Bizimle İletişime Geçin

Manşet

Röportaj: Ömer Faruk Sorak ve İpek Sorak ile Aşk Tesadüfleri Sever 2 Üzerine

Aşk Tesadüfleri Sever 2, 31 Ocak’ta sinemalarda.

Yayınlandı

tarihinde

Başrollerini Nesrin Cavadzade, Yiğit Kirazcı, Elif Doğan ve Aytaç Şaşmaz’ın paylaştığı “Aşk Tesadüfleri Sever 2“, 2010 yapımı aynı adlı filmin devam halkası olarak sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor.

Romantik ve dram türündeki film, izleyiciyi 1960’lardan bugüne uzanan romantik bir yolculuğa çıkarıyor. Film, iki farklı dönemde geçen gerçek bir yaşam öyküsüne dayanırken, geçmiş ile bugünün ilişkilerini karşılaştırıyor.

Filmin 27 Ocak’ta gerçekleştirilen basın gösteriminin ardından yönetmen Ömer Faruk Sorak ve İpek Sorak ile Aşk Tesadüfleri Sever 2 ve sinema üzerine konuştuk.

“Aşk Tesadüfleri Sever 2” aslında devam filmi olarak beklenen ama farklı bir hikaye vadeden bir proje. Seyirciyi bu yönüyle yeni filmde neler bekliyor?

İpek Sorak: Aslında bu proje başından beri günümüz aşk hikayeleri ve geçmişte yaşanan aşk hikayelerinin bir karşılaştırmasıydı. Yeni nesil film ve dizilerde anlam veremediğimiz o ilişkilerin aksine geçmişe gittiğimizde bir şeylerin çok daha kıymetli olduğunu görüyoruz. Birbirini göremeyen, el ele tutuşamayan, mektuplaşan insanların hikayeleriyle dolu. İnsanlar bu nedenle eski hikayelere ilgi duyuyorlar. İlk filmde 1977’den 1990’lara kadar olan süreci ele aldık. Şimdi ise 1963’ten başlatıp günümüze geldik. Belki yeni filmde daha da geçmişe ve ya geleceğe gidebiliriz. Bizler için önemli olan iki tesadüf hikayesinin kesişmesini hazırlamak ki bu noktada film de derinleşsin… Ben tesadüfleri Allah’ın eli olarak nitelendiriyorum, aslında hepsi yazılmış, hepsinin başı sonu belli… Gerçek hayatta yaşadıklarımızı kameralar çekse neler var içerisinde…

“Aşk Tesadüfleri Sever’ başlığı altında anlatılacak birçok tesadüf hikayesi var.”

Ömer Sorak: Günümüzde o dönemi bilmeyen, yaşamayan genç arkadaşlara da galada mektup şeklinde davetiye gönderdik. O kadar büyük ilgi topladık ki, biz kimseden böyle bir mektup almadık diye duygularını dile getirdiler. Bu bile kendi başına geçmişle günümüz arasında kaybettiğimiz bir sürü şeyi genlerimiz yoluyla taşıdığımızın göstergesi. Bir davetiye bile çok şey anlattı bize, iyi ki bu filmi yaptık diye. “Aşk Tesadüfleri Sever” başlığı altında anlatılacak birçok tesadüf hikayesi var, o yüzden gönül rahatlığıyla gelip seyredebilirler.

İki yönetmen olarak çalışmanın avantajları ve dezavantajları neler oldu?

Ömer Sorak: Birbirinden farklı ama yan yana geldiğinde büyük bir şey oluşturan iki parçayız. Bağımsız bir şekilde bakıldığında birbirinden çok büyük farklılıklar arz eden iki parçanın birleşince çalışan bir sisteme dönüşmesi gibi bir şey.

İpek Sorak: Set haricinde de sürekli beraber iş yaptığımız için aramızda “Sen bunu yaptın ben bunu yaptım” gibi bir mesele olmuyor. Herkes sevdiği şey için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor.

