Sınırları Zorlayan 15 Film

İlkay Güler Liste Manşet

Bazı filmler vardır anlamak için epey uğraşır insan. Her detayda, her replikte – diyalogda derin bir anlam gizlenir. Olaylar, insanlar uçlardadır. Mantık sanki başka bir gezegene gitmiştir. Karakterler özel bir deliliğin içindedir. İşte o filmlerden bazılarını sizler için bir araya getirdik.

Kayıp Otoban

Kayıp Otoban

David Lynch (1997)

David Lynch yine değişik bir filme imzasını atmış. Fred Madison, karısının gecmişinden habersiz olarak onunla evlenmiştir. Ancak bu geçmiş onları rahat bırakmayacaktır. Sonuçta iş bir cinayet ve Fred’in kişilik bölünmesi yaşamasına kadar gidecektir. Bir korku hikayesi, bir cinayet bilmecesi, namlunun ucuyla buluşan bir aldatma, psikolojik bozukluğun analizi…

_____

Solaris

Solaris  (Solyaris)

Andrey Tarkovski (1972)

Ağır işleyen filmlerindeki muhteşem görsellikle sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Rus yönetmen Andrey Tarkovskiy’nin yönetmenliğini yaptığı sinema filmi “Solyaris”, Tarkovsky’nin en önemli yapımları arasında yer alır. İnsanlığın sadece utanç duygusuyla kurtulabileceğine inanan yönetmen, Solaris gezegeni bölgesine kurulu olan bir uzay istasyonunda iki bilim adamının yaşadığı insanlık deneyimini aktarıyor.
Doktor Kris Kelvin, gönderilen bilim insanlarının geri dönmediği Solaris gezegenine gider. Burada olup bitenleri anlamaya çalışan Doktor, kısa bir süre sonra gezegenin sırrını anlayacak ve büyük bir vicdan muhasebesi yaşayacaktır.

____

Geçen Yıl Marienbad'da

Geçen Yıl Marienbad’de

Alain Resnais (1961)

Geçen Yıl Marienbad’da genelde modernist sinemanın, özelde de savaş sonrası Fransız sinemasının mihenk taşıdır.

Alain Resnais’nin 1961 yapımı ikinci filminin de, tıpkı 1959’da gösterime giren ilk filmi Hiroshima Mon Amour (Hiroshima Sevgilim) gibi, Resnais’nin Fransız Yeni Dalga akımına bağlı daha genç meslektaşlarının kullandığı aşağılayıcı ifadeyle, uzun süredir hâkim olan “kalite geleneğinin biçimlendirdiği filmlerden kökten farklı olduğu anında belli olmuştu. Film yalnızca alışılmadık ya da tuhaf değildi. Bir öykü anlatan filmlerle ilgili yerleşmiş yargılara şiddetle saldırıyor, öykünün geçtiği zamanı belirleyen yapısından fotoğrafik kompozisyonlara ve karakterlerin gelişimine dek film yapmanın “doğru” bilinen bütün yönlerini sorguluyor ve yıkıyordu.

Marienbad yalnızca Resnais’nin zihninin ürünü değildir. Filmin ihtişamının, Alain Robbe-Grillet’nin zarafetle kotardığı senaryonun (hayranlarının bile fark edebildiğinden daha nükteli ve tuhaftır) hülyalı şiirselliğiyle ve Sacha Vierney’in başlı başına görkemli bir başarı olan muazzam geniş açı görüntüleriyle organik bir bağı bulunur. Daha da derine inildiğinde Cahiers du cinema dergisine yazan film eleştirmenlerinin görüşlerinin, modern resim sanatındaki gelişmelerin, Avrupa felsefesindeki varoluşçu ve Bergson odaklı akımların ve Fransız kültürünün bu çok verimli döneminde yer alan diğer güçlü teorik-kültürel-sosyopolitik yeniliklerin de hakkının verilmesi gerekir.

Sıra dışı oyuncu kadrosunu da unutmamak gerekir. Efsanevi Delphine Seyrig, A denilen kadını, benzersiz Giorgio Albertazzi, X adındaki gizemli yabancıyı ve incelikli ifade gücüyle Sacha Pitoeff, öykünün şaşkın kocası M’yi canlandırır. Bu son derece gizemli masalın anlaşılmaz karakterlerini, filmin zarif havasını mükemmel kılan ölçülü bir tutkuyla betimlerler.

Yine de Marienbad’ı temelde bir Resnais filmi olarak görmek, hem bu yapımın sonraki başyapıtlarıyla (sıradışı Muriel ou le Temps d’un Retour, 1963; Providence-Kayra, 1977; ve Mon Oncle d’Amerique-Amerikalı Amcam, 1980 gibi) türdeşliğini kabullenmek hem de Resnais’nin ilerici sinema için ne kadar önemli olduğunu kavramak anlamına gelir. Kendine özgü mütevazılığıyla bir keresinde Marienbad için “düşüncenin ve işleyişinin karmaşıklığını” yakalamaya yönelik “kaba ve ilkel bir girişim” demişti. Seçtiği sıfatlarda yanılıyordu ancak bu tuhaf ve etkileyici filmle ilgili geri kalan her konuda haklıydı. Başka hiçbir sinema eserinde, bilincin ve belleğin labirenti andırır işleyişi böylesine büyük bir güçle canlandırılmamış ya da daha anlamlı bir biçimde ele alınmamıştır.

_____

memento

Akıl Defteri

Christopher Nolan (2000)

Leonard Shelby ucuz otel odalarında konaklayan, sadece nakit para kullanan ama şık giysiler giyen, Jaguar kullanan iş adamı görüntüsünde biridir.
Fakat aslında hayatını karısına tecavüz edip öldüren kişiyi bulmaya adamıştır.

Leonard’ın bu yolda ciddi bir engeli vardır; çok ender rastlanan ve tedavi edilemeyen bir tür hafıza kaybı. Her ne kadar hayatının “kaza”‘dan önceki dönemlerini hatırlayabiliyorsa da, bazen 15 dakika öncesinde nereye gittiğini ve nerede olduğunu unutabilmektedir.

Nolan’ın bile karıştırdığı bir senaryoya sahip film sınırları epey zorlar.

______

2001-A-space-odyssey

2001: Uzay Yolu Macerası

Stanley Kubrick (1973)

İnsanlığın şafağında Afrika çölünde bir grup primat kavga etmektedir. Aniden beliren siyah bir taş bu maymun insanlardan birini esrarengiz bir şekilde etkileyerek bir kemiği silah olarak kullanmasını sağlar: İnsanın ‘ataları’ ilk aleti bulunmuştur.

2001’de, bir önceki sahneden 4 milyon yıl sonra, bir uzay gemisi aydan gelen esrarengiz sinyallerin ardında aynı siyah taşı keşfeder. Hem de ay yüzeyinde. Sinyaller Jupiter’e gitmektedir.

On sekiz ay sonra Discovery’nin güvertesinde, astronotlar David Bowman ve Frank Poole Jupiter’in gölgesine doğru yola çıkmışlardır. Uzay gemisinde HAL 9000 adında, yapay zekaya sahip, dünyanın en gelişmiş bilgisayarı bulunmaktadır. Ve hiç kuşkusuz, bu sonuncunun, kendi planları vardır…

Arthur C. Clarke’ın bir kısa hikayesinden yola çıkılarak geliştirilmiş olan bu film çoğu kişi tarafından başyapıt mertebesine oturtulurken kimileri tarafından da hiç sevilmemiştir. 2001’in birçoğu dini olan sayısız altmetni içerdiği açıktır.

Kubrick’in kendisi, yaşadığı süre boyunca insanların kafasının karışık olmasını istediğinden soru işaretlerinin hiç birini aydınlatmamıştır. Filmlerde karşılaştığımız bilgisayarlar arasında belki de en ünlüsü olan HAL bu eserde en önemli rolü üstlenen ‘canlı’dır.

