Bizimle İletişime Geçin

Manşet

Röportaj: Mecid Mecidi

“Netlix’in bir araç olarak kullanılmasına karşı değilim.”

Yayınlandı

tarihinde

Bu yıl 2 – 5 Mayıs tarihleri arasında ikincisi gerçekleştirilen SufiSin Sûfi Sinema Günleri kapsamında İranlı usta yönetmen Mecid Mecidi ile röportaj gerçekleştirdik.

Mecid Mecidi bu yıl festivale Onur Konuğu olarak katılım sağladı. Bizler de usta yönetmenle genç yaşını kutlayan festival başta olmak üzere, 2017 yılında ülkemizden sessiz sedasız geçen son filmi Beyond the Clouds ve gündem konularına dair konuştuk.

Henüz ikincisi düzenlenen Sufisin Sinema Günleri hakkında neler düşündüğünüzü öğrenmek istiyoruz öncelikle… İran ve Türkiye’nin ortak değerlerini taşıyan bu festival, ileriki dönemlerde iki ülke arasında kültürel bir köprü oluşturabilir mi?

Öncelikle festivalin bir parçası olmaktan mutluluk duyduğumu belirtmek isterim. Çağımızdaki atmosfere baktığımız zaman cinayetlerin, savaşların ve bir takım marjinal grupların etkisi altında olduğumuzu söylemek mümkün. Bu durum İslam alemini çok üzüyor. Sufisin Sinema Günleri’ni böyle bir dönemde yapılmış önemli işlerden biri olarak görüyorum. İnsanı fıtratına davet eden, maneviyatını güçlendiren, özellikle İslam coğrafyasında anlatılması gereken hikayeleri bir araya toplayan ve ön plana çıkartan bir festival. Hepimizin bu güzelliklere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Projede emeği geçen herkesi kutluyor ve başarılarının devamını diliyorum.

Tabii ki de İran ve Türkiye’nin birçok ortak değerini saymak mümkün. İki ülke de zengin bir tarihe, eski bir medeniyete sahip. Aynı coğrafyada böyle eski değerlere sahip olmamızın yanında komşuluğumuz da çok önemli. Mevlana evrensel bir dil oluşturmuş İslam temsilcilerinden birisi. İki ülke arasındaki bu değerin bir köprü oluşturabileceği düşüncesindeyim. Türkiye ile ortak projelerimizin de bunun üzerinden ilerlemesini temenni ederim.

İran Sineması’nda neredeyse bütün filmlerin Mesnevi’den ve diğer edebi eserlerden beslendiğini söylediniz. Mevlana’yı anlatan biyografik bir film çekmeyi düşünür müsünüz?

Benim için Mevlana’nın kim olduğunu anlatmaktan ziyade onun tefekkürünün bir parçasını beyaz perdeye yansıtmak daha önemli. Özelikle Cennetin Rengi filmimde Mevlana’nın tefekkürüne dair çok güzel noktalar bulunuyor. Dünyayı nasıl görmemiz gerektiğine dair önemli mevzular ele alınıyor. Mevlana’nın tefekkürünü eserlerimde yer almasını daha çok önemsiyor ve bunu gerçekleştirmek için gayret ediyorum. Benim için kişiliğinden çok eserlerinin beyaz perdeye yansıması daha önemli.

Böyle bir projenin içerisinde yer almam diyerek kenara da atmıyorum bu mevzuyu. İleride resmi olarak adımlar atılır, ben de üstüme düşen vazifeyi yaparım. Ancak tercihim her zaman eserlerinden yana olacaktır.

2017’de Hindistan’da geçen bir hikayeyi beyazperdeye aktaran Beyond the Clouds filmini çektiniz. Sizi bu filmi çekmeye iten sebep neydi? İlk kez yabancı dilde bir film çektiniz, bunun size geri dönüşümü nasıl oldu?

