Röportaj: Mecid Mecidi

Manşet Röportajlar

Bu yıl 2 – 5 Mayıs tarihleri arasında ikincisi gerçekleştirilen SufiSin Sûfi Sinema Günleri kapsamında İranlı usta yönetmen Mecid Mecidi ile röportaj gerçekleştirdik.

Mecid Mecidi bu yıl festivale Onur Konuğu olarak katılım sağladı. Bizler de usta yönetmenle genç yaşını kutlayan festival başta olmak üzere, 2017 yılında ülkemizden sessiz sedasız geçen son filmi Beyond the Clouds ve gündem konularına dair konuştuk.

Henüz ikincisi düzenlenen Sufisin Sinema Günleri hakkında neler düşündüğünüzü öğrenmek istiyoruz öncelikle… İran ve Türkiye’nin ortak değerlerini taşıyan bu festival, ileriki dönemlerde iki ülke arasında kültürel bir köprü oluşturabilir mi?

Öncelikle festivalin bir parçası olmaktan mutluluk duyduğumu belirtmek isterim. Çağımızdaki atmosfere baktığımız zaman cinayetlerin, savaşların ve bir takım marjinal grupların etkisi altında olduğumuzu söylemek mümkün. Bu durum İslam alemini çok üzüyor. Sufisin Sinema Günleri’ni böyle bir dönemde yapılmış önemli işlerden biri olarak görüyorum. İnsanı fıtratına davet eden, maneviyatını güçlendiren, özellikle İslam coğrafyasında anlatılması gereken hikayeleri bir araya toplayan ve ön plana çıkartan bir festival. Hepimizin bu güzelliklere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Projede emeği geçen herkesi kutluyor ve başarılarının devamını diliyorum.

Tabii ki de İran ve Türkiye’nin birçok ortak değerini saymak mümkün. İki ülke de zengin bir tarihe, eski bir medeniyete sahip. Aynı coğrafyada böyle eski değerlere sahip olmamızın yanında komşuluğumuz da çok önemli. Mevlana evrensel bir dil oluşturmuş İslam temsilcilerinden birisi. İki ülke arasındaki bu değerin bir köprü oluşturabileceği düşüncesindeyim. Türkiye ile ortak projelerimizin de bunun üzerinden ilerlemesini temenni ederim.

İran Sineması’nda neredeyse bütün filmlerin Mesnevi’den ve diğer edebi eserlerden beslendiğini söylediniz. Mevlana’yı anlatan biyografik bir film çekmeyi düşünür müsünüz?

Benim için Mevlana’nın kim olduğunu anlatmaktan ziyade onun tefekkürünün bir parçasını beyaz perdeye yansıtmak daha önemli. Özelikle Cennetin Rengi filmimde Mevlana’nın tefekkürüne dair çok güzel noktalar bulunuyor. Dünyayı nasıl görmemiz gerektiğine dair önemli mevzular ele alınıyor. Mevlana’nın tefekkürünü eserlerimde yer almasını daha çok önemsiyor ve bunu gerçekleştirmek için gayret ediyorum. Benim için kişiliğinden çok eserlerinin beyaz perdeye yansıması daha önemli.

Böyle bir projenin içerisinde yer almam diyerek kenara da atmıyorum bu mevzuyu. İleride resmi olarak adımlar atılır, ben de üstüme düşen vazifeyi yaparım. Ancak tercihim her zaman eserlerinden yana olacaktır.

2017’de Hindistan’da geçen bir hikayeyi beyazperdeye aktaran Beyond the Clouds filmini çektiniz. Sizi bu filmi çekmeye iten sebep neydi? İlk kez yabancı dilde bir film çektiniz, bunun size geri dönüşümü nasıl oldu?

Her yönetmenin hayatta birkaç gayesi vardır. Bunlardan birisi de memleketinin dışında bir film çekme tecrübesini yaşamaktır. Aslında ben bunu seyr-u sülük olarak nitelendiriyorum. Mevlana’nın hayatına bakın mesela, Horasan’dan yola çıkarak birçok ülkeyi gezmeye gayret etmiş. Bence bu bizim fıtratımızın bir parçası. Mevlana bu kültürel seyahat vasıtasıyla eserlerini tamamlamış, ben de bu niyetle böyle bir yolculuğa çıkmak istedim. Batı haricinde kendi topraklarım üzerinde bu filmi çekmeyi uygun gördüm. Hindistan’ı seçmemin nedeni de birçok ortak değeri paylaşmamız. Hindistan’da birçok önemli şair Farsça eserler yazmışlardır, bu benim için çok önemli. Dilimizin ve alfabemizin birbirlerine benzemeleri de aradaki bağları kuvvetlendiren bir etken.

“Muhammed” filmi için “Ben bu filmi sadece İslam dünyasına yapmadım. Tüm dünyaya çekeceğim.” demiştiniz. Filmi izleyenler bazı bölümlerinde Hristiyan mistik öğelerinin bulunduğu görüşüne sahip. Filmin diğer dinlerin mensupları üzerindeki etkisi nasıl oldu?

Bu projeye  tam 7 sene emek verdim. Bu uzun süreç içerisinde sadece İslam hocalarıyla değil, aynı zamanda İbrahimi dinlere mensup hocalarla da oturup konuştuk, araştırmalarımızı yapıp sorularımızı sorduk. Biliyorsunuz ki İslam’ın bütün İbrahimi dinlere karşı saygısı vardır. Bu nedenle diğer kitapların içerisinden de araştırma yapılıp bazı bilgiler edinilmesi gerekiyordu. Çektiğim filmde diğer dine mensup olan insanlara karşı bir saygısızlık ve ya bir art niyet bulunmuyor.

Tabi ki bütün dinlerde şu dönemde marjinal grupların olduğunu söylemek mümkün. Bu sadece İslam’a ait değil, bildiğiniz üzere Yahudiler de din sahibi ama Siyonistler onların içerisinden çıkmış bir grup.

“Muhammed” filminin dünya genelindeki etkisi nasıl oldu?

Ben bu filmi bir karşılık görmek amacıyla ya da ödül kazanmak için yapmadım. Amacım müslümanların bir araya gelmesi ve aynı çatı altında toplanmasıydı. Özellikle peygamber efendimizin 13 yaşına kadar ki yaşamını ön plana çıkartmak istedim çünkü bu süreç güvenilir kaynaklar tarafından bizlere ulaştırıldı. Filmin bizi ayrılığa düşüreceğini tahmin etmiyordum.

Filmden sonra bu kadar kötü tepkiler alacağımı da tahmin etmiyordum. Maalesef bu tepkilerin çoğu İslam dünyasından geldi. Bu durum beni çok üzdü tabi ki de, Arabistan’da film haram sayıldı, sinemalarda oynatılmaması için birçok girişimde bulunuldu. Şimdi dönüp baktığım zaman peygamber efendimizi düşünüyorum. Kendi ümmeti içerisinde yalnız bırakılan bir peygamberin yanında bizler toz tanesi kadarız.

Türkiye’de de bir takım hocalarla görüşmelerimiz oldu. Film çıktıktan sonra buradan da haram konusunda ısrarcı olan kişiler oldu tabi. Ben bu kişilerin Arabistan’ın etkisiyle bu tarz bir tavır sergilediklerini düşünüyorum (dolar üzerinden). Özellikle hiç film izlemeden yorum yapanlar bu düşüncedeler.

Bu eseri haram ilan edenler hakkında ise birkaç sözüm var. Mahşer gününde muhakkak Resullullah efendimize şikayette bulunacağım. Bana yaşattıkları zulümlerin hepsini o mahkemeye taşıyacağım ve bu durum yüzünden efendimize hesap vermeleri gerekecek. (Mecid Mecidi’nin bu konuşma sırasında gözlerinin dolduğunu da belirtelim.)

Bir de şunun altını çizmek isterim, film süreci içerisinde Türkiye bana çok destek verdi. Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın isteği doğrultusunda film Türkiye’de vizyona girdi. Bundan dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.

Filmin devamının geleceğine dair de bazı bilgiler vermişsiniz. Bununla ilgili çalışmalarınız var mı?

Benim amacım peygamberimizin hayatını üç ayrı bölümle anlatmaktı: çocukluk dönemi, peygamberliğe kadarki yaşadığı dönem ve peygamberlikten vefat dönemine kadarki geçen süre. Ancak şu an çok yorgunum, böyle bir düşüncem yok.

Bu projede bizler Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’yi gerçek bir şehir formatıyla plato haline getirdik. Bunu yaparken de amacımız platonun uzun süreli olarak orada kalmasıydı, inşallah 100 senelik bir süreç içerisinde orada duracak. Bu platoyu ileriye yönelik bir şekilde oraya koydum. Genç sinemacı arkadaşlarımızın platoyu görmelerini ve değerlendirmelerini çok isterim.

Bir röportajınızda Türkiye’nin yönünün batıya döndüğünü dile getirmiştiniz, hala böyle mi düşünüyorsunuz? İslam aleminin yönünü batıya çevirmesinin sanatsal boyutu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sanat mı politikayı, politika mı sanatı yönlendirir?

Müslümanlar olarak bizlerin belli başlı düşünceleri vardır. Tabi ki bu düşünceler hem kültürümüzü hem de kimliğimizi oluşturuyor. Eğer bunu görmezden gelirsek kimliğimizi ortadan kaldırmış oluruz. Bildiğimiz gibi Mevlana’nın düşünceleri aslında onun kimliğini oluşturuyor. Bizlere aktardığı vahdet-i vücut düşüncesi aslında günlük hayatla bağlantılı olan din anlayışından gelmiyor. Bu tamamen yaratılışla ilgili bir parça. Şimdi bu düşünceleri bir kenara bırakarak günümüz dünyasında bunu çözümlersek, her şeyi kaybederiz.

Batı meselesine dönecek olursam, bahsettiğim bu meseleler üzerinden onların elde etmeye çalıştığı birçok şey var. Batının bizlerden almak istediği temel şeylerin başında kimlik geliyor. Eğer kimliğimizi elde ederse ekonomimiz, sanayimiz ve kültürümüz hakkında söz sahibi olacaktır. Bizleri işlevsiz bir tüketici haline getirecektir. Bu durumu şu an Türkiye’de yaşıyoruz. İslami tarafta mıyız yoksa karşıtı mıyız bilmiyoruz. Batı da aslında milletlerin kimliklerini kaybetmesi peşinde. İran mesela kendi ayakları üstünde durmaya çalışan ve bağımsızlığını korumaya dikkat eden bir ülke olarak, Batı ile sürekli bir çatışma yaşıyor.

Benim için din insan üzerinde kimlik görevi görmektedir. Bizim kim olduğumuzu, ne olduğumuzu belli eden en temel öğedir.

Dijital platformların hızla yaygınlaştığı bir dönemi yaşıyoruz. Yapımcılar filmlerini sinema salonlarından çekip bu platformlara koymaya ya da sadece bu platformlar için film çekmeye başladı. Bu konu hakkında fikirleriniz neler? Netflix gibi dijital platformlarda Mecid Mecidi filmi görebilir miyiz?

Her sanat karşısında bir izleyici, dinleyici olduğu sürece hayatta kalabilir. Eğer kendisine bir muhatap bulamazsa o sanat ölmüş diyebiliriz. Bundan dolayı aslında kendi fikirlerimi insanlara ulaştırma noktasında bu tarz platformların bir araç olarak kullanılması durumuna karşı değilim. Bir sanatçı için en temel meselelerden birisi fikirlerini insanlara ulaştırmaktır.

Eğer Mevlana bugün yaşıyor olsaydı, en çok görüntü dilini kullanırdı. Çünkü görüntü, günümüzde şiirden daha etkili bir araç olarak görülüyor. Eserin insanlara ulaşması mümkün olacaksa, o aracın kullanılması bence gerekli bir durum.

Tabi şunu da eklemem gerekebilir, bu bahsettiğimiz medya platformlarının kar peşinde oldukları çok açık. Önemli olanın onların çizdiği çerçeveye göre değil, kendi düşüncelerimizi en doğru şekilde yansıtabileceğimiz yöntemi seçmek.

Netflix’in son dönemlerde yaptığı bir algı operasyonunun olduğu çok açık. Uyanık olmak, hangi sahada oynadığımızı bilmek ve kendimizden emin olmamız gerekiyor.

Çeviri: Şahin Demir & Forouzandeh Arbabi

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up