“…en az sizin hitap etttiğiniz kitlenin de sizin kadar iyiyi, daha iyiyi algıladığını bilmekle mümkün. Biz biraz bugüne kadar seyircimizi aşağılayarak gidiyorduk, onlar anlamaz, onlar bilmez, onlar sevmez. Halbuki öyle değil…”

Aslında coğrafya olarak köklü hikayelere sahip bir geçmişimiz var. Ancak çok az sayıda sinemacı bu durumu değerlendirerek filmler üretebiliyor. Özellikle Netflix gibi platformlar bu tarz hikayelerin peşine düşmüş durumda. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

İpek Sorak: Amerika’nın (Hollywood) uzun süredir yaşadığı tek sıkıntı hikayesizlik. Bu nedenle yüzünü daha çok hikaye bulunan coğrafyalara döndü. Özellikle Asya ve Orta Doğu hikayeleri onlara ilham vermeye başladı. Bu nedenle sadece hikayelerle de yetinmeyip ülkenin sanatçılarını, oyuncularını da kendilerine çekmeye başladılar. Bu hikayelerin anlatılmasına bizim de ihtiyacımız var bu neden olabilir tabiki de…

Ömer Sorak: Zaten rekabet denilen şey de böyle bir şey. Uzun yıllardır yeni bir şey yapmaya ihtiyaç duymadan, eskiyi “Halk bunu istiyor” diyerek eskiyi evirip çevirip verdikleri bi dönem var sinemada. Ancak artık globalleşen dünyada her şeyin geliştiğini görüyoruz. Bu hıza yetişebilmek için de üretmeyi tercih etmek zorundasınız. O yüzden bizim işimiz sürekli yeniyi takip etmek üzerine gelişiyor. Yeniyi, iyiyi takip etmek ve en az sizin hitap etttiğiniz kitlenin de sizin kadar iyiyi, daha iyiyi algıladığını bilmekle mümkün. Biz biraz bugüne kadar seyircimizi aşağılayarak gidiyorduk, onlar anlamaz, onlar bilmez, onlar sevmez. Halbuki öyle değil insan iyiyi görüyor adını koyamıyor belki ama çok çabuk tanımlıyor, kabulleniyor… Yeterki siz iyi bir şey öğrenmeye azimli olun.

“Gora filmini çekebilmek için tasarladığımız araç gereçler şimdilerde çocukların elinde oyuncak.”

Gora filmi mesela, şimdilerde Netflix için çekilmiş olsaydı…

Ömer Sorak: Neler olurdu neler girerdi işin içine. Her dönemin kendi içinde yaşanan gerçekliğin yansıması aslında. Mesela bırakın her şeyi biz o gün uzayda bir bilim kurgu filmi yaratabilmek için kullandığımız araç gereçlere bakıyoruz şimdi onlar çocukların elinde oyuncak mesela….

“Ben bu filmin sinemaya gitmeyi lüks olmaktan çıkarmış ve ihtiyaç olarak gören seyirci kitlesinin seveceği ve sahipleneceği bir film olarak görüyorum.”

Karakomik Filmler 2, vizyona girdiği hafta sonu 139 bin kişi tarafından izlenerek Cem Yılmaz filmleri arasında en düşük açılışı gerçekleştirdi. Bu durumun sizin filminize de yansıyacağını düşünüyor musunuz?

İpek Sorak: Filmlerle ilgili bu bence. Tamamen seyircinin insiyatifine kalmış bir şey. 7. Koğuştaki Mucize mesela, 5 milyondan fazla izlendi. Sinema seyircisini azaldığını düşünmüyorum açıkçası.

Ömer Sorak: Cem Yılmaz’ın temeldeki amacı bir şeyleri deneyip bunun karşılığını almak üzerine kurulu. Onun amacı bu filmlerle çok büyük gişe beklentisinin ötesinde bir türü yapılabiliyor olması. Bizim söylediğimiz bir şaka vardı Gora’da gerçek oldu, “Sinemada yenilik, yeni bir soluk arıyordum” lafı.

“Ben bu filmin sinemaya gitmeyi lüks olmaktan çıkarmış ve ihtiyaç olarak gören seyirci kitlesinin seveceği ve sahipleneceği bir film olarak görüyorum konjonktürel tüm sebepleri bir kenara bırakarak.”

