Bizimle İletişime Geçin

Meraklısına

“Sanatın Amacı İnsanı Ölüme Hazırlamaktır”

Andrei Tarkovsky’nin Mühürlenmiş Zaman adlı kitabından…

Yayınlandı

tarihinde

Andrei Tarkovsky’nin Mühürlenmiş Zaman adlı kitabından…

Sinema, genellikle anlaşılması zor, yüksek bir yaratıcılık gerilimi içeren bir özgün sanat biçimidir. Bu, ben anlaşılmak istemiyorum demek değil, ama Spielberg gibi, genel kitle için bir film yapamam. Eğer yapabileceğimi keşfetseydim acı duyardım.

Eğer genel bir izleyici kitlesine ulaşmak istiyorsanız, Star Wars ve Superman gibi, sanatla hiç ilgisi olmayan filmler yapmalısınız. Bununla halkın aptal olduğunu söylemek istemiyorum, ama onları memnun etmek için de kesinlikle böyle bir ıstıraba katlanamam. Sinema, insanlığa hiçbir şey öğretemez, çünkü insanlık, hiçbir şey öğrenemeyeceğini, son dört bin yılda yeteri kadar ispatlamıştır.

İmge, hakikatin suretidir. Körlüğümüzden aman bulup ufacık bir parıltısını yakalayabildiğimiz hakikatin sureti…

nostalghia_

Zaman geri getirilemez derler, doğrudur. Şimdiki zamanın her an geçip giden bir anın geçici olmayan gerçekliği bulunduğuna göre geçmiş ne demek oluyor ki? Geçmiş bir bakıma içinde bulunulan “an”dan daha gerçektir, en azından daha çok dayanıklı, çok daha süreklidir. Şimdiki zaman parmakların arasından kaybolur. Şimdiki zamanın içinde, yakın gelecekte meydana gelecek, önüne geçilmez bir felaketin bütün ön koşulları mevcuttur.

Düşüncelerin oluşumu ve gelişimi belli yasaları izler. Ve bunu ifade edebilmek için de mantıklı ve spekülatif yapılardan farklılığını açıkça gösteren biçimler gerekir. Kanımca, şiirsel mantık, hem düşünce geliştirmenin yasalarına hem de genel olarak yaşamın yasalarına klasik dramatürjinin mantığından çok daha yakındır. Fakat klasik dram, yıllardır, dramatik çatışmaları ifade edebilmenin yegâne örneği olarak gösterilmiştir.

Karmaşık bir düşünce ve şiirsel bir dünya görüşü, asla, ne pahasına olursa olsun fazla açık, herkesçe bilinen olgular çerçevesine sıkıştırılmamalıdır. Genelde anılar çok değerlidir. Bu yüzden olsa gerek, insan her zaman onları şiirsel renklerle süsler.

Genelde, anıların somut kaynağıyla yeniden karşılaşma, bu anıların şiirsel niteliğini zedeler. Ben, bundan son derece ilginç bir film için oldukça orjinal bir ilke çıkartılabileceğine inanıyorum. Olayların mantığı, kahramanın eylem ve davranış tarzı görünürde bozulur; sonra da bundan kahramanın düşünceleri, anıları ve düşleriyle ilgili bir öykü çıkartılır. Kahramanın hiç, daha doğrusu geleneksel dramatürjiden alışıldığı şekliyle ortaya çıkmadığı durumlarda bile bu, olağanüstü bir etki yaratmamıza, oldukça özgün bir karakter geliştirmemize, bu kahramanın iç dünyasını gözler önüne sermemize yarayabilir. Kahramanın kendisi hiç ortalıkta görünmez. Ancak onun neyi nasıl düşündüğü konusunda çok açık, sınırları belli bir fikir edinmemizi sağlar. Ayna işte bu ilkeden hareket edecektir.

İnsan hayatının öyle yönleri vardır ki, bunlar ancak şiirsel araçların yardımıyla oldukları gibi yansıtılabilir. Buna rağmen film yönetmenleri sık sık şiirsel mantığın yerine kaba bir tutuculukla teknik yöntemleri kullanmakta ısrar ediyorlar. Bu filmlerde rüyalar somut bir yaşam fenomeninden modası geçmiş film hileleri karmaşasına dönüşüyor.

Güzel gerçeğin peşinden koşmayanlardan kendini gizler. Sanatın anlamı ve varlık nedeni hakkında düşünmeye yanaşmadan onu ele alıp değerlendirmeye kalkanların ruhsuzluğu ne yazık ki, sık sık, kaba bir şekilde basite indirgenmiş birtakım sözlere neden olur: “Bunu hiç beğenmedim!”, “Hiç de ilginç değil!” Bunlar çok iddialı savlar, ama ne yazık ki gökkuşağını tanımlamaya çalışan doğuştan kör bir adamın savlarından hiç farkı yok! Bu kör insan, bir sanatçının edindiği deneyimlerden doğan gerçeği başkalarına açıklayabilmek uğruna çektiği acılara karşı tamamen duyarsızdır.

Yaşam, varolmak için kendine koyduğu hedeflere uygun bir ruh geliştirmesi için insana tanınmış bir süreden başka bir şey değildir ve insan gelişimi gerçekleştirmek zorundadır.

Perdeye yansıyan “rüyanın öyküsü” hayatın görünür, doğal biçimlerinden oluşturulmalıdır. Ama bazen bu öykü şu şekilde de yansıtılabiliyor: Ağır çekim ya da sis bulutu yardıma çağrılıyor, modası geçmiş yöntemlere başvurulabiliyor ya da uygun bir gürültü yapılıyor. Ve bu konuda artık eğitilmiş seyirci de hemen beklenen tepkiyi gösteriyor: “Evet, bak şimdi hatırlamaya başladı!” “Kadın bunu rüyasında görüyor demek!” ne var ki bu tür esrarengiz görünüşlü betimlemelerle rüyanın ya da anıların filmsel bir etkisini yaratmak mümkün değil.zerkalo-mirror

Kurgu sinemasını ve ilkelerini reddetmemin nedeni, filmin beyaz perdenin sınırlarını aşarak genişlemesine izin vermemesi, yani seyircinin perdede gördüklerini kendi deneyimleriyle bağdaştırmasına olanak tanımamasıdır. Kurgu sineması, seyircisini bulmacalarla karşı karşıya getirir, simgeler çözdürür ve alegoriden zevk almasını bekler, seyircinin entelektüel deneyimine seslenir. Ancak bu tür bulmacaların her birinin eksiksiz bir biçimde formüle edilmiş sözel çözümleri vardır. Bu nedenle benim mesleki görevim özgün, bireysel bir zaman akışı yaratmak, içimde var olan dalgın, hayallere kapılmışlık ritminden taşan, coşan, hareket ritimlerine kadar uzanan tüm özgün zaman duygumu yansıtmaktır.

İnsanlar Ayna’yı gördükten sonra onları bu filmin ardında başka hiçbir gizli, şifrelenmiş bir gaye yatmadığına ikna etmek çok güç oldu. Filmin gerçeği söylemekten başka bir amacı olmadığını açıklamaya çalıştığımda hep bir güvensizlik ve hayal kırıklığı ile karşılaştım. Bazı seyirciler için bu açıklamalarım gerçekten de pek tatmin edici olmadı. Gizler, simgeler, gayeler, peşinde koştular durdular. Çünkü onlar filmsel, görüntüsel şiire alışık değildirler ki bu da beni büyük hayal kırıklığına uğrattı. Dünya bulmacalarla dolu olduğuna göre, onun görüntüsü de bulmacalarla doludur.

Sanıldığının aksine, sanatın işlevsel amacı, düşünmeyi teşvik etmek, bir düşünce iletmek ya da bir örnek oluşturmak değildir. Hayır, sanatın amacı, daha çok, insanı ölüme hazırlamak, onu iç dünyasının en gizli kösesinden vurmaktır.

Sinema, genellikle anlaşılması zor, yüksek bir yaratıcılık gerilimi içeren bir özgün sanat biçimidir. Bu, ben anlaşılmak istemiyorum demek değil, ama Spielberg gibi, örneğin genel kitle için bir film yapamam. Eğer yapabileceğimi keşfetseydim acı duyardım. Eğer genel bir izleyici kitlesine ulaşmak istiyorsanız, Star Wars ve Superman gibi, sanatla hiç ilgisi olmayan filmler yapmalısınız. Bununla halkın aptal olduğunu söylemek istemiyorum, ama onları memnun etmek için de kesinlikle böyle bir ıstıraba katlanamam. Sinema, insanlığa hiçbir şey öğretemez, çünkü insanlık, hiçbir şey öğrenemeyeceğini, son dört bin yılda yeteri kadar ispatlamıştır.

 

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Meraklısına

KEFE Podcast Dizisi Yayında

Başrollerini Öner Erkan ve Sanem Öge bulunuyor.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Başrollerini Öner Erkan ve Sanem Öge’nin paylaştığı, Podbee Media’nın Karanlık Bölge ve Denge’m’den sonra üçüncü dizi yapımı KEFE, dinleyiciyle buluştu.

Temelini radyo tiyatrosundan alan, dinleyicinin hayal gücünü kullanarak bir TV dizisi izliyormuş gibi dinlemesini sağlayan yeni nesil içerik modeli podcast dizilerine bir yenisi daha eklendi. Senaryosunu Başar Öztürk’ün, yönetmenliğini Tansu Biçer ve Tülin Özen’in, müziklerini ve ses tasarımını Okan Kaya’nın, yapımcılığını ise Podbee Media’nın üstlendiği; Türkiye’de örneğine pek rastlanmayan legal-drama türündeki KEFE’nin ilk bölümü, 25 Mayıs’ta dinleyiciyle buluştu. İlk üç bölümü yayında olan KEFE’nin, dördüncü bölümünü 8 Haziran’dan itibaren dinleyebilirsiniz.

Başroller Öner Erkan ve Sanem Öge’nin haricinde Kerem Atabeyoğlu, Sarp Aydınoğlu, Güliz Gencoğlu ve Ahmet Somers’in yer aldığı KEFE Podcast dizisi altı bölümden oluşuyor. Bölüm uzunlukları 25-40 dakika arasında değişiyor. Altı bölüm toplamda yaklaşık 190 dakikadan oluşuyor.

KEFE dizisini Spotify, Apple Podcast, Google Podcasts, Deezer platformlarından veya direkt web tarayıcınız üzerinden dinleyebilirsiniz.

Dizinin konusu: Öner Erkan’ın canlandırdığı Can ile Sanem Öge ile hayat bulan Hülya karakterleri hukuka farklı yerlerden bakar. Hukukun çarklarında ziyadesiyle aşınan genç avukat Can’ın vicdanı, teorisini sorgulayan Hülya’nın zihni ile birleşir ve ikili ortak hocaları Şakir’in katilini arar. Bu macerada onlara, Can’ın babasının en yakın arkadaşı Yekta ve oğlu Tuna da dahil olur.

Okumaya Devam Et

Meraklısına

Altyazı’nın 20. Yıl Özel Sayısı Çıktı

200 Film: Sinema Tarihinde Devri Âlem çıktı!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Altyazı Sinema Dergisi yirminci yaşı vesilesiyle matbu olarak yayımladığı ‘200 Film: Sinema Tarihinde Devri Âlem’ başlıklı özel sayısında 126 yıllık sinema tarihine güncel ve kapsamlı bir bakış atıyor.

200 Film: Sinema Tarihinde Devri Âlem, sinemanın başlangıcından günümüze, 56 ülkeden, farklı türlerden ve çeşitli akımlardan seçilmiş tam 200 filmi alternatif bir bakışla ele alıyor. Özel sayıyı bayilerden, kitapçılardan ve www.altyazi.net/dukkan üzerinden satın almak mümkün. 200 filmlik seçkinin sinema tarihinde kronolojik bir geziye çıkaracağı okurları, pek çok sürpriz de bekliyor. Zira bu seçki bir yandan Hitchcock’tan Antonioni’ye, Varda’dan Ozu’ya pek çok ustanın filmlerini içerirken, bir yandan da “sinema tarihinin en iyi filmleri” listelerinde her daim yer edinen pek çok ünlü yapımı dışarıda bırakmayı ve böylece kanon dışına itilmiş başka filmlere alan açmayı tercih ediyor.

Sinema tarihinin güncel bir bakışla gözden geçirilmesi sonucu ortaya çıkan seçki, tarih yazımında ihmal edilmiş, geleneksel kanonların dışında bırakılmış ülkelerin sinemalarına, zamanında görmezden gelinip değeri sonradan anlaşılmış kadın, kuir, siyah yönetmenlerin filmlerine; kurmaca sinemanın gölgesinde kalmış deneysel sinemanın ve belgeselin önemli örneklerine dikkat çekmeyi, böylece olabildiğince kapsayıcı bir sonuç ortaya koymayı hedefliyor. Türkiye’de daha önce bir benzeri yayımlanmamış 200 Film: Sinema Tarihinde Devri Âlem, sinema severlerin bir yandan sevdikleri filmleri, yönetmenleri görecekleri, bir yandan da yepyeni dünyalar keşfedecekleri arşivlik bir sayı.

Okumaya Devam Et

Meraklısına

SOCS Film Başvuru Dosyası Hazırlık Atölyesi Yakında Başlıyor

Atölye başvuruları da açıldı.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

SOCS

Sinemacıların ve sinema sektörüne adım atmak isteyenlerin kendilerini ve projelerini geliştirebilmeleri için bir araya geldikleri Solis Cinema Sessions (SOCS) etkinlikleri sürüyor.

Sinemaya ilgi duyan öğrencilere destek sunmayı amaçlayan SOCS, her ay düzenleyeceği atölyelere İletişim ve Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okuyan 3 üniversite öğrencisini ücretsiz davet ediyor. Atölyeye katılım, başvurular ardından çekilişle belirleniyor.

25 Mayıs Salı ve 27 Mayıs Perşembe günleri 11.00 – 13.30 saatleri arasında Zoom üzerinden gerçekleşecek olan toplam 5 saat ve 2 oturumluk “Film Başvuru Dosyası Hazırlık” atölyesi yapımcı Müge Özen tarafından yürütülecek.

Sinopsis, yönetmen/yapımcı görüşü, bütçe, finans planı, proje kimlik ve ortak yapım gibi konulara odaklanacak atölye, proje dosyalarını bakanlık, film market ve ortak yapım başvurularına hazır hale getirmeyi amaçlıyor.

17 Mayıs Pazartesi günü başlayacak Film Başvuru Dosyası Hazırlık Atölyesi başvuruları, 23 Mayıs Pazar günü sonlanacak. Çekilişin sonuçları ise 24 Mayıs Pazartesi günü duyurulacak.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler