Bizimle İletişime Geçin

Uncategorized @tr

Portakalım, Portakalsın, Portakalız…

Yayınlandı

tarihinde

muhammeduyar copy

Bu film festivali diğer festivallere benzemiyor. Her yıl farklı şekillerde yaz aylarının en çok konuşulan sinema konuları arasına giren Altın Potakal Film Festivali’nden bahsediyorum. Bu yıl 49.cusu düzenlenecek olan bir festival. Türkiye’nin en uzun soluklu film festivali yani… Altın Koza bu yıl 19. kez düzenlenecek, İstanbul Film Festivalinin ise 31.cisi düzenlenildi. Kısacası Altın Portakal’ın yeri başka.

Milletimiz sinemamız konusunda büyük atılımların yapılmasını bekliyor. Belki bu işlere çok daha fazla maddi kaynak ayrılmasını isteyenler var. Sinema ile yakından ilgili olan bir kısım ise “Ülkemize ait bir sinema dili neden yok?” sorusunun cevabını arama derdinde. Böyle bir ortamda kendi iç dünyamdan film festivallerine baktığımda “olması gereken sinemanın” bu festivallerde gösterilen filmler olduğunu düşünmüşümdür hep. (Şimdiye kadar oldu ya da olmadı demiyorum, hayalimdeki festival beklentisi böyle.) Yıl içinde vizyona onlarca belki yüzlerce film giriyor olabilir. Ve fakat festivallerde gösterilen filmler büyük bir sanatsal arayışın ürünüdür, tek derdi sinema olan insanların eserleridir ve bu filmler festivaller vesilesiyle o bölgedeki insanların beğenisine sunulur, hatta o insanların sinema konusunda bir nevi eğitilmesini sağlar. Festivallerde gösterilen filmlerin içinden sanat değeri en yüksek olan, mükemmele en yakın olan ya da değerlendirildiği kıstaslara göre en iyi olanlar birinci olarak seçilir. Ve halk bu değerlendirmelere göre iyi film- kötü film ayırımını oluşturmaya çalışır.

Festivallerden yüksek bir kalite bekliyorsak değerlendirme kıstaslarımızın ve değerlendirmeyi yapan sanatçılarımızın çok iyi seçilmesi gerekir. Bu noktada da halkın beklentilerini ve teveccühlerini göz ardı etmemek gerekir. Eğer siz toplumla ortak bir paydada buluşamazsanız, toplumun taleplerini geri plana atarsanız yaptığınız ve yapacağınız işlerin değeri de o ölçüde azalacaktır. Ekonomideki arz-talep meselesi gibi… Burada önemli olan bir diğer nokta da halkı cahil yerine koymadan bu işleri yapabilmek. Şimdiye kadar özellikle sinema konusunda belli bir kesim “halka inmek, halkla ortak bir noktada buluşmak” kavramlarını hep kaliteyi düşürmek olarak algıladı. Bu tamamen arızalı bir bakış açısıdır.

Gelelim asıl konumuza; 49. Altın Portakal Film Festivali’nin ulusal yarışmaya jüri başkanı olarak seçtiği isim ülkemizdeki 3-5 yaşındaki çocukların bile adını bildiği bir isim. Halkımızın büyük bir kesimi Hülya Avşar’ı sever ve sayar. Bir çoğumuz Hülya Avşar’ın filmlerini izleyerek büyümüşüzdür. Fakat bütün bunlar Hülya Avşar’ın Altın Portakal’ın jüri koltuğuna oturmasını mazur gösterecek şeyler olmayabilir. Avşar kızının oyunculuk konusundaki yeri tartışılmaz.(!) Ama ülke sinemasını daha iyi yerlere taşıyalım dediğimiz bir ortamda ‘magazin kimliği’ ‘sinemacı kimliği’nin önüne geçen bir ismi ülkenin en köklü film festivalinin jüri koltuğunda görmek beni üzüyor. Bu festival Acun’un yarışma programı değil ki! Ya da televizyonda düzenlenilen bir magazin programı da değil. Televizyondaki bir kısa film yarışmasında bile Hülya Avşar’ı gördüğümde şaşırmıştım. Bu tamamen olayı popülerleştirmenin adıdır.

Peki şöyle düşünelim, Avşar kızı değil de Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray, Ayşen Gruda gibi isimler jüri başkanı olarak açıklansaydı bu tepkiler yine verilir miydi? (Erkek ismi yazmadım bilerek.) Hiç kimsenin itiraz etmeyeceğine eminim. Edenler olsa bile şimdikinin çok çok altında kalırdı. Demek ki mesele gerçekten ‘sinemacı kimliği’ meselesi.

Tamam olan oldu… Bu yazdıklarımız festivali karalamak için değil, değer verdiğimiz için. Önümüzdeki yıl festival yönetimi jüri seçiminde biraz daha ince eleyip sık dokumalı. Sinemaseverlerin dikkatini çeken ve bir kesimi de tedirgin edip festivalin karşısında yer almasına neden olan bir diğer nokta ise festival jürisinde yer alan isimlerin siyasi görüş olarak iktidarın karşısında yer alan isimler olması konusunda. Bu hiç hoş bir konu olmadığı için girmek istemiyorum. Ne olursa olsun bu ülkeyi bir bütün olarak görebilecek, siyasi kimliği, magazin kimliği vb. yönleri sanatçı kimliğini geçmeyen ve lekelemeyen insanların festivallerde boy göstermesi gerekir. Hatta olmazsa olmazıdır.

Yazımın başlığına gelince, ister sağcı olsun ister solcu olsun, sinemacıların festivallere destek vermesi gerekiyor. Festivaller ülkelerin dışa açılan pencereleridir. Dışarıdaki sanatçılar veya sanatseverler festivalleri bizim ülkemizin iç dinamiklerine göre değerlendirmiyorlar. Dolaysıyla gördükleri bir bütün… Onlara göre, -Altın Portakal özelinde söyleyecek olursak-: “Portakalım, Portakalsın, Portakalız…”

twitter.com/muhammeduyar

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Tören 25 Nisan’da!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Adayları geçtiğimiz gün belli olan 93. Oscar Ödülleri’nin merakla beklenen ödül töreni tren garında düzenlenecek.

Geçtiğimiz haftalarda seyirci katılımıyla düzenleneceği açıklanan 93. Oscar Ödül Töreni‘nin bir kısmı tren garında gerçekleşecek. 25 Nisan tarihinde düzenlenmesi planlanan töreninin, COVID-19 önlemleri kapsamında bu karara varıldığı da yapılan açıklamalar arasında.

Törenin geleneksel olarak yapıldığı Dolby Tiyatrosu‘nun yanında Los Angeles şehir merkezindeki geniş tren garında (Union İstasyonu) düzenleneceği, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi Başkanı David Rubin tarafından e-posta ile açıkladı.

Salgın hastalıktan korunmak için geniş boşlukları ve mekanları mercek altına alan akademi, seyirci katılımı ile gerçekleşecek olan törenin detayları hakkında henüz açıklamada bulunmadı.

Okumaya Devam Et

Film

Emma Corrin’in Yeni Projesi Belli Oldu

Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Emma Corrin'in Yeni Projesi Belli Oldu

The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parlayan Emma Corrin’in gelecek projesi belli oldu.

Son zamanların dikkat çeken oyuncularından Emma Corrin‘in yeni projesi belli oldu. Konuşulan isim, D. H. Lawrence tarafından 1928 yılında yayınlanan Lady Chatterley’s Lover kitabının film uyarlamasında başrolü üstlenecek. Pennyworth dizisi ile güzel bir çıkış yakalayan Emma Corrin, Netflix’in çok sevilen ödüllü dizisi The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parladı.

Daha önce bir kere sinemaya, bir kez de diziye uyarlanan kitabın yeni film uyarlamasını, Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek. Filmin senaryosunu ise Life of Pi’nin senaristi David Magee kaleme alacak.

Detaylı bilgilerin henüz açıklanmadığı film, doğuştan varlıklı bir aileden gelen talihli Lady Chatterley adındaki genç bir kadının yaşadıklarına odaklanacak. Şimdiden meraklandıran film, evlendiği adama evlendikten sonra aşık olan Lady Chatterley’nin avcı bir adamla yaşadığı aşkı ekranlara taşıyacak.

Okumaya Devam Et

Liste

Amazon Prime’da Kaçırılmaması Gereken 10 Dizi

En iyiler!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Dünya genelinde 150 milyon abonesi olan, köklü stream platformu Amazon Prime’da kesin izlemeniz gereken 10 diziyi listeledik. İyi seyirler!

Community (2009–2015) IMDb 8,5

Diplomasının sahte olduğu ortaya çıkan Jeff Winger üniversiteye geri gönderilir ve burada en az kendisininki kadar şüpheli geçmişe sahip öğrenci ve öğretmenlerle tanışır. Lisans diploması iptal edilen avukat Jeff Winger, üniversiteye geri döner ve burada birkaç tuhaf tiple bir çalışma grubu kurar

Upload (2020– ) IMDb 8,0

Upload konusu, yakın geleceği ele alıyor. Dizide sanal gerçeklik hizmeti veren şirketin müşteri hizmetlerinde çalışan Nora ve arkadaşı Nathan’ın yaşadıklarını anlatılıyor.

Yakışıklı ve parti sever Nathan, kendi sürdüğü arabanın kaza yapması sonucu ağır yaralanır. Nathan’ın kız arkadaşı Nathan’ı ölümden sonra yaşamı deneyimlemek için Nora’nın çalıştığı sanal gerçeklik şirketindeki sanal gerçeklik dünyasının içine gönderir.

Counterpart (2017–2019) IMDb 8,1

Counterpant, çalıştığı şirkette paralel evrene açılan bir kapı olduğunu keşfeden bir adamın hikayesini konu ediyor. Howard Silk, Birleşmiş Milletler’e bağlı Berlin merkezli bir casusluk ajansında çalışmaktadır. Neredeyse 30 yıldır aynı şirkette çalışan Howard, tam olarak ne iş yaptığını bilmemektedir.

Fleabag (2016–2019) IMDb 8,7

Fleabag dizisinin temelini genç bir kadının insanlar ile olan ilişkilerini anlatması oluşturuyor. Takma isim olarak Fleabag adını kullanan genç bir kadının 30’lu yaşlarını sürdürürken hayatında gerçekleşen olayları aktaran bu dizi Londra’da geçmektedir.

Carnival Row (2019– ) IMDb  7,9

Carnival Row, Pact ve Burgue isimlerindeki iki ülkenin Peri Diyarı’nın hakimi olabilmek için verdiği savaş ile başlıyor. Savaşın kazananı Pact olduktan sonra da periler için zulümle dolu bir yönetime geçiliyor. Mitolojik canlıların insanlardan korktukları için temel özgürlükleri kısıtlanıyor

The Mentalist (2008–2015) IMDb 8,1

Kaliforniya Araştırma Büro’sunda (CBI), Lisbon’ın (Robin Tunney) önderliğinde ve gizemli cinayetleri çözmeye çalışan bir ekibe dahil olur ve kabiliyetini CBI’a verilen davaların sonuca ulaştırılması için kullanır. Fakat artık hayattaki tek amacı, karısı ve kızını öldüren Red John’dan intikamını alabilmektir.

 The Marvelous Mrs. Maisel (2017– ) IMDb 8,7

The Marvelous MrsMaisel 1960’lı yıllarda, New York City’de geçiyor. Şehrin lüks semtlerinden birinde eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşayan Miriam “Midge” Maisel hayatta istediği her şeye sahiptir. Ancak bir gün tesadüf eseri, hiç bilmediği bir yeteneğe sahip olduğunu keşfeder ve bu gelişme hayatını derinden sarsar.

The Americans (2013–2018) IMDb 8,4

The Americans; Soğuk Savaş döneminde 1980’li yılların başlarında, Ronald Reagan’ın ABD başkanlık koltuğuna geçmesinin hemen ardından; Washington, DC’de bir banliyöde çevreye iki Amerikalı görünümü veren ancak gerçekte iki KGB ajanı olan evli bir çiftin hikâyesini anlatıyor

Hannibal (2013–2015) IMDb 8,5

Dr. Hannibal Lecter’ın çaylak FBI ajanı Clarice Starling’in büyük hatası sonucu hücresinden kaçışının üzerinden yedi yıl geçmiştir. Dr. Lecter, bu kaçışının ardından Floransa’ya gidip yerleşmiş hayatın tadını çıkarmaktadır; fakat Clarice Starling hala Dr. Lecter ile yedi yıl önce en yüksek güvenlik önlemlerinin olduğu tehlikeli deliler koğuşunda yaptığı görüşmeyi unutmamıştır.

Dr. Lecter’ı unutmayan biri daha vardır: Mason Verger. Dr. Lecter’ın eski bir kurbanı olan Mason Verger onun elinden güçlükle kurtulmuştur. Verger domuz besiciliğiyle kendine bir imparatorluk yaratmıştır ve de Dr. Lecter’dan intikam alma duygusuyla yanıp tutuşmaktadır. Dr. Lecter yüzünden bir soluk makinesine bağlı yaşamak zorunda kalan Verger’in zenginliği sayesinde elinde çok geniş imkanlar vardır ve kendi kurduğu dünyada en ufak bir hareketi bile hissetmektedir. Mason Verger sonunda Dr. Lecter’ı nasıl tuzağa düşüreceğini bulur. Dr.Lecter’a onun için dünyanın en değerli ve en zarif yemini sunacaktır. Verger’in bu yemi Dr. Lecter’a sunmasında Clarice Starling’i kendinde bir saplantı haline getiren FBI başmüfettiş yardımcısı Paul Krendler da ona yardım edecektir.

Mozart in the Jungle (2014–2018) IMDb 8,2

Mozart in The Jungle’ın konusu New York Senfoni Orkestrası’nın emektar Şefi Thomas’ın yerine dönemin en başarılı, genç şefi Rodrigo’yu getirmesi üzerine şekilleniyor. … Bunların yanında New York Senfoni Orkestrası’nda yer almak için can atan obuacı Hailey’in hayatı dizide anlatılıyor.

Okumaya Devam Et

Popüler