Filmin Ay’daki sahneleri tasvir edern çekimleri bir yıldan uzun sürede ve henüz insanoğlu ayak basmadan önce tamamlanmıştır. Neil Amstrong’un seyahati sonrası Kubrick’in en ince detaya kadar -henüz açıklanmamış- gerçeklere bağlı kaldığı şaşırtıcı bir biçimde göze çarpar.

2001 kuşkusuz, insanı hayvanlardan ayıran en büyük adımın ‘zeka’nın ortaya çıkması olarak tanımlar ve binlercesinin yanısıra şu soruyu sorar: bir sonraki ayrım noktası ne? Evrimin bir sonraki basamağı hangisi? İlkini başlatan dış bir güç müydü? Eğer öyleyse bu kez bizi ne bekliyor.

______

Köstebek

Köstebek

Alejandro Jodorowsky (1970)

Oğluyla birlikte yolculuk yapan bir silahşör, bir kadının hayatını kurtardıktan sonra, çöllerin en sıkı dört silahşörüyle karşı karşıya gelmek durumunda kalır.

Silahşör türlü meziyetleri olan bu adamları yok ettikten sonra ise yeraltına sığınmak zorunda kalır. Dışlanmışların ininde onu manevi bir uyanış beklemektedir. Gözlerini açtığında, dünyayı değiştirmek ve oğlunu bulmak üzere planlar yapmaya başlar.

______

donnie darko

Donnie Darko (2001)

Richard Kelly

Dünyanın sonuna şu anda 28 gün 6 saat 42 dakika 12 saniye var…

Donnie, sorunlu bir ergenlik geçiren ancak buna karşın güçlü bir karaktere sahip, görünürde sıradan bir Amerikan gencidir. Ancak Donnie’nin iç dünyası, tahmin edilenden daha karmaşıktır. Donnie uzun süredir şizofreni tedavisi görmektedir. Donnie, bir yandan şizofrenisi ile savaşırken öte yandan okullarına yeni gelen Gretchen adında güzel bir kızla duygusal açıdan bir yakınlaşma yaşamaktadır.

Donnie’nin gündüzleri normal bir seyirde ilerleyen hayatı geceleri sekteye uğrar. Donnie’nin geceleri de gündüzleri kadar renklidir, çünkü Donnie bir uyurgezerdir… Donnie geceleri gizemli bir gücün rehberliğinde, kendi kontrolünün dışında şeyler yapmaktadır. Geleceği gören ve kendisini tehdit eden bu güç, her geçen an Donnie’yi daha çok ele geçirir. Donnie zamanda yolculuğun mümkün olduğu, çevresindeki insanlardan kanalların yayıldığı paralel bir evrene adım atmıştır. Sona yaklaşıldığında, zaman ve gerçeklik yitmiş, Donnie daha önce varlığından haberdar bile olmadığı bir boyutla karşı karşıya kalmıştır.

______

Pi

Pi

Darren Aronofsky (1998)

Bir matematik dehası olan Max sorunlu bir kişiliğe sahiptir ve insan hayatının belki de en önemli buluşuna ulaşmak üzeredir. Son on yıl boyunca sayısal olarak tabiatin bir kodlanma sistemine sahip oldugunu keşfetmiş fakat bunu çözmeyi başaramamıştır.Her sey ama her sey onu bir tek sonuca götürmektedir. Ulaştığı sonuç onu daha büyük kaoslara, bunun da ötesinde problemin merkezi olarak kendine yöneltmektedir.Bulduğu sır için belki de insanlar birbirlerini bile öldüreceklerdir. Bunu herkesten saklamalıdır. Max zincirin ilk halkası olan kodu kırmayı deneyerek bu riski yok etmeye karar verir.

____

eraserhead

Eraserhead 

David Lynch (1977)

Sinema tarihinin en orjinal filmlerinden birisi olan film, David Lynch’in ilk uzun metraj filmidir. Dev makinelerin çalıştığı dumanlarla kaplı bir evrende geçen filmde Jack Nance’in canlandırdığı Henry Spencer’ın özürlü kız arkadaşı olan Mary X’den (Charlotte Stewart) mutant bir çocuğu olur. Bu öykü etrafında ilerleyen film, 30 dakika boyunca Spencer’ın kabusuna bizi davet eder. Filmde Henry Spencer evi terk eden kız arkadaşının öfkesini bebeğini öldürerek dindirir. Bir sürü rahatsız edici imge, izleyicinin algısını allak bullak eden bir ses bandı ve siyah-beyaz görüntüleriyle, ‘Eraserhead’ bir deneysel sinema başyapıtıdır. Filmde fantastik görüntüler çoğunluktadır.

