kar fırtınasından dolayı yollar kapandığı için orada sabahlamak zorunda kalır. Tek istediği bu ortamdan bir an önce kurtulmaktır ama sabah uyandığında anlamakta zorlanacağı bir şeyle karşılaşır. Zaman döngüsüne yakalanmış ve o nefret ettiği günü her gün yeniden yaşamak zorundadır. Tek çaresi gününü güzel geçirmeyi sağlayacak şeyler bulmak olan Phil her gün aynı şeyleri yaşıyor olmanın da avantajını kullanmaya başlar. Bill Muray’ın kendisine hayran bırakacağı Harold Ramis imzalı bu film eğlenceli bir klasik.  

Persona (1966) IMDb 8,1

Persona, Bergman filmografisinin en şaşırtıcı ve en aykırı parçası. Yönetmenin ustalığının ve modern sinemayı etkilemekle kalmayıp onu nasıl büyük ölçüde kendinden çıkardığının en güzel kanıtlarından biri. Sinamotografisinin ustalığını bir yana bırakırsak, buradaki sinema dilinin günümüzdekinden geri kalan yanı yok. Sinematografi de işin içine girdiğinde Bergman fersah fersah öteye gidiyor. Kuralları kim koydu diye merak ediyorsanız işte size Bergman, sinemanın gerçek babası. Örneğin Lynch Mulholland Çıkmaz’ını yazarken bu filmi en az on kez izlemiş olmalıdır.

Solaris (1972) Solyaris IMDb 8,1

Ağır işleyen filmlerindeki muhteşem görsellikle sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Rus yönetmen Andrey Tarkovskiy’nin yönetmenliğini yaptığı sinema filmi “Solyaris”, Tarkovsky’nin en önemli yapımları arasında yer alır. İnsanlığın sadece utanç duygusuyla kurtulabileceğine inanan yönetmen, Solaris gezegeni bölgesine kurulu olan bir uzay istasyonunda iki bilim adamının yaşadığı insanlık deneyimini aktarıyor.

Doktor Kris Kelvin, gönderilen bilim insanlarının geri dönmediği Solaris gezegenine gider. Burada olup bitenleri anlamaya çalışan Doktor, kısa bir süre sonra gezegenin sırrını anlayacak ve büyük bir vicdan muhasebesi yaşayacaktır.

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar (2003) Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom IMDb 8,0 

Mevsimler ve doğanın o kusursuz çağrısı, yarattığı teslimiyet arzusu belki de başka hiçbir şeyde benzeri olmayan. Yüzen bir ev ki doğaya dair ne varsa muhteşem olan onu çevrelerken o göl ortasında yüzmekte. Yaşlıca bir rahip ve kendisine refakat eden diğer genç-çocuk rahip adayı.Yaşlı rahip, ona her şeyi bilgelikle ama bir o kadar da doğal bir akış içinde öğretir. Bu şekilde geçip giden mevsimler ile büyüyen çocuğun geçirdiği evrim, son derece doğal bir ahenk içinde ilerlerken sıra artık büyümüş olan çocuğun öğrendiklerini gerçek hayata nasıl yansıtacağını görmeye gelir. Ufak yaştan beri öğretilen erdemlere rağmen asıl öğretimin hayatın kendisi tarafından yapıldığının farkında olan bilge rahip için ise bekleme ve görme zamanıdır. Gerçek bir görsel şölen olarak beyazperdeye yansıyan ve gösterildiği bütün festivallerde büyük beğeni ile karşılanan bir film.

Hiç Bitmeyen Öykü (1984) Die unendliche Geschichte IMDb 7,4  

Zorbalığa uğrayan Bastian, okulunun tavan arasına kapanır ve ejderhalar, yarış salyangozları gibi sihirli yaratıkların ülkesi Fantasia hakkında bir kitap okumaya başlar.

Kaynak (2006) The Fountain IMDb 7,2

Ölümsüzlüğün ağacı: Hayat Ağacı.

