Bizimle İletişime Geçin

Keşfet

Rus Romanlarından Uyarlanmış En İyi 10 Film

Rus edebiyatının en iyi ‘filmleri’.

Yayınlandı

tarihinde

Hiçbir hikaye, bir Rus hikayesi gibi olamaz. Genel olarak Rus romanları uzun cümlelerden ve derin felsefi diyaloglar içeren hacimli kitaplar olarak bilinir. 2014 yılında dahi önemli Rus yazarlarının eserleri tüm dünyada ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Buna Rus romanlarından yapılan uyarlamalarıyla film yapımcıları da dahil. Bu listede ilhamını Rus romanlarından alan 10 filmi derlenmiştir. Böylece, yönetmenlerin bu büyük Rus yazarlarla bir araya geldiklerinde ortaya neler çıkabildiğini görebiliriz. İşte başlıyoruz: Rus romanlarından uyarlanan filmler.

The Double

The Double-Öteki (2013)

Yönetmen: Richard Ayoade
Oyuncular: Jesse Eisenberg, Mia Wasikowska and Noah Taylor
Roman:Dostoyevsky, 1846
‘Öteki’, delirmiş bir hükümet memurunu merkeze alıyor. Roman, sürekli dış görünüş olarak birebir kendisine benzeyen ancak davranışsal olarak hiçbir şekilde benzerliği olmayan bir adamla sürekli karşılaşan Yakov Petrovich Golyadkin adlı baş kahramanının psikolojik sorunlarını anlatıyor. Romanın ana motifi kötü ikizdir(doppelgänger).
2013’te vizyona giren filmi yönetmeni Richad Ayoade hikayeyi ürpertici ve harap bir kabus alemine taşıdı. Onun hüzünlü baş kahramanı çok kalabalık bir ofiste veri giriş yöneticisi olarak çalışıyor ve en az ofisi kadar korkunç bir dairede kalıyor. Jesse Eisenberg’ün harika bir şekilde canlandırdığı Simon, utangaç, patronu tarafından yetenekleri umursanmayan ve iş arkadaşı Hannah’ya umutsuzca aşık bir programcıdır. James(kötü ikiz), şirkete girer ardından da üsleri ve elbette Hannah tarafından sevilir. Başlangıçta iyi arkadaş olan Simon ve James, James’in Simon’ın hayatını yavaş yavaş ele geçirmesiyle kanlı bıçaklı olurlar.
Hikayenin kuvvetli absürdlüğü sinematografiyle bir araya gelince film mutlaka izlemeniz gereken filmlerden birine dönüşüyor. Komik, karanlık ve Sovyetler Birliği’nde hayatın nasıl bir şey olduğuna dair harika bir manzara sunuyor.

____

Lolita

Lolita (1962)

Yönetmen: Stanley Kubrick
Oyuncular: James Mason, Sue Lyon,Shelley Winters
Roman:Vladimir Nabokov, 1955
Nabokov romanı İngilizce yazdığı için,1955 yılında Paris’te yayınladığı ve Rusça’ya yıllar sonra çevrildiği için birçok kişi Lolita’nın Rus romanlarından uyarlanan filmler listesinde bulunmaması gerektiğini düşünebilir. Aslında Nabokov konusu nedeniyle ilk başta romanı takma ad kullanarak yazmayı düşünmüş. Ancak bu şekilde yayınlanması birkaç basımevi tarafından reddedilince vazgeçmiş ve kendi adı altında yayınlamış. Romanın ilk 5000 kopyası hızla satılsa da, romanın asıl satış rakamlarının tavana vurması bir süre sonra oldu. Sunday Express’te roman için “okuduğumuz en kirli kitap” ibaresi geçtikten sonra romanın satışları yükselmeye başladı. Yayınlandığı ilk üç haftada Amerika’da 100.000 kopya sattı.
Hikaye Humbert Humbert adlı 37 yaşındaki edebiyat profesörünü anlatıyor. Humbert, 12 yaşındaki Dolores Haze’e -Humbert ona Lolita takma adını veriyor- saplantılıdır. Roman oldukça kısa sürede klasik oldu. 20. yüzyılın en bilinen ve tartışmalı örneklerinden biridir. Lolita kelimesi ise popüler kültüre girmiş ve genellikle cinsel açıdan çabuk olgunlaşan kızları ifade etmek için kullanılmıştır.
Hikayenin birçok adaptasyonu yapıldı. Sahneye de bir kaç kez aktarılmıştır. İki operasıve bir de başarısız olmuş bir müzikali yapılmıştır. Anrian Lyne tarafından da1992 yılında beyazperdeye aktarılmıştır ancak bu listede Stanley Kubrick’in 1962’de çektiği ünlü versiyona yer vereceğiz.
Zamanın MPAA (Amerikan Sinema Filmleri Derneği) kısıtlamalarından dolayı film,romanın kışkırtıcı yönlerini azaltarak çoğu şeyi izleyicinin hayal gücüne bıraktı. Lolita’yı canlandıran aktris (Sue Lyon) film çekilirken 14 yaşındaydı. Daha sonra Kubrick, filme uygulanan sansürün bu raddeye varacağını fark etseydi, filmi asla çekmeyeceğini belirtti.
Romanla film arasında birçok farklılık var. Filmde Lolita üç yaş daha büyük ki bu da hikayenin sapkın tarafının büyük bir kısmını ortadan kaldırıyor. Ayrıca, cinselliğe dair imaların çoğu, 1960’lardaki sıkı sansür politikası nedeniyle filmden çıkarılmıştı. Filmde Lolita ve Humbert arasındaki cinsel ilişkiye yalnız dokundulur, asla ekrana taşınmaz. Bunların yanı sıra, filmdeki olaylarla romandakiler birebir örtüşmemektedir ve Lolita’nın karakterinde de bazı farklılıklar bulunmaktadır. Roman ve film aynıymışcasına konuşmak adil değil.Film her ne kadar romandan uyarlansa da, konuları ve hikayeyi daha farklı bir yönden ele almaktadır. Kubrick bazen pek amacı olmayan sahnelerin üzerinde uzun uzadıya dursa da, genel olarak bakıldığında filmin çok güçlü bir tonu var. Hem film hem de roman klasik olduğu için, Lolita’yı bu listenin dışında bırakmak düşünülemezdi.