İpek Sorak:  Bu tarz bir kaygısı olsa böyle bir film yapmaz zaten. Gider o da bir sürü komedi filmi yapılıyor, ben daha iyisini yapabileceğini düşünüyorum Cem Yılmaz’ın… Bu tamamen tercih üzerine. Şimdi Recep İvedik 6 tane. Yani sonsuza kadar Recep İvedik mi izleyeceğiz kendisi sıkılmayacak mı bu filmleri yapmaktan. Bu düşünce benim içimden gelmiyor. Aşk Tesadüfleri Sever tekrar filmi ama bambaşka hikayeler vaat ediyor. En önemlisi birbirini aşan birbirini geçen hikayelerin insanlara sunulması.

Ömer Sorak: Bir de şöyle bir duygu var, “Seyirci koltuğuna oturup ben nasıl bir film seyrederdim ve ben bu seyrettiğim filimden haz eder miydim?” dediğin filmleri yapmak gibi bir derdimiz var. Bazen dizi oyuncusu arkadaşlara kızıyorum, “Ben bu işi para kazanmak için yapıyorum” cümlelerini duyduğumda. Bu insanın kendi işini aşağılamasından ibarettir. Seyirci de o ekrana yansıtılan şeyin esasını hissediyor ve karşılığını o şekilde veriyor.

İkinci Dünya Savaşı esnasında Beykoz Kundura Fabrikası’nın kurulduğu dönemin filmini çekmek istediğinizi dile getirmişsiniz. Yeniden bir dönem filmiyle beyaz perdeye dönme ihtimaliniz var mı?

Ömer Sorak: Onun aslında senaryosu yazıldı ama Aşk Tesadüfleri Sever’de olduğu gibi uzun süre üzerinde oturulup çalışılması gereken bir proje. Dönem işi çünkü. Bir de o da bundan 10 yıl önce yazıldı, o günden bu güne paslanmış örümcek ağı bağlamış yerleri temizleyip, iyiyi kötüden ayırıp yeniden revize edilmeyi gerektiren bir halde duruyor. Ben inanıyorum inşallah önümüzdeki dönemlerde ona da sıra gelecek.

“Bundan 10 yıl önce sektörün içinde olmak, üretim araçlarını bilmek ve kullanmak aslında bir başka profesyonel tecrübe gerektiriyordu.”

Son dönemlerde özellikle genç sinemacıların bağımsız filmlerle uluslararası festivallerde başarılarına şahit oluyoruz. Televizyon ve gişe filmleri ise daha işin ehline bırakılır hale geldi. Sizce yönetmen olmanın temel şartları var mıdır?

Ömer Sorak: Geçmişle bugün arasındaki en temel fark, zorluğun da kolaylığın da aynı yerden besleniyor olması. Bundan 10 yıl önce sektörün içinde olmak bir şey yapmak, üretim araçlarını bilmek ve kullanmak aslında bir başka profesyonel tecrübe gerektiriyordu. Yani kamerası farklıydı, kurgusu farklıydı, her şeyi farklıydı. Şimdi nerdeyse elinizdeki cep telefonu ile eğer iyi içerik üreticisiyseniz ürettiğiniz herhangi bir şeyi oturduğunuz yerden bir tuşa basarak dünyadaki bilmediğiniz, tanımadığınız birçok kişiye seyrettirebiliyorsunuz.

Bu pozitif yönde önemli bir fark ama bir o kadar da nicelik çoğalınca çöplük de oluşturdu. Bu çöplüğün içinden fark edilir olmak, sıyrılmak ve o sıyrıldığın şeyde de başka bir kulvarın oyuncusu olabilme serüvenine de geçmek biraz zorlaştı. Çünkü çok fazla insan olduğu için o insanların her biri değişik mecralarda “Ben de varım” diye kendini göstermeye çalıştığı için bir kirlilik oluştu ve o kirliliğin içinde ister istemez daha da kendini kirlenmiş hissettiğinin farkına varmadan debelenen genç bir nüfus oluştu. Artık eskisi kadar her şeyi böyle teknik açıdan bilmeyi gerektirmeyen bir içerik üreticisiyseniz çabuk üretebileceğiniz bir dönem başladı. Ucuzladı.

“A Seperation’ı çekmek isterdim.”

Keşke bunu ben çekseydim dediğiniz bir film oldu mu?

İpek Sorak: Avatar (gülüşmeler), çok büyük konuştum galiba…

Ömer Sorak: “Hayat Güzeldir” filmi mesela beni çok kıskandıran bir film. Keşke ben çekseydim dediğim bir film.