Her yönetmenin hayatta birkaç gayesi vardır. Bunlardan birisi de memleketinin dışında bir film çekme tecrübesini yaşamaktır. Aslında ben bunu seyr-u sülük olarak nitelendiriyorum. Mevlana’nın hayatına bakın mesela, Horasan’dan yola çıkarak birçok ülkeyi gezmeye gayret etmiş. Bence bu bizim fıtratımızın bir parçası. Mevlana bu kültürel seyahat vasıtasıyla eserlerini tamamlamış, ben de bu niyetle böyle bir yolculuğa çıkmak istedim. Batı haricinde kendi topraklarım üzerinde bu filmi çekmeyi uygun gördüm. Hindistan’ı seçmemin nedeni de birçok ortak değeri paylaşmamız. Hindistan’da birçok önemli şair Farsça eserler yazmışlardır, bu benim için çok önemli. Dilimizin ve alfabemizin birbirlerine benzemeleri de aradaki bağları kuvvetlendiren bir etken.

“Muhammed” filmi için “Ben bu filmi sadece İslam dünyasına yapmadım. Tüm dünyaya çekeceğim.” demiştiniz. Filmi izleyenler bazı bölümlerinde Hristiyan mistik öğelerinin bulunduğu görüşüne sahip. Filmin diğer dinlerin mensupları üzerindeki etkisi nasıl oldu?

Bu projeye  tam 7 sene emek verdim. Bu uzun süreç içerisinde sadece İslam hocalarıyla değil, aynı zamanda İbrahimi dinlere mensup hocalarla da oturup konuştuk, araştırmalarımızı yapıp sorularımızı sorduk. Biliyorsunuz ki İslam’ın bütün İbrahimi dinlere karşı saygısı vardır. Bu nedenle diğer kitapların içerisinden de araştırma yapılıp bazı bilgiler edinilmesi gerekiyordu. Çektiğim filmde diğer dine mensup olan insanlara karşı bir saygısızlık ve ya bir art niyet bulunmuyor.

Tabi ki bütün dinlerde şu dönemde marjinal grupların olduğunu söylemek mümkün. Bu sadece İslam’a ait değil, bildiğiniz üzere Yahudiler de din sahibi ama Siyonistler onların içerisinden çıkmış bir grup.

“Muhammed” filminin dünya genelindeki etkisi nasıl oldu?

Ben bu filmi bir karşılık görmek amacıyla ya da ödül kazanmak için yapmadım. Amacım müslümanların bir araya gelmesi ve aynı çatı altında toplanmasıydı. Özellikle peygamber efendimizin 13 yaşına kadar ki yaşamını ön plana çıkartmak istedim çünkü bu süreç güvenilir kaynaklar tarafından bizlere ulaştırıldı. Filmin bizi ayrılığa düşüreceğini tahmin etmiyordum.

Filmden sonra bu kadar kötü tepkiler alacağımı da tahmin etmiyordum. Maalesef bu tepkilerin çoğu İslam dünyasından geldi. Bu durum beni çok üzdü tabi ki de, Arabistan’da film haram sayıldı, sinemalarda oynatılmaması için birçok girişimde bulunuldu. Şimdi dönüp baktığım zaman peygamber efendimizi düşünüyorum. Kendi ümmeti içerisinde yalnız bırakılan bir peygamberin yanında bizler toz tanesi kadarız.

Türkiye’de de bir takım hocalarla görüşmelerimiz oldu. Film çıktıktan sonra buradan da haram konusunda ısrarcı olan kişiler oldu tabi. Ben bu kişilerin Arabistan’ın etkisiyle bu tarz bir tavır sergilediklerini düşünüyorum (dolar üzerinden). Özellikle hiç film izlemeden yorum yapanlar bu düşüncedeler.

Bu eseri haram ilan edenler hakkında ise birkaç sözüm var. Mahşer gününde muhakkak Resullullah efendimize şikayette bulunacağım. Bana yaşattıkları zulümlerin hepsini o mahkemeye taşıyacağım ve bu durum yüzünden efendimize hesap vermeleri gerekecek. (Mecid Mecidi’nin bu konuşma sırasında gözlerinin dolduğunu da belirtelim.)

Bir de şunun altını çizmek isterim, film süreci içerisinde Türkiye bana çok destek verdi. Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın isteği doğrultusunda film Türkiye’de vizyona girdi. Bundan dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.

Filmin devamının geleceğine dair de bazı bilgiler vermişsiniz. Bununla ilgili çalışmalarınız var mı?

