Şimdi Haberleri Veriyoruz…

Manşet

»Neden dünyanın en büyük ülkesiyiz?

»Sadece üç şeyde birinciyiz.Meleklere inanan yetişkin sayısı, tutuklu vatandaş sayısı ve savunmaya ayrılan pay. Şimdi bana Amerika’nın neden dünyanın en büyük ülkesi olduğunu mu soruyorsun? Hiçbir fikrim yok…

Eminim ki müptelası olanlar çok ve HBO dan izliyor/ indiriyorlar. Bense The Newsroom ‘u Cnbc–e’de yayınlandığından beri izliyorum.  Yani henüz 3 bölümünü görebildim (şimdilik haftada bir doz yetiyor) ama yine de ilerde beni bu yazıyı yazdığım için mahcup etmeyeceğini düşünüyorum.

Amerikan siyasetinden anlamayanlar için sıkıcı olabilir kanaatinin tersine Obama’dan fazla bir şey bilmeyen benim gibiler için Amerikan siyaseti olabilecek en eğlenceli/ öğretici şekilde verilmiş. Aslında benim dikkat ettiğim Amerikan siyaseti falan da değil açıkçası hocalarımız alınmasın ama The Newsroom bir öğrenciye bir dersin verebileceğinden çok fazla şey veriyor ve bir derse göre çok daha tarafsız.

Hep sinemaların dizilerin bir ideoloji içerdiği söyleniyor ama yine de bence taraflı verilen bir dersin yanına hiçbiri yaklaşamaz. Çünkü derste tek bir kişiye bağımlıyken dizide ya da filmde tarafını tutabileceğiniz bir yığın karakter vardır. Karakterler birbirine ters düşer ve siz içlerinden birini seçersiniz. Diziyi / filmi izlenilir kılan etkenlerden biri budur. The             Newsroom’da da karakterlerin güçlülüğü ve çeşitliliği dikkat çekiyor ve diziyi izlemenin başlıca nedenlerinden biri oluyor. Kimler mi var dizide;

Afganistan da savaşa giden bir kadın onun peşinden ayrılmayan bir çırak. Çırağın aşık olduğu kendini kanıtlamaya çalışan panik atak Maggie ve onun sevgilisi rakip programcı Don. Kafaya taktı mı takan bir Slumdog Millionaire,  kapasitesinin farkında olmayan nefes almadan konuşan yorumcumuz. Ve tabi ki şimdiye kadar haber spikerlerinin Jay Leno’su olduğu söylenen birdenbire bu yaştan sonra stil değiştirmiş bir gazetecimizi canlandırmak için- bir talkshowda öğrendiğimize göre-  sert olduğunu göstermek için yapımcının kafasını masaya vurmuş bir Jeff Daniels.

Keçinin olmadığı yerde..

Bazı yorumlarda The Newsroom, House gibi bazı yerleri sıkıcı bulunabilir denmiş. Bizim gibi birbirine tencere tava tavsiye eder gibi ilaç, çocuğuna öğretmen önerir gibi parti tavsiye edilen bir ülkede bu dizi izlenmemesi imkânsız. Bizim insanımız tıp okumadığı halde doktor; siyaset bilimi okumadığı halde siyasetçi geçinir. Çünkü keçinin olmadığı yerde koyuna Abdurrahman Çelebi derler. (Bu atasözünü tersten söylemeyi seviyorumJ )

Hatta The Newsroom’un uyarlaması çekilse Doktorlardan fazla izlenebilir. Ama tıp ve siyaset okulunu bitirenlerin bile çok fazla anlamadığı iki dal olduğunu düşünürseniz vehametin de farkına varırsınız. Peki, ben bu yazıyı niye yazdım? İnsanları doktordan başkasını dinlemeyin, siyaseti ise güvenilir insanlardan dinleyin sonra kritik yapmaya kalkışın demek için mi?

Hayır diziyi yanlış anlama tehlikenizi göze alarak The Newsroom’u izleyin demek için. House ya da GreysAnatomy’nin sizi doktor yapmaya yetmediği gibi Newsroom da sizi haberci yapmaz ama neyin nasıl olduğunun farkına varmanızı sağlayacağından eminim. Cnbc-e’ye tek tavsiyem altyazı sevmeyen insanların çoğunlukta olduğu Türkiye’de dublajlı verilmesi olabilir sadece.

Tavsiye demişken …

Simge Fıstıkoğlu’nun – ki kim hayran değildir güzel gülüşüne –  dün twitterda yazdığı “The Newsroom’da da diğer Amerikan dizilerindeki gibi karakterler gereksiz ve abartılı şekilde kahramanlaştırılmış. Türkiye’de haberciler o dizideki ekibin 5’te 1’i ile yayın kotarır, ne alkışlayan olur ne de stüdyoya içkiyle tebriğe gelen… Yapımcılara tavsiyem Türkiye’de bi haber merkezini izlesinler,diziye ‘theulaştırma&thenevrotik gündemi’ eklesinler, çok daha başarılı olur.” Bu görüşe  -her ne kadar sevdiğimiz bir gazeteci de olsa Türkiye gerçeğini yüzümüze de vursa- katılmam mümkün değil.

The Newsroom’un Amerika’da geçtiğini ve bunun bir dizi olduğunu unutmamak gerek. İşle eğlenceyi karıştırmayalım birbirine ve ütopik de olsa daha iyi bir haber odası olabileceğine dair inancımızı taze tutalım. Alabileceğimiz güzel şeylere odaklanıp Amerikalılar gibi biraz pragmatik olalım.

Magazinin bir insanın ölümünden daha değersiz olduğunu düşündüren herşeyden vazgeçmenizi öğütleyen bir dizi var karşınızda. Dizideki nerdeyse en kötü karakterin “O bir insan ve bir insanın öldüğünü ancak bir doktor söyleyebilir.” Dediği ve yanında çalıştığın askerler iyi adamlar mıydı diye genellemeyen, panik atak geçiren birine nasıl yardım edileceğini olabilecek en romantik şekilde gösteren… Ancak patrondan etkilenmeden yapılacak haberlerin tarafsız olabileceğini söyleyen Amerika’da haberlerin arasına reklam girdiğini gördüğünüzde bizimkiler reklam da almıyor parasız kimin gönüllü askerliğini yapıyorlar diye meraka celbeden dizi her şeye rağmen izlemeye değer bence…

Ben yapmadım Haberler…

The Newsroom’dan güzel Haberlerimizin (Yağmur ) bulunduğu diziye, ‘Şubat’a atlamak istiyorum. Biliyorsunuz şubat ayının dindar kesim için ayrı bir yeri ve acısı vardır. Bir ablam bana sadece fragmanı yayınlandığı zamanlarda  “TRT de Şubat diye bir dizi çıkıyormuş ne anlatıyor acaba?” diye sorduğunda yılın en soğuk ayında dışarıda kalanları anlatıyordur herhalde demiştim. Ama diziyi izledikçe ve üzerine biraz düşününce Şubat’ın biraz bizim şubatımıza benzediğini düşünmeye başladım.

Şubat temiz saf bilgili ama tecrübesiz bazı şeyleri anlamayan çocuk kalpli bir adamdı. Haberlere âşıktı; bağlıydı ne derse inanırdı ama haberler sadece kendi gördüğüne inanan, bencil, sadece haber peşinde koşan hırslı bir kadındı. 28 Şubat ete kemiğe bürünse ortaya ancak böyle bir ilişki çıkardı. Ve bu ilişkiyi anlatan tek bir cümle

»Ben yapmadım haberler… / biz yapmadık…

twitter.com/muzminogrenci

Latest posts by Şaziye Ayaş (see all)

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up