Bizimle İletişime Geçin

Dünya

Sevdiğim bütün alanlarla yönetmenim!

Yayınlandı

tarihinde

İlk filmi ‘Kar’la pek çok ödül kazanan ve iki savaş yetimini konu alan ikinci filmini bir süre önce bitiren Aida Begic, ülkesini ve sinemasını Cihan Aktaş’a anlattı… 

Sevdiğim bütün alanları yönetmenlikte birleştirdim

CİHAN AKTAŞ’ın röportajı

Üniversitesi öğrencilerinin kurduğu “Entelektüel Etkinlikler Derneği”nin davetiyle Bosna-Hersek’e giderken, aklımda olan birkaç başlıktan biriydi, Aida Begic ile görüşme. Sadece uzun metrajlı tek filmi olan Kar ’ı izlemiştim Begic’in, ikinci filmi için çalıştığını biliyordum. Allah’tan filmini tamamlamıştı ben irtibat kurduğumda, yine de yoğundu, ancak söyleşi talebimi geri çevirmedi.

Hakan Albayrak’ın Saraybosnalı eşi Emira Albayrak, bu filmi izlemelisin, diyerek Kar ’ın CD’sini bana verdiğinde, Begic’i sadece “Bosnalı, başörtülü bir yönetmen” olarak tanıyordum.Filmi izledikten sonra, onun aynı zamanda yaptığı işin bilincinde ve çok daha iyi filmler yapabileceğini ilk filmiyle kanıtlamış bir yönetmen olduğunu düşündüm. Bir kafede yaptığımız söyleşi sırasında Begic, içtenliği ve birikimiyle etkiledi beni.

Uzun söyleşimizin henüz adı kesinleşmemiş olan ikinci uzun metrajlı filmine yoğunlaşan kısmını Taraf okurlarıyla paylaşmak istedim. Söyleşi için bana yardımcı olan Saraybosna Üniversitesi öğrencilerine, özellikle Elif Zaim’e teşekkür ediyorum.
Sadece Kar isimli filminizi izledim ve planların, sekansların tabii akışı o kadar etkileyici geldi ki bana, sinemayı çok severek yaptığınızı düşündüm film bittiğinde. Neden sinema?

Saraybosna Film Akademisi’nde öğrenimini gördüğüm yönetmenlik aslında multimedyaya dönük. Bunun içerisinde film, tiyatro, televizyon ve radyo mevcut. Zamanla film yapma sürecinin beni tiyatro için olabileceğinden daha çok mutlu ettiğini fark ettim. Aslına bakarsanız küçük bir kız çocuğuyken bile gelecekte bir sanatçı olacağımı düşünürdüm. O zamanlar piyano da çalıyordum. Çizmeyi ve yazmayı seviyordum. Şimdi düşününce temel eğilimimi daha berrak görebiliyorum. Belki güzel sanatlar, belki konservatuar okurum diye düşünürdüm hep. Sonunda bunların her birini, sevdiğim bütün alanları yönetmenlikte birleştirebileceğimi gördüm. Bugünlerde ise sinemanın çok önemli bir iletişim yolu olduğunu düşünüyorum ve hikâyelerimizi, fikirlerimizi dünyadaki birçok insana iletebileceğimiz medyanın en popüler dallarından biri olduğunu.

Kar ’ın ardından ikinci filminizi tamamladınız. Bu filminizin ismini ve konusunu merak ediyorum. Bir de Bosna’da sinema yapmanın ne anlama geldiğini…