Benim amacım peygamberimizin hayatını üç ayrı bölümle anlatmaktı: çocukluk dönemi, peygamberliğe kadarki yaşadığı dönem ve peygamberlikten vefat dönemine kadarki geçen süre. Ancak şu an çok yorgunum, böyle bir düşüncem yok.

Bu projede bizler Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’yi gerçek bir şehir formatıyla plato haline getirdik. Bunu yaparken de amacımız platonun uzun süreli olarak orada kalmasıydı, inşallah 100 senelik bir süreç içerisinde orada duracak. Bu platoyu ileriye yönelik bir şekilde oraya koydum. Genç sinemacı arkadaşlarımızın platoyu görmelerini ve değerlendirmelerini çok isterim.

Bir röportajınızda Türkiye’nin yönünün batıya döndüğünü dile getirmiştiniz, hala böyle mi düşünüyorsunuz? İslam aleminin yönünü batıya çevirmesinin sanatsal boyutu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sanat mı politikayı, politika mı sanatı yönlendirir?

Müslümanlar olarak bizlerin belli başlı düşünceleri vardır. Tabi ki bu düşünceler hem kültürümüzü hem de kimliğimizi oluşturuyor. Eğer bunu görmezden gelirsek kimliğimizi ortadan kaldırmış oluruz. Bildiğimiz gibi Mevlana’nın düşünceleri aslında onun kimliğini oluşturuyor. Bizlere aktardığı vahdet-i vücut düşüncesi aslında günlük hayatla bağlantılı olan din anlayışından gelmiyor. Bu tamamen yaratılışla ilgili bir parça. Şimdi bu düşünceleri bir kenara bırakarak günümüz dünyasında bunu çözümlersek, her şeyi kaybederiz.

Batı meselesine dönecek olursam, bahsettiğim bu meseleler üzerinden onların elde etmeye çalıştığı birçok şey var. Batının bizlerden almak istediği temel şeylerin başında kimlik geliyor. Eğer kimliğimizi elde ederse ekonomimiz, sanayimiz ve kültürümüz hakkında söz sahibi olacaktır. Bizleri işlevsiz bir tüketici haline getirecektir. Bu durumu şu an Türkiye’de yaşıyoruz. İslami tarafta mıyız yoksa karşıtı mıyız bilmiyoruz. Batı da aslında milletlerin kimliklerini kaybetmesi peşinde. İran mesela kendi ayakları üstünde durmaya çalışan ve bağımsızlığını korumaya dikkat eden bir ülke olarak, Batı ile sürekli bir çatışma yaşıyor.

Benim için din insan üzerinde kimlik görevi görmektedir. Bizim kim olduğumuzu, ne olduğumuzu belli eden en temel öğedir.

Dijital platformların hızla yaygınlaştığı bir dönemi yaşıyoruz. Yapımcılar filmlerini sinema salonlarından çekip bu platformlara koymaya ya da sadece bu platformlar için film çekmeye başladı. Bu konu hakkında fikirleriniz neler? Netflix gibi dijital platformlarda Mecid Mecidi filmi görebilir miyiz?

Her sanat karşısında bir izleyici, dinleyici olduğu sürece hayatta kalabilir. Eğer kendisine bir muhatap bulamazsa o sanat ölmüş diyebiliriz. Bundan dolayı aslında kendi fikirlerimi insanlara ulaştırma noktasında bu tarz platformların bir araç olarak kullanılması durumuna karşı değilim. Bir sanatçı için en temel meselelerden birisi fikirlerini insanlara ulaştırmaktır.

Eğer Mevlana bugün yaşıyor olsaydı, en çok görüntü dilini kullanırdı. Çünkü görüntü, günümüzde şiirden daha etkili bir araç olarak görülüyor. Eserin insanlara ulaşması mümkün olacaksa, o aracın kullanılması bence gerekli bir durum.

Tabi şunu da eklemem gerekebilir, bu bahsettiğimiz medya platformlarının kar peşinde oldukları çok açık. Önemli olanın onların çizdiği çerçeveye göre değil, kendi düşüncelerimizi en doğru şekilde yansıtabileceğimiz yöntemi seçmek.

Netflix’in son dönemlerde yaptığı bir algı operasyonunun olduğu çok açık. Uyanık olmak, hangi sahada oynadığımızı bilmek ve kendimizden emin olmamız gerekiyor.

Röportaj: Beyza Bolat
beyza@sinefesto.com

Çeviri: Şahin Demir & Forouzandeh Arbabi

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

Şairlerin Hayatını Beyaz Perdeye Taşıyan Filmler

Şairleri anlatan şiir gibi filmler…

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali (2012)

Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu faili meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor.

Sylvia (2003) IMDb 6,3

Yıl 1956, İngiltere. İleride tanınan bir şair ve yazar olarak ün salacak olan Sylvia Plath, şair Ted Hughes ile tanışır. Cambridge’de şairin dizelerinden yansıyan zekasından etkilenip henüz tanışmadan önce aşık olmuştur ona. Ted de tanıştıkları zaman aşık olur. Evlenirler. Sylvia çok geçmeden kocasının dizelerine, kalemine, yakışıklılığı ile birleşen başarısına vurulan, etkisi altında kalan başka kadınların da varlığının farkına varır. Bir zaman sonra Sylvia, kocasının profesyonelliğinin gölgesinde var olma çatışmasına düşer. Yazma kariyerindeki ilerleyişi Ted’inki kadar doğal ve içgüdüsel gelişememektedir. Acı ve öfke duyguları arasında yazdığı yarı otobiyografik bir roman ve az sayıda şiirleri ile kariyerine imzasını atmıştır.

Kelebeğin Rüyası (2013) IMDb 7,8

Zonguldak’ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa’da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın Zonguldak’a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer’in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940’lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer’in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.

Parlak Yıldız (2009) IMDb 6,9

Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. 

Mavi Gözlü Dev (2007) IMDb 6,7

 Komünizm propagandası nedeni ile mahkum edilen Nazım, içeride kulaktan kulağa büyüyen haklı bir üne kavuşur. Dil yeteneği ve muhteşem şiirleri sayesinde yavaş yavaş bir efsane haline dönüşür. Çevresinde şiirinden, ressamlığından feyz alarak genişleyen bir devrimci ve sanatçı arkadaş grubu oluşurken Nazım Hikmet’in aklında olan tek şey çok sevdiği eşi Piraye’dir.

Lope (2010) IMDb 6,0

Trajedi ve komediyi harmanlayarak İspanyol sinemasında yeni bir devir başlatan, Lope de Vega’nın hayatını konu alan bir film.

Tutkunun Şairleri (1995) IMDb 6,6

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud’u evinde ağırlar. Rimbaud’un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud’un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir.

Postacı (1994) IMDb 7,7

Sıradan bir İtalyan postacı, ünlü bir şairin mektuplarını taşırken şiir sevmeyi öğrenir. Bu durumu Beatrice adındaki güzeli etkilemek için kullanacaktır. Mektupların sahibi Pablo Neruda’dır. Onun gönderilerinden sorumlu postacı Mario, kısa sürede kendisi ile bir bağ kurar. Ondan aldığı destekle Mario, kendi içindeki cevheri açığa çıkartmayı öğrenir. Ardından da aşka davet zamanı gelir. 

Sayat Nova (1969) IMDb 7,7

Ermeni ozan Sayat Nova’nın hayatını ele alan film, sanatçının ünlü şiirleri eşliğinde Nova’nın yaşamının önemli dönüm noktalarını işliyor. Sofiko Chiaureli’nin altı farklı rolde izleyici karşısına çıktığı filmde Nova’nın bilinmeyen, gölgede kalmış eserleri de ölümsüzleşiyor. 

Howl (2010) IMDb 6,7

1957 yılının San Francisco’sunda genç şair Allen Ginsberg, yıllar boyunca en fazla okunan ve tartışılan şiire imza atar: Howl .Filmde tıpkı bu performatif şiir gibi üç parçadan oluşur: Allen Ginsberg’in gençlik dönemlerinden kesitler, şairin kendi sesi ile bir araya gelir. Howl şiirini Chicago davası’nda okuyan Ginsberg’e tepkiler bir diğer bölümü oluşturur.

BONUS

Yedi Güzel Adam

Hikayesi 1950 ve 1970’li yılların Kahramanmaraş’ında geçen dizi; yakın edebiyat tarihimize damgasını vuran şairlerimiz Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ali Kutlay, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören’in hayatını konu alıyor.

HazırlayanMehmet Ali Karga

Okumaya Devam Et

Liste

Bruce Willis ve 10 Performansı

66. yaşına özel Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için derledik.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

1988 yapımı Zor Ölüm (Die Hard) filmindeki performansı ile Hollywood’un vazgeçilmez aktörleri arasına girmeyi başarmış olan Bruce Willis, 1985 yılında yer aldığı Mavi Ay dizisi ile Altın Küre ödüllerinde ‘Müzikal veya Komedi Dizilerinde En İyi Erkek Oyuncu‘ ödülünü alırken 1987 Emmy ödüllerinde ‘Bir Drama Dizisinde En İyi Erkek Başrol Oyuncusu‘ ödülünü kucakladı.

66. yaşını kutlayan Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için listeledik. İyi seyirler.

Altıncı His (1999) The Sixth Sense IMDb 8,1

Bruce Willis’in oyunculuğuyla dikkat çeken, 1999 yapımı psikolojik korku filmidir. Ölüleri görebildiğini ve onlarla konuşabildiğini iddia eden sorunlu, içine kapanık bir çocuk ve ona yardım etmeye çalışan eşit derecede sorunlu bir çocuk psikoloğunun hikâyesini anlatır.

Glass (2019) IMDb 6,7

James McAvoy ve Anya Taylor-Joy’un başrolünü üstlendiği Parçalanmış ile Bruce Willis ve Samuel L. Jackson’ın başrollerini üstlendiği Ölümsüz filmlerini birleştiren yapım, Parçalanmış üçlemesinin devam halkası. Filmde, aşırı güçlü ve zarar görmeme yeteneğine sahip olan David Dunn, Kevin Wendell Crumb’ın parçalanmış kişiliklerinden biri olan ve en tehlikelisi olarak öne çıkan The Beast’in peşine düşüyor. Bu kovalamaca sırasında, kemiklerinin narinliğini şeytani zekası ile dengeleyen Mr. Glass’ın gölgesi de yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor. Glass’ın bildiği kimi sırlar iki adam için de kritik düzeyde önem kazanıyor. Aynı psikiyatri kliniğinde tedavi gören üç adam, birbirlerinden bambaşka karakterlerde olmalarına rağmen, “süper kahraman olduklarına inanan insanlar” üzerine uzmanlaşmış olan bir psikiyatrın bakımında tedavi için psikiyatri merkezine yatırılıyor. Ancak Mr. Glass ve Crumb’ın bir araya gelişi, kaçınılmaz olarak bir firar ile sonuçlanıyor. Onları durdurabilecek tek kişi olan Dunn da arkalarından firar ederek ikilinin peşine düşüyor.

Ucuz Roman (1994) Pulp Fiction IMDb 8,9

Ucuz Roman’da Honey Bunny ve Pumpkin, hayatlarına biraz hareket katmak isteyen genç ve birbirine aşık bir çift küçük soyguncudur. Öteyandan, iki kaşarlanmış gangster, Vincent Vega ve Jules, günlük işlerinden biri olarak, patronlarına ödemeyi geciktiren bir kaç sahetekar genci vurmaya giderler. Vincent patronun güzel ve genç karısına bebek bakıcılığı yapmakla da görevlendirilirken ortağı suç yaşamına son vermeye karar verir. Cesur bir boksör ise para karşılığı hile yapmayı reddederek şehirden kaçar. Kader bu aykırı tipleri muhteşem bir şekilde bir araya getirecek, yollarını kesiştirecektir.

12 Maymun (1995) Twelve Monkeys IMDb 8,0

Dünyada insanlığın yok olmasına yetecek derecede tehlikeli olan bir virüs yaklaşık beş milyar kişinin ölümüne yol açmıştır. Geriye kalan az sayıdaki insan yer altlarına kurdukları barınaklarda yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu esnada virüsün yok olması için bir çözüm yolu bulan insanlar, zamanda geriye gidebilecekleri bir zaman makinesi yaparlar. İlk test sürüşü içinse eski bir mahkum olan James Cole gönüllü olur. James kendisini yedi yıl geride, bir akıl hastanesinde bulur. Akıl hastanesi gibi bir ortamda gelecekten geldiğini ve misyonunu anlattığında ise gerçek anlamda akıl hastası etiketi yemesine neden olur.
12 Maymun, zamanda yolculuk temalı filmlerin arasında en önemli olanlardan biri. 

Zor Ölüm (1988) Die Hard IMDb 8,2

Zor Ölüm’de Noel gecesi New York polis departmanı dedektifi John McClane günden güne uzaklaştığı karısı Holly’le arasını düzeltmek ve tekrar barışmak için Los Angeles’a gelir. Holly şirketinin yılbaşı partisi için Nakatomi Plaza’dadır ve McClane bu binaya doğru yola çıkar. McClane plazaya vardığında kıyafetlerini değiştirmek için bir odaya girer. Bu esnada bir grup Alman terörist binayı kuşatarakk içindeki insanları rehin alır. Ellerinden kurtulabilen tek kişii McClane’dir. Şimdi McClane’e düşen görev içerisinde eşinin de bulunduğu bu kalabalığı kurtarmak olacaktır.

Günah Şehri (2005) Sin City IMDb 8,0

Frank Miller’ın aynı isimli çizgi romanından uyarlanan film; kendini bir hilkat garibesi olarak düşünen buna karşın oldukça güçlü hatta yenilmez bir sokak savaşçısı olan gizli romantik Marv, özel dedektif Dwight, çabalarının yetersiz kalacağını bilse de, pislik yuvası haline dönmüş olan şehri temizlemeye çalışan idealist, gözü pek polis memuru Hartigan ve onların maceralarını anlatıyor.

Olaylar asıl ismi Basin olan fakat her türlü suçun vaka-i adliyeden sayılması nedeniyle “Günah Şehri” diye anılan hayali bir mekanda geçmektedir. Marv ve Dwight alışageldiğimiz “kahraman” tiplemelerine tam olarak uymasalar da alıştığımız gibi kötü adamlara karşı amansız bir savaş vermekteler. Hartigan ise bataklıkta açan bir çiçek misali dürüst ve namuslu birisidir. Bu üç kahraman, gücünü farklı kuvvetlerden almaktadır. Marv intikam, Dwight merhamet ve aşk, Hartigan ise dürüstlük.

Şanslı Slevin (2006) Lucky Number Slevin IMDb 7,7

Slevin’in hayatı hiç iyi gitmemektedir: Yaşadığı binanın mühürlenmesine karar verilmiştir; bir soyguncuya kimliğini kaptırmıştır; ve kız arkadaşını başka bir erkekle yakalamıştır. Los Angeles’tan ve sorunlarından bir süreliğine kurtulmak için arkadaşı Nick Fisher’ın New York’taki dairesinin anahtarını alır. Ama kötü talihi peşini bırakmayacak, işler daha da sarpa saracaktır.

Haham ve Patron New York’un yer altı suç dünyasının iki saygın ve korku uyandıran mafya babasıdır. Bir zamanlar ortak olan iki adam şimdi birbirlerinin en büyük düşmanıdırlar ve operasyonlarını aynı caddede karşılıklı malikanelerinden yürütmektedirler. Ellerinde tuttukları güce rağmen, paranoyanın esiridirler ve son 20 yılda kalelerinden bir kez olsun çıkmamıştırlar.

Ölümsüz (2000) Unbreakable IMDb 7,3

Tüm yolcuların hayatlarını kaybettiği büyük tren kazasından kurtulabilen tek kişi David Dunn olur. İşin daha da ilginç yanı Dunn’ın tek bir çizik bile almadan bu kazayı atlatmış olmasıdır. Bu mucizevi durum tüm insanların ilgisini çeker, en başta da bir çizgi roman müptelası ve koleksiyoncusu olan Elijah Price’ın… Price David Dunn’la tanışmak ister ve bu amacına ulaştığında ona bu kazayla ve bu gibi kazalardan nasıl kurtulduğuyla ilgili gizemli bir teoriden bahseder. Dunn’a başlarda gerçek dışı gelen bu teori zamanla kendini keşfetmeye giden yolun ilk adımı olacaktır.

5. Güç (1997) The Fifth Element IMDb 7,7

23. yüzyılda New York. Dünya yok olmanın eşiğindedir. Her 5000 yılda bir geri dönerek yaşamı yok etmeye çalışan şeytani güç, bir gezegen biçiminde hızla dünyaya yaklaşmaktadır. Tek kurtuluş beşinci güç olarak adlandırılan, kimsenin ne olduğunu bilmediği elementin dünyaya ulaşmasıdır. Bunu başaracak tek kişi eski bir asker olan taksi şoförü Korben Dallas’tır. Ancak onun ilgilenmesi gereken mükemmel güzellikte bir yaratık vardır.

Armageddon (1998) IMDb 6,7

 Birleşik Devletler Hükümeti, bizden dünyayı kurtarmamızı istiyor. İtirazı olan?”

Dünyayı yok edecek büyüklükte bir göktaşını yok etmek için bir grup sondajcı gök taşına doğru tehlikeli bir yolculuk yaparak onu yok etmeye çalışırlar.

Mavi Ay (Dizi 1985 – 1989) Moonlighting IMDb 7,6

Maddie Hayes ile eğlenceli dedektif David Addison’ın maceralarını anlatan Mavi Ay, 1985 ile 1989 yılları arasında ABC’de 65 bölüm olarak yayınlanmıştır. ABD yapımıcı Mavi Ay, sürekli çekişen ancak birbirlerine aşık iki karakterin dedektiflik hikayelerini konu almaktadır.

Okumaya Devam Et

Liste

Sağlık Çalışanlarının Hayatımızdaki Önemini Anlatan 10 Güzel Film

Tıp Bayramı kutlu olsun.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Biyografiden dramaya; sizi sürükleyecek, sonuna geldiğinizde sağlık çalışanlarına teşekkür etmek isteyeceğiniz filmler listesi sizlerle. Tıp Bayramı kutlu olsun. İyi seyirler.

Doktor (1991) The Doctor IMDb 7,0  

Jack McKee zengin ve başarılı bir doktordur. Düzgün seyrinde giden hayatı kanser teşhisi konmasıyla değişecektir. Yıllarca hekim-hasta ilişkisine hekim gözüyle bakan Jack, olaya bir de hasta gözüyle bakmak zorunda kalacak ve yaptığı hataların farkına varacaktır.

Doktor Ölüm (2010) You Don’t Know Jack IMDb 7,6

Gerçek olaylara dayanan bir hikayeden uyarlanan ve televizyon kanalı HBO tarafından çekilen film, iyileşme umudu kalmayan hastaların ölmesine yardım ederek kamuoyunun gündemine oturan, ‘ölüm meleği’ lakaplı meşhur Doktor Jack Kevorkian’ın hayatını anlatıyor.

Tanrıyı Oynayanlar (2004) Something the Lord Made IMDb 8,2

Büyük Buhran sırasında başlayan, cerrah Alfred Blalock ile siyahi asistanı Vivien Thomas’ın 34 yıllık ortaklıklarının hikayesi. İlk başta hademe olarak işe alınan Thomas, el becerisi ve kardiyolojiye duyduğu ilgi sayesinde Cerrah Blaloc’un araştırmalarının önemli bir parçası haline geliyor. Ancak dönemin ırkçı yaklaşımı Thomas’ı oldukça zorluyor. Kapalı kapılar ardında sorunsuz yürüyen bu ortaklık ilişkisi, beyazların hüküm sürdüğü kapıların ardında tam bir mücadeleye dönüşüyor.

Patch Adams (1998) IMDb 6,8

İntihar eğilimli biri olarak girdiği akıl hastanesinde gördüklerinden sonra Hunter ‘Patch’ Adams (Robin Williams), çıktıktan sonra tıp fakültesine öğrenci olarak girer. Okulda başarılı bir öğrenci olmasına karşın, ideallerinden dolayı hocalarından tepki görür. Amacı ‘hayata renk katarak’ mizah yoluyla tedaviye katkıda bulunmaktır. Daha sonra yoksul hastalar için kendi parası ve bağışlarla özel bir klinik açmaya kadar girişimlerini sürdüren Adams, film sürecinde sevgilisi Carin Fisher’in (Monica Potter) öldürülmesiyle ve lisanssız klinik açmakla darbeler yese de, tedavi hizmetlerinde yaptıklarıyla ünü ülke çapına yayılır ve bir anlamda amacına ulaşır.