İpek Sorak: Bence dünyadaki bütün yönetmenlerin kıskandığı bir film olabilir. The Departure filmi vardı, Japonya’da küçük bir çiftlikte cenaze işleri yapan bir çiftin hikayesini anlatıyordu. Beni derinden etkilemişti o film. Onun haricinde Asgar Ferhadi’nin A Separation filmini de çekmek isterdim.

Röportaj: Beyza Bolat
beyza@sinefesto.com

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

Şairlerin Hayatını Beyaz Perdeye Taşıyan Filmler

Şairleri anlatan şiir gibi filmler…

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali (2012)

Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu faili meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor.

Sylvia (2003) IMDb 6,3

Yıl 1956, İngiltere. İleride tanınan bir şair ve yazar olarak ün salacak olan Sylvia Plath, şair Ted Hughes ile tanışır. Cambridge’de şairin dizelerinden yansıyan zekasından etkilenip henüz tanışmadan önce aşık olmuştur ona. Ted de tanıştıkları zaman aşık olur. Evlenirler. Sylvia çok geçmeden kocasının dizelerine, kalemine, yakışıklılığı ile birleşen başarısına vurulan, etkisi altında kalan başka kadınların da varlığının farkına varır. Bir zaman sonra Sylvia, kocasının profesyonelliğinin gölgesinde var olma çatışmasına düşer. Yazma kariyerindeki ilerleyişi Ted’inki kadar doğal ve içgüdüsel gelişememektedir. Acı ve öfke duyguları arasında yazdığı yarı otobiyografik bir roman ve az sayıda şiirleri ile kariyerine imzasını atmıştır.

Kelebeğin Rüyası (2013) IMDb 7,8

Zonguldak’ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa’da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın Zonguldak’a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer’in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940’lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer’in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.

Parlak Yıldız (2009) IMDb 6,9

Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. 

Mavi Gözlü Dev (2007) IMDb 6,7

 Komünizm propagandası nedeni ile mahkum edilen Nazım, içeride kulaktan kulağa büyüyen haklı bir üne kavuşur. Dil yeteneği ve muhteşem şiirleri sayesinde yavaş yavaş bir efsane haline dönüşür. Çevresinde şiirinden, ressamlığından feyz alarak genişleyen bir devrimci ve sanatçı arkadaş grubu oluşurken Nazım Hikmet’in aklında olan tek şey çok sevdiği eşi Piraye’dir.

Lope (2010) IMDb 6,0

Trajedi ve komediyi harmanlayarak İspanyol sinemasında yeni bir devir başlatan, Lope de Vega’nın hayatını konu alan bir film.

Tutkunun Şairleri (1995) IMDb 6,6

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud’u evinde ağırlar. Rimbaud’un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud’un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir.

Postacı (1994) IMDb 7,7

Sıradan bir İtalyan postacı, ünlü bir şairin mektuplarını taşırken şiir sevmeyi öğrenir. Bu durumu Beatrice adındaki güzeli etkilemek için kullanacaktır. Mektupların sahibi Pablo Neruda’dır. Onun gönderilerinden sorumlu postacı Mario, kısa sürede kendisi ile bir bağ kurar. Ondan aldığı destekle Mario, kendi içindeki cevheri açığa çıkartmayı öğrenir. Ardından da aşka davet zamanı gelir. 

Sayat Nova (1969) IMDb 7,7

Ermeni ozan Sayat Nova’nın hayatını ele alan film, sanatçının ünlü şiirleri eşliğinde Nova’nın yaşamının önemli dönüm noktalarını işliyor. Sofiko Chiaureli’nin altı farklı rolde izleyici karşısına çıktığı filmde Nova’nın bilinmeyen, gölgede kalmış eserleri de ölümsüzleşiyor. 

Howl (2010) IMDb 6,7

1957 yılının San Francisco’sunda genç şair Allen Ginsberg, yıllar boyunca en fazla okunan ve tartışılan şiire imza atar: Howl .Filmde tıpkı bu performatif şiir gibi üç parçadan oluşur: Allen Ginsberg’in gençlik dönemlerinden kesitler, şairin kendi sesi ile bir araya gelir. Howl şiirini Chicago davası’nda okuyan Ginsberg’e tepkiler bir diğer bölümü oluşturur.

