Sinema Tarihinin En İyi Felsefi Filmlerini Yapan 14 Yönetmen

Keşfet Liste

“Film bir rüya, film müzik gibidir. Hiçbir sanat türü yoktur ki film gibi bilincimizi aşıp duygularımıza ulaşsın ve ruhumuzun en karanlık odalarını bulsun.” – Ingmar Bergman.

Film yapımcıları sinemanın icadından bu yana elit bir grup insan olarak toplumda yerini alır. Genelde iyi eğitimli olan bu sanat insanlarının filmleri türlü türlü anlamlarla ve imgelerle yüklüdür. Bence bu en bayağı, saçma ve korkunç filmler için bile geçerli. Vereceğim listede bulunan 14 sinema ustasının ortak özelliği filmlerinde derin düşünsel tekniklerin ve yoğun bir felsefi doğanın hakim olmasıdır, bundan dolayı onlara “Felsefe’nin Kralları” diyebiliriz.

terrence malick ile ilgili görsel sonucu

Terrence Malick

‘Terry’nin bütün filmleri bizi derin düşüncelere yöneltir, bu özelliğiyle ilk olarak 1973 yapımı Badlands’te (Çorak Topraklar) tanışırız. Harvard ve Oxford’da Felsefe okurken Stanley Cavell ve Heidegger’dan ucundan da olsa faydalanmış Malick’i daha sonra MIT’te felsefe eğitimi veriRken görüyoruz. Filmlerinde bol bol felsefi alıntıların yer alması dolayısıyla şaşırtıcı olmasa gerek. Tree of Life (Hayat Ağacı) ve To the Wonder (Aşkın İzleri) filmlerinde bildiğiniz Kierkegaard’dan direkt alıntılar vardır. The Thin Red Line (İnce Kırmızı Hat) Homeros’a gönderme yapar mesela. Kısaca bütün filmleri Heideggervari şiirsel bir atmosferi yansıtır.

Eğer yeni dalga bir felsefecinin elinden çıkmış, düşündürücü diyalogların olduğu bir film seyretmek istiyorsanız Malick’in filmleri sizi hayal kırıklığına uğratmayacaktır. Mesela, Hayat Ağacı’nda hayat, varlık ve teolojiye dair Malick’in felsefi dokunuşları ona 2011 Cannes film Festivali’nde Palm D’or ödülünü kazandırmıştı.

_____

Andrei Tarkovsky

Andrei’de Malick gibi bir felsefecidir ve bütün filmlerinde bunun yansımalarını görürsünüz. Felsefe ve filme dair yazdığı eserler vardır, “Sculpting in Time” (Zamanı Yontmak) bunların en meşhurudur. Sanatçının şiirleri bile vardır.

“A Voyage in Time” (Zamanda Yolculuk) aslında hayatını belgeleyen bir Tarkovsky filmidir. Filmde sanatçı kasaba kırsalında gezinti yaparken geçmişi hatırlayarak şiir yazar. Tarkovsky’nin esasen geçmişi çok ilginçtir, annesi bir edebiyatçı babası ise Ukrayna’da bir şair ve şiir tercüme eden bir asilzadedir. Tarkovsky de piyano, sanat ve film üzerine çalışmalarıyla meşguldür.

Tam bir Rönesans adamıdır Tarkovsky. Doğa, varlık ve irade özgürlüğü konularına değinmeyi sever. Ingmar Bergman’ın iyi bir arkadaşı olan Tarkovsky Dreyer, Bresson ve Bunuel gibi felsefi yönetmenlerden etkilense de onları geçmeyi başarmıştır.

Malick çok kez Tarkovsky’e gönderme yapar, bu sanırım Tarkovsky’nin sinemanın en iyi “poetik felsefi” yönetmeni olmasından ötürü. Sanatçının en iyi felsefi filmlerinden tavsiye isterseniz “Stalker” ve “The Sacrifice”i (Kurban) bir görün derim.

______

Ingmar Bergman

Bir dâhidir Bergman! Lutheran bir vekil ve İsveç Kralı’nın şapel papazı olan bir babanın oğludur kendileri. İnanca dair sadakatini çok erken yaşta kaybetmiş ve varlığa dair sorgulamaları o zamanlar başlayıp (sanat) hayatının bütün evrelerinde etkili olmuştur ―Winterlight” (Kış Işığı) filminde bunu çok daha açık görürüz. Bu yüzden felsefeye odaklanarak her şeye rasyonel bakış açısı geliştirmeyi amaç edinmiştir.

Bergman Stockholm Üniversitesi’nde sanat ve edebiyat okumuştur. Filmlerinde varlık, ölümlü olmak, sadakat ve cinsellik gibi konuları işlemiştir. Varoluşçuluk, metafizik ya da sadakatle ilgili herkese gönderme yapar Bergman, ama en çokta Nietzche’ye (Bergman bunu reddetse de).

Aslında Tarkovsky gibi Bergman da bir felsefecidir, ve filmlerinde hayatı en absürt tarafından tutup seyirciye sunar. Filmleri bir çok sinema yapımcısına esin kaynağı olmuş ve onu sinematografinin maestrosu yapmıştır. Bergman’ın felsefe dünyasına dalmak istiyorsanız “Fanny and Alexander” ya da “The Seventh Seal”e (Yedinci Mühür) bir göz atın.

