Skyfall’un Gölgesinde “Spectre”

Eleştiri Manşet Serbest Kürsü

erkam-bulbul-1

1962 yılında başlayan James Bond hikâyesi 24. filmiyle vizyondaki yerini aldı. Daniel Craig’le 4. James Bond filmi olan Spectre izleyicinin beğenisine sunuldu. 53 yıllık bir seriyi sürdürmek şüphesiz ki büyük başarı. Ama her film kendi tartışmasını da beraberinde getiriyor.

Bond serisinin en iyi filmi olan Skyfall‘dan sonra Spectre‘den aynı başarıyı beklemek yersiz olur. Skyfall ile ilk defa, bir Bond filminin kendi klişelerinin ve bir ajancılık filminin ötesine geçtiğini görmüştük. Açıkçası Daniel Craig ve Sam Mendes ikilisinden Skyfall’dan ötede ya da en azından o ayarda bir film bekliyordum. Ne yazık ki Spectre bırakın Skyfall ayarında bir film olmayı, yanına bile yaklaşamıyor. Yakın zamanda izlediğimiz görevimiz tehlikeye çok fazla benzemesi de başka bir enteresanlık oldu. Aynı ajancılık, aynı kahraman adam, aynı senaryo…

Oysa Spectre tam da Bond’un karakterine derinlemesine bir iniş ile başlıyordu. Neredeyse Bond’un geçmişinden süregelen dramatik bir çatışmanın içinde kalacaktık. Ya da ben o duyguya kapıldım. Filmin başındaki muhteşem sahne yeni bir Skyfall umudu doğurdu bende. Ama bu heyecanı çok da uzatmadan hevesimizi kursağımızda bıraktılar. Filmin ilerleyen bölümlerinde zaman zaman sıkıldığımız da oldu. Aksiyon dediğimiz de bir noktaya kadar. Hele 24 filmdir artık bu klişelerin tamamına doymuş olan izleyici için çıtayı yükselttiyseniz vitesi düşürmenin âlemi yok.

James Bond bir önceki M’den (Judi Dench) kalan bir kasetle harekete geçiyor. Üstelik MI6’da işler hiç de iyi gitmezken. 00 programının iptali için bastıran yeni nesil bir istihbarat programı oluşturulurken geçmişten kalan tüm alışkanlıklar silinirken 007’nin yaptığı her şey MI6’ya zarar verir halde. Ama Bond bildiğimiz Bond. Uçak sürüyor arabaları heder ediyor, yıkıp geçiyor doğru bildiğinden şaşmıyor. Eh sonucu benim söylememe gerek yok. Filmin dramatik hikâyesi ya da merak öğesi olmasını beklediğimiz ne varsa şöyle bir görünüp geçiyor. Üstelik hikâyenin asıl kötü adamının bu denli basit kalması da beni en çok şaşırtan şey oldu. Kötü/ler gördüğümüz en kötüler olabilecekken karikatür gibi kalıyorlar kocaman filmin içinde.

Spectre‘de beni hayal kırıklığına uğratan pek çok şey var elbette. Tarantino filminden aparma Cristopher Waltz, ya da sırf oynamış olsun diye filme alınmış Monica Belluci. Ya da Adele’in muhteşem Skyfall performansının ve giriş teaserının Çin çakması hesabı Sam Smith’in Writings On the Wall performansı. Liste aslında uzar gider. İki buçuk saatlik filme pek çok kötü şeyi sıkıştırmışlar zira.

Bir de Bond ya da diğer ajancılık filmlerindeki oryantalist bakış da ajancılık filmlerinin değişmeyen klişelerine döndü. Malum Skyfall‘da da İstanbul ve Adana’dan çekimler vardı. Her yeri talan ederken birkaç otantik görüntüyü filme sokmak gayretinden başka hangi mesajları taşıyor bu uzak ülke arayışları?
Bunca eleştirinin arasında Daniel Craig’in performansının hakkını verelim. Cristopher Waltz ne kadar kötü bir iş çıkarmışsa soğuk adam o kadar iyi bir iş çıkarmış. Bir nevi veda performansı sergilemiş. Zira bu Bond Daniel Craig’li son Bond filmi.

Filmin muhteşem repliğini de Daniel Craig anısına paylaşayım : Kasırgada dans eden bir uçurtmasın Bond!

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up