Röportaj: Murat Onbul

Manşet Röportajlar
Röportaj: Murat Onbul

Diziler artık ‘absürt’ drama

Şu sıralar yeni filmi İlk Öpücük ile adını duyduğumuz Murat Onbul, hız kesmeden yeni uzun metrajlı filmi için kolları sıvadı. Hem televizyondaki farklı işleri hem de filmlerinden tanıdığımız Murat Onbul’u Şanlıurfa’da yeni filminin setinde yakaladık ve sorularımızı yönelttik.

Leyla İle Mecnun, Ulan İstanbul ve Kış Güneşi gibi üç güzel dizide yönetmenlik yaptınız. Şu andaki dizi sektörü hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizin “özel” dediğiniz bir dizi var mı şu sıralar  ekranlarda?

Şu sıralar “özel” dediğim dizi, Diriliş Ertuğrul. Evet, kaliteli yapımlar yapılıyor ama orijinallikleri gerçekten tartışılır. Leyla ile Mecnun ve Ulan İstanbul özelinde şunu söyleyebilirim ki, çok şükür, yani orijinal işlerde çalışma fırsatım oldu.

Televizyonculuk için farklı işler… Belirli kalıplar içerisinde olmasına rağmen neticede o kalıpların daha özgün denemeleri diyebiliriz, yani çok farklı bir şey yapmak mümkün değil televizyon için. Ama  özellikle, dönemin TRT’sinin büyük desteği olduğu için Leyla İle Mecnun gibi bir şeye kavuşabildik,  yani başka bir kanalda bunu bu kadar sürdürmek, reyting kaygısı olmadan bu kadar devam ettirmek  mümkün değildi. Kanal D için de Ulan İstanbul çok farklı bir denemeydi, farklı bir tecrübeydi; çünkü  aslında çok umutlu da değillerdi devam edeceğinden (gülüyor) ama işte işlerin kısmeti oluyor, şansları  oluyor. Ama iş orijinalliğe gelecek olursa şu anki baktığım televizyon sektöründe ben Diriliş’i orijinal  bir iş olarak görüyorum. Yapılmaya çalışılmış ama daha önce benzeri kalitesi bir iş yapılamamış olması  açısından çok orijinal bir iş ve güzel bir iş; iyi durumlar anlatıyor. Bence, televizyonculuk açısından çok  başarılı bir iş.

Son filminiz İlk Öpücük izleyiciye ne vadediyor? İnsanlar bu filmde neler bulacak?

İlk Öpücük, eğlence ve biraz iyi vakit geçirme vaadi taşıyan bir film. Neticede orijinal bir filmin ‘ remake yani tekrardan yapılmış hali Türk versiyonu. Ama versiyon olarak da, yani şöyle düşünün;  bilinen bir şarkının üzerine Türkçe sözler yazılmış gibi biraz bize adapte edilmiş enstrümanlar var  içerisinde. Ama şunu söyleyebilirim ki, orijinal filmi sevdiyseniz emin olun; bu türü de seviyorsanız  emin olun bu filmi de seversiniz. Çünkü bize daha uygun bir komediyle daha uygun bir sıcaklıkla  anlatıyor derdini. Ha, enteresandır ki ben romantik komedilerden genellikle kaçan bir adam olarak  romantik komedi çekmek kısmet oldu; fakat bu da aslında fantastik bir romantik komedi. Çünkü her  gün hafızası günlük olarak yenilenen bir kadın karakter var. Gerçekçi bir durum değil; o yüzden de  çapkın bir adamın bu kıza birden aşık olup sürekli her gün o kızı kendine aşık etme çabası gerçekten  fantastik (gülüyor). Olabilecek bir şey değil; ama izlemesi gerçekten keyifli, tavsiye ederim. Bence,  sinematiği fena bir film olmadı. Orijinal filmin referansında iyi bir şey çektik. Aslında zor bir işti; çünkü  yapımcı bana bu işi teklif ettiğinde ilk sorum şu oldu: Emin misiniz? Yani, “Herkes bu filmi biliyor ve  herkes bu filmi çok seviyor. Niye bir daha yapıyoruz?” diye düşündüm. Ama şimdi seyrederken  bakıyorum ki, temiz bir film; yani öyle can sıkıcı bir tarafı yok ve de iyi niyetli komedilerden, iyi niyetli  durum işlerinden bir tanesi. Seyretmekte sakınca görmüyorum. O anlamda, herkese de tavsiye  ederim, gidip hoşca vakit geçirmek isterlerse.

İlk Öpücük filmi bir yeniden çevirim. Türkiye’de birçok yeniden çevirim var ancak sizinki aslını inkar etmeyen bir yeniden çevirim. Genel olarak siz, Türkiye’deki yeniden çevirimler hakkında neler düşünüyorsunuz?

Şimdi efendim, “Türkiye’de yeniden çevirim var.” kısmına çok inanmıyorum. Telifi alınmış yeniden çevirim çok görmedim ben bu güne kadar. Ama şu anda vizyonda olan, vizyona girmiş, hatta girmekte olan isim vermeyeceğim. Bir sürü iş, bir şeylerin taklidi. Taklit ve yeniden çevirim çok farklı şeyler aslında, yani bizim İlk Öpücük’ün yapım şirketi Lucky Red, asıl şirket de Sony International Sony Pictures. Zaten orijinal film Sony Pictures’ın. Zaten haklarıyla Türkiye’de yapılması talep edilmiş bir iş bizimkisi. Bu, gerçek bir yeniden çevirim, yani emsali var mı tam bu anlamda daha önce yapıldı mı bilmiyorum. Hani “Biz oradan aldık, onun senaryosundan esinlendik.” başka bir şey yani.

Hasılat rakamlarına bakınca birkaçı hariç yerli komedi filmlerinde benzeşme ve tıkanma söz konusu. Bu açmazı, tekdüzeliği nasıl aşabiliriz?

Vallahi bana çok zor gibi geliyor şu anda bu, yani çok kısa vadede aşabileceğimiz bir şey değil. Karakter tipleme komedisi bizde evveliyattan beri çok sevilen bir şey. Ben çocuktum; Nejat Uygur Tiyatrosu’na giderdik. Tüluatın bir parçası, biliyorsunuz; yani Pişekarla Kavuklu’dan tutun da Karagözle Hacivat’a kadar… Yani, bizim komedi edebiyatımız biraz tipleme üzerine. Halk da tipleme görmeyi seviyor. İşte, İnek Şabanlarda olduğu gibi, Turist Ömerlerde olduğu gibi, hatta internet fenomenleri de eklendi ya yeni kuşağa…

Mesela, Recep İvedik gibi…

Evet, ama aslında çok da farklı değil, yani mesela, Recep İvedik de bir çeşit internet fenomeniydi. Tek farkı, önceden televizyon tecrübesi olması ama internette yükseldi. Karakter komedisinin dışına çıkmak için biraz daha, mesela komedi filmindeki yatırımı daha yüksek tutmak lazım ki film değeri artmış filmler yapabilelim. Belki aradaki bu fark, seyirciyi çekmek için cazip olabilir. Adamlar bir aksiyon filmi gibi daha nitelikli, daha içerikli, daha oyuncu kadrosu geniş olmalı. Sonuçta; zaman harcanmış, emek harcanmış üzerine düşünülmüş anlatımı yüksek komediler olmuş, diyebiliriz o zaman. Ha, bence komedinin derdi olmalı tabii asıl mesele o.

Bu anlamda, Türkiye’de dertli bir komedi filmi diyebileceğiniz bir örnek var mı?

Çok hatırlamıyorum ama eskilerden hikayesi aklımda kaldığı kadarıyla Gölge Oyunu. Mesela, zaman zaman Muhsin Bey… O tip komedi işleri güzeldi ya. Daha gerçek insanlar üzerinden kurulu, hayatla ilgili dertleri küçük küçük verebilen işler…

Murat Onbul neler izler? Sevdiği filmler, diziler nelerdir? Ve en sevdiği, beğendiği yönetmenler kimlerdir bir yönetmen olarak?

Vallahi Türkiye’den enteresan örnekler var. Yani, şöyle söyleyeyim; eski Türk sinemasının hakiki iyi filmleri var. O dönemleri seviyorum. Züğürt Ağa’yı seviyorum mesela. Hani, dediğim gibi Muhsin Bey’i seviyorum. Daha eskiden, Metin Erksan’ın filmleri… Güzel filmler yapmış; onları seviyorum. Toplumdan halktan kopmayıp onlara tepeden bakmayan işleri seviyorum. Dünya sinemasından da hani, size şeyleri söyleyemeyeceğim ama onu da buradan açıkça söyleyeyim. Festival niteliğinde filmler, şu yönetmenlerimiz vaktiyle şu ödülleri almış. Ödül kısmı beni çok bağlamıyor. Ödülün bir kıymeti, bir sonucu olabilir ama asıl ödül, bence, insanlara ulaşabilmek. Tabii ki bunun için sinema kalitesini yok sayıp da sadece gişeye gitmek için bir şeyler yapmaktan bahsetmiyorum. Ama o aradaki farkı anlayan insan, bilen insan, hisseden insan biliyor; o tip değerli işlerimiz var. Sonra, Eşkıya yine güzel bir iş. Komedi olarak Her Şey Çok Güzel Olacak’ı beğenirim. Gerçekten nitelikli yapımlardan bir tanesi olduğunu düşünüyorum. Dünya sinemasından da diyecek olursak klişe filmler var tabii bildiğimiz ettiğimiz. Mesela, Barton Fink meselesi… İncelenmesi gereken bir konusu var ya onun durumu var yani onu severim. Çok güzel bir örnek çünkü çok benzerine rastlayabileceğimiz bir film değil o dönem için özellikle. Sonra mesela,Roseanna’s Grave diye sıcak bir komedi var, belki bilirsiniz. Çok enteresan bir trajiği vardır. Bu saydığım filmler politik ya da anlatım daha büyük meseleleri değil, daha küçük insan meseleleri taşıyan filmler. Ben galiba birazcık onları seviyorum. Yani insanlar arasındaki küçük meseleleri çözmeye çalışan, oradaki daha birebir işlerdeki küçük dertlerle uğraşan filmleri seviyorum.