____

fight club

Dövüş Klubü

David Fincher (1999)

İsimsiz anlatıcı (Norton) uykusuzluktan muzdarip bir otomobil şirketinde çalışan birisidir. Doktor ona daha fazla ilaç vermeyi reddeder ve kendisine yardımcı olabilecek bir destek grubunu ziyaret etmesini önerir. Anlatıcı testis kanseri mağdurları için olan bir destek grubuna katılır ve orada Marla ile tanışır; o da anlatıcı genç adam gibi hasta olmamasına rağmen gruba katılmaktadır.

Bir iş gezisinden sonra evine döndüğünde bir patlama nedeniyle evinin tahrip olduğunu görür ve yolculuk esnasında tanıştığı, sabun satıcısı Tyler Durden’ı (Brad Pitt) arayarak onunla bir barda buluşur. İçtikleri birkaç biradan sonra dışarı çıkarlar ve Tyler, kahramanımızı kendisine vurması için kışkırtmaya başlar. Bu kavga kahramanımızın hayatını tamamen değiştirecektir.

____

Mulholland Çıkmazı

Mulholland Çıkmazı

David Lynch  (2002)

Betty Elms, en büyük hayali Hollywood’da ünlü bir aktris olmak olan bir kadındır. Bunun için Hollywood’a doğru bir yolculuğa çıkmıştır. Burada kendi hayatında mükemmel bir noktaya ulaşmış olan bir kadınla tanışır ve onun başarılarına hayran kalır. O kadın da Betty’den hoşlanmaya başlar ve aralarında gizemli ve oldukça erotik bir ilişki başlar. Mulholland kavşağında bir trafik kazası gerçekleşir. Bilinç ve bilinçaltı birbirlerine karışırlar. Bütün bu hayatlar, birbirlerine gireceklerdir.

____

Brezilya

Brezilya

Ary Barroso (1985)

Geleceğin tuhaf ve gereksiz derecede karmaşık, fütüristik dünyasındayız. Devlet memuru Sam Lowrey, etrafını saran bu bürokrasi ve teknoloji cenderesinden bunalmış bir istatistikçidir. Kaçışı ve sükuneti, kendisini her şeyden izole ettiği hayallerde bulur. Rüyalarında sürekli olarak aynı kadını kurtardığını görür.

Sam’in yaşadığı gerçek dünyayı ise, herşeyi görüp kontrol eden bir bilgisayar idare etmektedir. Jill Layton isimli genç kadın terörist olmakla suçlandığında, düzenli olarak hata kontrolleri yapmakta olan Sam bunda bir yanlışlık olduğunu farkeder ve Jill ile tanıştığında onun rüyalarında kurtarıp durduğu kız olduğunu anlar

______

Persona

Persona

Ingmar Bergman (1966)

Persona, Bergman filmografisinin en şaşırtıcı ve en aykırı parçası. Yönetmenin ustalığının ve modern sinemayı etkilemekle kalmayıp onu nasıl büyük ölçüde kendinden çıkardığının en güzel kanıtlarından biri. Sinemotografisinin ustalığını bir yana bırakırsak, buradaki sinema dilinin günümüzdekinden geri kalan yanı yok. Sinematografi de işin içine girdiğinde Bergman fersah fersah öteye gidiyor. Kuralları kim koydu diye merak ediyorsanız; işte size Bergman, sinemanın gerçek babası. Örneğin; Lynch Mulholland Çıkmaz’ını yazarken bu filmi en az on kez izlemiş olmalıdır.

Bir hemşire, konuşmayı reddeden, herhangi bir psikolojik rahatsızlığı olmamasına rağmen çevresiyle iletişimi tamamen kesmiş bir aktristin bakımını üstleniyor. İkisi bir yazlıkta birlikte zaman geçirirken, birinin sessizliği nedeniyle açılan kışkırtıcı ve korkutucu kişilik çukuruna diğerinin karakteri düşüyor ve kendini en ince detayları ile açık etmeye başlıyor. Ve bir süre sonra hemşirenin kendi karakteri yok olup tamamen aktristin karakteri içinde eriyerek şekil değiştiriyor. Sessizliğin gücü, karakter olmak, oynamak, kişilik ve kadın kimliği (John Berger’in Görme Biçimleri’ndeki tezini hatırlamakta fayda var: özellikle kadınların kendilerinden beklenen kimlik ve içlerindeki gerçek kimlik arasındaki bölünmüşlükleri) üzerine bir başyapıt.

1966 yılından sonraki sinemayı en çok etkilemiş ve hatta onu bizzat yaratmış olan filmlerden biri Persona. Ama burada örneğin bir Potemkin Zırhlısı ya da bir Metropolis gibi ancak miras kağıtlarındaki yazı olabilecek, yapacağını yapmış sonra da hükmünü uzun zaman önce kaybetmiş bir anlatı göremezsiniz. Bergman’ın Persona’sı, bugün bile tüm yönetmenlerin hayalini süsleyebilecek ve yapıldığı anda tüm dünyanın önünde eğileceği gerçek sinema anlatısıdır. Yapıldığı yıl bir kesimin takdirini toplamakla birlikte çok büyük bir kesim tarafından da acımasızca eleştirilmişti. Ne var ki sonrasında kuralları koyan filmlerden biri oldu.

___

Bıçak Sırtı

Bıçak Sırtı

Ridley Scott (1982)

Uzaydaki bir madende çalışan androidler, kaçıp dünyada rehine alıyorlar. Rick Deckard’ın işi onları bulup yok etmektir. Kaçanları ararken, anroidlerle insanları biribirinden ayırmak zorundadır. Aramaları sırasında kopya insanları, yani androidleri yapan şirket Tyrell Corporation hakkında gizli bilgiler elde ediyor.

Görsel olarak muhteşem, yoğun aksiyon sahnelerine sahip ve yapımından bu yana güçlü bir etkiye sahip olan Ridley Scott’ın Blade Runner’ı, uzatılmış ve daha önce asla görülmemiş özel efektlere sahip Son Versiyon’u ile karşınızda. 21.Yüzyıl Dedektifi Rick Deckard rolünde Harrison Ford erkeksilik ve incinebilir bir varlıkla bu tarz sahibi kara gerilime imza atıyor. İleri teknoloji bir dünyada şehrin dışında ve sosyal dejenerasyonla dolu bir gelecekte Deckard, kaçak ve katil replikaların peşindedir – ve kısa süre içerisinde ruhunu teslim edeceği esrarengiz bir kadına doğru yol almaya başlamıştır.

___

Kapsül

Kapsül

Shane Carruth (2004)

Carruth’un toplam 7.000 dolara mal ettiği film, kaza eseri zaman makinesini icat eden iki mühendisin başından geçenleri anlatıyor.

Kendisi de eski bir mühendis olan ve filmin senaryosunu yazarken teorik fiziğin içinde bir hayli zaman harcayan Carruth, özgün görsel dili ve karmaşık senaryosuyla son derece zor ama bir o kadar da heyecan verici bir işe imza atmış.
____

İlkay Güler
Takip Et!

İlkay Güler

Yazar at Sinefesto
İlkay Güler 1985 İstanbul doğumlu. Ortaöğrenimini İstanbul'da tamamladı. Lisans eğitimini Marmara üniversitesi Elektrik Teknolojileri bölümünde tamamladı. Yüksek Lisansını Sakarya Üniversitesi Bilişim Teknolojileri bölümünde yapan İlkay Güler dijital medya ve sosyal sorumluluk üzerine bir çok projede yer aldı ve almaya devam ediyor.
İlkay Güler
Takip Et!

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up