Sinema çok zor bir iş, gerçekten hiç kolay değil. Finans sorunları nedeniyle genellikle iki yahut üç ülkeyle birlikte çalışıyorum. Yeni tamamlanan filmim; Bosna-Hersek, Almanya, Fransa ve Türkiye arasında bir ortak yapım. İsmine henüz karar veremedim. Baş kahramanının adını taşıyabilir, Rahima olabilir. Bir yandan bu çok güzel bir durum, çünkü fikriniz ve malzemeniz işin başından uluslararası hale geliyor. Öte yandan bu hiç de kolay değil, çünkü herkesi biraraya getirmeniz gerekiyor. Sonunda bunları başarmanız ise prodüksiyon öncesi, prodüksiyon esnası ve sonrasını dört farklı mekânda ayarlamanız gerektiği manasına geliyor. Şu anda filmin ses düzenlemeleriyle ilgileniyoruz. Bitirmek üzereyiz. Bu süreçte Saraybosna, Leipzig, Berlin, Paris ve İstanbul arasında gidip geliyoruz. Bu gerçekten çok güzel, ancak her şeyi biraraya getirmek hiç de kolay değil. Ve bir filmi çekme sürecinde ilgilenmeniz gereken o kadar karmaşık şeyler var ki çok çalışmayı gerektiriyor. Çok yorgun olduğumu söyleyebilirim.

İlk filminiz sert ve zor günleri ılık ve iyimser bir akışla sunuyordu. Savaşın zor yıllarının ardından insanlar hayata tutunmaya çalışıyorlardı. Karakterler sahici, hikâye sürükleyiciydi. Bu başarınızı nasıl yorumluyorsunuz?

Kar bütün dünyada çok farklı kesitlerden insanların kalbine ulaşmayı başardı. Ne kadar özgün olursanız o kadar evrensel oluyorsunuz. Film, çok özel yerel bir hikâyeye dayandığı için sanırım evrensel boyutu daha da genişledi. Ancak bu filmle bir takım festivallere yahut Avrupalılara bizim hakkımızda şöyle ya da böyle düşünsünler diye doğruyu anlatmak için hesaplamalara girmiş de değilim. Sadece bu etkileyici hikâyeyi anlatmak istedim. Ve benim hissettiğim en büyük sorumluluk bu kâbusu yaşamış kadınlara karşıydı. Bu yüzden seyirciyi veya orada ve buradaki festivalleri hiç düşünmedim çalışırken. Benim tek endişem ailelerini, eşlerini ve çocuklarını kaybetmiş ailelerin buna nasıl tepki verecek olduğuydu. Amacım onlara ihanet etmemekti. Oscar almak değildi. Sanırım değerli olan yaklaşım da buydu. Ben çok özel bir hikâye anlatıyorum ve bu filmde bahsettiğim topluluğa karşı sorumluluklarım var. Dünyaya Boşnakların hayatının gerçekliklerini anlatmaya çalışmıyorum, çünkü bence bunu yapamazsınız. Bosna hakkındaki nihaî hikâyeyi anlatamazsınız.

Peki ya ikinci filminiz? Yenilerde tamamladınız, onun heyecanıyla dolu olduğunuzu biliyorum.

Bu sefer 2009 Saraybosna’sında geçen bir şehir hikâyesini konu aldım. İki savaş yetimi hakkında yeni filmim. Aslında kendinden 10 yaş küçük erkek kardeşiyle ilgilenmeye çalışan 23 yaşındaki bir genç kadının hikâyesi. Maalesef kendisine destek olacak kimsesi yok. Ve o günün birinde erkek kardeşinin iki farklı hayat yaşadığını keşfediyor. Kardeşi bir mafya yahut bir uyuşturucu çetesine bağlanıyor, ancak kendisi neler olduğundan tam olarak emin değil. Ve o erkek kardeşini kötülüklerden korumaya çalışıyor. Olaylar Saraybosna’nın kenar mahallelerinde yaşanıyor. Bu bağlamda ülkemizin çok zorlu geçiş döneminin de hikâyesini tasvir ettiğimi söyleyebilirim.

Filminiz bu anlamda çok önemli, inşallah en kısa zamanda seyirciye ulaşır. Ben izlemeyi çok istiyorum ve önemli bir hikâye anlattığınıza eminim.

Aslında bütün istediğim savaş zamanında gerçekten çok küçük olan çocukların kuşağını tasvir etmekti. Ve bu çocukların ilk hayat deneyimi savaştı. Bu sebeple benim için bu nesil çok ilgi çekici, nasıl büyüdükleri… Çünkü ben, geldiğim bu yerde ilk idrak ettiğim şey savaş olsaydı dünyam nasıl gözükürdü, hayal bile edemiyorum. Ve ayrıca onlar bir geçiş döneminde büyüdüler ki bu, korkunç bir şey. Bu kuşak bu anlamda çok özel ve bizim onlara karşı sorumluluğumuzun çok büyük olduğunu düşünüyorum. Ancak maalesef onlara yeterli ilgiyi göstermiyoruz.