BONUS

Yedi Güzel Adam

Hikayesi 1950 ve 1970’li yılların Kahramanmaraş’ında geçen dizi; yakın edebiyat tarihimize damgasını vuran şairlerimiz Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ali Kutlay, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören’in hayatını konu alıyor.

HazırlayanMehmet Ali Karga

Okumaya Devam Et

Liste

Bruce Willis ve 10 Performansı

66. yaşına özel Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için derledik.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

1988 yapımı Zor Ölüm (Die Hard) filmindeki performansı ile Hollywood’un vazgeçilmez aktörleri arasına girmeyi başarmış olan Bruce Willis, 1985 yılında yer aldığı Mavi Ay dizisi ile Altın Küre ödüllerinde ‘Müzikal veya Komedi Dizilerinde En İyi Erkek Oyuncu‘ ödülünü alırken 1987 Emmy ödüllerinde ‘Bir Drama Dizisinde En İyi Erkek Başrol Oyuncusu‘ ödülünü kucakladı.

66. yaşını kutlayan Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için listeledik. İyi seyirler.

Altıncı His (1999) The Sixth Sense IMDb 8,1

Bruce Willis’in oyunculuğuyla dikkat çeken, 1999 yapımı psikolojik korku filmidir. Ölüleri görebildiğini ve onlarla konuşabildiğini iddia eden sorunlu, içine kapanık bir çocuk ve ona yardım etmeye çalışan eşit derecede sorunlu bir çocuk psikoloğunun hikâyesini anlatır.

Glass (2019) IMDb 6,7

James McAvoy ve Anya Taylor-Joy’un başrolünü üstlendiği Parçalanmış ile Bruce Willis ve Samuel L. Jackson’ın başrollerini üstlendiği Ölümsüz filmlerini birleştiren yapım, Parçalanmış üçlemesinin devam halkası. Filmde, aşırı güçlü ve zarar görmeme yeteneğine sahip olan David Dunn, Kevin Wendell Crumb’ın parçalanmış kişiliklerinden biri olan ve en tehlikelisi olarak öne çıkan The Beast’in peşine düşüyor. Bu kovalamaca sırasında, kemiklerinin narinliğini şeytani zekası ile dengeleyen Mr. Glass’ın gölgesi de yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor. Glass’ın bildiği kimi sırlar iki adam için de kritik düzeyde önem kazanıyor. Aynı psikiyatri kliniğinde tedavi gören üç adam, birbirlerinden bambaşka karakterlerde olmalarına rağmen, “süper kahraman olduklarına inanan insanlar” üzerine uzmanlaşmış olan bir psikiyatrın bakımında tedavi için psikiyatri merkezine yatırılıyor. Ancak Mr. Glass ve Crumb’ın bir araya gelişi, kaçınılmaz olarak bir firar ile sonuçlanıyor. Onları durdurabilecek tek kişi olan Dunn da arkalarından firar ederek ikilinin peşine düşüyor.

Ucuz Roman (1994) Pulp Fiction IMDb 8,9

Ucuz Roman’da Honey Bunny ve Pumpkin, hayatlarına biraz hareket katmak isteyen genç ve birbirine aşık bir çift küçük soyguncudur. Öteyandan, iki kaşarlanmış gangster, Vincent Vega ve Jules, günlük işlerinden biri olarak, patronlarına ödemeyi geciktiren bir kaç sahetekar genci vurmaya giderler. Vincent patronun güzel ve genç karısına bebek bakıcılığı yapmakla da görevlendirilirken ortağı suç yaşamına son vermeye karar verir. Cesur bir boksör ise para karşılığı hile yapmayı reddederek şehirden kaçar. Kader bu aykırı tipleri muhteşem bir şekilde bir araya getirecek, yollarını kesiştirecektir.

12 Maymun (1995) Twelve Monkeys IMDb 8,0

Dünyada insanlığın yok olmasına yetecek derecede tehlikeli olan bir virüs yaklaşık beş milyar kişinin ölümüne yol açmıştır. Geriye kalan az sayıdaki insan yer altlarına kurdukları barınaklarda yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu esnada virüsün yok olması için bir çözüm yolu bulan insanlar, zamanda geriye gidebilecekleri bir zaman makinesi yaparlar. İlk test sürüşü içinse eski bir mahkum olan James Cole gönüllü olur. James kendisini yedi yıl geride, bir akıl hastanesinde bulur. Akıl hastanesi gibi bir ortamda gelecekten geldiğini ve misyonunu anlattığında ise gerçek anlamda akıl hastası etiketi yemesine neden olur.
12 Maymun, zamanda yolculuk temalı filmlerin arasında en önemli olanlardan biri. 

Zor Ölüm (1988) Die Hard IMDb 8,2

Zor Ölüm’de Noel gecesi New York polis departmanı dedektifi John McClane günden güne uzaklaştığı karısı Holly’le arasını düzeltmek ve tekrar barışmak için Los Angeles’a gelir. Holly şirketinin yılbaşı partisi için Nakatomi Plaza’dadır ve McClane bu binaya doğru yola çıkar. McClane plazaya vardığında kıyafetlerini değiştirmek için bir odaya girer. Bu esnada bir grup Alman terörist binayı kuşatarakk içindeki insanları rehin alır. Ellerinden kurtulabilen tek kişii McClane’dir. Şimdi McClane’e düşen görev içerisinde eşinin de bulunduğu bu kalabalığı kurtarmak olacaktır.

Günah Şehri (2005) Sin City IMDb 8,0

Frank Miller’ın aynı isimli çizgi romanından uyarlanan film; kendini bir hilkat garibesi olarak düşünen buna karşın oldukça güçlü hatta yenilmez bir sokak savaşçısı olan gizli romantik Marv, özel dedektif Dwight, çabalarının yetersiz kalacağını bilse de, pislik yuvası haline dönmüş olan şehri temizlemeye çalışan idealist, gözü pek polis memuru Hartigan ve onların maceralarını anlatıyor.

Olaylar asıl ismi Basin olan fakat her türlü suçun vaka-i adliyeden sayılması nedeniyle “Günah Şehri” diye anılan hayali bir mekanda geçmektedir. Marv ve Dwight alışageldiğimiz “kahraman” tiplemelerine tam olarak uymasalar da alıştığımız gibi kötü adamlara karşı amansız bir savaş vermekteler. Hartigan ise bataklıkta açan bir çiçek misali dürüst ve namuslu birisidir. Bu üç kahraman, gücünü farklı kuvvetlerden almaktadır. Marv intikam, Dwight merhamet ve aşk, Hartigan ise dürüstlük.

Şanslı Slevin (2006) Lucky Number Slevin IMDb 7,7

Slevin’in hayatı hiç iyi gitmemektedir: Yaşadığı binanın mühürlenmesine karar verilmiştir; bir soyguncuya kimliğini kaptırmıştır; ve kız arkadaşını başka bir erkekle yakalamıştır. Los Angeles’tan ve sorunlarından bir süreliğine kurtulmak için arkadaşı Nick Fisher’ın New York’taki dairesinin anahtarını alır. Ama kötü talihi peşini bırakmayacak, işler daha da sarpa saracaktır.

Haham ve Patron New York’un yer altı suç dünyasının iki saygın ve korku uyandıran mafya babasıdır. Bir zamanlar ortak olan iki adam şimdi birbirlerinin en büyük düşmanıdırlar ve operasyonlarını aynı caddede karşılıklı malikanelerinden yürütmektedirler. Ellerinde tuttukları güce rağmen, paranoyanın esiridirler ve son 20 yılda kalelerinden bir kez olsun çıkmamıştırlar.

Ölümsüz (2000) Unbreakable IMDb 7,3

Tüm yolcuların hayatlarını kaybettiği büyük tren kazasından kurtulabilen tek kişi David Dunn olur. İşin daha da ilginç yanı Dunn’ın tek bir çizik bile almadan bu kazayı atlatmış olmasıdır. Bu mucizevi durum tüm insanların ilgisini çeker, en başta da bir çizgi roman müptelası ve koleksiyoncusu olan Elijah Price’ın… Price David Dunn’la tanışmak ister ve bu amacına ulaştığında ona bu kazayla ve bu gibi kazalardan nasıl kurtulduğuyla ilgili gizemli bir teoriden bahseder. Dunn’a başlarda gerçek dışı gelen bu teori zamanla kendini keşfetmeye giden yolun ilk adımı olacaktır.

