Bizimle İletişime Geçin

Uncategorized @tr

Sinemanın Gerçekliği

Yayınlandı

tarihinde

Ekrem Ergüder / Çerçeve

Bu günlerde çok film izliyorum.

Geçenlerde Mel Gibson’un bir filmini izledim. “Gringoyu Yakala” (Get the Gringo).

Filmde Mel Gibson, Amerika’da yasa dışı işler yaptıktan sonra kaçtığı Meksika’da ilginç maceralar yaşıyor. Senaryo kendisine ait. Kolay izlenir, akıcı bir film.

Mel Gibson oyunculuğuyla değil ama yönetmenliğiyle daha çok dikkatimi çeken, takip ettiğim bir sinemacı. Yaptığı, çektiği, yazdığı filmlerin hiç birisi sırf ticari kaygıyla yapılmamıştır. Açık bir mesajı olmasa da mutlak bir amacı; aleni açıklamasa bile kendine ait sebepleri mutlaka var.

Bazı yönetmenler tek bir filmle değil belki ama birkaç filmden sonra bile bu sebepleri saklamak eğilimindeler. Noktaları birleştiremezseniz perakende bir izleyici olarak kalıveriyorsunuz.  Ya da sırf para kazanmak için filmlerde oynayan, ara sıra da bizdeki gibi merak ya da heves yüzünden yönetmenlik yapan birisi zannediliyor. Gibson için bunların hiç birisi söylenemez.

2004’te çektiği “İsa’nın Tutkusu” (The Passion of The Christ) filmini İtalyan Rai birinci kanalında orijinal dilde, Aramice ve Latince olarak izlemiştim. İyi bir Hristiyan olarak Tanrısına karşı borcunu ödeyen bir “kul”du orada. Hristiyan dünya görüşündeki Isa ve Deccal, iyi ve kötü karşıtlığını filmine uyarlama şeklini dikkatle izlemiş, bu çatışmayı seyircisine verebilmek için seçtiği görsel anlatımları da  çok beğenmiştim.

Gringoyu Yakala’da ise bir çok Amerikan filminde pis sakallı ve göbekli Meksikalı olarak  gösterilen halkın içinde iyi ve masumların da olduğunu, ön yargılı olmamak gerektiğini hissettiriyor. Bir tür kucak açma ya da en azından dindaşı olduğu Katolik Meksika halkına sempatik gözükme kaygısı çok belirgin.

Filmi izledikten sonra Gibson’la ilgili geçmişte yaşadığım bir olay aklıma geldi.

Bundan yıllar önceydi. Sinemaya gitmek için daha önce hiç bu kadar kararlı görmediğim iki dostum tarafından film izlemeye davet edilmiştim.

Gideceğimiz filmi önceden seçmişlerdi: “Apocalypto”.

Film izlemeden önce ilgili internette bir ön araştırma yaparım.

Türkçe bir sinema sitesinde Apocalyto hakkında bilgi vardı.

Yönetmeni Mel Gibson’dı.  Konusu hakkında ise şöyle deniliyordu: “Bu film Maya medeniyetinin sona erişini anlatıyor.” Filmin içeriğiyle ilgili bilgi bu kadardı. Tek bir cümleyle bir film anlatılabilir mi diye düşünmeden edemedim. Belki insanlar merak etsin diye öyle yazmışlardı. Bilgi kısaydı ama işin içinde Mayaların olması filmi cazip hale getiriyordu. Çünkü o günlerde Maya takviminin bitiş tarihi insanların kafalarını kurcalıyordu. Gerçi bu konuyla ilgili kafalarda soru işaretleri halen de var.

Tamam dedim ben de geliyorum sinemaya.

Maya takvimi 2012’de sona eriyor, film ise Maya medeniyetinin nasıl sona erdiğini anlatıyor. İlginç. Bu yüzden başka bilgi kaynaklarına yönelmeyip izledikten sonra kendi yorumumu yapmaya karar vermiştim.

 

Sinemadan çıktığımızda ise acı acı gülümsüyordum. Birlikte gittiğim dostlarım bana baktılar, görüşlerimi merak ediyorlardı. Ofise gidince konuşuruz dedim.

Ayaküstü konuşulacak bir film değildi çünkü.

Filmde takvimle ilgili bir bilgi yoktu ama Mayalarla ilgili bazı bilgiler edinmiştim. Büyük tapınaklar yapacak mimari bilgileri ve bunu sağlayan bilimsel altyapıları vardı. Madenleri çıkarıp, metali işleyebiliyorlardı. Bilimdeki bu ileriliğe karşılık tamamen feodal diyebileceğimiz bir toplum yapısındaydılar; köleler ve efendileriyle olan ilişkileri bütün sosyal hayatın belirleyici unsuruydu.  Ama daha da önemlisi çok Tanrılı bir dine inanıyorlardı. Niçin önemli dedim çünkü Mayalar bu çok sayıdaki Tanrılarına insan kurban ediyorlardı. Kat kat merdivenlerle çıkılan piramitlerin aslında Maya Tanrılarına insan kurban edilen sunaklar olduğunu bu film sayesinde öğrenmiş oldum.