The Fountain, bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için giriştiği ebedi savaşımı anlatan bir yolculuk. Destansı yolculuk, 16. Yüzyıl İspanya’sında bir fatih olan Tomas’ın (Hugh Jackman), ölümsüzlük bahşettiğine inanılan efsanevi bir varlık olan Gençlik Çeşmesi’ni aramaya çıkmasıyla başlar. Hikaye, modern bir bilim adamı olan Tommy Creo, sevgili karısı Isabel’ı yavaş yavaş öldüren kanseri tedavi edebilmek uğruna ümitsiz çırpınışlarını anlatarak devam ediyor. 26. Yüzyılda derin uzayda yolculuk eden astronot Tom, kendisini bin yıldır yiyip bitiren gizemleri kavramaya başlar. Bu bin yıla yayılan üç hikayede, tüm zamanların Thomas’ı olan savaşçı, bilimadamı ve kaşif; hayat, aşk, ölüm ve yeniden doğuş kavramlarıyla yüzleşir. Bu üç adamın hikayesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.

Eraserhead (1977) IMDb 7,4

Sinema tarihinin en orjinal filmlerinden birisi olan film, David Lynch’in ilk uzun metraj filmidir. Dev makinelerin çalıştığı dumanlarla kaplı bir evrende geçen filmde Jack Nance’in canlandırdığı Henry Spencer’ın özürlü kız arkadaşı olan Mary X’den (Charlotte Stewart) mutant bir çocuğu olur. Bu öykü etrafında ilerleyen film, 30 dakika boyunca Spencer’ın kabusuna bizi davet eder. Filmde Henry Spencer evi terk eden kız arkadaşının öfkesini bebeğini öldürerek dindirir. Bir sürü rahatsız edici imge, izleyicinin algısını allak bullak eden bir ses bandı ve siyah-beyaz görüntüleriyle, ‘Eraserhead’ bir deneysel sinema başyapıtıdır. Filmde fantastik görüntüler çoğunluktadır.

Kutsal Motorlar (2012) Holy Motors IMDb 7,1

Cesar o gün her sabah yaptığı gibi işe gitmek için elinde çantası, yaşadığı görkemli malikaneden çıkar, beyaz limuzinine doğru yürür. Çevresindeki korumalar ona eşlik ederken, şoförü Celine kendisine kapıyı açar ve yol boyunca o gün tamamlamaları gerekan randevularından konuşurlar. Cesar eline yaşlı bir kadın peruğu alıp onu düzeltmeye başlayıncaya dek her şey normal gibi görünmektedir. Peki gerçekten her şey bu kadar normal midir.

Prometheus (2012) IMDb 7,0

Tekrar bilim-kurgu türüne dönüş yapan kült yönetmen Ridley Scott’ın önderliğinde Alien’ın köklerine yapılan bu yolculuk, hayatın başlangıcına dair araştırma yürüten bir ekibin evrenin en karanlık noktasında yaşadıkları maceralara odaklanıyor. Ekibin insanoğlunun geleceğini korumak adına girdiği bu savaş, her şeyin sonu olabilir.

Ters Yüz (2015) Inside Out IMDb 8,1  

Ters Yüz, küçük bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Küçük Riley için hayat, babasının San Francisco’da yeni bir işe başlamasıyla baştan aşağıya değişir. Orta-Batı’daki yaşamını geride bırakan Riley’ı şimdi yeni bir ev, okul ve arkadaşlar beklemektedir. Peki içindeki duyguları o ne söyler? Neşe, Korku, Öfke, Nefret ve Üzüntü. Riley’in zihninin içinde yaşayan, ona günlük hayatında tavsiyeler veren duyguları bu yeni hayata alışırken ufak bir kaosa neden olacaktır. Neşe, Riley’nin en önemli duygusudur ve onu hep pozitif tutmaya çalışır ama diğer duygular bu yeni hayatına uyum sağlama konusunda biraz şaşkındır.

Okumaya Devam Et

Liste

İlişkilere Gerçekçi Bakan 10 Film

Pembe tabloların dışından.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

İki insan birbirini sever, engeller aşılır ve sonsuza dek mutlu yaşanır. Ya da iki insan birbirini sever, ardından tanımaya başlarlar birbirlerini. Seni tanıdığı için memnun olanlar, seni yavaş yavaş tanımaya başlarlar ya da keşke tanımasaydım olur cümleler… Ya da tanıştıkça yabancı olunur…. Veya tanıdıkça bağlar kuvvetlenir. Bir arada olmak, hayatına birini almak en başından bir tavizdir, hayatının sana ait olan kısmının bir kısmını bir başkasının kontrolüne, denetimine bırakırsın. Özgürlüğünü, yani en değerli şeyini, armağan edersin sevdiğin için… Sonra tutsaklık seni rahatsız eder, gardiyanın da seni daha da tutsak etmek ister, iki insan birbirine hem mahkum hem de gardiyandır aynı zamanda… Aşağıda aşk, evlilik gibi mevzular üzerine gerçekçi bir takım şeyler söyleyen filmler var. Bazıları direkt bu mevzuya dalarken bazıları da dolaylı yoldan dokunuyor meseleye. İyi seyirler.