5. Güç (1997) The Fifth Element IMDb 7,7

23. yüzyılda New York. Dünya yok olmanın eşiğindedir. Her 5000 yılda bir geri dönerek yaşamı yok etmeye çalışan şeytani güç, bir gezegen biçiminde hızla dünyaya yaklaşmaktadır. Tek kurtuluş beşinci güç olarak adlandırılan, kimsenin ne olduğunu bilmediği elementin dünyaya ulaşmasıdır. Bunu başaracak tek kişi eski bir asker olan taksi şoförü Korben Dallas’tır. Ancak onun ilgilenmesi gereken mükemmel güzellikte bir yaratık vardır.

Armageddon (1998) IMDb 6,7

 Birleşik Devletler Hükümeti, bizden dünyayı kurtarmamızı istiyor. İtirazı olan?”

Dünyayı yok edecek büyüklükte bir göktaşını yok etmek için bir grup sondajcı gök taşına doğru tehlikeli bir yolculuk yaparak onu yok etmeye çalışırlar.

Mavi Ay (Dizi 1985 – 1989) Moonlighting IMDb 7,6

Maddie Hayes ile eğlenceli dedektif David Addison’ın maceralarını anlatan Mavi Ay, 1985 ile 1989 yılları arasında ABC’de 65 bölüm olarak yayınlanmıştır. ABD yapımıcı Mavi Ay, sürekli çekişen ancak birbirlerine aşık iki karakterin dedektiflik hikayelerini konu almaktadır.

Okumaya Devam Et

Liste

Sağlık Çalışanlarının Hayatımızdaki Önemini Anlatan 10 Güzel Film

Tıp Bayramı kutlu olsun.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Biyografiden dramaya; sizi sürükleyecek, sonuna geldiğinizde sağlık çalışanlarına teşekkür etmek isteyeceğiniz filmler listesi sizlerle. Tıp Bayramı kutlu olsun. İyi seyirler.

Doktor (1991) The Doctor IMDb 7,0  

Jack McKee zengin ve başarılı bir doktordur. Düzgün seyrinde giden hayatı kanser teşhisi konmasıyla değişecektir. Yıllarca hekim-hasta ilişkisine hekim gözüyle bakan Jack, olaya bir de hasta gözüyle bakmak zorunda kalacak ve yaptığı hataların farkına varacaktır.

Doktor Ölüm (2010) You Don’t Know Jack IMDb 7,6

Gerçek olaylara dayanan bir hikayeden uyarlanan ve televizyon kanalı HBO tarafından çekilen film, iyileşme umudu kalmayan hastaların ölmesine yardım ederek kamuoyunun gündemine oturan, ‘ölüm meleği’ lakaplı meşhur Doktor Jack Kevorkian’ın hayatını anlatıyor.

Tanrıyı Oynayanlar (2004) Something the Lord Made IMDb 8,2

Büyük Buhran sırasında başlayan, cerrah Alfred Blalock ile siyahi asistanı Vivien Thomas’ın 34 yıllık ortaklıklarının hikayesi. İlk başta hademe olarak işe alınan Thomas, el becerisi ve kardiyolojiye duyduğu ilgi sayesinde Cerrah Blaloc’un araştırmalarının önemli bir parçası haline geliyor. Ancak dönemin ırkçı yaklaşımı Thomas’ı oldukça zorluyor. Kapalı kapılar ardında sorunsuz yürüyen bu ortaklık ilişkisi, beyazların hüküm sürdüğü kapıların ardında tam bir mücadeleye dönüşüyor.

Patch Adams (1998) IMDb 6,8

İntihar eğilimli biri olarak girdiği akıl hastanesinde gördüklerinden sonra Hunter ‘Patch’ Adams (Robin Williams), çıktıktan sonra tıp fakültesine öğrenci olarak girer. Okulda başarılı bir öğrenci olmasına karşın, ideallerinden dolayı hocalarından tepki görür. Amacı ‘hayata renk katarak’ mizah yoluyla tedaviye katkıda bulunmaktır. Daha sonra yoksul hastalar için kendi parası ve bağışlarla özel bir klinik açmaya kadar girişimlerini sürdüren Adams, film sürecinde sevgilisi Carin Fisher’in (Monica Potter) öldürülmesiyle ve lisanssız klinik açmakla darbeler yese de, tedavi hizmetlerinde yaptıklarıyla ünü ülke çapına yayılır ve bir anlamda amacına ulaşır.

