Sayfalardan Karelere: Yürüyen Şato

Manşet

husna-karanfil

yuruyen-sato

Okuyucu tarafından kabul görmüş ve sevilmiş kitapları filme uyarlamak hem cesaret hem de belli bir birikim gerektirir; zîrâ uyarlanan öykünün, kitabın hayranları (hattâ yazarı) tarafından beğenilmeme ve eleştirilme ihtimâli vardır. Senarist ortaya ya asıl öyküyü mumla aratan bir facia çıkarır ya da konuya farklı ve güzel bir boyut katarak deyim yerindeyse aslını yaşatır, iki hâlini de sevdirir. İngiliz yazar Diana Wynne Jones’un Howl’s Moving Castle/Yürüyen Şato kitabını aynı adla beyaz perdeye uyarlayan Hayao Miyazaki, konuyu incelikli üslubuyla değerlendirerek ikinci kategoride anılmayı hak etmiştir.

Yürüyen Şato, Ingary ülkesinin Pazar Kasabası’nda yaşayan, birazcık özgüvensiz bir genç kızın, Sophie’nin öyküsünü anlatır. Kendinden çok sorumluluklarını önemseyen, geleceğe dâir hayâl bile kurmayan Sophie, ailesine âit olan şapka dükkânında çalışmaktadır. Kimsenin gözüne batmadan, kendi hâlinde yaşayıp giderken garip tesadüfler sonucu büyücü Howl’un ve onun peşindeki Çöl Cadısı’nın yoluna çıkar. Çöl Cadısı’nın hışmı yüzünden yaşlı bir nineye dönüşen Sophie, üzerindeki büyünün etkisinden kurtulabilmek ve insanların gözlerinden uzağa gidebilmek için yollara düşer; çaresiz bir şekilde iken Howl’un yürüyen şatosuna kendini kabul ettirmeyi başarır. Şatonun birbirinden garip ve sevimli sâkinleriyle yaşamaya başlayan Sophie hem onların hayatında hem de kendi hayatında değişiklikler yapar, adım adım gönüllerini kazanarak yeni şeyler keşfeder…

Hayao Miyazaki, Diana Wynne Jones’un bu öyküsünü ana hatlarıyla almış, ama kitapta olmayan unsurları da ekleyerek animeyi bambaşka bir havaya bürümüştür. Örneğin kitapta bâriz bir uluslararası savaş yoktur, fakat Miyazaki öyküyü uyarlarken Irak Savaşı’ndan etkilenmiş, savaş karşıtı kimliğini animenin pek çok karesinde konuşturmuştur.

Animenin eksenine savaş oturtulunca kitaptaki bazı karakterler ya değişmiş ya da konudan tamamen çıkarılmıştır. Örneğin kraliyet büyücüsü Suliman kadın olmuş, Howl’un paralel dünyası (dünyamız) ve ailesinden ise hiç bahsedilmemiştir. Çocuklara ve gençlere olumlu mesajlar vermeyi seven Miyazaki kitaptaki Cadı’yı ve nihâi durumunu da epey değiştirmiştir.

Sophie’nin değişimi animede yavaş yavaş oluşur, kitapta ise büyünün etkisi –dış görünüm itibarıyla- sonuna kadar devam eder. Ama yaşlılığın etkisiyle hareket kısıtlılığı çeken ve kemikleri mütemadiyen kütürdeyen Sophie’nin tepkileri filmde daha bir tatlı gösterilmiştir.

Göklere sevdalı olan yönetmenimiz, Sophie ve Howl’un öyküsüne alâmet-i fârikası olan uçan araçları bolca eklemiş, hattâ kitapta uçtuğundan bahsedildiğine rastlamadığımız şatoyu da uçurmuş, o güzel ve ilginç mekânı zaten sevmiş olanların aklını başından daha bir almıştır.

Kitapta Sophie, ailenin büyük kızı olduğu için evini/sorumluluklarını terk edip kısmetini aramaya çıkamayacağını söyler sık sık. Yabancısı olduğum için İngiliz âdetlerine bir gönderme midir, yoksa külliyen yazarın kurgulaması mıdır bilemedim, ama bu ayrıntı epey enteresan geldi, ikide bir geçmesi böyle düşündürttü en azından. Balkanlar’da en küçük oğul evlense bile ebeveyni ile yaşar gibi bir âdet vardır, Britanya taraflarında da evin büyük kızı ailesinden kopup nasibini arayamaz diye bir anane mi var acaba? Var ise, İngiliz ablalar için üzülmedim desem yalan olur. (:])

Howl kitapta da animede de fazlasıyla narsist bir portre çizer, özellikle de “Güzel olmadıktan sonra yaşamanın ne anlamı var?” diyerek sızlandığında ve şatoyu karanlıkla doldurduğunda insanı sinir eder; Sophie ise (elinde olmayan nedenlerle de olsa) olgunlaşmış hâliyle sayfalardan karelere geçtiğinde de şatoyu ve Howl’un hayatını toparlayıp düzene sokar, onu hizaya getirir; dolayısıyla Miyazaki’nin animelerinde kadın karakterlere verdiği önemli rolü rahatlıkla ve lâyıkıyla üstlenir.

Kitap da anime de kendilerine has güzelliktedirler. Kitapta Sophie Howl’un dünyasına geçtiğinde pek çok şeyi garipser, televizyon ve atari hakkında eleştiriye varan eğlenceli tasvirler yapılır; animenin ise en önemli güzelliği, o kapısı dört ayrı yere/boyuta açılan sevimli şatoyu -nispeten- somut hâliyle temâşâ ettirmesidir. Bacaları ve çıkıntılarıyla yükselen, paytak ve gıcırtılı adımlarla dağ tepe gezinen şatonun göklerde süzülen hâli de insanı imrendirir, içinde yaşamayı hayâl ettirir. Ki hemen hemen her kurguda insanı çeken bir köşe/kare vardır, bu öyküde ise yürüyen şatonun yanı sıra büyülü çiçek bahçesi ve filmde Sophie ile Markl’ın çamaşırların kurumasını beklerken çay içtikleri o su kenarı (yıldız gölü) insanı güzelliğine geçiş yapmaya davet eder.

Yürüyen Şato, karşılıksız sevgi ve fedakârlığın kalpsiz bünyeleri bile adam edebileceği mesajını vermeye çalışır, ama bunu ne kitapta ne de filmde sulandırmaz. Lâkin açıkçası kitabın finalinde herkes mutlu son tozpembeliğine fazlaca bulanmış gibi gelir, okuyucuya eh işte dedirtir; anime ise farklılıklarına rağmen daha iyi, izleyeni keyifle gülümseten bir son sunar, bu açıdan değerlendirilince Miyazaki’yi yapmış olduğu değişikliklere rağmen takdir etmek gerekir. Ayrıca kendisi animeyi uyarladığında yazarın ayağına kadar giderek özel bir gösterim yapmış, belki de bu jestinin de etkisiyle Jones’un “Uyarlama harika; farklılıklar var ama olması gerektiği gibi.” şeklinde onayını ve övgüsünü kazanmıştır.

Kitap dilimize İthaki Yayınları tarafından çevrilmiş durumda; animeyi izlemekle kalmayın, yürüyen şatonun sayfalar dünyasındaki mâcerâsına da bir göz atın derim.

Keyifli gezintiler!

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up