Aç Kalpler

Aç Kalpler (2014) Hungry Hearts IMDb 64

Venedik Film Festivali’nde hem En İyi Erkek Oyuncu hem de En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan yapım, birbirlerine ilk görüşte aşık olan bir çiftin sıra dışı hikayesini anlatıyor. Filmin başrollerinde yeni Star Wars serisinde de rol alacak olan, Inside Llewyn Davis, Frances Ha ve Girls dizisinden tanıdığımız yükselen yıldız Adam Driver ve performansıyla bol övgü toplayan Alba Rohrwacher bulunuyor.

ude (Adam Driver) ve Mina (Alba Rohrwacher), New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.

____

Nights and Weekends

Nights and Weekends (2008) IMDb 6.2

Mattie ve James birbirlerine aşıklar. Ancak birbirlerinden uzak geçen onlarca sabah ve aralarındaki binlerce kilometre ilişkilerini yiyip bitiriyor. New York ve Şikago arasındaki mesafe ile boğuşurken, birbirlerini gördüklerinde ilişkilerinin tatlı anları değil, zorlukları öne çıkmaya başlıyor.
___

Blue Valentine

Aşk ve Küller (2010) Blue Valentine IMDb 7.4

Dean ve Cindy’nin evlilikleri büyük bir başarısızlığa uğramıştır. Hayatlarının bu trajik sürecinde çift, gençlik yıllarına ve birbirlerine aşık oldukları zamanları hatırlamaya çalışırlar. Film zıt kavramları karşı karşıya getiriyor. Sevgi nefrete, geçmiş günümüze, hayal gerçeğe, gençlik yaşlılığa, erkek kadına karşı geliyor.
_____

L'avenir

Gelecek Günler (2016) L’avenir IMDb 7.0

Mia Hansen-Løve’ın Berlin’den Gümüş Ayı ödülüyle döndüğü filmi Gelecek Günler, evli ve iki çocuklu felsefe öğretmeni Nathalie, işi, annesi ve evliliği arasında sıradan bir tempoda yaşamını sürerken başına gelenler yüzünden yeni bir hayat kurmaya doğru adım atar.
____

Prensim

Prensim (2015) Mon roi IMDb 6.1

Her aşk, zaman içerisinde bir enkaza dönüşmez mi? Ödüllü yönetmen Maïwenn’in son filmi, bildiğiniz aşk filmlerine pek benzemiyor. Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan film; acı ve özlem, tutku ve ihanet arasında gidip gelen fırtınalı ve sıra dışı bir ilişkiye odaklanıyor. Bir tarafta düzenli hayatıyla istikrarlı bir avukat olan Marie-Antoinette, diğer tarafta ise karizmatik, özgür ruhlu, kadın avcısı Georgio. İdealize edilmiş bir aşk mefhumunu ve beyaz atlı prens kavramını sorgulayan film, klişelerden uzak durarak bir ilişkinin duygusal türbülanslarını son derece cesur bir şekilde perdeye taşıyor. Variety’nin “Jules ve Jim” kadar ultra-romantik olarak nitelediği filmin başrollerini Emmanuelle Bercot, Vincent Cassel ve Louis Garrel paylaşıyor.

___

Irrational Man

Mantıksız Adam (2015) Irrational Man IMDb 6.6

Woody Allen bu filminde varoluşsal bir krizin ortasında olan orta yaşlardaki felsefe profesörünün hikayesini anlatmakta. Filmin başrollerinde ise Emma Stone, Joaquin Phoenix ve Parker Posey var.

Abe Lucas, son dönemlerde yaşamaktan zevk alamayan, duygusal olarak dibe vurmuş bir felsefe profesörüdür. Hayatında yeni bir sayfa açmak için küçük bir kasabaya yerleşir ve orada ders vermeye başlar. Burada tanıştığı Rita Richards (Parker Posey), aynı üniversitede hocalık yapan, mutsuz bir kadındır. Abe’in öğrencisi Jill Pollard ise sınıfın en başarılısıdır ve zamanla aralarında bir arkadaşlık başlar. Jill her ne kadar erkek arkadaşı Roy’a aşık olsa da Abe’in ıstırap dolu, sanatçı kişiliğini ve egzotik geçmişini karşı konulamaz derecede çekici bulur.

Bir gün Abe ve Jill’in bir yabancının konuşmasına kulak misafiri olup, Abe’in olaya dahil olmasıyla işler değişir. Abe bu olayla birlikte kendi hayatını ve başkalarının hayatını derinden etkileyecek bir karar alır ve hayata yeniden tutunup, her anın keyfini çıkarmaya başlar. Fakat bu durum Jill, Rita ve kendi hayatını sonsuza dek değiştirecek günleri de beraberinde getirecektir.
_____

The Story of Us

İkimizin Hikayesi (1999) The Story of Us IMDb 5.9

İlişkileri artık iyice içeriğini kaybeden Jordan çifti, çocukları 12 yaşındaki Josh ve 10 yaşındaki Erin yaz kampındayken ayrılmaya karar verirler. Ben ve Katie çiftinin bir arada kalabilmesinin tek yolu birbiri ile olabildiği kadar az iletişim kurmaktır. Ben ve Katie birbirinden ayrı geçirdikleri zaman boyunca geçmişte çok şeyi paylaştıklarını farkederler. Yaşadıkları ortak mutluluklar onları bir araya getiren nedendir.
___

Sürgün

Sürgün (2007) Izgnanie IMDb 7.7

Bir aile, anne, baba ve çocukları şehir yaşamından ayrılıp doğa ile iç içe bir kır evine giderler. Burası büyükbabalarından kalma bir yerdir. Şehir kültürüne adapte olmuş insanlara uzak kalan bir doğa yaşamının kurallarına ayak uydurmak hiç de kolay değildir. Doğada hükmeden kavramlar çok başkadır. Orada var olmaya devam etmek isteyenler için büyük fedakarlıklar söz konusu olmak zorundadır. Film özünde vicdan sorguları ve işlenen günahların sancıları ile savrulan bir ailenin hikayesini konu alıyor.

___

Demolition

Yeniden Başla (2015) Demolition IMDb 7.0

Eşini trafik kazasında trajik bir şekilde kaybeden yatırım uzmanı Davis Mitchell, duygusal bir çöküntü yaşamaktadır. Davis, tüm hayatını sorguladığı bu dönemde giderek kontrolünü yitirmektedir. Bir gün parasını kaptırdığı otomatı üreten şirkete bir şikayet mektubu yazar. Davis, bu mektup sayesinde şirketin müşteri temsilcisi Karen ile yakınlaşacak ve bu beklenmedik ilişki, hem Karen hem de Davis’in tekrar hayata sıkı sıkıya sarılmasını sağlayacaktır.

_____

Scenes from a Marriage (1973) Bir Evlilikten Manzaralar Imdb 8.5

Marianne ve Johan’ın on yıllık evliliklerini masaya yatıran film, çiftin ayrılıklarını, evlilik dışı ilişkilerini, barışıp yeniden ayrılmalarını ve en nihayetinde de boşanmalarını konu ediyor.

Boşandıktan sonra bile birbirinden kopamayan Marianne ve Johan çiftinin her görüşmeleri ayrı bir kavgayla sonuçlansa da birbirlerine olan sevgileri şartlar ne olursa olsun galip geliyor.

Film evlilik hayatıyla ilgili çok önemli kelamlar ederken aynı zamanda izleyiciyi psikolojik olarak Marianne ve Johan’ın ilişkisine hapsediyor. Başta Woody Allen olmak üzere birçok yönetmeni etkileyen Bergman’ın bu filmi aynı zamanda en iyi yabancı film dalında altın küre sahibi.

___

Nelyubov

Bonus: Sevgisiz (2017) Nelyubov IMDb 7.8

Birbirlerine karşı nefretle dolu bir kadınla bir erkek ve arka odada, korku içinde gözyaşlarına boğulmuş çocukları… Sevgisiz, bu çocuğun ansızın ortadan kaybolması üzerine onu aramaya başlayan, boşanma arifesindeki bir karı-kocanın bezginlik ve pişmanlıkla yaralı çabalarının hikâyesini anlatıyor. Günümüz Rus sinemasının büyük ustası Andrey Zvyagintsev, şiddetle, kavgayla ve sevgisizlikle yoğrulmuş, hayalleri kırılınca ağlamayı bile unutmuş bir toplumun portresini post-modern bilgi çağı filtresinden çiziyor. Yozlaşmış, çürümüş, hayati değere sahip kurumları ardı ardına işlevsiz hale gelmiş Rus toplumu, yönetmenin otopsi masasında. Sevgisiz, Rusya’nın Oscar adayı seçildi.