____

War and Peace-Savaş ve Barış (1956)

Yönetmen: King Vidor
Oyuncular: Audrey Hepburn, Henry Fonda, Mel Ferrer
Roman: Tolstoy,1869

Leo Tolstoy, en iyi Rus yazarlarından biri ve bu eseri 1440 sayfa. Asıl şaşırtıcı olan, Tolstoy’un bu romanı tam yedi defa baştan yazmasıdır. 1869’da basılan eser, tüm dünyada en önemli edebi eserlerden biri olarak görülmektedir. İşin ilginç tarafı, Tolstoy Savaş ve Barış’ı bir roman olarak görmemiştir. Bu eserini filozofik yazı gibi gördüğünü, asıl ilk romanınınsa Anna Karenina olduğunu söylemiştir.
Hikaye Rusya’nın Fransızlar tarafından işgalini ve bu durumun Çarlık toplumu üstündeki etkisini beş Rus aristokrat ailesinin gözünden anlatıyor. Romanın ana dili Rusça olsa da, ilk diyalogların çoğu Fransızca yazılmıştı. Avrupadaki birçok aristokrat çevresinde olduğu gibi Rusya’da da aristokrat ailelerin konuştuğu dil Fransızcaydı. Ancak Tolstoy romanı yazarken Fransız işgalinin ilerlemesi tüm karakterlerin yalnız İngilizce konuşmasıyla sonuçlanmıştır.
1956’da çekilen Savaş ve Barış, eserin ilk İngilizce versiyonuydu. Aslında film Amerikan ve İtalyan ortak yapımıdır. Film, En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Kostüm dallarında Oscar adaylığı kazandı.
1440 sayfalık bir romanı, 208 dakikaya sığdırmak pek de kolay değil. Buna bağlı olarak da filmle roman arasında birçok farklılık var. Film daha çok Natasha, Pierre ve Andrei’ye odaklanıyor. Napolyon işgalini ve tarihsel olayları filmin zeminine alıp, bu karakterlerin karmaşık ilişkileri ve kişisel olgunlaşmalarıyla ilgileniyor. Yönetmenin belki de en iyi yaptığı şey, filmin kapsamıdır. Hikaye her ne kadar devasa da olsa, izleyiciye dokunabilecek kadar detaylı çekilmiştir.
Sahnelerin çoğu Moskova’daki Rostov konutuyla sınırlandırılıyor. St. Petersburg’te geçen hiçbir sahne yok. Nikolas, Sonya ve Mary arasındaki ilişki önemsenmiyor. Napolyon, General Kutuzov gibi tarihi figürler filmde de yerlerini koruyorlar. Ancak, ufak çatışmalar atlanıyor. İç konuşmanın varlığı filmde de hissediliyor. Fransızca ise neredeyse hiç kullanılmıyor. Uzun sözün kısası, filmin kitaptan daha iyi olması gibi bir durum söz konusu değil. Ancak, bu ünlü hikayeyi okumak için yeterli zamanınız yoksa, filmini izlemek de iyi bir fikir sayılır.

_____

Doktor Jivago

Dr. Zhivago-Dr. Jivago (1965)

Yönetmen: David Lean
Oyuncular: Omar Sharif, Julie Christie, Alec Guinness
Roman: Boris Pasternak,1957
Boris Pasternak’ın kitabı 1957’de Batı’da yayınlanığında kutlamalara ve tartışmalara neden oldu. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kitabın bazı kısımları zaten Samizdat’ta biliniyordu. Ancak roman, 1956’ya kadar tamamlanmamıştı. Pasternak, kitabı solcu bir yayıncı olan Giangiacomo Feltrinelli’ye vermesi için D’angelo adlı bir İtalyan’a teslim etti. D’angelo kitabı Sovyetler Birliği’nden kaçırdıktan çok kısa bir süre sonra da roman yayınlandı. Sovyetlerin kitaba karşı yürüttüğü kampanyanın da yardımıyla, kitap çok kısa bir sürede komünist olmayan ülkelerde sansasyon yarattı. New York En İyi Satanlar listesinde tam 26 hafta başta kaldı. İyi bir lirik şair olan Pasternak, 1958 yılında Nobel Edebiyat ödülünü kazandı. Nobel ödülü kazanma nedeni her ne kadar şiirleri gibi gösterilse de ödülün Sovyetler Birliği’nin anti sovyetik bir eser olarak görülen Dr. Jivago için verildiği ortadaydı. Bu yüzden Sovyetler Birliği, ödülü kendilerine karşı düşmanca bir hareket gibi algıladı ve Pasternak’i ihanetle suçladılar. Bunun üzerine yazar, ödülü reddetmek zorunda kaldı. Adeta uluslararası krize neden olan bu olaydan sonra Pasternak, Soğuk Savaş dönemindeki Sovyet rejimine karşı direnişin simgelerinden biri oldu.
1965’te yayınlanan İngiliz yapımı film, David Lean tarafından yönetildi. Her ne kadar film romanın olay örgüsüne sadık kalsa da, bazı olay ve karakterler tasvirlerinde belirgin farklılıklar vardı. Birçok eleştiride filmin Jivago ve Lara’nın aşk öyküsüne odaklandığı, Bolşevik İhtilali’ne ve onu takip eden iç savaşa dair olayları arka plana attığı söylendi. Aynı zamanda bir şair de olan Doktor Jivago evli olmasına rağmen devrimin öne çıkan isimlerinden birinin karısı olan Lara’ya aşık olur. Böylelikle, ön planda sadakat ve ihtiras arasında bocalayan, hayatının kontrolünü kaybetmiş, savaşın parçaladığı yokluk dolu ülkede oradan oraya sürüklenen Jivago’nun hikayesini izlerken; arka planda da, ihtilal sürecini ve iç savaşı izleriz. Sharif ve Christy arasındaki kimya o kadar iyi ki filmin üç buçuk saat olması pek rahatsız edici olmuyor.