Murat Onbul yeni filmin çekimlerine başladı.

Peki, hocam; Leyla İle Mecnun, Ulan İstanbul, İlk Öpücük… Komedi dalında bir bir ilerleme var sizde. Hep komedi mi çekeceksiniz?  Şu sıralar ne yapıyorsunuz?

Yo, hayır. Hep komedi çekmeyeceğim tabii ki. Film türünün her türlüsünü denemek istiyorum. İşte, bir dram denememiz oldu. Daha önce de melodram bir iş çekmiştim, bir 13 bölüm kadar. Sonra da, Kış Güneşi ile dramı tekrar denedim ama bir sıkıntı var dram işinde. Ben, artık bizdeki –özellikle- televizyon dramlarına “absürt drama” diyorum. Yani, hiçbir şey bu kadar dramatik olamaz. Yani, hiç kimse 45-50 dakika boyunca, 140 dakikanın üçte birinde sürekli ağlayan bir karakter olamaz. Bu kadar insanın böğrü deşilemez; bu kadar büyük haller yaşayıp da ayakta kalamaz. Giderek böyle “O da mı olabilir? Bu da mı olabilir?” diye bayağı karakterlerin başına gelebilecek her şeyin denendiği absürt haller yaşıyoruz. Böyle bunu biraz espri yapsak çok şahane komedi çıkıyor yani içlerinden. Ondan sonra da çekerken insan bayağı yabancılaşmaya başlıyor. Mesela, ben inanamıyorum ki, yani, o kadar olabileceğine. Evet, çok kötü şeyler olur; bir dert vardır, bir savaş vardır, bir iç savaş vardır. Yaşadığımız dünyada çok kaotik durumlar var gerçekten. Böyle şeyler anlatırsınız ama “Kadının kocası aldatıyor; bilmem o gidiyor tesadüfen başkası falan oluyor, filan oluyor da oğlundan bir şey.” Tamam, bunlar da oluyor kardeşim de bir karakterin başına gelmiyor ki bunların hepsi, yani gerçek hayatta. Bu kadarı absürt, bu kadarı fazla. Bu kadarı artık seyirci kandırmak, yani oyalamak için yapılıyor; ben de bunu yaparken birazcık sıkılıyorum. Galiba, mesele o. Bence senaryo her şeyden önemli. Seyirci bunu bütün, aklı başında yönetmeninden asistanına kadar herkes söylüyordur. Uzun süre klip yönetmenliği yaptım. Allame-i cihan olsanız, ağzınızla kuş tutsanız, lafı orada öğrendiğiniz ilk ders. Şarkının sözleri güzel olmadığı zaman, şarkının melodisi güzel değilse isterseniz klibi uzayda çekin, yani yer çekimsiz ortam kullanın, Mars’a gidin falan. Beş günlük ömrü var. Beş gün sonra kimsenin umurunda olmuyor; çünkü bir şey anlatmıyor insanlara ama en kötüsünü çekersiniz; adamın birisini yolda yürütürsünüz şarkı o kara güzeldir ki alır gider. Bir de iyi senaryoyla iyi çekerseniz harika şeyler olur. İyi bir dram senaryosu olduğunda çekmek için gayret gösteriyorum. Şu sıralar mesela, böyle bir iş yapıyorum. Şu anda çekmek üzere olduğumuz filmin senaryosu… Önce beni etkileyen şey senaryosu oldu, yani derdini iyi ifade eden bir senaryoyla yola çıkmak bir yönetmen için çok büyük bir lüks. Burada ilk okuduğum, ilk elime geçen materyal, işin senaryosu olduğunda etkilendim; “Bunu çekmek istiyorum,” dedim; bu işe giriştim. Şimdi, bir dramla gerçek bir hikayenin beyaz perdeye aktarılmasıyla uğraşıyorum.

Murat Onbul’un İlk Öpücük filmi vizyonda. Fragman ve detayları için tıklayın.

Muhammet Erkam Bülbül

Muhammet Erkam Bülbül

Yazar at Sinefesto
İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji mezunu Muhammet Erkam Bülbül çeşitli dergi ve gazetelerde de gezi, fotoğraf ve sinema yazıları yazmaktadır.
Muhammet Erkam Bülbül

Latest posts by Muhammet Erkam Bülbül (see all)

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up