İzleyicinin kafasına takılan sorular da burada başlıyordu. İnsan kurban etmek, masum insanları öldürmek anlamına geliyordu. Kurban edilecek insanları da savunmasız köylülerden seçiyorlardı. Kısacası takvimiyle ünlü ileri bir medeniyetin akibetini izlemek için sinemaya gidiyordunuz ama son derece vahşice insan öldüren, kan dökücü Mayaları tanıyordunuz.

Gösteriminin üzerinden yıllar geçse de bir filmin nasıl bittiğini, final sahnesini kimseye söylemek istemem. Bu bana sanki sinemaya ihanetmiş gibi geliyor. Belki bir yerlerden edinip filmi hala izleyen çıkar. Çünkü sinemanın bu sürekli izlenebilirlik yönüdür onu insan hayatında vazgeçilmez yapan. Sevdikleri bir filmi birden çok kez izleyenler ne demek istediğimi çok iyi bilirler. Ama yine de; filmin sonunda cinayeti işleyen uşağı seyircinin kulağına fısıldayan bahşiş alamamış yer gösterici durumuna düşmek pahasına bu/bir kez bir filmin sonunu ele almak istiyorum. Çünkü yönetmen filmin sonu nasılsa izlemeyenlere önceden söylenmiyor diye oraya kendisi için çok özel bir sahne koymuş. Sahne bizim seyircimiz için hiç de özel değil aslında. Ama yönetmen için çok özel. Bütün film boyunca anlattıklarını öyle bir bağlamış ki elimde olmayarak gördüğüm sahne karşısında dondum.

O an filmden önce sinema sitesinde okuduğum özet geldi aklıma.

Maya medeniyetinin nasıl sona erdiği mi demişti?

Bu noktada soru şu olmalı: Çektiği filmiyle bir yönetmen tarihin bir kesitini yeniden yazmaya kalkışabilir mi? Sinema gerçeğin yerine geçecek veya gerçeğin kendisi olacak diye bir kural yok. Ama sinemanın kendi doğasından kaynaklanan bir “sinemasal gerçeklik” var. Tıpkı gazetelerde yazan herşeyin okuyucuda gerçeklik algısı oluşturduğu gibi. Yönetmenin başarısı da buna bağlı zaten; filminin gerçeklik algısını seyircisine olabildiğince güçlü yaşatabilmek.

Geçen Şubat ayında İngiliz gazeteleri Mayaların ufak bir kuraklık neticesi dağılıp gittiğini yazdılar. Sessizce yok olup, uzaklaşarak gitmek gibi bir izlenim…

Kurak çöllerde Red Kit’in uzaklaşıp başka kasabaya gitmesi gibi bir sahne…

Gözünüzde canlandı sanırım.

Suçsuz insanları sahte tanrılara kurban ederek kendi kötülüklerinin içinde boğulup yok olmaktan daha iyi bir son değil mi? Iddiasız, unutulmaya, tarihte önemsizleştirilmeye daha yatkın yeni bir son seçilmiş bu kez Mayalar için.

Düşünsenize birkaç yüzyıl sonra Maya Medeniyeti ufak bir kuraklık sonucu yok oldu gitti şeklindeki günümüzün gazete haberleri veri kabul edilebilecek. Böyle tezler var denilecek.

Ya da Apocalypto’daki gibi; ellerinde demir haçla karaya çıkan papazların arkasındaki İspanyol ordularının amacı sadece sahte tanrılara kurban edilen masumları kurtarmaktı yani aslında Mayaları Katolikler katletmediler. Ya da Mayaları yok ettik ama onlar zaten şeytana tapan ve zavallı insanları kurban eden vahşilerdi.

Yok yok İngilizlerinki kulağa daha cazip geliyor; kuraklık oldu, dağılıp çevre ülkelere gittiler. Böylesi daha romantik. Hem günümüz ölçüsüyle onbir trilyon dolar değerindeki Maya ve Aztek hazinelerinin Avrupaya getirilişine ilişkin gerçeğin, ipek yolunu elinde tutan Doğu toplumlarına karşı kazanılan ezici gücün açıklanmasına da gerek kalmıyor.

Zaten o zamanlar Rumeliden itibaren Doğuya doğru bir kuraklık oldu. O yüzden Türkler Rumelini bırakıp  tekrar Anadoluya döndü. Buna benzer hikayeler anlatıp Avrupa Doğu toplumlarına karşı böylelikle üstün duruma geçti deyiverirler.  Belki bir yönetmen çıkar filmini bile çeker, torunlarımız da oturup patlamış mısır yerken merakla izler.