___

Ne olacak simdi

Ayrıca bunlar da var:

Ne Olacak Şimdi (1979)

45 Yıl (2015)

Kayıp Kız (2014)

Okumaya Devam Et

Günün Haberi

Şairlerin Hayatını Beyaz Perdeye Taşıyan Filmler

Şairleri anlatan şiir gibi filmler…

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali (2012)

Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu faili meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor.

Sylvia (2003) IMDb 6,3

Yıl 1956, İngiltere. İleride tanınan bir şair ve yazar olarak ün salacak olan Sylvia Plath, şair Ted Hughes ile tanışır. Cambridge’de şairin dizelerinden yansıyan zekasından etkilenip henüz tanışmadan önce aşık olmuştur ona. Ted de tanıştıkları zaman aşık olur. Evlenirler. Sylvia çok geçmeden kocasının dizelerine, kalemine, yakışıklılığı ile birleşen başarısına vurulan, etkisi altında kalan başka kadınların da varlığının farkına varır. Bir zaman sonra Sylvia, kocasının profesyonelliğinin gölgesinde var olma çatışmasına düşer. Yazma kariyerindeki ilerleyişi Ted’inki kadar doğal ve içgüdüsel gelişememektedir. Acı ve öfke duyguları arasında yazdığı yarı otobiyografik bir roman ve az sayıda şiirleri ile kariyerine imzasını atmıştır.

Kelebeğin Rüyası (2013) IMDb 7,8

Zonguldak’ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa’da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın Zonguldak’a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer’in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940’lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer’in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.

Parlak Yıldız (2009) IMDb 6,9

Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. 

Mavi Gözlü Dev (2007) IMDb 6,7

 Komünizm propagandası nedeni ile mahkum edilen Nazım, içeride kulaktan kulağa büyüyen haklı bir üne kavuşur. Dil yeteneği ve muhteşem şiirleri sayesinde yavaş yavaş bir efsane haline dönüşür. Çevresinde şiirinden, ressamlığından feyz alarak genişleyen bir devrimci ve sanatçı arkadaş grubu oluşurken Nazım Hikmet’in aklında olan tek şey çok sevdiği eşi Piraye’dir.

Lope (2010) IMDb 6,0

Trajedi ve komediyi harmanlayarak İspanyol sinemasında yeni bir devir başlatan, Lope de Vega’nın hayatını konu alan bir film.

Tutkunun Şairleri (1995) IMDb 6,6

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud’u evinde ağırlar. Rimbaud’un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud’un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir.

Postacı (1994) IMDb 7,7

Sıradan bir İtalyan postacı, ünlü bir şairin mektuplarını taşırken şiir sevmeyi öğrenir. Bu durumu Beatrice adındaki güzeli etkilemek için kullanacaktır. Mektupların sahibi Pablo Neruda’dır. Onun gönderilerinden sorumlu postacı Mario, kısa sürede kendisi ile bir bağ kurar. Ondan aldığı destekle Mario, kendi içindeki cevheri açığa çıkartmayı öğrenir. Ardından da aşka davet zamanı gelir. 

Sayat Nova (1969) IMDb 7,7

Ermeni ozan Sayat Nova’nın hayatını ele alan film, sanatçının ünlü şiirleri eşliğinde Nova’nın yaşamının önemli dönüm noktalarını işliyor. Sofiko Chiaureli’nin altı farklı rolde izleyici karşısına çıktığı filmde Nova’nın bilinmeyen, gölgede kalmış eserleri de ölümsüzleşiyor. 

Howl (2010) IMDb 6,7

1957 yılının San Francisco’sunda genç şair Allen Ginsberg, yıllar boyunca en fazla okunan ve tartışılan şiire imza atar: Howl .Filmde tıpkı bu performatif şiir gibi üç parçadan oluşur: Allen Ginsberg’in gençlik dönemlerinden kesitler, şairin kendi sesi ile bir araya gelir. Howl şiirini Chicago davası’nda okuyan Ginsberg’e tepkiler bir diğer bölümü oluşturur.

BONUS

Yedi Güzel Adam

Hikayesi 1950 ve 1970’li yılların Kahramanmaraş’ında geçen dizi; yakın edebiyat tarihimize damgasını vuran şairlerimiz Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ali Kutlay, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören’in hayatını konu alıyor.

HazırlayanMehmet Ali Karga

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler