“Oyunculuklar İyiydi/Kötüydü” Meselesi…

Diziler Fatih Mutlu Serbest Kürsü

 

Oyun, filmin neresinde durur? İyi oyunun ne kadarı oyuncunun, ne kadarı yönetmenin mahareti, başarısıdır? Peki ya kötü oyunun?.. İyi oyunun fark edilmesi için illa “zor” karakterler mi lazım? 4 bölümlük mini dizi “North & South” üzerinden bu soruları cevaplamaya çalışalım.

Yıllar önce, Sean Penn’in “I am Sam” filmindeki performansıyla ilgiliydi galiba; sinema eleştirmeni Sevin Okyay, Penn’in Oscar’ı kazanma ihtimalinin yüksek olduğunu, çünkü Akademi’nin o filmdeki gibi “engelli” karakterleri oynayanları çok tuttuğunu söylemişti.

Aslında, genel itibarla, sadece Akademi’de değil, sinema izleyicisinin büyük çoğunluğunda da bu tavır hakim. “Engelli”, “psikopat” ya da duygusal açıdan sıra dışı ciddi gelgitler yaşayan karakterleri oynayan oyuncuların işi daha görünür oluyor. Bu görünürlük sayesinde, bu tip zor karakterleri oynayanların oyunculuğu, haliyle daha kolay seviyelendirilebiliyor. Yani, mesela, aynı oyuncu, sıradan bir karakterde de, sıra dışı bir karakterde de iyi performans sergilese, sıra dışı karakterdeki performansı daha çok dikkat çekiyor, bilhassa “iyi” oyunculuk daha çabuk öne çıkıyor (“Kötü” oyun ise zaten her iki ihtimalde de hızla tespit edilebilecek bir şey.)

İNSANI YÖNETMEK, METNİ YÖNETMEK DAHA ZOR, HALİYLE

Fakat genellikle ıskalanan şey, “oyun”un, tıpkı senaryo, ışık, vs gibi filmin diğer unsurlarından bir unsur olduğu ve dolayısıyla yine yönetmenin sorumluluğu dahilinde ortaya çıktığı. Doğrudan insanın farklı bir ruh haline bürünmesi gerektiğinden (Cem Yılmaz’ın tabiriyle “şizofrenik” bir meslek dahilinde olduğundan) “oyun”, evet, bir filmin en nazlı unsuru. Pek çok sinemacıya göre senaryo ve oyun, bir filmin en önemli iki unsurudur; ama yönetmenin oyuncuyu kıvama getirmesi, senaryoyu kıvama getirmesinden katbekat zordur. Nitekim biri metin, biri insan.

Dolayısıyla, “oyun” bahsinde de, en çok yük yönetmenin sırtında diyebiliriz. İyi bir filmde yönetmen alkışlanır, senarist alkışlanır, bilhassa oyuncular alkışlanır, kameraman, sanat yönetmeni alkışlanır; ama film kötü olduğunda en çok, hatta sadece yönetmen eleştirilir. Kimse oyuncunun, kameramanın, sanat yönetmeninin başarısızlığından söz etmez; çünkü onları kıvama getiremeyen yönetmendir ve bu nedenle yüzde 100 sorumlu odur.

al_pacino_the_godfather_baba_

YA COPPOLA’NIN, PACINO’YA GAREZİ OLSAYDI?

Diyelim, “The Godfather-Baba” filmine hazırlanırken Francis Ford Coppola’nın amacı iyi bir film yapmak değil, kişisel düşman olarak gördüğü Al Pacino’nun kariyerini bitirmekti. Filmi çekti, kurguda Al Pacino’nun olduğu planları bağlarken yapması gerekenin tam tersini yaptı ve Al Pacino’nun en iyi oyunlarını değil, hep en kötü oyunlarını seçti. Sonuç ne olurdu? Evet, ortaya berbat bir film çıkar ve Coppola düşerdi; ama düşerken Pacino’ya da ciddi darbe vururdu. Bir daha nasıl, ne zaman kalkarlardı, Allah bilir.

ILIMLI GÜNEY, SERT KUZEY

Tüm bu gevezelikleri aklıma getiren şey, yakın zamanda izlediğim bir mini dizi: North & South.

İngiliz BBC yapımı olarak her biri 60 dakikalık 4 bölüm şeklinde hazırlanan dizi, Elizabeth Gaskell’in “Margaret Hale” başlıklı hikayesinden uyarlanmış. Sanayi devrimi günlerinde, ülkenin güneyinde huzurlu bir hayat sürerken, kuzeye, insanların yemeden içmeden çalıştığı, sürekli çalıştığı bölgeye taşınan bir ailenin adaptasyon sorununu dile getiren bir hikaye.

Malzeme çok kuvvetli: Ilımlı güney, sert kuzey; huzuru arayan insanlar, parayı arayan insanlar; huzur için çalışanlar, para için çalışanlar… Bir adım ötesinde, kuzeylilerin de bıçak kesiği gibi birbirinden ayrılması: Köle gibi çalışanlar, köle gibi çalıştıranlar… Tüm bunlara bir de güneyli genç kız Margaret ile kuzeyli genç patron John arasındaki aşka benzer karmaşık duyguları ekleyin…

2004 yapımı film, genel olarak izleyicinin büyük beğenisini kazanmış. “Genel olarak”, çünkü mesela ben müstesna. Benim de beğenimi kazandı ama “büyük” değildi.

GÜCÜNÜ SADELİĞİNDEN ALAN GÜÇLÜ ÜSLUP

Filmi izlerken de, film bittikten sonra da bu kadar güçlü bir yapının/yapımın beni neden güçlü şekilde tatmin etmediğini düşünüp durdum. Kontrastlar çok iyi, hikayenin başında atılan tohumlar çok güzel sulanıyor, çok tutarlı karakterler var, üslup çok güzel… ama bir şey eksik: Oyun.

Sade, zorlamayan, ajitasyona başvuramayan bir üslubu tercih etmiş North&South. Bu yüzden, en başta anlattığım, o, oyunu görünür hale gelecek “zor” karakterler, “zor” oyunlar yok. Köle gibi çalıştırılan Hingginslerin de, onları köle gibi çalıştıran Thorntonların da hissiyatını, bazen basit bir kaş hareketiyle, bazen sıradan bir sessizlikle, bazen doğal bir fotoğrafla anlamak, fark etmek, benimsemek mümkün. Diğer deyişle, seçilen üsluba son derece mütenasip ve iyi bir oyun var. Ama hikayenin iki başkarakterinden birini, Margaret Hale rolünü oynayan Daniela Denby-Ashe’i bütün film boyunca aynı yüz ifadesiyle görmekti herhalde beni bozan.

ALLAH’INI SEVERSEN ÖYLE BAKMA MARGARET!

“Dünya yıkılıyor Margaret”, aynı ifade; “Artık daha umutluyuz Margaret”, aynı ifade; “Durum acil, yetiş Margaret”, aynı ifade; “Ölene kadar mutlu mesut yaşayacağız Margaret”, yine aynı ifade. Margaret panik halinde, Margaret çok sevinçli, Margaret yardıma koşuyor, Margaret dinleniyor; ama aynı ifade, aynı ifade, aynı ifade.

Böylesi güçlü bir hikayede, üstelik bir BBC işinde bu kadar vasataltı bir performans görünce, Margaret’ı oynayan hanımefendinin olsa olsa zamanında Kraliyet ailesine yardımı dokunduğu için kendisine torpil geçilen biri olduğunu düşündüm. Başka izah bulamadım.

Ya da, şöyle bir izah bulmuşumdur belki: Mevzubahis hanımefendinin filmografisinde yalnızca bir tane sinema filmi var, geriye kalan işleri hep televizyon için yapılan diziler. Fakat hikayenin diğer başkarakteri John Thorton’ı oynayan Richard Armitage’in çok daha fazla sinema filmi olduğu gibi, kendisini yakın zamanda Peter Jackson’ın çektiği “Hobbit” üçlemesinde, Cücelerin lideri “Thorin” rolünde de gördük.

Velhasılı kelam, son tahlilde, North & South’u ciddiyetle tavsiye ederim. Güçlü bir hikayenin, güçlü karakterlerin, seçilen sinematografinin önemini; bu unsurların, hikayedeki en önemli iki karakterden birini oynayan oyuncu aksadığında bile filmi nasıl da ayakta tuttuğunu görmek için örnek gibi örnek.

______

Yorumlar

 
Fatih Mutlu, TRT Okul için hazırlanan 22 bölümlük 'Çek Bir Film' projesinin editörlüğünü yaptı. Çeşitli dergi ve gazetelerde sinema yazıları yazdı. Şimdilerde senaryo doktorluğu yapıyor.

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up