Filminizin adı konusunda kararsızsınız…

Üzerinde çalıştığımız isimlerden biri Yem’di, şimdi Rahima olsun diyoruz. Tekrar değiştirir miyiz yoksa kalır mı bilmiyorum, çünkü ana karakterin ismi Rahima.

Bu hayatımda başıma ilk defa geliyor bir filmi nasıl isimlendireceğimi bilmiyorum. Bir dahaki sefere önce güzel bir isim bulacağım. Ben Rahima olsun istiyorum, ancak Fransız satım şirketiyle görüştüğümde onlar bana bu ismin çok Arapça olduğunu söylediler. Ve seyirciyi yanlış yere yönelttiğini. Onlara göre bu isim kulaklara Tunus’tan gelen bir film gibi ulaşacak. Bunu Bosna’yla ilişkilendirmiyorlar, çünkü isim çok Arap. Ve ben de onlara bu ismin Arapça olduğunu, bizim zaten Arapça isimlere sahip olduğumuzu söyledim. Kaçındığım şey filmin isminin değiştirilmesi. Fransa pazarı için şu şekilde, Almanya pazarı için ise daha farklı isimlendiriyorlar. Bunu engellemek istiyorum, bu yüzden Rahima benim için iyi bir seçim.

Bosna-Hersek’te yaşanan bunca acıdan sonra sizin için Avrupalı olmak ne demek?

Bir defasında Avrupa’dan geldiğimi söylemem gerektiği için çok utandığımı fark ettiğimi hatırlıyorum. Malezya’ya gitmiştim, belki de dünya üzerinde gittiğim en uzak nokta. Ve orada çok güzel ve iyi insanları gördüm. Gerçekten çok kibarlardı. Avrupalıların onlara neler yaptığını ve yapıyor olduğunu hatırlayınca, Avrupalı kimliğim beni utandırmıştı. Avrupalılığın kimliğimin bir parçasını oluşturduğunu ilk fark edişimdi. Genellikle bir ülkenin bir parçası olmak gibi hislere sahip değilim. Aslında şehrimi çok seviyorum, Saraybosna’ya gerçekten âşığım. Ancak gelişmiş millî kimlik hissine sahip değilim ben, Boşnak’ım, bildiğiniz gibi. Bu bağlamda Avrupa’nın, dünyanın eski, adil olmayan, ırkçı ve gittikçe daha da artış gösterecek şekilde faşist bir bölgesi olduğunu düşünüyorum.Ve çoğunlukla gurur duymuyorum, özellikle Avrupa’nın politikalarından. Fakat burada, bu kıtada bizler çok Avrupa bazlı bir iklimi soluyoruz. Avrupalılar ise Avrupa’nın etkisi yahut gücü olmadan gayet güzel hayatını sürdüren mükemmel coğrafyalar, ülkeler olduğunu anlayamıyorlar. Ve zaman geçtikçe ben Avrupa’dan gittikçe daha da çok utanıyorum. Ve bence Avrupa çok yanlış bir yere ilerliyor, bu çok aşırı sağcı yönelimlerle; bu anlamda hiç de optimist değilim.

‘Kar’ filmi Cannes’dan ödülle dönmüştü

1976 Saraybosna doğumlu olan Aida Begiç, 2000’de Saraybosna Film Akademisi’nden mezun oldu. Mezuniyet filmi First Death Experience dünya çapında pek çok ödül kazandı. 2003’te ikinci kısa filmi North Went Mad ’i yazdı ve yönetti. 2008 yapımı ilk uzun metrajlı filmi Kar ’da savaş sonrasının Bosna’sında bir avuç kadının hayata tutunma hikâyelerini, özgün bir dille beyazperdeye aktaran yönetmen, bu ilk yapıtıyla birçok uluslararası festivalden ödülle dönmüştü.

Taraf

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Dünya

10. Avustralya Akademi Ödülleri Açıklandı

En İyi Film, Promising Young Woman seçildi.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

10. Avustralya Akademi Ödülleri'nde en iyi film seçilen Promising Young Woman filmi

Bu sene Avustralya Sinema ve Televizyon Sanatları Akademisi tarafından 10. kez düzenlenen Avustralya Akademi Ödülleri açıklandı.

Avustralya Sinema ve Televizyon Sanatları Akademisi tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen Avustralya Akademi Ödülleri (AACTA)’nin sahipleri belli oldu. Profesyonel sinema ve televizyon yapımlarını taçlandıran törende en iyi film ödülünü Promising Young Woman kazanırken, en iyi drama dizisi Queen’s Gambit seçildi.

En İyi Film Ödülü: Promising Young Woman
En İyi Yönetmen: Chloé Zhao – Nomadland
En İyi Senaryo: Aaron Sorkin – The Trial of the Chicago 7
En İyi Erkek Oyuncu Ödülü: Chadwick Boseman – Ma Rainey’s Black Bottom
En İyi Kadın Oyuncu Ödülü: Carey Mulligan – Promising Young Woman
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü: Sacha Baron Cohen – The Trial of the Chicago 7
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü: Olivia Colman – The Father

10. Avustralya Akademi Ödülleri'nde en iyi drama dizisi seçilen Queen's Gambit.

En İyi Drama Dizisi Ödülü: Queen’s Gambit
En İyi Komedi Dizisi: Schitt’s Creek
En İyi Erkek Oyuncu Ödülü (Dizi): Aaron Pedersen – Mystery Road
En İyi Kadın Oyuncu Ödülü (Dizi): Anya Taylor-Joy – The Queen’s Gambit

Okumaya Devam Et

Dünya

Emma Stone’lu Cruella Filminden Fragman Yayınlandı

101 Dalmaçyalılar’ın live-action versiyonu olan “Cruella” filminden ilk fragman geldi.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

101 Dalmaçyalılar’ın live-action versiyonu olan “Cruella” filminden ilk fragman geldi.

La La Land, The Amazing Spider-Man ve The Help gibi dikkat çeken yapımlarda başrolü üstlenen gen oyuncu Emma Stone’un yeni filmi Cruella’dan ilk fragman yayınlandı.

Oscar ödüllü Emma Stone’un, kötü karakter Cruella de Vil’e hayat verdiği Cruella filminin yönetmen koltuğuna Craig Gillespie oturuyor.

Filmde Emma Stone’a Emma Thompson, Joel Fry, Paul Walter Hauser, Emily Beecham ve Mark Strong gibi isimler eşlik ediyor.

Okumaya Devam Et

Dünya

Dünya sinemalarının salgın sonrası hasılat rakamları

İşte rakamlar.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Koronavirüs salgınıyla mücadelede normalleşme sürecine giren ülkelerin açılan sinema salonlarının hasılat rakamları belli oldu.

Tüm dünyayı kısa sürede etkisi altına alan ve sosyal yaşamı durma noktasına getiren koronavirüsün etkisini azalttığı ülkeler normalleşme sürecine girdi. Belirli kurallar çerçevesinde sinema salonlarının da açıldığı bazı ülkelerin hasılat sayıları belli oldu.

Avrupa ülkelerinin yanı sıra virüsün kaynağı olarak bilinen Asya ülkelerinde de sinema salonlarının açılmasıyla insanlar tedbirlerini alarak film izlemek için salonların yolunu tuttu.

Güney Kore, sinema salonlarını açtıktan sonra 4 milyon dolar hasılat elde ederek en yüksek rakama ulaşırken, Japonya‘da gösterime giren Dolittle, 1,38 milyon dolarla ikinci sırada yer aldı.

İspanya‘da hafta sonu 10 filmden 104 bin dolar hasılat çıkarken İtalya‘da 66 bin dolarda kaldı. Fransa’da sinemalar 22 Haziran’da açılmaya başladı. Yetkililer sinemaseverlerin filmlere beklentinin ötesinde ilgi gösterdiğini kaydetti.

Okumaya Devam Et

Popüler