Rus Romanlarından Uyarlanmış En İyi 10 Film

İzzettin Uluışık Keşfet Liste

Hiçbir hikaye, bir Rus hikayesi gibi olamaz. Genel olarak Rus romanları uzun cümlelerden ve derin felsefi diyaloglar içeren hacimli kitaplar olarak bilinir. 2014 yılında dahi önemli Rus yazarlarının eserleri tüm dünyada ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Buna Rus romanlarından yapılan uyarlamalarıyla film yapımcıları da dahil. Bu listede ilhamını Rus romanlarından alan 10 filmi derlenmiştir. Böylece, yönetmenlerin bu büyük Rus yazarlarla bir araya geldiklerinde ortaya neler çıkabildiğini görebiliriz. İşte başlıyoruz: Rus romanlarından uyarlanan filmler.

The Double

The Double-Öteki (2013)

Yönetmen: Richard Ayoade
Oyuncular: Jesse Eisenberg, Mia Wasikowska and Noah Taylor
Roman:Dostoyevsky, 1846
‘Öteki’, delirmiş bir hükümet memurunu merkeze alıyor. Roman, sürekli dış görünüş olarak birebir kendisine benzeyen ancak davranışsal olarak hiçbir şekilde benzerliği olmayan bir adamla sürekli karşılaşan Yakov Petrovich Golyadkin adlı baş kahramanının psikolojik sorunlarını anlatıyor. Romanın ana motifi kötü ikizdir(doppelgänger).
2013’te vizyona giren filmi yönetmeni Richad Ayoade hikayeyi ürpertici ve harap bir kabus alemine taşıdı. Onun hüzünlü baş kahramanı çok kalabalık bir ofiste veri giriş yöneticisi olarak çalışıyor ve en az ofisi kadar korkunç bir dairede kalıyor. Jesse Eisenberg’ün harika bir şekilde canlandırdığı Simon, utangaç, patronu tarafından yetenekleri umursanmayan ve iş arkadaşı Hannah’ya umutsuzca aşık bir programcıdır. James(kötü ikiz), şirkete girer ardından da üsleri ve elbette Hannah tarafından sevilir. Başlangıçta iyi arkadaş olan Simon ve James, James’in Simon’ın hayatını yavaş yavaş ele geçirmesiyle kanlı bıçaklı olurlar.
Hikayenin kuvvetli absürdlüğü sinematografiyle bir araya gelince film mutlaka izlemeniz gereken filmlerden birine dönüşüyor. Komik, karanlık ve Sovyetler Birliği’nde hayatın nasıl bir şey olduğuna dair harika bir manzara sunuyor.

____

Lolita

Lolita (1962)

Yönetmen: Stanley Kubrick
Oyuncular: James Mason, Sue Lyon,Shelley Winters
Roman:Vladimir Nabokov, 1955
Nabokov romanı İngilizce yazdığı için,1955 yılında Paris’te yayınladığı ve Rusça’ya yıllar sonra çevrildiği için birçok kişi Lolita’nın Rus romanlarından uyarlanan filmler listesinde bulunmaması gerektiğini düşünebilir. Aslında Nabokov konusu nedeniyle ilk başta romanı takma ad kullanarak yazmayı düşünmüş. Ancak bu şekilde yayınlanması birkaç basımevi tarafından reddedilince vazgeçmiş ve kendi adı altında yayınlamış. Romanın ilk 5000 kopyası hızla satılsa da, romanın asıl satış rakamlarının tavana vurması bir süre sonra oldu. Sunday Express’te roman için “okuduğumuz en kirli kitap” ibaresi geçtikten sonra romanın satışları yükselmeye başladı. Yayınlandığı ilk üç haftada Amerika’da 100.000 kopya sattı.
Hikaye Humbert Humbert adlı 37 yaşındaki edebiyat profesörünü anlatıyor. Humbert, 12 yaşındaki Dolores Haze’e -Humbert ona Lolita takma adını veriyor- saplantılıdır. Roman oldukça kısa sürede klasik oldu. 20. yüzyılın en bilinen ve tartışmalı örneklerinden biridir. Lolita kelimesi ise popüler kültüre girmiş ve genellikle cinsel açıdan çabuk olgunlaşan kızları ifade etmek için kullanılmıştır.
Hikayenin birçok adaptasyonu yapıldı. Sahneye de bir kaç kez aktarılmıştır. İki operasıve bir de başarısız olmuş bir müzikali yapılmıştır. Anrian Lyne tarafından da1992 yılında beyazperdeye aktarılmıştır ancak bu listede Stanley Kubrick’in 1962’de çektiği ünlü versiyona yer vereceğiz.
Zamanın MPAA (Amerikan Sinema Filmleri Derneği) kısıtlamalarından dolayı film,romanın kışkırtıcı yönlerini azaltarak çoğu şeyi izleyicinin hayal gücüne bıraktı. Lolita’yı canlandıran aktris (Sue Lyon) film çekilirken 14 yaşındaydı. Daha sonra Kubrick, filme uygulanan sansürün bu raddeye varacağını fark etseydi, filmi asla çekmeyeceğini belirtti.
Romanla film arasında birçok farklılık var. Filmde Lolita üç yaş daha büyük ki bu da hikayenin sapkın tarafının büyük bir kısmını ortadan kaldırıyor. Ayrıca, cinselliğe dair imaların çoğu, 1960’lardaki sıkı sansür politikası nedeniyle filmden çıkarılmıştı. Filmde Lolita ve Humbert arasındaki cinsel ilişkiye yalnız dokundulur, asla ekrana taşınmaz. Bunların yanı sıra, filmdeki olaylarla romandakiler birebir örtüşmemektedir ve Lolita’nın karakterinde de bazı farklılıklar bulunmaktadır. Roman ve film aynıymışcasına konuşmak adil değil.Film her ne kadar romandan uyarlansa da, konuları ve hikayeyi daha farklı bir yönden ele almaktadır. Kubrick bazen pek amacı olmayan sahnelerin üzerinde uzun uzadıya dursa da, genel olarak bakıldığında filmin çok güçlü bir tonu var. Hem film hem de roman klasik olduğu için, Lolita’yı bu listenin dışında bırakmak düşünülemezdi.

____

War and Peace-Savaş ve Barış (1956)

Yönetmen: King Vidor
Oyuncular: Audrey Hepburn, Henry Fonda, Mel Ferrer
Roman: Tolstoy,1869

Leo Tolstoy, en iyi Rus yazarlarından biri ve bu eseri 1440 sayfa. Asıl şaşırtıcı olan, Tolstoy’un bu romanı tam yedi defa baştan yazmasıdır. 1869’da basılan eser, tüm dünyada en önemli edebi eserlerden biri olarak görülmektedir. İşin ilginç tarafı, Tolstoy Savaş ve Barış’ı bir roman olarak görmemiştir. Bu eserini filozofik yazı gibi gördüğünü, asıl ilk romanınınsa Anna Karenina olduğunu söylemiştir.
Hikaye Rusya’nın Fransızlar tarafından işgalini ve bu durumun Çarlık toplumu üstündeki etkisini beş Rus aristokrat ailesinin gözünden anlatıyor. Romanın ana dili Rusça olsa da, ilk diyalogların çoğu Fransızca yazılmıştı. Avrupadaki birçok aristokrat çevresinde olduğu gibi Rusya’da da aristokrat ailelerin konuştuğu dil Fransızcaydı. Ancak Tolstoy romanı yazarken Fransız işgalinin ilerlemesi tüm karakterlerin yalnız İngilizce konuşmasıyla sonuçlanmıştır.
1956’da çekilen Savaş ve Barış, eserin ilk İngilizce versiyonuydu. Aslında film Amerikan ve İtalyan ortak yapımıdır. Film, En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Kostüm dallarında Oscar adaylığı kazandı.
1440 sayfalık bir romanı, 208 dakikaya sığdırmak pek de kolay değil. Buna bağlı olarak da filmle roman arasında birçok farklılık var. Film daha çok Natasha, Pierre ve Andrei’ye odaklanıyor. Napolyon işgalini ve tarihsel olayları filmin zeminine alıp, bu karakterlerin karmaşık ilişkileri ve kişisel olgunlaşmalarıyla ilgileniyor. Yönetmenin belki de en iyi yaptığı şey, filmin kapsamıdır. Hikaye her ne kadar devasa da olsa, izleyiciye dokunabilecek kadar detaylı çekilmiştir.
Sahnelerin çoğu Moskova’daki Rostov konutuyla sınırlandırılıyor. St. Petersburg’te geçen hiçbir sahne yok. Nikolas, Sonya ve Mary arasındaki ilişki önemsenmiyor. Napolyon, General Kutuzov gibi tarihi figürler filmde de yerlerini koruyorlar. Ancak, ufak çatışmalar atlanıyor. İç konuşmanın varlığı filmde de hissediliyor. Fransızca ise neredeyse hiç kullanılmıyor. Uzun sözün kısası, filmin kitaptan daha iyi olması gibi bir durum söz konusu değil. Ancak, bu ünlü hikayeyi okumak için yeterli zamanınız yoksa, filmini izlemek de iyi bir fikir sayılır.

_____

Doktor Jivago

Dr. Zhivago-Dr. Jivago (1965)

Yönetmen: David Lean
Oyuncular: Omar Sharif, Julie Christie, Alec Guinness
Roman: Boris Pasternak,1957
Boris Pasternak’ın kitabı 1957’de Batı’da yayınlanığında kutlamalara ve tartışmalara neden oldu. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kitabın bazı kısımları zaten Samizdat’ta biliniyordu. Ancak roman, 1956’ya kadar tamamlanmamıştı. Pasternak, kitabı solcu bir yayıncı olan Giangiacomo Feltrinelli’ye vermesi için D’angelo adlı bir İtalyan’a teslim etti. D’angelo kitabı Sovyetler Birliği’nden kaçırdıktan çok kısa bir süre sonra da roman yayınlandı. Sovyetlerin kitaba karşı yürüttüğü kampanyanın da yardımıyla, kitap çok kısa bir sürede komünist olmayan ülkelerde sansasyon yarattı. New York En İyi Satanlar listesinde tam 26 hafta başta kaldı. İyi bir lirik şair olan Pasternak, 1958 yılında Nobel Edebiyat ödülünü kazandı. Nobel ödülü kazanma nedeni her ne kadar şiirleri gibi gösterilse de ödülün Sovyetler Birliği’nin anti sovyetik bir eser olarak görülen Dr. Jivago için verildiği ortadaydı. Bu yüzden Sovyetler Birliği, ödülü kendilerine karşı düşmanca bir hareket gibi algıladı ve Pasternak’i ihanetle suçladılar. Bunun üzerine yazar, ödülü reddetmek zorunda kaldı. Adeta uluslararası krize neden olan bu olaydan sonra Pasternak, Soğuk Savaş dönemindeki Sovyet rejimine karşı direnişin simgelerinden biri oldu.
1965’te yayınlanan İngiliz yapımı film, David Lean tarafından yönetildi. Her ne kadar film romanın olay örgüsüne sadık kalsa da, bazı olay ve karakterler tasvirlerinde belirgin farklılıklar vardı. Birçok eleştiride filmin Jivago ve Lara’nın aşk öyküsüne odaklandığı, Bolşevik İhtilali’ne ve onu takip eden iç savaşa dair olayları arka plana attığı söylendi. Aynı zamanda bir şair de olan Doktor Jivago evli olmasına rağmen devrimin öne çıkan isimlerinden birinin karısı olan Lara’ya aşık olur. Böylelikle, ön planda sadakat ve ihtiras arasında bocalayan, hayatının kontrolünü kaybetmiş, savaşın parçaladığı yokluk dolu ülkede oradan oraya sürüklenen Jivago’nun hikayesini izlerken; arka planda da, ihtilal sürecini ve iç savaşı izleriz. Sharif ve Christy arasındaki kimya o kadar iyi ki filmin üç buçuk saat olması pek rahatsız edici olmuyor.

____

Anna Karenina

Anna Karenina (2012)

Yönetmen: Joe Wright
Oyuncular: Keira Knightley, Jude Law, Aaron Johnson
Roman: Leo Tolstoy- 1878
Tüm kötü eserler birbirine benzer, her iyi eser ise kendisine özgü bir şekilde iyidir. Anna Karenina mutlaka okumanız gereken başyapıtlardan biri.  Ancak, çoğumuzun haftada bin sayfadan fazla okumasının mümkün olmadığını göz önünde bulundurursak, izleyebileceğiniz bir film var. Hatta sadece tek bir tane film yok, roman tam on dört defa sinemaya uyarlandı. Bu listede, Joe Wright’ın 2012’de çektiği, Keira Knightley’nin oynadığı versiyonu konuşacağız.
Roman, 1878’de yayınlandı. Hem Dostoyevski hem de Nabokov, romanın eşşiz bir başyapıt ve yazılmış en iyi kitap olduğunu söyledi. Roman, sosyetik Anna Karenina’nın, zengin kont Vronski’yle ilişkisini ve trajik hikayesini anlatır. Temelde yalnız bir aşk hikayesi gibi gözükse de   kader, şans, insanların durumlar karşısındaki güçsüzlükleri ve onları değiştirme kararlılıkları, romanın diğer temaları arasına giriyor.
Bu film, Joe Wright’ın Keira Knightley’le çalıştığı üçüncü projedir. Jude Law, Karenin rolünü canlandırır; Vronski rolünde ise Aaron Taylor’ı izleriz. Joe Wright, hikayeye ilginç bir şekilde yaklaşıyor ve tüm filmi, normalde Tolstoy’un eserlerinde güvenilmez bir yer gibi gösterilen, tiyatroda geçiyormuş gibi kurguluyor. Tiyatro, jet sosyetenin gösterişinin ve teatrelliğinin gösterileceği, toplumsal yaşam normlarının ve ikiyüzlülüklerinin gözler önüne serildiği bir yer gibidir. Sahneler, bir tiyatro binasında ya da koltukları kaldırılmış bir oditoryumda başlıyor ve ana karakterler konuşurken etraflarında bulunan kostümlü figuranlar donuyorlar. Ya da bazen  sahne arkasında dekor için kullanılan halat ve makaralar arasında, karakterlerin gergin kavgalarına şahit oluruz. Film bazen normal bir sette ya da açık havada çekilse de  bu yaklaşım, sahnelere gerçeküstülük verir. Wright’ın uyarlaması gişede başarılı olamadı ama hikayeye ve arkasındaki fikirlere yaklaşımı oldukça cesur ve yaratıcıydı.

____

Karamazov Kardeşler

The Brothers Karazamov-Karazamov Kardeşler (1958)

Yönetmen:  Richard Brooks
Oyuncular: Yul Brynner, Maria Schell, Lee J. Cobb
Roman: Dostoyevski-1880

Karamazov Kardeşler, Dostoyevski’nin son romanıdır. 1880 yılında tamamlanan kitap, 19. yüzyıl Rusya’sında geçen felsefik bir romandır. Tanrı’ya, ahlaka ve özgür iradeye dair etik tartışmalarla ilgilenir. Dostoyevski romanı St. Petersburg’e yakın bir yerde yazdığı için olay yeri de orasıdır. Yayınlandığından beri, edebiyattaki en üstün başarılardan biri olarak görülmüş ve takdir edilmiştir.
1958’de çekilen film Richard Brooks tarafından yönetildi. Yapımcısı Pandro S. Berman, senaristleri Julius J. Epstein, Philip G. Epstein ve Richard Brooks’tu. Hikaye, Karamazov ailesinin babası olan Fyodor’un ve oğullarının hikayesini anlatıyor. Başa geçecek bir varis seçmesi gerektiği zaman, kardeşler arasındaki gerginlik zirveye tırmanıp kavgaya ve cinayete neden oluyor. En basit şekliyle, para tüm kötülüklerin anasıdır. Film, yayınlandığı dönemde eleştirmenler tarafından çok beğenilmedi. Bunun gibi hacimli bir kitabı iki buçuk saate sığdırmanın yanlış olduğu, en az dört saatlik bir filmin bu hikayeyi hak ettiği şekilde anlatabileceği savunuldu. Filmin yapımcıları ise bunun klasiklerden uyarlanma çizgi romanlar gibi bir film olduğunu, ancak bu kadar anlatılabileceğini savunmuştur. Filmde Smerdyakov rolünü üstlenen Albert Salmi, bu rolü için gösterilen Oscar adaylığını reddetmiştir.

____

Morfin

Morphine-Morfin (2008)

Yönetmen:  Aleksei Balabanov
Oyuncular:  Leonid Bichevin, Ingeborga Dapkunaite and Andrei Panin
Hikaye: Mikhail Bulgakov’un üç kısa hikayesinden uyarlanmıştır.
Aleksei Balabanov’un yönettiği film, Mikhail Bulgakov’un üç kısa hikayesinden uyarlanmıştır. Hikayeler, uyuşturucu bağımlısı bir doktoru ve onun etrafında her geçen gün iç savaşa doğru giden ülkeyi anlatan otobiyografik hikayelerdir.
İhtilal ve savaş filmde neredeyse hiç gösterilmese de her sahnede ve diyalogta bu tarihin karanlığı hissedilebilir. Film gerçekten de Mikhail Burgakov’un ve hikayelerinin ruhunu çok iyi şekilde kavrıyor. Rus tarihiyle ya da edebiyatıyla alakalı herkesin izlemekten çok keyif alacağı  iyi bir film.

____

The Sea Gull-Martı (1968)

Yönetmen:  Sidney Lumet
Oyuncular: James Mason, Vanessa Redgrave, Simone Signoret
Oyun: Anton Çehov

Anton Çehov’un oyunundan uyarlanan Martı, olabilecek en Rusvari olay örgüsüne sahip. Artık sağlığını kaybetmekte olan eski memur Sorin’i kız kardeşi Irina Arkadina ziyarete gelir. Beraberinde başarılı bir yazar olan sevgilisi Trigorin’i getirir. Irina’nın oğlu, deneysel oyun yazarı Konstantin Treplev, masum bir genç kız olan Nina’ya tutkundur. Nina ise Trigorin’e tutulmuştur. Karakterlerin birbirleri arasındaki bu ilişkiler onları ahlaki ve manevi açıdan parçalar ve sonunda trajediye yol açar.
Film Sidney Lumet tarafından yönetildi. Film bazı eleştirmenler tarafından Çehov’un oyununun en iyi uyarlaması olarak görülse de kimi eleştirmenler filmi taşa tuttu. Variety, filmi “duygusal, dikkatlice yönetilmiş ve dönemsel resmi iyi vermiş” olarak görürken; Time, filmin ziyadesiyle dramatik olduğunu, Çehov’un oyunundaki zekice çıkışların Lumet tarafından mahvedildiğini, oyuncuların her an sinir krizi geçirecekmiş gibi rol yaptığını, Lumet’in kamera hareketleriyle filme heyecan katma çabasının boşa olduğunu ve filmde kullanılan pastel tonların oldukça rahatsız edici olduğunu söylemiştir. En iyisi filmi izleyerek kendi değerlendirmenizi yapmak elbette. Ne olursa olsun, Martı, Çehov’un eserini tanıyabilmek için iyi bir uyarlama.

____

The Master and Margarita- Usta ile Margarita (1994)

Yönetmen:  Yuriy Kara
Oyuncular: Anastasiya Vertinskaya, Viktor Rakov, Mikhail Ulyanov
Roman: Mihail Bulgakov- 1967
Bulgakov romanı 1940 yılından bitirse de yazar öldükten sonra 1967’de yayınlandı. Yayınlandığında ise çok başarılı bulundu ve yazarını iyi romancılar kategorisine soktu.Farklı hikayelerin iç içe geçtiği karmaşık bir hikayeyi konu ediniyor roman. Her ne kadar Usta ve  Margarita’nın hikayesi karmaşık da olsa, birçok defasahneye, televizyona ve sinemaya uyarlaması yapıldı. Kimi başarılı oldu, kimi ise büyük bir başarısızlıktı. Ama bu listedeki versiyonu, hem edebiyat hayranlarının hem de sinema eleştirmenlerinin aradığı türden bir film.
Film, Ukraynalı Yuriy Kara tarafından yazıldı ve  yönetildi. Kara, Sovyet rejimi altında büyümüştü. Bu yüzden de Sovyetler Birliği ve baskıcı rejimi, eserlerinde çok önemli yer kaplar. Film 1930’ların Stalin rejiminin altındaki Moskova’da ve Kudüs’te geçiyor ve iç içe geçmiş birçok hikayeden oluşuyor. Usta, İsa ve Pontius Pilate hakkında bir kitap yazan yetenekli bir yazardır. Moskovadaki otoriteler Usta’yı,  gözetim altında tutarak ve korkutarak rahatsız etmektedirler. Bu baskının kurbanı olan Usta, akıl hastanesine kapatılmadan önce kitabının tek kopyasını ateşe atar. Asistanı ve ilham perisi Margarita Woland’ın gerçeküstü güçlerini kullanarak Usta’ya yardım etmeye çalışmaktadır. Usta karakteri, Bulgakov’un Sovyet baskısı altında yaşadıklarının göstergesi olan otobiyografik bir karakter olarak düşünülür.
Film, kitaba inanılmaz derecede sadık olmasının yanısıra Sovyet dönemindeki en yetenekli oyuncuları bir araya getirmesiyle de takdir görmüştür. Ayrıca, yaşlı ya da genç, tüm oyuncular 20. yüzyılın eniyi Rus romanlarından birini canlandırmanın sorumluluğunun farkındaydılar. Bu yüzden de ortaya konulan performans muazzamdı. Karakterler o kadar canlı çizilmişlerdi ki zaman zaman bir filmden ziyade, tiyatro oyunu izleniyormuş gibi hissettiriyordu.

____

The Queen of Spades-Maça Kızı (1982)

Yönetmen:  Igor Maslennikov
Oyuncular: Viktor Proskurin, Alla Demidova, Innokenty Smoktunovsky
Hikaye: Aleksandr Puşkin’in 1834’de yayınlanan kısa hikayesinden uyarlanmıştır.
Maça Kızı, Puşkin’in yazdığı kısa hikayedir. Hikayeyi 1834 yılında yayınladı ve bu olağanüstü eser Tchaikovsky’nin operalarından birine, birçok oyuna ve birkaç tane de filme ilham kaynağı oldu.
Hikayenin adından da anlaşılabileceği gibi hikaye kumarla ilgili. Rus ordusundaki mühendislerden sorumlu memur olan Hermann, diğer memurların kumar oynamasını izler ama kendisi asla oynamaz. Daha sonra, kumarla geçmişi olan büyükannesinin hikayesini amlatır. Film, iyi bir Rus yönetmen olan Igor Maslennikov tarafından yönetildi. Yönetmen, sadece Puşkin tarafından bu kadar iyi yazılabilecek bir anlatıyı sinemaya uyarlarken de o tonu kaybetmemeye özen göstermiştir. Filmin en ilginç tarafı ise, Tchaikovsky’nin uyarlamasının filmde var olmasıdır ki bu bir hikayenin farklı uyarlamalarda nasıl yorumlandığının iyi bir örneğidir.

Çeviri: Sümeyye Topkara

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up