Prensimize Kavuştuk

Dünya Serbest Kürsü

yazar_serkanbastimar_

Bu zamana kadar milyonlarca okura ulaşan Saint- Exupery‘nin ‘klasiği’ Le Petit Prince (Küçük Prens)  artık bir filme sahip.

Kendisini Kung Fu Panda serisinden tanıdığımız Mark Osborne, milyonlarca kişinin beklediği filmi hayata geçiren isim oldu.

Küçük Prens geleneksel Hollywood animasyonlarının izinden giden bir yapıt olsa da hikayenin güzelliği Hollywood’un klişelerini biraz zorluyor.

Film bire bir Küçük Prens‘imizin öyküsü değil. İçinden farklı bir dostluk hikayesi de geçiyor. ‘Anormal’ bir ihtiyar ve geleceği annesi tarafından çoktan belirlenmiş bir çocuğun yolları Küçük Prens öyküsü ile kesişir.

Hikayemizin baş kahramanları ‘eskimiş’ bir pilot ve mücadele dolu bu hayatın ‘yenisi’ bir kız çocuğu. İşte bu buluşmadan Küçük Prens‘imizin hikayesinin ilk satırlarına konuk oluyoruz.

Küçük Prens malum; yetişkinliğe, unutulan çocukluğa bir ağıt, belki de bir andıç. Animasyonumuz kitabın ‘misyonunu’ bir yandan veriyor, diğer yandan da kendi macerasını anlatma telaşına giriyor.

İki ‘dünyalı’ bu filmde parlayan taraf elbette Küçük Prens‘imizin olduğu kısım. Gerek farklı çizgiler, gerekse öykünün sadeliği ve içtenliği izledikçe insana hayranlıkla karışık bir hüzün aşılıyor.

Filmde Antonne de Saint-Exupery‘e epey bir saygı duruşu var. Hikayemizin günümüzde geçen kısmındaki ihtiyarın pilot olması, onunla benzer anılara sahip olmasının dışında, küçük kızın annesinin isteklerini kıramayıp kolej için hazırlanması da Exupery‘nin çocukluğunda yaşadıkları ile örtüşüyor. Zira pilot olmak isteyen Exupery annesine kıyamayıp denizci olmuş.
Filmin İngilizce dışında Fransızca (Exupery Fransızdı) seslendirmesi de bu saygı duruşuna başka bir örnek.

Hayatı savaşın gölgesinde geçen ve uçak kazasında ölen Exupery, o kara günlerde yazdığı Küçük Prens ile yaşadığı gerçekliği başka ve güzel bir şeye çevirmiş.

Film yapım aşamasında iken epey bir kaygılanmıştım. Prensin bir Hollywood ‘şeyine’ (ticaret sevimlisine) dönüştürülmesi olasılığı beni ürkütmüştü. Çok şükür ki korktuğum olmadı.
Prens de o güzelim dünyası da neredeyse el değmeden perdeye aksettirilmiş.

Filmin tek hayal kırıklığı Prensin bir yerde ergenleştirilerek ‘düzen adamına’ dönüştürülmesiydi. Yani bu duruma nasıl geldi, Prens gezegenine gitmemiş miydi? Nasıl oldu da bir patronun kölesi oldu, gibi birçok soru havada kalıyor.
Üstelik Prensin büyütülmesi başlı başına öyküye ihanet sayılır. Filmin kitaptaki karakterleri gerçeğe taşıma gayreti-maksadı can sıkıcı ama bu kısımların uzun olmayışı tek tesellim…

Kısacası görseli güzel, hikayesi insancıl, didaktik olmayan bu sevimli yapım vizyondaki en iyi filmlerden. Üstelik çocuk filmi diye yaftalanmayacak kadar da başarılı.

 

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up