“Pedal Çevirmeye Devam!”

Manşet Röportajlar
Filmler, şarkılar, şiirler… sanatın her türlüsü insana ‘dokunduğu’ anda daha da güzelleşiyor. Hele ki çocukluğa temas etmişse bir yapıt; söz kilit olur boğazda düğümlenir. Anılar perdede oynar, gözler nemlenir.
Ümit Köreken‘in yönettiği Mavi Bisiklet‘i izleyince nostaljik bir kederin çok sevilesi bir anında yakaladım kendimi, tabii ucuna güzel bir film izlemenin sevincini de iliştirerek. Filmi izledikten iki gün sonra yönetmen Ümit Köreken ve film çekme sürecinde birlikte omuz verdiği eşi, senaryoda da imzası bulunan Nursen Çetin Köreken ile röportajda buldum kendimi. Sorulacak sorular vardı, içilecek çaylar ve yaklaşık 7 yıllık bir çekim süreci üzerine edilecek kelam.
Karşımızda bolca ödül almış bir film var, son zaferi Antalya’da: Film, Yönetmen ve Senaryo ödülleri heybesinde bir yapım Mavi Bisiklet. Bunları es geçip hikayeyi, süreci sorduk. Zonguldak’ta bir madencinin yetim kalmış çocuğunun öyküsünden Akşehir’e yol alan Mavi Bisiklet‘in ilk çevrilen pedalından bugüne filmin ‘zorlu’ sürecini anlattı ikili.

Nursen Çetin Köreken: Mavi Bisiklet, aslında babasını madende kaybeden bir çocuğun hikâyesiydi fakat maden o çocuğun üzerini o kadar çok örtüyor ve hikâyenin üzerinde kalıyordu ki onu elememiz gerektiğini fark ettik. Biz hikâyeyi oluştururken Ümit’in (Köreken) hikâyesi, benim hikâyem ve çocukluğumuzda yaşadığımız şeylerden faydalandık.

Yapımdan önce dört yüz çocuğa ulaştık. Mavi bisikletin ilk yazım süreci aslında bir tiyatro oyunu olarak başladı. Sonra sinemaya dönüştürdük ve Kültür Bakanlığı’ndan 2010 yılında destek aldık. 2013 yılına, yani yapıma kadar, “Çocuklar bir bireydir” söylemiyle hareket ettik. Bunu Türkiye’de sinema filmi olarak nasıl yapabiliriz, diye yol aradık. Sektör bunu yapmak istemiyordu, onları anlayabiliyorum. Bize inanacak insanları hedefledik. Ortak yapımcımızı bulduk. TRT’den, Kültür Bakanlığı’ndan destek aldık. Akşehir Belediyesi’nde, çocuklara film öncesinde iki yıl boyunca eğitim verdik. Sinema nedir, sinemanın bileşenleri nelerdir, bir dakikanın arkasında nasıl bir emek var, kaç kişi var, bunları anlatmaya çalıştık. Filmden önceki dört haftalık yapım sürecinde de onlara, aynı zamanda drama lideri olduğum için, özel bir program hazırladık. Çocukların arasına kamera koyduk, onlara senaryo vermedik. Senaryo yoktu; ama Mavi Bisiklet filminin içinde geçen temalara değindik. Ölüm, yoksunluk, demokrasi, çocuk hakları, yaşam, yaşamda karşılaştığımız zorluklar, yoksulluk gibi şeylerin onlar için ne ifade ettiğine dair güzel bir eğitim programı hazırladık. Aslında geriye dönüp batığımızda hiçbir şey beklemeden dört yüz tane çocuğa ulaşmışız. Bu bizim için sosyal sorumluluk projesi gibi oldu. Bu durumdan çok mutluyum. Çocuklardan Yusuf, Ali ve Elif karakterlerini Berlin’e dünya prömiyerine götürdük. İlk defa filmi orada izlediler. Üç büyük salonda gösterim yapıldı. Anne babalar, yetişkinler, çocuklar, öğretmenler vardı. Salonda müthiş bir alkış oldu, çok güzel bir soru cevap konuşması yapıldı. Kendi dillerini bilmeyen yüzlerce çocuk onlardan imza almak için kuyruk oldu. Rüyada gibiydi çocuklar. Bu bizim yaşadığımız mutluluk, manevi tatmin bambaşka bir şey.

Çocukları yönetmek kolay bir şey mi?

Ümit Köreken: Biz çok uzun zamandır çocuklarla çalışmalar yapıyoruz. 2005 yılında evlendiğimizde Nursen beş yıldır çocuklarla drama üzerine çalışmalar yapıyordu. İzmir Karşıyaka Belediyesi Tiyatrosu’nda oyuncuydu. Ben de 2002 yılında TRT’ye radyo oyunları yazmaya başladım. Bir yarışmaya yazdım ilk, daha sonra derece aldım. Profesyonel yazma hayatım o şekilde başladı. 2003 yılında yine TRT’ye “Çocuk Bahçesi” adlı beş bölümlük oyun yazdım. Tanıştıktan sonra birlikte yazmaya başladık. Nursen’in çocuklarla çalışma tecrübesini birleştirip çocuk oyunları yazmaya başladık. Devlet tiyatrolarına iki tane çocuk oyunu yazdık. Mavi Bisiklet’i çocuk tiyatrosu olarak yazdık. 2010 yılında bir arkadaşımızın bilgilendirmesiyle Kültür Bakanlığı senaryo geliştirme desteğine başvurduk. Dolayısıyla çocuklarla çalışma konusunda, ciddi bir altyapımız vardı. Yazmaya ve dramatik yapıyı oluşturmaya da hâkimdik. Biz bütün bunları birleştirip kendimiz için bir kıvama getirdik. Akşehir’de iki yıl önce başladık çocuklarla çalışmaya. Köy ve kasabaları gezdik, aileleri bilgilendirdik, onlarla toplantılar yaptık. Nasıl bir çalışma yapacağımızı anlattık. Belediye ile işbirliği yapıp bila bedel iki yıl boyunca bu çocuklara eğitim verdik. Ön yapımda yüz çocuk filan kaldı. Bu yüz çocuk mutlaka filmin bir yerinde yer aldılar. Bu yüz çocukla dört hafta boyunca öyle güzel çalışmalar yaptık ki. Filmde demir yoluna koydukları korkuluk, afiş gibi ön yapım çalışmalarını çocukların kendileri tasarladılar. Çocuklarla çalışma konusunda bizim için hiçbir zorluk yok. Biz şuna inanıyoruz; çocuklar doğduğundan itibaren birer bireydir, bize bir şey söylerler. Biz onların temiz enerjisinden doğru mesajları alabilirsek, dünyaya farklı açılardan bakabiliriz. Çocuklar yetişkinlerden daha özgür. Onların eylemlerini neden yaptığına odaklanırsanız, onlarla çok güzel bir güven ilişkisi geliştirirsiniz ve dost olursunuz. Kamerayı özellikle çocukların göz hizasında tuttum. Görüntü yönetmenleri iyi kare yakalama adına farklı düşünüyor olabilirler tabii ama ben hep şunu düşündüm; kamera hizası çocukta olsun, yetişkin kadraja ne kadar giriyorsa o kadar girsin. Çünkü biz çocuğun dünyasındayız yetişkinin değil. Çocuğun dünyasına üstten bakan bir çocuk filmi istemedik. Onların gözünden bakalım ve bütün filmi çocukların hizasından takip edelim. Çünkü onların hizasına inmek çok değerli bir şeydir. Pedagojide de vardır bu, çocuklarla konuşmak istiyorsanız diz çökün ve onların hizasına inin. Buna özen gösterdik. Çocuklarla çalışma konusunda öncesinde de ciddi bir çalışma yaptığımız için zorluk yaşamadık.

_E8B8758

Bazı aileler sinema deyince bir duruyorlar, tepki gösteriyorlar ya da bazı aileler de yetenek sizsiniz gibi şeyler bekliyor. Bu konuda ikna etmeye çalıştığınız ya da zorlandığınız aileler oldu mu? Özellikle başroldeki çocukların aileleri ile nasıl iletişim kurdunuz?

Nursen Çetin Köreken: Çocuklarla çalışırken dürüst bir çalışma yaşıyorum. Bir şeyi sevdiklerinde ya da sevmediklerinde bunu ifade ediyorlar. Bir duygunun onlara geçip geçmediğini açıkça söylüyorlar. Ben bu şeffaflıktan ve alışverişten çok memnunum. Yetişkinlerdeki kalıplar onlarda yok. Aileler çocuklarından çok fazla şey bekliyorlar ve çok sorumluluk veriyorlar. Özellikle velilerle toplantılar yaptık. Çocuklara anlattığımız şeyin daha fazlasını ailelere anlattık. Bu çocuklardan yıldız olmasını beklemeyin, onlar bir yolculuk yapacaklar diye belirttik. “Çocuğum TV’ye çıkacak mı, yıldız olacak mı?” diye sorular sordular. Yıldız olabilir de, olmayabilir de. Onlara hep şunu söyledim, bu iş başka bir iş ve sabır gerektiren bir iş. Biz bu filmi fonlayarak yapacağız. Bu yüzden buna sabrı olan ve buna gönül verecek insanlar kalsın, dedim. Bunu en başta çizdim. Bunu en başta belirtmezseniz insanları farklı beklentilere yönlendirirsiniz ve yanlış anlaşılmalara sebebiyet verirsiniz. Biz bunu her seferinde anlatmaya çalıştık. Bütün maddi manevi birikimimizi bu eğitim sürecine aktardık. Film için bulacağımız kaynakların bir kısmını bile bu süreçte kullandık. Bu temeli sağlam yaparsak bunun üzerine bir şeyler inşa edebiliriz. Kendi köklerimizle bağlantı kurabilirsek ancak dünyaya yüzümüzü dönebiliriz.

Üsluba gelelim. Ben hikâyelerinizde Abbas Kiyarüstemi’nin çocukları konu alan kısa filmlerindeki tadı aldım. Biraz Fransız sinemasından bir şeyler gördüm. Sizi bu yolda etkileyen filmler, yönetmenler, isimler oldu mu?

Ümit Köreken: Ben İran sinemasını çok seviyorum. Abbas Kiyarüstemi, Mecid Mecidi, Asghar Farhadi sevdiğim isimlerdir. Bu filme hazırlanırken de sevdiğim isimlerin filmlerin defalarca izledim. İran sinemasının üslubunu çok seviyorum. Kamera kullanımı olarak da Kuzey Avrupa sinemasının doğala daha yakın hareketlerini, planlarını, sekanslarını, kesintisiz sahnelerini benimsiyorum. Bu konuda özellikle Dardenne Kardeşler’in filmlerini çok inceledim. Görüntü yönetmenimiz de Avusturyalı bir Alman. Aslında filmin üslubuna çok yakın bir çizgisi var. Onu öncelikle tek plan konusunda ikna ettik. Çocuklar bir kere duyguya girdiğinde o devamlılığı kesintisiz olarak çekmek istedim. Bu sebepten filmimizi omuzda ve tek plan çektik. Hikâye anlatımı, hikâyedeki sıcaklık, sanat tasarımı, minimalizm gibi konularda da İran sinemasını örnek aldım. Kamera kullanımı, belgesele yakın bir tarz, soğuk renklerin tercihi konusunda da Kuzey Avrupa sinemasını örnek aldım. Siz örnek alıyorsunuz ama seyirciye de ne kadar geçtiği önemli. Mavi Bisiklet’in Hindistan’dan Amerika’ya, Hollanda’dan İsrail’e, İtalya’dan Dakka’ya kadar gittiği festivallere baktığımızda bu amacımıza ulaştığımızı gördük. Film hem Doğu’da hem Batı’da karşılık buluyor. Benim yapmak istediğim de tam olarak bu.

nursen cetin koreken

Verdiği duygu da zaten çok evrensel.

Nursen Çetin Köreken: Aslında hikâyemizde şunu çok hedefledik; biz Anadolu kültürü çerçevesinde inanılmaz kültürleri barındırıyoruz. Dolayısıyla hikâyelerimizde Doğu Batı sentezini yapmaya hem kendi köklerimizi anlamaya hem yüzümüzü bütün dünyaya dönmeyi hedefledik. Meselemiz insan ve insanın temel duygularıydı. Ali’nin hikâyesinde dört hikâye var. Bisiklet hikâyesi aslında Ümit’in çocukluğundaki bir hikâyeyi barındırıyor. Elif’in başkanlık hikâyesi benim çocukluğumdaki bir hikâyeye dayanıyor. Babasının ölümü yine Ümit’in çocukluğunda kendi civarında karşılaştığı ve çözülememiş bir hikâyeye dayanıyor. Bunların harmanlanmasından gerçekliğe yakın ve insana dokunan bir öykü çıkıyor. Her karakterin kendine ait bir sebebi var. Müdürün kendine ait bir sebebi olmalı, kâhyanın kendi alanı içerisinde bir sebebi olmalı. Çünkü biz insanoğlu iyiyi ve kötüyü kendi bünyemizde barındırıyoruz ve aklımızla bilinçli olarak tercih yapıyoruz. İyiyi de tercih edebiliriz kötüyü de. Her karakterin kendine ait sebebini bulmaya çalıştık. Bu sebepler onları haklı görmek için değil, onları insan olarak ele almak ve zaaflarını görmek üzerine odaklıydı. Biz insanız, neredeyiz neden böyle yapıyoruz; temel meselemiz bu sorulardan beslendi.

Ümit Köreken: En son Hindistan’a gittik. Orada hem yetişkinler hem çocuklarla filmi izledik. Ayakta alkışladırlar. Filmden sonra yetişkinler yanımıza gelip bisiklet özlemlerinden, kendi çocukluluklarının anlatıldığından bahsettiler. Aynı tepkiyle Hollanda’ya gittiğimizde de karşılaştık. Burada aslında altı çizilen duygu, çocukluktaki bir şeye özlem. Bu bisiklet olur, top olur, oyuncak olur. Biz bunu bisiklet üzerinden yakaladık.

Festival süreciniz devam ediyor mu? Vizyon tarihi belli mi?

Ümit Köreken: Aralık’ta vizyona girecek. Festivaller devam ediyor. Ocak ayında Dakka Film Festivali var, mart nisan aylarında Stockholm’da yer alacak. Kasım’ın başında Şikago’da var. Yunanistan’da Olimpia adında çok köklü bir çocuk filmleri festivali var, Kasımın sonunda orada olacak. Ülkemizde Antakya ve Boğaziçi Film Festivalinde olacak. Kanada’da Türk Filmleri Festivali’nde olacak.

_E8B8745

Bir film çekip dünyayı dolaşıyorsunuz. ( Gülüşmeler )

Nursen Çetin Köreken: Çok şükür. Altı yıllık bir emeğin neticeleri bunlar. İnsanoğlu hep başarıyı görür. Ama bunun altında, altı yılın öncesinde bile pek çok birikim ve emek var. Bizi buraya taşıyan şey inandığımız şeyin peşinden gitmek ve tüm samimiyetimizle insanlara ulaşma çabamız oldu.

Türk sineması iki yönde ilerliyor, gişe ve festival filmleri… Siz bu iki tür hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ümit Köreken: Sinemadaki bu ayrım konusunda ben çok katı değilim. İkisi de olmalı. Öyle filmlerin gelirlerinden bakanlık bize destek veriyor. Bizim filmlerimiz için büyük dağıtım şirketleri yardımcı olup destekleyebilirler. Biz farklı bir yol izleyeceğiz. Bu filmi izletmek istiyoruz. Ortaokulda değerler eğitimi diye bir ders var ve o dersin içindeki kavramlar filmimizde geçiyor. Bu konularda Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı ile görüşeceğiz. Çocuklarla çalışmalar yaparak onlara ulaşmak istiyoruz. Ama bu bize, filmimize ve filmin tarzına uygun bir şey. Şu anda filmlerimizin dağıtım ağı çok kısıtlı.

Nursen Çetin Köreken: Bu kadar emeğin karşılık bulmasını çok isterim. Kars’tan Edirne’ye kadar çocuklar bu filmi izleyebilsin, sinemaya gitmemiş çocuklara ulaşalım, bizim oyuncu çocuklarımızla onları birleştirelim istiyorum. Bunun imkânsız olmadığını gösterelim istiyorum. Sizin aracılığınızla Kültür, Milli Eğitim, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan destek istiyoruz. Biz onlara dokunabiliriz ancak. Büyük bir sponsor katılmak da isteyebilir ki bu aynı zamanda reklam bütçesi de demek. Filmi fonlarla destekleyip buraya kadar getirebildik. Çocuklara, okullara, en ücra köşedeki çocuğa dokunmak onlara izletmek istiyoruz. “Sen de çok değerlisin”, demek istiyoruz ve bu konuda destek bekliyoruz.

İlk film garip bir durumdur. İlk filmin gölgesinde kalmak ya da onunla anılmak. İkinci film nasıl olacak? Çocuklar olacak mı yine?

Ümit Köreken: Biz sinema sektörünün içinden gelmiyoruz. 2010 yılından önce sinema sektöründe hiç çalışmadık. Çok iyi bildiğimiz iki şey vardı. Çocuklarla çalışmak ve yazmak. Daha sonra dışarıdan eğitimler aldık. Yapımcılık, yönetmenlik gibi. Aslında bu filmle bir film nasıl yapılır ve yönetilir, bunu öğrendik. İlk filmimize Antalya’dan çok ciddi ödüllerin gelmesi önümüze bir çıta koydu. Ama bu beklediğimiz bir şeydi. Verdiğimiz emeğin karşılığını alacağını biliyorduk. Yazdığımız projelerimiz vardı zaten, onları biriktiriyoruz. Üç tane uzun metraj üzerinde çalışıyoruz. Bir çocuğun başarı hikâyesi bu üçü içinde biraz daha öne çıktı. Projelerimize dair araştırmalar yaparken başka hikâyeler buluyoruz. Konya’da yaşayan yürüme ve işitme engelli on dört yaşında yüzücü bir çocuğun hikâyesine rastladık. 12 yaşında doktor tavsiyesi ile yüzmeye başlamış iki yıl içinde de yedi tane şampiyonluk kazanmış. Uzun metraj çalışmaları devam ederken onun da belgeselini yapacağız. Klasik belgesel değil sinemaya daha yakın bir yapım olacak. Çalışmalara başladık ve Fransız bir ortak bulduk. Çocuktan inanılmaz etkilendik, o hikâyeye kayıtsız kalamadık.

Filminize destek, fon bulma çalışmalarınız nasıl ilerledi?

Ümit Köreken: Biz ilk filmini yapan kişiler için destek çok önemli. Kültür Bakanlığı’nın desteği sayesinde bu yolu yürümeye başladık. TRT çok kritik bir zamanımızda filmin ön alımını gerçekleştirdi. Akşehir Belediyesi’nin çok ciddi destekleri oldu. Akşehir çocukları ve Akşehir halkı tabii ayrı önemli bizim için, hepsine teşekkür ediyoruz. Bu yolculukla birlikte dünyadaki çocuk, gençlik ve aile filmleri endüstrisini yakından tanıma fırsatı bulduk. Bu filmler nasıl yönetiliyor nasıl ilerliyor, hepsini çok iyi öğrendik. Şu andaki büyük hedeflerimizden birisi Türkiye’de yerleşik bir çocuk filmleri festivali kurmak. Bu konuda inisiyatif almaya ve emek vermeye hazırız, yeter ki bunu destekleyecek kurumlar oluşturabilelim. Çocuklara ulaşmak istiyoruz. Çocukların getirilip orada film izletildiği, jürisinin çocuklar olduğu, Türkiye’den çocuk projeleri üretenlerin dâhil olduğu, dünyadaki sektör temsilcilerinin buraya getirildiği ve Türkiye’de yavaş yavaş çocuk aile gençlik filmlerinin üretildiği bir yapı kurmak istiyoruz.

_E8B8777

Bu anlatılanlara neresinden tutarsan tut destek verilmesi lazım. Siz kurumlarla temas ettiniz mi bu konuda?

Ümit Köreken: Kesinlikle. Mesela İngiltere’de sinema bir eğitim aracı olarak kullanılıyor. Biz de bunu yapabiliriz. Kültür Bakanlığı ile bu konuda temas halindeyiz. Onlar yardıma açık önemli olan büyük sponsor ile bu çalışmayı gerçekleştirebilmek.

Bu proje gerçekleştiğinde biz de içinde olmak isteriz.

Tabii ki, biz de isteriz, herkese yer var. Özellikle basın camiasında nasıl karşılık bulabilir, konusunda sizlerle temas halinde olmak isteriz. Şu an vizyon ile ilgili kısmı tamamlayıp Ocak 2017 itibariyle Kültür Bakanlığı’na sunacağız. Proje dosyasını hazırlamaya başladık. Buna ilgi duyacak, büyük sponsorluk vermek isteyecek kurumları da sizler sayesinde duyurmaya çalışacağız.

Pedal çevirmeye devam!

Nursen Çetin Köreken: Bütün festivallerde, Hindistan olsun Amsterdam olsun, söylediğim şey aynıydı. Çocuklara seslendim ve ben size inanıyorum, dedim. Sizlerin bakış açılarına güveniyorum. Sizler iyiyi tercih ettiğiniz müddetçe daha huzurlu bir dünyada yaşama şansına sahip olacağız. Sizler sayesinde dünya güzelleşecek. Bu sebepten çocuklarla ilgili hikâyeler ve işler yapmaya devam etmek istiyorum.

Röportaj: Serkan Baştimar

Fotoğraflar: Onur Eğri

Deşifre: Tuğba Güner

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up