Article 99 (1992) IMDb 6,1

Veteran Hastanesi’ndeki bir grup doktor, umutsuz bir durumla uğraşmak zorundaydı: çok fazla hasta ve yetersiz yatak kapasitesi. Doktorların sorunlarının asıl sebebi, hastane yönetiminin kemer sıkma politikasıdır. Doktorlar ise ellerinden gelen en iyi şekilde hizmet etmeye karar verirler, bu yönetimin kurallarına karşı gelme ve izinsiz işlemler gerçekleştirme anlamına gelse bile.

Aklım Karıştı (1999) Girl, Interrupted IMDb 7,3

Yaşamına kast etme,günlük ilişkiler yaşama ve kişilik bölünmesi tanısıyla ailesinden ayırılarak ‘Claymoore’ adlı psikiyatri kliniğine yatırılan yazar adayı genç Susanna Kaysen’in buradaki personel ve hastalarla yaşadığı hüzünlü, heyecan verici, iç burkucu ilişkinin hikayesini anlatan film yazar Susannna Kaysen’in aynı adı taşıyan romanıdan, başarılı filmleriyle bütün dünyaya kendini kanıtlayan James Mangold tarafından sinemaya uyarlanmış.

Yetenekli Eller: Ben Carson Hikayesi (2009) Gifted Hands: The Ben Carson Story IMDb 7,7

Dr. Ben Carson, işinde oldukça yetenekli bir cerrahtır. Kendisine gelen son vaka, onun bu yeteneğini kanıtlamasında bir kez daha etken olacaktır. Dr. Carson’un bu yeteneğini nasıl kazandığı, geçmişindeki zorlu mücadelede saklıdır.

Zeka (2001) Wit IMDb 8,0

1998’de Pulitzer ödülü kazanmış bir tiyatro oyunundan uyarlanan tv filmi, kendisine konulan kanser teşhisinin ardından, hayatı sorgulamaya başlayan bir kadının hikayesini anlatıyor. Edebiyat Profesörü olan Vivian Bearing; koyulan kanser teşhisinin ardından, hayatını gözden geçirirken, önceliklerini de yeniden değerlendiriyor.

Uyanışlar (1990) Awakenings IMDb 7,8

Oliver Sacks’ın kendi hayatını kaleme aldığı aynı isimli romandan sinemaya uyarlanan film, ömrünü bilime adayan asosyal bir doktorun, icat ettiği bir ilaç sayesinde değiştirdiği yaşamları anlatır. Nörolog Malcolm Sayer, yeni çalışmaya başladığı bir hastanede, daha önce görmediği tarzda bir hastalığa sahip bir grup hastayla karşılaşır. Bu insanlar uzun yıllardır hareket etmeden yatağa bağlı bir şekilde uyku modundadırlar. Doktor Malcolm bir konferans esnasında tanıtılan bir ilacın bu hastalığı da iyileştirebileceğini düşünür ve bu hastalar üzerinde uygulamaya başlar. Uyandırılıp hayata dönen ilk hasta Leonard Lowe olur.

Fil Adam (1980) The Elephant Man IMDb 8,1

Fil Adam, gerçek bir hayat öyküsünü anlatıyor. 1880’ler Londra’sındayız. Şehrin sokaklarından süzülen kasvet ve karamsarlık, arka sokaklarda olup bitenleri belli eder nitelikte. Doktor Treves, isli sokaklarda gezindiği esnada gezici bir sirke rastlıyor. Önündeki kalabalıktan anlaşıldığı üzere içeride normal olmayan bir gösteri var. Ve bu normal olmayan gösterinin kahramanı, doğuştan engelli olan John Merrick. Annesi Merrick’e hamileyken bir fil tarafından saldırıya uğradığı söylenir bu sirkte. Doktor Treves ise hızlı bir hamleyle tedavi altına almak ister bu fil görünümlü adamı ve istediği gibi de olur. Her haliyle ürkütücü olan fil adamın bu korkunç görünümünün altında, gönlünde yatanlar ise zamanla dökülmeye başlar.

Okumaya Devam Et

Popüler