Soru şu; o sinema sitesindeki sayfa hala duruyorsa şöyle bir not düşülmeli mi? “Bu film, Maya medeniyetinin (kendiliğinden) nasıl sona erdiğini anlatmıyor. Ya da bir medeniyetin nasıl yok edildiğini de anlatmıyor. Ama bir medeniyetin yok edilişinin tarihten nasıl silindiğine dair ipuçları taşıyor”

Sıra bizim toplumumuzun devamı olduğu medeniyete çoktan geldi. Geçmişimizden iz  bile kalmaması için herşeyi yaptılar. Ne medeniyeti diye soranları duyar gibiyim. Sen Google a sor, o belki anlatır. Geçenlerde fermuarı bulan adamı anlatmıştı ya onun gibi anlatır senin geçmişini de.

Ya da belki bir gün şehre bir film gelir, herşeyi anlatır.

Gerçeğin peşinde olan insanlar var oldukça bu film için de umut var demektir.

Soru sormaya devam.

—————————

Ekrem Ergüder

http://www.youtube.com/user/eerguder

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Etkinlikler

İlker Çatak’ın Ödüllü Filmi “Söz Senettir” 14 Eylül’de Bahçe Sineması’nda

KüçükÇiftlik Film kulübü sunar!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

KüçükÇiftlik Park, her hafta Salı akşamı püfür püfür bahçe ortamında sinemanın en beğenilen filmleriyle sinemaseverleri buluşturmaya devam ediyor. URU organizasyonu ve Türk Tuborg A.Ş.’nin katkılarıyla gerçekleştirilen KüçükÇiftlik Film Kulübü Sunar: Bahçe Sineması, 14 Eylül Salı akşamı Almanya’dan sonra Türkiye’de ilk kez ve sadece bir kereye özel olarak gösterilecek “Söz Senettir” filmine ev sahipliği yapacak. İlker Çatak’ın, festivallerden ödüllerle dönen ikinci uzun metraj filmi “Söz Senettir”, muzip, yalın ve olgun sinema diliyle dikkat çekerken izleyicilerin ilişkilere ve kimliklere dair pek çok algısını sarsıyor. Sinemaseverler filmden hemen önce ve sonra ise Türk DJ ve prodüktör ikilisi Schnell Schnell ile açık havanın keyfini müzik eşliğinde de çıkaracaklar.

KüçükÇiftlik Film Kulübü Sunar: Bahçe Sineması, 14 Eylül Salı akşamı İlker Çatak’ın yönetmen koltuğunda oturduğu ve 3 gencin, izleyiciyi sarsan ilişki döngüsüne yer veren “Söz Senettir” filmini sinemaseverlere sunacak. 2020 Bavyera Film Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu, 2019 Münih Film Festivali’nde ise En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo ödüllerini alan Almanya-Fransa ortak yapımı “Söz Senettir”, Türkiye’de ilk kez ve sadece Bahçe Sineması’nda gösterilecek.

Kadının pilot, erkeğin müzisyen olduğu bir çift… Marion ve Raphael Almanya’dan uçağa atlayıp yaz tatili için Türkiye’ye geliyorlar ve yolları jigololuk yapan genç Baran’la kesişiyor. Bundan sonra ilişki üç kişilik bir oyuna dönüşüyor. Avrupa’ya gitmeyi kafasına koymuş Baran, Marion’a evlenme teklif ediyor. Hayatını her zaman kontrol altında tutmayı başarmış ama kanser olduğunu öğrendikten sonra her şeyi yeniden gözden geçirmeye başlayan Marion ise ilk defa bir yabancının müdahalesine izin veriyor ve Baran’ın teklifini kabul ediyor. Kâğıt üstünde tanıdık gelebilecek bu anlaşmalı evlilik öyküsü, Bir Zamanlar Kızılderili Ülkesinde filmini Kino 2018’de izlediğimiz İlker Çatak’ın elinde, neşesi de eksik olmayan, toplumsal cinsiyet rolleri ve tekeşli ilişkilerin çizdiği çemberleri sürekli esneten, muzip ve dinamik bir romantik drama dönüşüyor. “Söz Senettir”, ilişkilere ve kimliklere dair pek çok algımızı sarsabilecek katışıksız bir enerjiyi dokusuna katıyor.

KüçükÇiftlik Film Kulübü Sunar: Bahçe Sineması kapsamında film gösterimlerinin yanı sıra film konseptine uygun DJ performansından mini konserlere kadar farklı içerikler de yer alıyor. 14 Eylül Salı akşamı sinemaseverler çimenlerde oturup müziğin keyfini çıkartmaya Türk DJ ve prodüktör ikilisi Schnell Schnell ile başlayacak. Hem filmden önce hem de filmden sonra DJ kabininde yer alacak olan Doğu Civicik ve Ozan Korkmaz ikilisi, kolektif olarak aktif ve en üst düzeyde elektronik müzik yaratmaya çalışırken 2016 yılında müzikal kariyerlerini birleştirerek geleceklerini yeniden yazdılar ve Schnell Schnell doğdu. Farklı janralarda yaptıkları işbirlikleri, yerli ve yabancı bir çok önemli sanatçı ile yer aldıkları sahneler ve düzenli olarak 2017 yılından beri Radio FG 93.8’de yayınladıkları  Schnell Schnell Radio Show ile seslerini duyuruyorlar. Ürettikleri ve remix’ledikleri parçalar, Vesvese Records (TR), Eskimo Recordings (BE) ve Ostra Discos (POR) gibi plak şirketleri aracılığıyla yayınlandı. 2020 yılında kendi plak şirketleri SCHNLL’yi kurdular ve ilk albümleri “The Grit”i yayınladılar.

Kapı açılış saati 18.30, film başlama saati ise 21.00 olan etkinliklerin biletleri online olarak Biletix’ten temin edilebiliyor.

Tüm Hijyen Önlemleri Alındı

Pandeminin başından itibaren aldığı koronavirüs tedbirlerini hassasiyetle uygulamaya devam eden KüçükÇiftlik Park, sinema tutkunlarını pandemi şartlarına uygun olarak sınırlı sayıda kapasiteyle ağırlıyor. Online biletleme sisteminin kullanıldığı ve HES kodu zorunluluğunun olduğu etkinliklerde misafirlerin ateş ölçümü sağlık görevlileri tarafından yapılırken, ortak alanların hijyeni en üst düzeyde sağlanıyor. Misafirler KüçükÇiftlik Park’a 6 Eylül itibarıyla hayata geçen yönetmelik gereği PCR testi veya aşı kartı ibrazıyla giriş yapılabilecek.  

Okumaya Devam Et

Türkiye

Cengiz Bozkurt “Kim Bu Aile?” İçin Tam Formunda

Kim Bu Aile? setinden yeni fotoğraf yayınlandı.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Başrolünde Cengiz Bozkurt’la birlikte Nurgül Yeşilçay, Onur Buldu ve Ferit Aktuğ’un yer aldığı “Kim Bu Aile?” filminin setinden yeni fotoğraf yayınlandı.

Yapımını CJ ENM Türkiye’nin üstlendiği Kim Bu Aile?, sinema salonlarını kahkahaya boğmaya hazırlanıyor. Çekimleri geçtiğimiz günlerde İstanbul’da başlayan Kim Bu Aile? filmi, eğlenceli hikayesi ile olduğu kadar aksiyon sahneleriyle de iddialı olacak.

Yönetmenliğini Bedran Güzel’in yaptığı filmin başrol oyuncularından Cengiz Bozkurt, önceki gün setten yaptığı paylaşımla sosyal medyayı salladı. Tam teçhizatlı vaziyette poz veren usta oyuncu, paylaşımına “Aksiyona başladık” notunu ekledi.

Zengin oyuncu kadrosuyla dikkat çeken filmin başrollerinde Cengiz Bozkurt’la birlikte Nurgül Yeşilçay, Onur Buldu ve Ferit Aktuğ yer alıyor.

Aksiyon ve komediyi bir araya getiren renkli hikayesi, yıldızlarla dolu oyuncu kadrosu ve zengin prodüksiyonu ile son zamanların en çok konuşulacak filmlerinden biri olacak Kim Bu Aile?, sinema salonunda eğlenceli vakit geçirmeyi özleyen seyirciyi fazlasıyla memnun edecek.

Okumaya Devam Et

Günün Haberi

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Tören 25 Nisan’da!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Adayları geçtiğimiz gün belli olan 93. Oscar Ödülleri’nin merakla beklenen ödül töreni tren garında düzenlenecek.

Geçtiğimiz haftalarda seyirci katılımıyla düzenleneceği açıklanan 93. Oscar Ödül Töreni‘nin bir kısmı tren garında gerçekleşecek. 25 Nisan tarihinde düzenlenmesi planlanan töreninin, COVID-19 önlemleri kapsamında bu karara varıldığı da yapılan açıklamalar arasında.

Törenin geleneksel olarak yapıldığı Dolby Tiyatrosu‘nun yanında Los Angeles şehir merkezindeki geniş tren garında (Union İstasyonu) düzenleneceği, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi Başkanı David Rubin tarafından e-posta ile açıkladı.

Salgın hastalıktan korunmak için geniş boşlukları ve mekanları mercek altına alan akademi, seyirci katılımı ile gerçekleşecek olan törenin detayları hakkında henüz açıklamada bulunmadı.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler