Şiddet Bir Sanat Olsaydı Adı John Wick Olurdu

Eleştiri Manşet Serkan Baştimar
Şiddet Bir Sanat Olsaydı Adı John Wick Olurdu

Serkan Baştimar değerlendirdi.

İyi bir aksiyon filmi açılışından belli olur. Kurgusal olarak hikayenin finalinin bir adım öncesinde, buraya nasıl gelindi şekilde de başlayabilirsiniz ya da ana öyküden bağımsız iştah açıcılarla da start verebilirsiniz. Ama yapacağınız bu ilk hamle vaat ettiğiniz maceranın boyutunu ve süresini de belirleyecektir.

2 buçuk yıl aradan sonra John Wick ikinci macerası ile karşımızda. Bu defa daha öfkeli ve daha da acımasız. Çünkü artık sevdiği kimse yok! John Wick doğru nota ile başlayan bir şarkı gibi iyi bir start verdi. Ve tansiyonu (Mad Max: Fury Road kadar olmasa da) düşürmeden finale kadar yüksek tutmayı başardı. İlk filme gelen olumlu tepkiler üzerine Derek Kolstad ve Chad Stahelski derslerine iyi çalışmışlar. Yavan bir aksiyon filmi yerine neredeyse bir ‘sanat filmi’ ile yarışacak özellikte bir işe imza atmışlar.

John Wick, ekol olarak Luc Besson’un Hollywood’a ‘itelediği’ karizmatik karakterler familyasından. Besson, Transporter, Kolombiyalı ve Taken gibi içi boş aksiyonları daha doğrusu karakterleri Besson markasını da pek öne çıkarmadan güzel bir şekilde pazarlamış ve bu karakterler her devam filminde etkilerini yüzde elli oranda düşürerek sıfıra ulaşmıştı. Taşıyıcı’da örneğin o kadar dibe vurulmuştu ki devam filminde Jason Statham yoktu. Taken‘de Liam Neeson’un artık yumruk atmaya mecali yoktu; ama baş karakter Bryan her defasında kızı ile sınanıyor ve öykü de yapış yapış klişe oluyordu. Şükür ki John Wick benzeştiği bu furyanın dışında eli yüzü düzgün bir kahraman olarak karşımıza çıktı.

John Wick‘in akraba olduğu bir diğer ekol de James Bond, Görevimiz Tehlike ve Jason Bourne gibi marka ajan filmleri. Kötü adamını ithal eden Wick iki bölümde de adını saydığımız filmlerdeki gibi aksanlı ‘villainler‘ kullandı; yetmedi yeni bölümde Roma’ya giderek her ajanın seyahat etme zorunluluğunu yerine getirerek bu akrabalığı pekiştirdi. Onu bu familyadan ayıran güzelliği ise Wick’in tamamıyla ‘iyi’ bir adam olmaması ve kimsenin adamı olmaması. Her iki familyanın da kurallarını alt-üst eden John Wick kovboyculuk oynuyor ve önüne geleni ‘bodoslama’ yok ediyor. Onu sevdiren en iyi yönü de saf iyi olmaması. Ve varlığını aksiyona adaması.

John Wick

John Wick 2 estetik, abartı ve öfkenin harmanlandığı enfes bir aksiyon. En güzel yönü ise görüntü yönetimi. Simetri, renk kullanımı, enfes kadrajlar ve sahneyi en iyi şekilde anlatması için doğru yere konumlanan kameralar. Çizgi roman estetiğindeki filmde, Wick karşımızda toplu katliam yaparken şiddetin ‘kabalığına’ mı yoksa sahnenin muhteşemliğine mi bakacağını şaşırıyor insan. Yani şiddet bir sanat olsaydı, adı kesin John Wick olurdu.

Haftanın eğlencelik yapımlarının en önde gideni John Wick 2, bu kesin. Aksiyonda elini çekingen tutmayan Derek Kolstad ve Chad Stahelski her şeyi bolca katmış filme. Wick‘i ‘tanrılaştırmaya’ kadar götürseler de film kendi içinde mantıklıysa diyecek laf da yok demektir. İlk bölümü 3 yüz binden az izlenen yapımın eğer salon sayısı da yeteri kadar olursa milyon seyirci barajını aşacağına inanıyorum.

İyi seyirler!

Fragman için tıklayın…

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up