Article 99 (1992) IMDb 6,1

Veteran Hastanesi’ndeki bir grup doktor, umutsuz bir durumla uğraşmak zorundaydı: çok fazla hasta ve yetersiz yatak kapasitesi. Doktorların sorunlarının asıl sebebi, hastane yönetiminin kemer sıkma politikasıdır. Doktorlar ise ellerinden gelen en iyi şekilde hizmet etmeye karar verirler, bu yönetimin kurallarına karşı gelme ve izinsiz işlemler gerçekleştirme anlamına gelse bile.

Aklım Karıştı (1999) Girl, Interrupted IMDb 7,3

Yaşamına kast etme,günlük ilişkiler yaşama ve kişilik bölünmesi tanısıyla ailesinden ayırılarak ‘Claymoore’ adlı psikiyatri kliniğine yatırılan yazar adayı genç Susanna Kaysen’in buradaki personel ve hastalarla yaşadığı hüzünlü, heyecan verici, iç burkucu ilişkinin hikayesini anlatan film yazar Susannna Kaysen’in aynı adı taşıyan romanıdan, başarılı filmleriyle bütün dünyaya kendini kanıtlayan James Mangold tarafından sinemaya uyarlanmış.

Yetenekli Eller: Ben Carson Hikayesi (2009) Gifted Hands: The Ben Carson Story IMDb 7,7

Dr. Ben Carson, işinde oldukça yetenekli bir cerrahtır. Kendisine gelen son vaka, onun bu yeteneğini kanıtlamasında bir kez daha etken olacaktır. Dr. Carson’un bu yeteneğini nasıl kazandığı, geçmişindeki zorlu mücadelede saklıdır.

Zeka (2001) Wit IMDb 8,0

1998’de Pulitzer ödülü kazanmış bir tiyatro oyunundan uyarlanan tv filmi, kendisine konulan kanser teşhisinin ardından, hayatı sorgulamaya başlayan bir kadının hikayesini anlatıyor. Edebiyat Profesörü olan Vivian Bearing; koyulan kanser teşhisinin ardından, hayatını gözden geçirirken, önceliklerini de yeniden değerlendiriyor.

Uyanışlar (1990) Awakenings IMDb 7,8

Oliver Sacks’ın kendi hayatını kaleme aldığı aynı isimli romandan sinemaya uyarlanan film, ömrünü bilime adayan asosyal bir doktorun, icat ettiği bir ilaç sayesinde değiştirdiği yaşamları anlatır. Nörolog Malcolm Sayer, yeni çalışmaya başladığı bir hastanede, daha önce görmediği tarzda bir hastalığa sahip bir grup hastayla karşılaşır. Bu insanlar uzun yıllardır hareket etmeden yatağa bağlı bir şekilde uyku modundadırlar. Doktor Malcolm bir konferans esnasında tanıtılan bir ilacın bu hastalığı da iyileştirebileceğini düşünür ve bu hastalar üzerinde uygulamaya başlar. Uyandırılıp hayata dönen ilk hasta Leonard Lowe olur.

Fil Adam (1980) The Elephant Man IMDb 8,1

Fil Adam, gerçek bir hayat öyküsünü anlatıyor. 1880’ler Londra’sındayız. Şehrin sokaklarından süzülen kasvet ve karamsarlık, arka sokaklarda olup bitenleri belli eder nitelikte. Doktor Treves, isli sokaklarda gezindiği esnada gezici bir sirke rastlıyor. Önündeki kalabalıktan anlaşıldığı üzere içeride normal olmayan bir gösteri var. Ve bu normal olmayan gösterinin kahramanı, doğuştan engelli olan John Merrick. Annesi Merrick’e hamileyken bir fil tarafından saldırıya uğradığı söylenir bu sirkte. Doktor Treves ise hızlı bir hamleyle tedavi altına almak ister bu fil görünümlü adamı ve istediği gibi de olur. Her haliyle ürkütücü olan fil adamın bu korkunç görünümünün altında, gönlünde yatanlar ise zamanla dökülmeye başlar.

Okumaya Devam Et

Popüler