____

Anna Karenina

Anna Karenina (2012)

Yönetmen: Joe Wright
Oyuncular: Keira Knightley, Jude Law, Aaron Johnson
Roman: Leo Tolstoy- 1878
Tüm kötü eserler birbirine benzer, her iyi eser ise kendisine özgü bir şekilde iyidir. Anna Karenina mutlaka okumanız gereken başyapıtlardan biri.  Ancak, çoğumuzun haftada bin sayfadan fazla okumasının mümkün olmadığını göz önünde bulundurursak, izleyebileceğiniz bir film var. Hatta sadece tek bir tane film yok, roman tam on dört defa sinemaya uyarlandı. Bu listede, Joe Wright’ın 2012’de çektiği, Keira Knightley’nin oynadığı versiyonu konuşacağız.
Roman, 1878’de yayınlandı. Hem Dostoyevski hem de Nabokov, romanın eşşiz bir başyapıt ve yazılmış en iyi kitap olduğunu söyledi. Roman, sosyetik Anna Karenina’nın, zengin kont Vronski’yle ilişkisini ve trajik hikayesini anlatır. Temelde yalnız bir aşk hikayesi gibi gözükse de   kader, şans, insanların durumlar karşısındaki güçsüzlükleri ve onları değiştirme kararlılıkları, romanın diğer temaları arasına giriyor.
Bu film, Joe Wright’ın Keira Knightley’le çalıştığı üçüncü projedir. Jude Law, Karenin rolünü canlandırır; Vronski rolünde ise Aaron Taylor’ı izleriz. Joe Wright, hikayeye ilginç bir şekilde yaklaşıyor ve tüm filmi, normalde Tolstoy’un eserlerinde güvenilmez bir yer gibi gösterilen, tiyatroda geçiyormuş gibi kurguluyor. Tiyatro, jet sosyetenin gösterişinin ve teatrelliğinin gösterileceği, toplumsal yaşam normlarının ve ikiyüzlülüklerinin gözler önüne serildiği bir yer gibidir. Sahneler, bir tiyatro binasında ya da koltukları kaldırılmış bir oditoryumda başlıyor ve ana karakterler konuşurken etraflarında bulunan kostümlü figuranlar donuyorlar. Ya da bazen  sahne arkasında dekor için kullanılan halat ve makaralar arasında, karakterlerin gergin kavgalarına şahit oluruz. Film bazen normal bir sette ya da açık havada çekilse de  bu yaklaşım, sahnelere gerçeküstülük verir. Wright’ın uyarlaması gişede başarılı olamadı ama hikayeye ve arkasındaki fikirlere yaklaşımı oldukça cesur ve yaratıcıydı.

____

Karamazov Kardeşler

The Brothers Karazamov-Karazamov Kardeşler (1958)

Yönetmen:  Richard Brooks
Oyuncular: Yul Brynner, Maria Schell, Lee J. Cobb
Roman: Dostoyevski-1880

Karamazov Kardeşler, Dostoyevski’nin son romanıdır. 1880 yılında tamamlanan kitap, 19. yüzyıl Rusya’sında geçen felsefik bir romandır. Tanrı’ya, ahlaka ve özgür iradeye dair etik tartışmalarla ilgilenir. Dostoyevski romanı St. Petersburg’e yakın bir yerde yazdığı için olay yeri de orasıdır. Yayınlandığından beri, edebiyattaki en üstün başarılardan biri olarak görülmüş ve takdir edilmiştir.
1958’de çekilen film Richard Brooks tarafından yönetildi. Yapımcısı Pandro S. Berman, senaristleri Julius J. Epstein, Philip G. Epstein ve Richard Brooks’tu. Hikaye, Karamazov ailesinin babası olan Fyodor’un ve oğullarının hikayesini anlatıyor. Başa geçecek bir varis seçmesi gerektiği zaman, kardeşler arasındaki gerginlik zirveye tırmanıp kavgaya ve cinayete neden oluyor. En basit şekliyle, para tüm kötülüklerin anasıdır. Film, yayınlandığı dönemde eleştirmenler tarafından çok beğenilmedi. Bunun gibi hacimli bir kitabı iki buçuk saate sığdırmanın yanlış olduğu, en az dört saatlik bir filmin bu hikayeyi hak ettiği şekilde anlatabileceği savunuldu. Filmin yapımcıları ise bunun klasiklerden uyarlanma çizgi romanlar gibi bir film olduğunu, ancak bu kadar anlatılabileceğini savunmuştur. Filmde Smerdyakov rolünü üstlenen Albert Salmi, bu rolü için gösterilen Oscar adaylığını reddetmiştir.

____

Morfin

Morphine-Morfin (2008)

Yönetmen:  Aleksei Balabanov
Oyuncular:  Leonid Bichevin, Ingeborga Dapkunaite and Andrei Panin
Hikaye: Mikhail Bulgakov’un üç kısa hikayesinden uyarlanmıştır.
Aleksei Balabanov’un yönettiği film, Mikhail Bulgakov’un üç kısa hikayesinden uyarlanmıştır. Hikayeler, uyuşturucu bağımlısı bir doktoru ve onun etrafında her geçen gün iç savaşa doğru giden ülkeyi anlatan otobiyografik hikayelerdir.
İhtilal ve savaş filmde neredeyse hiç gösterilmese de her sahnede ve diyalogta bu tarihin karanlığı hissedilebilir. Film gerçekten de Mikhail Burgakov’un ve hikayelerinin ruhunu çok iyi şekilde kavrıyor. Rus tarihiyle ya da edebiyatıyla alakalı herkesin izlemekten çok keyif alacağı  iyi bir film.

____

The Sea Gull-Martı (1968)

Yönetmen:  Sidney Lumet
Oyuncular: James Mason, Vanessa Redgrave, Simone Signoret
Oyun: Anton Çehov

Anton Çehov’un oyunundan uyarlanan Martı, olabilecek en Rusvari olay örgüsüne sahip. Artık sağlığını kaybetmekte olan eski memur Sorin’i kız kardeşi Irina Arkadina ziyarete gelir. Beraberinde başarılı bir yazar olan sevgilisi Trigorin’i getirir. Irina’nın oğlu, deneysel oyun yazarı Konstantin Treplev, masum bir genç kız olan Nina’ya tutkundur. Nina ise Trigorin’e tutulmuştur. Karakterlerin birbirleri arasındaki bu ilişkiler onları ahlaki ve manevi açıdan parçalar ve sonunda trajediye yol açar.
Film Sidney Lumet tarafından yönetildi. Film bazı eleştirmenler tarafından Çehov’un oyununun en iyi uyarlaması olarak görülse de kimi eleştirmenler filmi taşa tuttu. Variety, filmi “duygusal, dikkatlice yönetilmiş ve dönemsel resmi iyi vermiş” olarak görürken; Time, filmin ziyadesiyle dramatik olduğunu, Çehov’un oyunundaki zekice çıkışların Lumet tarafından mahvedildiğini, oyuncuların her an sinir krizi geçirecekmiş gibi rol yaptığını, Lumet’in kamera hareketleriyle filme heyecan katma çabasının boşa olduğunu ve filmde kullanılan pastel tonların oldukça rahatsız edici olduğunu söylemiştir. En iyisi filmi izleyerek kendi değerlendirmenizi yapmak elbette. Ne olursa olsun, Martı, Çehov’un eserini tanıyabilmek için iyi bir uyarlama.

____

The Master and Margarita- Usta ile Margarita (1994)

Yönetmen:  Yuriy Kara
Oyuncular: Anastasiya Vertinskaya, Viktor Rakov, Mikhail Ulyanov
Roman: Mihail Bulgakov- 1967
Bulgakov romanı 1940 yılından bitirse de yazar öldükten sonra 1967’de yayınlandı. Yayınlandığında ise çok başarılı bulundu ve yazarını iyi romancılar kategorisine soktu.Farklı hikayelerin iç içe geçtiği karmaşık bir hikayeyi konu ediniyor roman. Her ne kadar Usta ve  Margarita’nın hikayesi karmaşık da olsa, birçok defasahneye, televizyona ve sinemaya uyarlaması yapıldı. Kimi başarılı oldu, kimi ise büyük bir başarısızlıktı. Ama bu listedeki versiyonu, hem edebiyat hayranlarının hem de sinema eleştirmenlerinin aradığı türden bir film.
Film, Ukraynalı Yuriy Kara tarafından yazıldı ve  yönetildi. Kara, Sovyet rejimi altında büyümüştü. Bu yüzden de Sovyetler Birliği ve baskıcı rejimi, eserlerinde çok önemli yer kaplar. Film 1930’ların Stalin rejiminin altındaki Moskova’da ve Kudüs’te geçiyor ve iç içe geçmiş birçok hikayeden oluşuyor. Usta, İsa ve Pontius Pilate hakkında bir kitap yazan yetenekli bir yazardır. Moskovadaki otoriteler Usta’yı,  gözetim altında tutarak ve korkutarak rahatsız etmektedirler. Bu baskının kurbanı olan Usta, akıl hastanesine kapatılmadan önce kitabının tek kopyasını ateşe atar. Asistanı ve ilham perisi Margarita Woland’ın gerçeküstü güçlerini kullanarak Usta’ya yardım etmeye çalışmaktadır. Usta karakteri, Bulgakov’un Sovyet baskısı altında yaşadıklarının göstergesi olan otobiyografik bir karakter olarak düşünülür.
Film, kitaba inanılmaz derecede sadık olmasının yanısıra Sovyet dönemindeki en yetenekli oyuncuları bir araya getirmesiyle de takdir görmüştür. Ayrıca, yaşlı ya da genç, tüm oyuncular 20. yüzyılın eniyi Rus romanlarından birini canlandırmanın sorumluluğunun farkındaydılar. Bu yüzden de ortaya konulan performans muazzamdı. Karakterler o kadar canlı çizilmişlerdi ki zaman zaman bir filmden ziyade, tiyatro oyunu izleniyormuş gibi hissettiriyordu.

____

The Queen of Spades-Maça Kızı (1982)

Yönetmen:  Igor Maslennikov
Oyuncular: Viktor Proskurin, Alla Demidova, Innokenty Smoktunovsky
Hikaye: Aleksandr Puşkin’in 1834’de yayınlanan kısa hikayesinden uyarlanmıştır.
Maça Kızı, Puşkin’in yazdığı kısa hikayedir. Hikayeyi 1834 yılında yayınladı ve bu olağanüstü eser Tchaikovsky’nin operalarından birine, birçok oyuna ve birkaç tane de filme ilham kaynağı oldu.
Hikayenin adından da anlaşılabileceği gibi hikaye kumarla ilgili. Rus ordusundaki mühendislerden sorumlu memur olan Hermann, diğer memurların kumar oynamasını izler ama kendisi asla oynamaz. Daha sonra, kumarla geçmişi olan büyükannesinin hikayesini amlatır. Film, iyi bir Rus yönetmen olan Igor Maslennikov tarafından yönetildi. Yönetmen, sadece Puşkin tarafından bu kadar iyi yazılabilecek bir anlatıyı sinemaya uyarlarken de o tonu kaybetmemeye özen göstermiştir. Filmin en ilginç tarafı ise, Tchaikovsky’nin uyarlamasının filmde var olmasıdır ki bu bir hikayenin farklı uyarlamalarda nasıl yorumlandığının iyi bir örneğidir.

Çeviri: Sümeyye Topkara

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

Metafor Dolu 10 Film

Anlam karmaşası içerisinde beyaz perde.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sinema duyguların dışa vurumlarından oluşan; insanı insana, insanla anlatan sanat dallarından biridir. Hal böyleyken bazı yapımlar yansıtmak istediği duygu ve düşünceleri seyircinin kucağına bırakıp kaçarken, kimi filmler metafor aracılığıyla temellendirmelerini yapar. İşte etkisinden çıkmayacağınız ‘Metafor Dolu 10 Film‘ sizlerle. İyi seyirler.

İz Sürücü (1979) Stalker IMDb 8,2

Uzak bir gelecekte, bambaşka bir yaşam düzeni içerisinde, ismi olmayan bir ülkede, dünyaya düşen dev göktaşı yaşamı yerle bir ederken Zone adında esrarengiz, yeni bir bölge oluşmuştur.

Bu bölgeden içeriye girebilen insanların tutkularının gerçekleşeceğine dair söylentiler vardır. Askerler tarafından korunan Zone bölgesine sadece gerekli olgunluğa erişmiş cesur Stalker’lar girebilmekte, bölgeye giren insanlara eşlik etmektedirler. Kahramanımız Stalker, ailesinin tüm itirazlarına rağmen bölgeye girmek isteyen bir bilim adamına ve bir yazara eşlik etmeye karar verir.

Stalker, dev bir göktaşının yaşamı alt üst etmesinin akabinde oluşan esrarengiz Zone bölgesi ve buraya girmek isteyen bir bilim insanı ile yazara eşlik eden bir Stalker’ın hikâyesini anlatıyor.

İhtiyarlara Yer Yok (2007) No Country for Old Men IMDb 8,1

Llewelyn Moss, bir olay yerinde bulduğu çantayı alır ve başını hiç ummadığı bir belaya sokar. Artık peşinde bir kiralık katil vardır. Moss bir Vietnam gazisidir ve bir şekilde uyuşturucu olaylarının ortasında soruna dönüşen bir meseleye karışır. Peşindeki katil Anton Chigurh planı konusunda kararlıdır çünkü işini yarım bıramak niyetinde değildir. İşin için çok sayıda masum insanın ve suçluların da karışacağı soluk soluğa bir takip başlayacaktır.

Bugün Aslında Dündü (1993) Groundhog Day IMDb 8,0

Hava durumu spikeri olan Phil Connors Pennsylvania’daki bir kasabaya geleneksel Groundhog Day şenliklerini görüntülemek için gönderilir. Kendini beğenen ve kibirli biri olan Phil, kasabadaki bu basit ve sıradan insanlarla bir arada olmaktan hiç hoşlanmaz. Berbat bir gün geçirir ve kar fırtınasından dolayı yollar kapandığı için orada sabahlamak zorunda kalır. Tek istediği bu ortamdan bir an önce kurtulmaktır ama sabah uyandığında anlamakta zorlanacağı bir şeyle karşılaşır. Zaman döngüsüne yakalanmış ve o nefret ettiği günü her gün yeniden yaşamak zorundadır. Tek çaresi gününü güzel geçirmeyi sağlayacak şeyler bulmak olan Phil her gün aynı şeyleri yaşıyor olmanın da avantajını kullanmaya başlar. Bill Muray’ın kendisine hayran bırakacağı Harold Ramis imzalı bu film eğlenceli bir klasik.  

Persona (1966) IMDb 8,1

Persona, Bergman filmografisinin en şaşırtıcı ve en aykırı parçası. Yönetmenin ustalığının ve modern sinemayı etkilemekle kalmayıp onu nasıl büyük ölçüde kendinden çıkardığının en güzel kanıtlarından biri. Sinamotografisinin ustalığını bir yana bırakırsak, buradaki sinema dilinin günümüzdekinden geri kalan yanı yok. Sinematografi de işin içine girdiğinde Bergman fersah fersah öteye gidiyor. Kuralları kim koydu diye merak ediyorsanız işte size Bergman, sinemanın gerçek babası. Örneğin Lynch Mulholland Çıkmaz’ını yazarken bu filmi en az on kez izlemiş olmalıdır.

Solaris (1972) Solyaris IMDb 8,1

Ağır işleyen filmlerindeki muhteşem görsellikle sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Rus yönetmen Andrey Tarkovskiy’nin yönetmenliğini yaptığı sinema filmi “Solyaris”, Tarkovsky’nin en önemli yapımları arasında yer alır. İnsanlığın sadece utanç duygusuyla kurtulabileceğine inanan yönetmen, Solaris gezegeni bölgesine kurulu olan bir uzay istasyonunda iki bilim adamının yaşadığı insanlık deneyimini aktarıyor.

Doktor Kris Kelvin, gönderilen bilim insanlarının geri dönmediği Solaris gezegenine gider. Burada olup bitenleri anlamaya çalışan Doktor, kısa bir süre sonra gezegenin sırrını anlayacak ve büyük bir vicdan muhasebesi yaşayacaktır.

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar (2003) Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom IMDb 8,0 

Mevsimler ve doğanın o kusursuz çağrısı, yarattığı teslimiyet arzusu belki de başka hiçbir şeyde benzeri olmayan. Yüzen bir ev ki doğaya dair ne varsa muhteşem olan onu çevrelerken o göl ortasında yüzmekte. Yaşlıca bir rahip ve kendisine refakat eden diğer genç-çocuk rahip adayı.Yaşlı rahip, ona her şeyi bilgelikle ama bir o kadar da doğal bir akış içinde öğretir. Bu şekilde geçip giden mevsimler ile büyüyen çocuğun geçirdiği evrim, son derece doğal bir ahenk içinde ilerlerken sıra artık büyümüş olan çocuğun öğrendiklerini gerçek hayata nasıl yansıtacağını görmeye gelir. Ufak yaştan beri öğretilen erdemlere rağmen asıl öğretimin hayatın kendisi tarafından yapıldığının farkında olan bilge rahip için ise bekleme ve görme zamanıdır. Gerçek bir görsel şölen olarak beyazperdeye yansıyan ve gösterildiği bütün festivallerde büyük beğeni ile karşılanan bir film.

Hiç Bitmeyen Öykü (1984) Die unendliche Geschichte IMDb 7,4  

Zorbalığa uğrayan Bastian, okulunun tavan arasına kapanır ve ejderhalar, yarış salyangozları gibi sihirli yaratıkların ülkesi Fantasia hakkında bir kitap okumaya başlar.

Kaynak (2006) The Fountain IMDb 7,2

Ölümsüzlüğün ağacı: Hayat Ağacı.

The Fountain, bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için giriştiği ebedi savaşımı anlatan bir yolculuk. Destansı yolculuk, 16. Yüzyıl İspanya’sında bir fatih olan Tomas’ın (Hugh Jackman), ölümsüzlük bahşettiğine inanılan efsanevi bir varlık olan Gençlik Çeşmesi’ni aramaya çıkmasıyla başlar. Hikaye, modern bir bilim adamı olan Tommy Creo, sevgili karısı Isabel’ı yavaş yavaş öldüren kanseri tedavi edebilmek uğruna ümitsiz çırpınışlarını anlatarak devam ediyor. 26. Yüzyılda derin uzayda yolculuk eden astronot Tom, kendisini bin yıldır yiyip bitiren gizemleri kavramaya başlar. Bu bin yıla yayılan üç hikayede, tüm zamanların Thomas’ı olan savaşçı, bilimadamı ve kaşif; hayat, aşk, ölüm ve yeniden doğuş kavramlarıyla yüzleşir. Bu üç adamın hikayesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.

Eraserhead (1977) IMDb 7,4

Sinema tarihinin en orjinal filmlerinden birisi olan film, David Lynch’in ilk uzun metraj filmidir. Dev makinelerin çalıştığı dumanlarla kaplı bir evrende geçen filmde Jack Nance’in canlandırdığı Henry Spencer’ın özürlü kız arkadaşı olan Mary X’den (Charlotte Stewart) mutant bir çocuğu olur. Bu öykü etrafında ilerleyen film, 30 dakika boyunca Spencer’ın kabusuna bizi davet eder. Filmde Henry Spencer evi terk eden kız arkadaşının öfkesini bebeğini öldürerek dindirir. Bir sürü rahatsız edici imge, izleyicinin algısını allak bullak eden bir ses bandı ve siyah-beyaz görüntüleriyle, ‘Eraserhead’ bir deneysel sinema başyapıtıdır. Filmde fantastik görüntüler çoğunluktadır.

Kutsal Motorlar (2012) Holy Motors IMDb 7,1

Cesar o gün her sabah yaptığı gibi işe gitmek için elinde çantası, yaşadığı görkemli malikaneden çıkar, beyaz limuzinine doğru yürür. Çevresindeki korumalar ona eşlik ederken, şoförü Celine kendisine kapıyı açar ve yol boyunca o gün tamamlamaları gerekan randevularından konuşurlar. Cesar eline yaşlı bir kadın peruğu alıp onu düzeltmeye başlayıncaya dek her şey normal gibi görünmektedir. Peki gerçekten her şey bu kadar normal midir.

Prometheus (2012) IMDb 7,0

Tekrar bilim-kurgu türüne dönüş yapan kült yönetmen Ridley Scott’ın önderliğinde Alien’ın köklerine yapılan bu yolculuk, hayatın başlangıcına dair araştırma yürüten bir ekibin evrenin en karanlık noktasında yaşadıkları maceralara odaklanıyor. Ekibin insanoğlunun geleceğini korumak adına girdiği bu savaş, her şeyin sonu olabilir.

Ters Yüz (2015) Inside Out IMDb 8,1  

Ters Yüz, küçük bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Küçük Riley için hayat, babasının San Francisco’da yeni bir işe başlamasıyla baştan aşağıya değişir. Orta-Batı’daki yaşamını geride bırakan Riley’ı şimdi yeni bir ev, okul ve arkadaşlar beklemektedir. Peki içindeki duyguları o ne söyler? Neşe, Korku, Öfke, Nefret ve Üzüntü. Riley’in zihninin içinde yaşayan, ona günlük hayatında tavsiyeler veren duyguları bu yeni hayata alışırken ufak bir kaosa neden olacaktır. Neşe, Riley’nin en önemli duygusudur ve onu hep pozitif tutmaya çalışır ama diğer duygular bu yeni hayatına uyum sağlama konusunda biraz şaşkındır.

Okumaya Devam Et

Etkinlikler

Dünya Sinemasının En Etkili İsimleri “12 Punto”da Jüri Koltuğuna Oturacak

Etkinlik, 22-29 Haziran tarihleri arasında düzenlenecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

TRT’nin bu yıl üçüncüsünü düzenleyeceği “12 Punto TRT Senaryo Günleri”nin uluslararası jüri üyeleri belli oldu. Tamamı kadınlardan oluşan, dünya sinemasının en önemli beş ismi jüri koltuğuna oturacak. Ken Loach Filmlerinin yapımcısı Rebecca O’Brien, Oscar adayı TRT Ortak Yapımı “Quo Vadis, Aida?” filminin yönetmeni Jasmila Zbanic ve Oscar adayı TRT destekli “Honeyland” filminin yönetmeni Tamara Kotevska da 12 Punto kapsamında masterclass verecek.

Sinema sektörüne yeni bir soluk kazandıran “12 Punto TRT Senaryo Günleri”nin uluslararası jüri üyeleri belli oldu. 22-29 Haziran tarihleri arasında, 9 farklı ülkeden katılımla 3 ayrı platformda düzenlenecek programda dünya sinemasının önde gelen isimleri bir araya gelecek.

Dünya sinemasının kadın patronları 12 Punto’da

Dünya sinema endüstrisinin önde gelen isimlerinin yer aldığı uluslararası jüri üyeleri arasında; Oscar adayı TRT Ortak Yapımı “Quo Vadis Aida?” filminin yönetmeni Jasmila Zbanic (Bosna Hersek), Ken Loach filmlerinin yapımcısı Rebecca O’Brien (İngiltere), Berlin Film Festivali Ortak Yapım Marketi Direktörü Martina Bleis (Almanya), Asya Pasifik Ödülleri Başkanı Tracey Vieira (Avustralya-ABD) ve dünyanın en önemli satış ajanslarından Memento’nun Alım Direktörü Sata Cissokho (Fransa) yer alıyor.

Tamamı kadınlardan oluşan uluslararası jüri üyeleri 28 Haziran günü finalist proje ekiplerinin sunumlarını izleyerek, 12 finalist proje arasından 4 projeye TRT Ortak Yapım Ödülü, 4 projeye ise TRT Ön Alım Ödülü verecek.

Oscar’da yarışan TRT Ortak Yapımı filmlerin yönetmenleri İstanbul’da

Son 2 yıldır Oscar törenlerinde yarışan TRT Ortak Yapımı ve TRT destekli filmlerin yönetmenleri 12 Punto için İstanbul’a geliyor. 2021 Oscar ödüllerinde “En İyi Uluslararası Film” kategorisinde yarışan TRT Ortak Yapımı “Quo Vadis, Aida?” filminin yönetmeni Jasmila Zbanic ve yapımcısı Damir İbrahimovic 12 Punto’da olacak. “Quo Vadis, Aida?” filmi 12 Punto programı kapsamında İstanbul’da ilk kez gösterilecek. Zbanic ve Ibrahimovic gösterimin ardından izleyicilerin sorularını yanıtlayarak, bir söyleşi verecek.

2020 yılında Oscar ödüllerinde “En İyi Uluslararası Film” ve “En İyi Belgesel” kategorilerinde yarışan TRT destekli Makedonya yapımı “Honeyland/Bal Ülkesi” filminin yönetmenleri Tamara Kotevska ve Ljubomir Stefanov da 12 Punto’da İstanbul’da olacak. Etkinlik kapsamında “Honeyland” filminin gösterimi yapılacak. Yönetmenler ayrıca 12 Punto kapsamında bir masterclass verecek.

Sinema ustalarından “Masterclass”

12 Punto kapsamında herkese açık gösterimler, masterclasslar, paneller ve söyleşiler 22-29 Haziran tarihleri arasında İstanbul Feriye Sineması’nda gerçekleştirilecek. 22 Haziran Salı günü saat 11.00’de dünyanın en etkili satış ajanslarından Memento’nun Alım Direktörü Sata Cissokho “Film Endüstrisinde Satış Ajanslarının Rolü” üzerine bir masterclass verecek.

Aynı gün saat 17.00’de ise Ken Loach’un yapımcısı Rebecca O’Brien “Bir Ken Loach Filmi Yapmak” başlıklı masterclass verecek. Berlin Film Festivali Ortak Yapım Marketi Direktörü Martina Bleis 24 Haziran Perşembe günü saat 14.00’te “Uluslararası Ortak Yapımlar ve Ortak Yapım Marketleri” konulu bir masterclass verecek. Aynı gün saat 17.00’de EAVE yöneticisi Lise Lense-Møller “Ortak Yapımların Yol Haritası” konulu masterclass verecek. Feriye Sineması’nda gerçekleştirilecek masterclasslara, izleyiciler sosyal mesafe kurallarına uyarak katılım sağlayabilecek.

TRT 2’de her akşam 12 Punto özel yayını

22-29 Haziran tarihlerinde her akşam saat 19.00’da TRT 2’de “12 Punto Özel” yayını izleyiciyle buluşacak. Programda 12 Punto finalistleri ile röportajlar, etkinlik ile ilgili gelişmeler, Türk sinemasının ödüllü yönetmen ve yapımcılarıyla söyleşiler ve masterclasslar yer alacak.

Bu yıl ayrıca “12 Punto Özel” programının hemen ardından her akşam saat 20.00’de “12 Punto Film Saati” yayınlanacak. Bu bölümde TRT Ortak Yapımı film gösterimlerinin yanı sıra, Nuri Bilge Ceylan’ın “Ahlat Ağacı” filminin kamera arkası görüntülerinden oluşan üç bölümlük “Ahlat’ın Yolculuğu” ve “Kış Uykusu” filminin kamera arkası görüntülerinden oluşan “Uzun Sürmüş Bir Kış” belgeselleri televizyonda ilk kez TRT 2’de gösterilecek. 29 Haziran akşamı düzenlenecek “12 Punto Kapanış ve Ödül Töreni” ise yine TRT 2’de canlı yayınla ekranlara gelecek.

Okumaya Devam Et

Liste

Gözden Kaçan 10 Güzel Fransız Filmi

Fransız kalmayın!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Tatlı Günler (1967) Les demoiselles de Rochefort IMDb 7,7

Hollywood’un Altın Çağ’ından bir müzikal uyarlaması olan Tatlı Günler, ikiz kız kardeşlerin hikayesini anlatıyor. Anneleriyle birlikte yaşayan kardeşlerin biri piyano, diğeriyse dans öğretmenidir. Rengarenk sahneleriyle komediyi bütünleştiren kasabaya gelen iki yabancı, askerliğini yapmak üzere gelen genç sanatçı Maxence ve sevgilisiyle buluşmak isteyen Parisli işadamı Simon, kardeşlerin hayatını baştan aşağı değiştirecektir.

Paris Eğleniyor (1955) French Cancan IMDb 7,4

Yetenek avcısı ve şov yapımcısı Danglard, bir yandan tüm engellere ve kıskançlıklara rağmen ilerlemeye devam ederken bir yandan da çamaşırhanede çalışan ve Nini’ye bir kariyer hazırlama çabasındadır. Danglard’ın Moulin Rouge adlı yeni dans salonu Fransız Cancan’ın tapınağı olmak üzeredir.

Unutulmazlar (1962) Le doulos IMDb 7,8

 Maurice hapisten yeni çıkmış bir hırsızdır. Bir gün çalıntı mal satan Gilbert’i öldürür ve başka bir soygunun ganimetine konar. Bir sonraki soygunu için gerekli ekipmanı kendisine arkadaşı Silien tedarik eder.

Yumuşak Ten (1964) La peau douce IMDb 7,5

Pierre Lachenay, başarılı bir edebiyatçı ve yayıncıdır. Lizbon’a bir konferans için giderken Nicole isminde bir hostesle tanışır. Evli ve bir çocuk babası olmasına rağmen Nicole’a karşı duygularını engelleyemeyen Pierre, tüm varlığını kasıp kavuran bir aşkın içine düşer.

Son derece dengesiz bir yapısı olan karısı Franca’dan durumu saklamaya çalışsa da duyguları, artık Nicole’dan ayrı yaşamaya dayanamayacak boyuttadır. Karısından ayrılmaya karar verir ama bu ayrılık herkes için son derece trajik bir sonla noktalanacaktır.

François Truffaut’ya Cannes’da Altın Palmiye adaylığı getiren bu etkileyici dram, son derece sağlam karakter analizleri ve durum tahlilleri ile bunları çarpıcı bir dille sunan oyunculuklarla bezeli. Truffaut’nun en etkileyici filmlerinden biri olduğunu ekleyelim.

Une femme est une femme (1961) IMDb 7,5

Film, günün birinde bir bebek sahibi olmaktan başka bir şey istemeyen bir striptizci olan güzel Angela’nın öyküsünü anlatır. Birlikte yaşadığı sevgilisi Emile buna yanaşmaz ve ertelemeye çalışır. Angela’nın sürekli ısrarları karşısında onu biraz da baştan savmak için şaka yaparak onun en iyi arkadaşı Alfred ile bir gece geçirmesini önerir. Bu arada Alfred de Angela’ya ilan-ı aşk eder. Sonunda Angela, Emile’in önerisine uyar; şaka gerçek olur ve yanlış anlamalar, kıskançlıklar ve tartışmalar başlar. Ama sonunda Angela istediğine kavuşur.

Jean de Florette (1986) IMDb 8,0

Uzun bir aradan sonra doğduğu köye dönen Ugolin’in en büyük hayali karanfil yetiştirmektir. Bu işte yüksek bir kâr olabileceğini gören amcası Le Papet yeğenine karanfil ekmesi için bir tarla aramaya başlar ve komşusu Jean Cadoret’nin çiftliğinde karar kılar.

Un homme qui dort (1974) IMDb 8,1

Modern yaşamın ağırlığını kaldıramayan, tutunamayan bireyler üzerine bir film. Artık hiçbir şey hissetmeyen isimsiz baş karakterin hikayesi, diyalog olmayan, sadece bir dış sesin konuştuğu film boyunca anlatılıyor.

Paralel Yaşamlar (1955) La Pointe-Courte IMDb 7,1

Dört yıllık evlilikleri boyunca birbirlerinden uzaklaşan bir adam ile bir kadın, kocanın doğum yeri olan La Pointe-Courte adlı küçük balıkçı köyünü ziyaret ederler. Köyde bulundukları süre boyunca iş, eğlence, evlilik, doğum ve ölümün basit izleği çevrelerinde sürüp gidiyor. Bu durum yavaş yavaş çiftin hayata bakışını değiştiriyor ve yeniden bir araya geliyorlar. Film, Fransız Yeni Dalgası’nın ilk örneği olarak kabul ediliyor. Agnès Varda’nın geniş bir toplumsal-siyasal konular yelpazesini içeren bu ilk sinemasal çabası, aslında paralel olarak gelişen iki film. Paralel Yaşamlar, nesnelerin görünürdeki dünyası ile duygu ve düşüncelerin iç dünyası arasındaki ikili ilişkiye duyduğu ilgiyle, 60’lı yılların yeni Fransız sinemacılarını çok meşgul edecek bir temayı ele alıyor.

Zazie dans le métro (1960) IMDb 7,0

Küçük kız çocuğu Zazi, taşradan Paris’e Amcası Gabriel’in evinde kalmaya gelir. Zazi’nin hayallerini Paris metrosunda gezmek süslemektedir. Bu amaçla Gabriel’in evinden kaçar.

Genç ve Güzel (1972) Une belle fille comme moi IMDb 6,5

Stanislas Previne suçlu kadınlar üzerine tez yazan genç bir sosyologtur. Hapishanede yapacağı bir görüşme kapsamında Camille Bliss ile tanışır. Camille, sevgilisi Arthur’u ve kocası Clovis’i öldürmekle suçlanmaktadır. Böylece Stanislas’a hayatını ve aşk ilişkilerini anlatmaya başlar.

Taste Of Cinema

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler