Röportaj: Ömer Faruk Sorak ve İpek Sorak ile Aşk Tesadüfleri Sever 2 Üzerine

Manşet Türkiye

Başrollerini Nesrin Cavadzade, Yiğit Kirazcı, Elif Doğan ve Aytaç Şaşmaz’ın paylaştığı “Aşk Tesadüfleri Sever 2“, 2010 yapımı aynı adlı filmin devam halkası olarak sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor.

Romantik ve dram türündeki film, izleyiciyi 1960’lardan bugüne uzanan romantik bir yolculuğa çıkarıyor. Film, iki farklı dönemde geçen gerçek bir yaşam öyküsüne dayanırken, geçmiş ile bugünün ilişkilerini karşılaştırıyor.

Filmin 27 Ocak’ta gerçekleştirilen basın gösteriminin ardından yönetmen Ömer Faruk Sorak ve İpek Sorak ile Aşk Tesadüfleri Sever 2 ve sinema üzerine konuştuk.

“Aşk Tesadüfleri Sever 2” aslında devam filmi olarak beklenen ama farklı bir hikaye vadeden bir proje. Seyirciyi bu yönüyle yeni filmde neler bekliyor?

İpek Sorak: Aslında bu proje başından beri günümüz aşk hikayeleri ve geçmişte yaşanan aşk hikayelerinin bir karşılaştırmasıydı. Yeni nesil film ve dizilerde anlam veremediğimiz o ilişkilerin aksine geçmişe gittiğimizde bir şeylerin çok daha kıymetli olduğunu görüyoruz. Birbirini göremeyen, el ele tutuşamayan, mektuplaşan insanların hikayeleriyle dolu. İnsanlar bu nedenle eski hikayelere ilgi duyuyorlar. İlk filmde 1977’den 1990’lara kadar olan süreci ele aldık. Şimdi ise 1963’ten başlatıp günümüze geldik. Belki yeni filmde daha da geçmişe ve ya geleceğe gidebiliriz. Bizler için önemli olan iki tesadüf hikayesinin kesişmesini hazırlamak ki bu noktada film de derinleşsin… Ben tesadüfleri Allah’ın eli olarak nitelendiriyorum, aslında hepsi yazılmış, hepsinin başı sonu belli… Gerçek hayatta yaşadıklarımızı kameralar çekse neler var içerisinde…

“Aşk Tesadüfleri Sever’ başlığı altında anlatılacak birçok tesadüf hikayesi var.”

Ömer Sorak: Günümüzde o dönemi bilmeyen, yaşamayan genç arkadaşlara da galada mektup şeklinde davetiye gönderdik. O kadar büyük ilgi topladık ki, biz kimseden böyle bir mektup almadık diye duygularını dile getirdiler. Bu bile kendi başına geçmişle günümüz arasında kaybettiğimiz bir sürü şeyi genlerimiz yoluyla taşıdığımızın göstergesi. Bir davetiye bile çok şey anlattı bize, iyi ki bu filmi yaptık diye. “Aşk Tesadüfleri Sever” başlığı altında anlatılacak birçok tesadüf hikayesi var, o yüzden gönül rahatlığıyla gelip seyredebilirler.

İki yönetmen olarak çalışmanın avantajları ve dezavantajları neler oldu?

Ömer Sorak: Birbirinden farklı ama yan yana geldiğinde büyük bir şey oluşturan iki parçayız. Bağımsız bir şekilde bakıldığında birbirinden çok büyük farklılıklar arz eden iki parçanın birleşince çalışan bir sisteme dönüşmesi gibi bir şey.

İpek Sorak: Set haricinde de sürekli beraber iş yaptığımız için aramızda “Sen bunu yaptın ben bunu yaptım” gibi bir mesele olmuyor. Herkes sevdiği şey için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor.

“…en az sizin hitap etttiğiniz kitlenin de sizin kadar iyiyi, daha iyiyi algıladığını bilmekle mümkün. Biz biraz bugüne kadar seyircimizi aşağılayarak gidiyorduk, onlar anlamaz, onlar bilmez, onlar sevmez. Halbuki öyle değil…”

Aslında coğrafya olarak köklü hikayelere sahip bir geçmişimiz var. Ancak çok az sayıda sinemacı bu durumu değerlendirerek filmler üretebiliyor. Özellikle Netflix gibi platformlar bu tarz hikayelerin peşine düşmüş durumda. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

İpek Sorak: Amerika’nın (Hollywood) uzun süredir yaşadığı tek sıkıntı hikayesizlik. Bu nedenle yüzünü daha çok hikaye bulunan coğrafyalara döndü. Özellikle Asya ve Orta Doğu hikayeleri onlara ilham vermeye başladı. Bu nedenle sadece hikayelerle de yetinmeyip ülkenin sanatçılarını, oyuncularını da kendilerine çekmeye başladılar. Bu hikayelerin anlatılmasına bizim de ihtiyacımız var bu neden olabilir tabiki de…

Ömer Sorak: Zaten rekabet denilen şey de böyle bir şey. Uzun yıllardır yeni bir şey yapmaya ihtiyaç duymadan, eskiyi “Halk bunu istiyor” diyerek eskiyi evirip çevirip verdikleri bi dönem var sinemada. Ancak artık globalleşen dünyada her şeyin geliştiğini görüyoruz. Bu hıza yetişebilmek için de üretmeyi tercih etmek zorundasınız. O yüzden bizim işimiz sürekli yeniyi takip etmek üzerine gelişiyor. Yeniyi, iyiyi takip etmek ve en az sizin hitap etttiğiniz kitlenin de sizin kadar iyiyi, daha iyiyi algıladığını bilmekle mümkün. Biz biraz bugüne kadar seyircimizi aşağılayarak gidiyorduk, onlar anlamaz, onlar bilmez, onlar sevmez. Halbuki öyle değil insan iyiyi görüyor adını koyamıyor belki ama çok çabuk tanımlıyor, kabulleniyor… Yeterki siz iyi bir şey öğrenmeye azimli olun.

“Gora filmini çekebilmek için tasarladığımız araç gereçler şimdilerde çocukların elinde oyuncak.”

Gora filmi mesela, şimdilerde Netflix için çekilmiş olsaydı…

Ömer Sorak: Neler olurdu neler girerdi işin içine. Her dönemin kendi içinde yaşanan gerçekliğin yansıması aslında. Mesela bırakın her şeyi biz o gün uzayda bir bilim kurgu filmi yaratabilmek için kullandığımız araç gereçlere bakıyoruz şimdi onlar çocukların elinde oyuncak mesela….

“Ben bu filmin sinemaya gitmeyi lüks olmaktan çıkarmış ve ihtiyaç olarak gören seyirci kitlesinin seveceği ve sahipleneceği bir film olarak görüyorum.”

Karakomik Filmler 2, vizyona girdiği hafta sonu 139 bin kişi tarafından izlenerek Cem Yılmaz filmleri arasında en düşük açılışı gerçekleştirdi. Bu durumun sizin filminize de yansıyacağını düşünüyor musunuz?

İpek Sorak: Filmlerle ilgili bu bence. Tamamen seyircinin insiyatifine kalmış bir şey. 7. Koğuştaki Mucize mesela, 5 milyondan fazla izlendi. Sinema seyircisini azaldığını düşünmüyorum açıkçası.

Ömer Sorak: Cem Yılmaz’ın temeldeki amacı bir şeyleri deneyip bunun karşılığını almak üzerine kurulu. Onun amacı bu filmlerle çok büyük gişe beklentisinin ötesinde bir türü yapılabiliyor olması. Bizim söylediğimiz bir şaka vardı Gora’da gerçek oldu, “Sinemada yenilik, yeni bir soluk arıyordum” lafı.

“Ben bu filmin sinemaya gitmeyi lüks olmaktan çıkarmış ve ihtiyaç olarak gören seyirci kitlesinin seveceği ve sahipleneceği bir film olarak görüyorum konjonktürel tüm sebepleri bir kenara bırakarak.”

İpek Sorak:  Bu tarz bir kaygısı olsa böyle bir film yapmaz zaten. Gider o da bir sürü komedi filmi yapılıyor, ben daha iyisini yapabileceğini düşünüyorum Cem Yılmaz’ın… Bu tamamen tercih üzerine. Şimdi Recep İvedik 6 tane. Yani sonsuza kadar Recep İvedik mi izleyeceğiz kendisi sıkılmayacak mı bu filmleri yapmaktan. Bu düşünce benim içimden gelmiyor. Aşk Tesadüfleri Sever tekrar filmi ama bambaşka hikayeler vaat ediyor. En önemlisi birbirini aşan birbirini geçen hikayelerin insanlara sunulması.

Ömer Sorak: Bir de şöyle bir duygu var, “Seyirci koltuğuna oturup ben nasıl bir film seyrederdim ve ben bu seyrettiğim filimden haz eder miydim?” dediğin filmleri yapmak gibi bir derdimiz var. Bazen dizi oyuncusu arkadaşlara kızıyorum, “Ben bu işi para kazanmak için yapıyorum” cümlelerini duyduğumda. Bu insanın kendi işini aşağılamasından ibarettir. Seyirci de o ekrana yansıtılan şeyin esasını hissediyor ve karşılığını o şekilde veriyor.

İkinci Dünya Savaşı esnasında Beykoz Kundura Fabrikası’nın kurulduğu dönemin filmini çekmek istediğinizi dile getirmişsiniz. Yeniden bir dönem filmiyle beyaz perdeye dönme ihtimaliniz var mı?

Ömer Sorak: Onun aslında senaryosu yazıldı ama Aşk Tesadüfleri Sever’de olduğu gibi uzun süre üzerinde oturulup çalışılması gereken bir proje. Dönem işi çünkü. Bir de o da bundan 10 yıl önce yazıldı, o günden bu güne paslanmış örümcek ağı bağlamış yerleri temizleyip, iyiyi kötüden ayırıp yeniden revize edilmeyi gerektiren bir halde duruyor. Ben inanıyorum inşallah önümüzdeki dönemlerde ona da sıra gelecek.

“Bundan 10 yıl önce sektörün içinde olmak, üretim araçlarını bilmek ve kullanmak aslında bir başka profesyonel tecrübe gerektiriyordu.”

Son dönemlerde özellikle genç sinemacıların bağımsız filmlerle uluslararası festivallerde başarılarına şahit oluyoruz. Televizyon ve gişe filmleri ise daha işin ehline bırakılır hale geldi. Sizce yönetmen olmanın temel şartları var mıdır?

Ömer Sorak: Geçmişle bugün arasındaki en temel fark, zorluğun da kolaylığın da aynı yerden besleniyor olması. Bundan 10 yıl önce sektörün içinde olmak bir şey yapmak, üretim araçlarını bilmek ve kullanmak aslında bir başka profesyonel tecrübe gerektiriyordu. Yani kamerası farklıydı, kurgusu farklıydı, her şeyi farklıydı. Şimdi nerdeyse elinizdeki cep telefonu ile eğer iyi içerik üreticisiyseniz ürettiğiniz herhangi bir şeyi oturduğunuz yerden bir tuşa basarak dünyadaki bilmediğiniz, tanımadığınız birçok kişiye seyrettirebiliyorsunuz.

Bu pozitif yönde önemli bir fark ama bir o kadar da nicelik çoğalınca çöplük de oluşturdu. Bu çöplüğün içinden fark edilir olmak, sıyrılmak ve o sıyrıldığın şeyde de başka bir kulvarın oyuncusu olabilme serüvenine de geçmek biraz zorlaştı. Çünkü çok fazla insan olduğu için o insanların her biri değişik mecralarda “Ben de varım” diye kendini göstermeye çalıştığı için bir kirlilik oluştu ve o kirliliğin içinde ister istemez daha da kendini kirlenmiş hissettiğinin farkına varmadan debelenen genç bir nüfus oluştu. Artık eskisi kadar her şeyi böyle teknik açıdan bilmeyi gerektirmeyen bir içerik üreticisiyseniz çabuk üretebileceğiniz bir dönem başladı. Ucuzladı.

“A Seperation’ı çekmek isterdim.”

Keşke bunu ben çekseydim dediğiniz bir film oldu mu?

İpek Sorak: Avatar (gülüşmeler), çok büyük konuştum galiba…

Ömer Sorak: “Hayat Güzeldir” filmi mesela beni çok kıskandıran bir film. Keşke ben çekseydim dediğim bir film.

İpek Sorak: Bence dünyadaki bütün yönetmenlerin kıskandığı bir film olabilir. The Departure filmi vardı, Japonya’da küçük bir çiftlikte cenaze işleri yapan bir çiftin hikayesini anlatıyordu. Beni derinden etkilemişti o film. Onun haricinde Asgar Ferhadi’nin A Separation filmini de çekmek isterdim.

Röportaj: Beyza Bolat
beyza@sinefesto.com

Yorumlar

 
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up