______

Carl Theodor Dreyer

Evlilik dışı bir çocuk olarak Danimarka’da dünyaya gelen Dreyer kimsesiz çocuklarla hayatının bir kısmını geçirdikten sonra ona çokta sevgi göstermeyecek olan bir aile tarafından evlat edinilmiştir. Sağlam bir muhafazakâr gazeteci olarak çalışma hayatına başlamış, 24 yaşında ise sessiz sinema filmleri için yazı kartonları yazarı olmuştur. Sinema hayatının ilk evrelerinde çok başarılı yapıtları olmayan Dreyer sonrasında popüler ve kaliteli filmlere imza atmaya başlamış ve ilk büyük başarısını “The Passion of Joan of Arc” (Jeanne d’Arc’ın Tutkusu) ile yakalamıştır. Bu film Jeanne’ın sadakatinin diyalektiğini sunarken gerçek dediğimizi ne olduğunu inceler.

Sonradan yaptığı Gertud ve Ordet filmlerinde yine aynı derece sadakat anlayışımıza felsefi bir şekilde dokunur. Gertud’e sadakat ve aşk arasında gidip gelen bir kadının sonunda evliliğine son verip aşkın peşine düşmesinden bahseder. Ordet ise sadakat ekseninde biri ateist, biri dindar ve bir diğeri Kierkegaard okumaları yapmaktan kafayı sıyırıp kendini İsa zanneden 3 çocuğu inceler. İki film de sadakati ve bireyselliği derinlemesine sorgular. Dreyer’in filmleri arasında benim naçizane tavsiyem ise Ordet olur, çünkü bu filmde bütün bu sorgulamalar çok daha geniş çapta yer alır.

_______

Luis Bunuel

Zengin ve kalabalık bir İspanyol ailesinin Katolik oğludur Bunuel. Katı bir Cizvit okulunun en başarılı öğrencilerinden biriydi ta ki bırakana kadar. Ayinlerde düzenli rol alan Bunuel sonunda kiliseyi mantık dışı hareketlerinden ve güç açlığından dolayı bırakır. Madrid Üniversitesi’nde tarım bilimi, mühendislik ve tabii ki felsefe okur. Salvador Dali ve daha az bilinen Federico Garcia Lorca ile yakın ilişki kurar ve böylece surreal hareketin kurucu kaynaklarından biri olur.

Böylece Marksizm, absürdism, ve varoluşçuluk gibi ideolojilerle dolu filmlerini etkilemiştir. En çok bilinen filmleri “The Discreet Charm of the Bourgeosie” (Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği), “Belle De Jour” (Gündüz Güzeli), “Un Chien Andalou” (Bir Endülüs Köpeği) ve “Simon of the Dessert”dır (Çöl Adamı Simon). Ama ben size daha az bilinen Viridiana ve Nazarin’i tavsiye ederim.

________

Jean Luc-Godard

Zengin Protestan Paris’li bir ailenin oğludur Godard, genç yaşta İsviçre’ye gitmiş ve 2. Dünya Savaşı’nın büyük bir kısmında orada kalmaya devam etmiştir. Gençlik yıllarında biraz isteksiz de olsa Sorbonne’da yazar Jean Schlumberger ve Yeni Akım harekâtının film eleştirmenlerinin etkisi altındaki antropoloji bölümünde okumuştur.

Gerçi sinemaya yönelmesi film topluluklarının Fransa’da popülarite kazandığı bir dönemde film eleştirmenliği ile başlar. Oralarda Truffaut ve Fransız sinemasının kilit eleştirmen isimleri ile tanışır, sonunda ise kendini film yaparken bulur. “Breathless” (Serseri Aşıklar) en iyilerdendir, tıpkı diğer Godard filmlerindeki gibi pop kültüre ve felsefi ikilemlere bolca gönderme yapar. Filmlerinde aynı zamanda kendi radikal sağ geçmişini yansıtırken sınırları zorlayan ve otoriteyi sarsacak sorular sorar.

_____

Woody Allen

Muhafazakâr bir Yahudi ailesinin oğlu olarak Brooklyn’de doğar Allen. Sürekli kavga eden ebeveynlerinden dolayı kötü bir çocukluk geçirmiştir. Musevi okulunda okumuş, sonrasında New York Üniversite’sinde eğitim görmüştür. İlginçtir burada bir gün sinema dersinden kaldığını öğrenir ve okulu bırakır. Bunun üzerine 20 yıl sürecek olan bir komedi yazarlığı ve komedyenlik serüveni başlar ta ki 1965’te ilk filmi olan “What’s New Pussycat’e kadar.

Allen’in dışardan bakıldığında felsefi olduğu anlaşılmayan filmleri vardır. Kuru ve eleştirel mizah anlayışı ile hayatı, ölümlü olmayı ve gerçekliğe dair her şeyi bize sunar.

______

Sayfanın devamı için tıklayın…

Sinefesto

Sinefesto

Admin at Sinefesto
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.
Sinefesto

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up