Bizimle İletişime Geçin

Manşet

Osman Sınav: Türkiye’de tarihi dizi yok!

Yayınlandı

tarihinde

Ünlü yönetmen Osman Sınav, Kehkeşan Dergisine verdiği röportajda “Tarihi diziler Türkiye için gecikilmiş bir şeydir. Henüz tarihi diziler başlamadı Türkiye’de. Yapıldı diye gördüklerimiz, kostümsel bir şey” açıklaması ile tarihi dizi yapımcılarına mesaj gönderdi.

Yazdığı senaryolarla, oluşturduğu karakterlerle, çektiği birbirinden muhteşem dizi ve filmlerle adından sürekli söz ettiren başarılı yapımcı ve yönetmen Osman Sınav Kehkeşan Dergi’ye verdiği röportajda hem kendi yaşamına, hem de sinema ve TV dünyasına dair çok özel açıklamalarda bulundu.

Öncelikle sizi tanımak isteriz. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

1956 yılında Burdur da doğdum. İstanbul Güzel Sanatlar Yüksek okulunda TV-Film enstitüsünde öğrenim gördüm. Kariyerime 1987 yılında 500 kadar TV ve Radyo reklamı yazarlığı ve yönetmenliği ile başladım. 1987 den sonra ise yönetmenlik ve yapımcılık ile ilgili uzun metrajlı film, TV dizileri ve radyo, televizyon ya da tiyatroda oynanan oyunlar ile eserler oluşturdum.1984 yılında Sinegraf Film Production’u kurarak İstanbul da TV dizileri, uzun metrajlı filmleri üretmeye başladım.

Sizi hikaye yazmaya iten şey nedir? Senaryo yazarken genellikle nelerden etkileniyorsunuz?

Beni film yazmaya iten en temel duygu “Adalet” duygusudur. 2.olarak; insanın fıtratıyla ilgili bir yolculuk. İnsanın fıtratında ne var ne yok, onun içindeki labirentleri nasıl açarsak iyilik duygusu gelişir. Çünkü bu tip şeylerin hepsi insanın fıtratında vardır. İnsanın iradesiyle yeniden kurgulanması üzerine düşünmek beni çok ilgilendiren bir şeydir. Ve dolayısıyla insanda bununla paralel giden bir aşk duygusu vardır. Bunlar beni hikaye yazmaya iten şeyler. Hepsinde vazgeçilmez olan şey de “Adalet” duygusu.

Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Üretkenliğinizin çocukluğunuzla bir bağlantısı var mı?

Tabii ki vardır. Ben hayatımda yaptığım her işi öğrenciliklerim de dahil isteyerek planladım ve istediğim şeyleri yaptım. Planlamadığım ve istemediğim bir işi pek yapmadım. Yapmak zorunda kaldığım zamanlarda onu o anda bir problem olarak görüp yapıp geçmişimdir. Yani hep planladığım ve hayal ettiğim işleri yapmaya çalıştım. Çocukluğum Torosların tepesinde 9 ay motorlu taşıt girmeyen bir köyde geçti. Onun için hep şunu söylerim, benim oradan buraya olan yolculuğum, buradan (işte atıyorum) Hollywood’a olan yolculuğumdan çok daha uzun bir yolculuktu. Benim için çok daha kısa bir yoldur.

Reklamcılıktan sinemaya geçiş sürecinizi biraz anlatır mısınız?

500 civarında reklam filmi çektim. Uzun yıllar reklam yazarlığı yaptım. Kreatif direktörlük yaptım. Sonra da, “ben hayatımı insanlara hikaye anlatarak geçirmek istiyorum” deyip isteyerek ve yine planlayarak bir geçiş yaptım. Reklamcılığa başlarken de o iş benim için stratejik bir şeydi. Yani ben günün birinde film yapacağım, hikâye anlatacağım diyordum. Ve oraya gidiş yolculuğumu reklamcılıktan geçirdim çünkü reklamcılık yaparak hikaye yazmaya zemin hazırladım. Bir hikâye anlatacağım diye yola çıktığımda Yeşilçam’ın sinema olarak sıfırlandığı ve TV sektörünün hiç olmadığı sadece TRT 1’in olduğu bir dönemdi.

Karakterleri oluştururken neye göre seçiyorsunuz? Nasıl inanıyorsunuz o karakterlerin Türk halkı tarafından sevileceğine ve popüler olabileceğine?

Şimdi orada en temel şey adalet duygusu, adalet arayışı. Türk kültüründeki kahraman demek ”adalet arayan adam” demek. Yani adalet için başını verebilen adamdır. Bu bizim kültürümüzde çok daha yoğundur. Bu rol model üzerinde çalıştım. Temel duygu ise adalet arayışıdır.

Kahraman olabilecek kişileri nasıl seçiyorsunuz?

Onu yapabilecek oyuncuları test ediyoruz, seçiyoruz.

Günümüzdeki birçok yeni diziyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onlar hakkında konuşmam. Her sene yüz tane dizi çıkıyor. Sadece bu sene değil senelerden beri bu böyle. Her sene 100 civarında dizi çıkar. Mevcut kanallar mevcut reklam gelirleriyle bunun yüzde 50’sini taşıyabilirler. Bu yüzde 50’nin yüzde 50’si 3 ay içinde çöpe gider. Bunu sektördeki kanallarda, yapımcılarda, yönetmenlerde bilir. Kalanlar da daha iyi bir alternatif bekler. Bu rekabeti böyle olan bir sektördür. Ve onların içinden halkın konuştuğu, sokağa taşan ve her insanın Aa! dediği dizi sayısı, herkesin orada olmak istediği dizi sayısı da yüzde 5’tir. 100 taneden 5 tanesidir yani.

Yurtdışına açılan ilk dizi sizin yönettiğiniz “Deli Yürek” adlı dizi oldu. Bu anlamda şu andaki dizi ihracatlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aşağı yukarı 10-12 yıl önceydi. İlk yurtdışına giden dizi “Deli Yürek”ti. Kazakistan’a gitti. Ve o zamana kadar da ben hep bu işi birisi yapsa, bu alanda işletme eğitimi almış hatta Amerika’da eğitim görmüş, dünya pazarını bilen biraz Hollywood’da ki pazarı bilen birisi gelse, burada ve bizim arka bahçemiz diyebileceğimiz Asya, Ortadoğu, Balkanlar gibi eski Osmanlı coğrafyasına pazarlasa diye hep hayal ederdim. Bir gün böyle bir arkadaşım geldi tam da hayal ettiğim gibi. Arkadaşımız Fırat Gürgen. Kazakistan’da dizimi yayınlatabileceğini söyledi. Ben yıllardan beri böyle bir şey hayal ediyordum ve bunu yapmak istiyordum ve “Şahane” dedim.

Ama sıkıntısı vardı. “Nasıl olacak bilmiyorum ama bunların parası yok” dedi. Dedim ki “bant parası, banda aktaracak eleman parası artı bir dolar istiyorum”. Şaşırdı ve “Ben senin hayır diyeceğini düşünüyordum… Bu kadar emek veriyorsun burada, bu kadar paraya vermezsin diye düşünüyordum” dedi. “Şunun için böyle söylüyorum? Şuan pazar değil ama bir potansiyel 5 yıl sonra pazar olmaya başlayacak 10 yıl sonra pazar olacak ve bu pazar 250 milyonluk bir teletoriye hitap edecek. 250 milyonluk Türk dünyası var. 100 milyonda yakın çevreden eklerseniz 350 milyon eder. O zaman rakamları konuşuruz ” dedim. O gün bölüm başına 30 dolara verdik Kazakistan’a. Şimdi 30 bin dolarlar konuşuluyor. Ve 350 milyon teletoriye hitap ediyor.

Bu bir vizyon meselesi! Sonra da arkası geldi. Ortadoğu’ya sıçradı. Şuan dünya televizyon marketlerini şaşırtan bir teletoriye böyle bir şey satıyoruz. Sonuç itibarıyla güzel bir şey fakat bizde hala 350 milyonluk teletoriye daha iyi ne yapabiliriz diye düşünülerek üretilmiş bir tane yapım yok! Yani biz mahallede horoz dövüştürmeye devam ediyoruz.

Tarihi dizilerle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Tarihi diziler Türkiye için gecikilmiş bir şeydir. Türkiye’de henüz tarihi diziler başlamadı. Yapıldı diye gördüklerimiz, Türk halkına aslında tarihi dizi yapmanın ne kadar doğru olacağını gösteriyor. Yani ilgi onu gösteriyor. Tarihin bir perspektifi vardır, bir yörüngesi vardır. Tarihte dönemin perspektifinden bahsetmiyorsanız, o tarihten geleceğe doğru bir perspektif çizmiyorsanız o tarih değildir. O kostümsel bir şeydir yani Aşk-ı Memnu’daki Bihter’e kostüm giydirirsiniz Hürrem olur. Kim kimle ne ilişki yaşıyor üzerinden tarih konuşamayız. Tabii ki tarihte de bunlar vardır ama o ilişkiler o perspektiften işlenirse tarih olur.

Genelde hangi hedef kitleye ulaşmaya çalışıyorsunuz?

Ben bütün meslek hayatımda şuna dikkat ettim. Total izleyici ile AB seyircisini at başı götürmeyi hedefledim. Çünkü toplam kalite ve toplumsal kalite buradan çıkar. Televizyonculuktaki başarı da odur. Yani bir şey yaparsınız sadece varoşlarda birinci olursunuz ama AB’yi alamıyorsanız onun toplam kalitesinde bir problem vardır. Hem reklam verene ulaşamazsınız dolayısıyla yayıncı kuruluşun işine yaramaz hem de doğru bir şey olmaz. Hem geniş kitlelere ulaşmak gerekiyor ama aynı zamanda alım gücü yüksek kesime, iradi gücü yüksek kesime.

Sakarya-Fırat adlı diziye halkın ilgisi neden bu kadar yoğun oldu?

Sakarya-Fırat bu ülkede nerdeyse 30 yıldır var olan 1980 İhtilali’nden sonra Türkiye’de ki emperyalizmin yeni yüzünün 30 yıldır yarattığı dram üzerine bir iştir. Adının Sakarya-Fırat olmasının nedeni ise Sakarya ve Fırat nehirleri bu ülkeden doğan ve bu ülkenin topraklarını sulayan iki nehirdir. Logomuzun ortasında bir fotoğraf var. Çanakkale de bir siperde çekilmiş fotoğraf. O fotoğrafı hikâyelendirdik. O fotoğraftaki iki kişiden birisi Siverekli Harun onbaşı ile Atabeyli Musa Çavuş. Bugünkü bu mücadelede ülkenin Güneydoğusunda görev yapan bir jandarmanın büyük dedesi Atabeyli Musa Çavuş orada sevdiği kızın ailesi ve dağda da düşmanı olan bir teröristin büyük büyük dedesi ile Siverekli Harun Onbaşı. Metaforu bu. O yüzden Sakarya-Fırat dedik. O yüzden bu mücadelenin neresinde nasıl olmak gerekiyor diye başlayan bir hikayedir.

Bu ülkede şehitliği olmayan ilçe kalmadı neredeyse. Öbür tarafta terörist diye gördüğümüz insanlarda bu toprağın ve bizim insanımız. İhanet dışında her şeyi oturup konuşup halledebileceğimiz potansiyelimiz varken, bunu yapamadan bu kavgayı, 80 sonrası emperyalizmin yüzü bize böyle bir şey hazırladı. Bunu nasıl fark ederiz, bunu nasıl fark ettiririz üzerinden yürüyen bir hikayedir. Yaşananlarla birebir örtüşen çok şey var içinde. Bu hikayeleri anlatmamız gerekiyor. Asıl derdimiz bu hikayeleri anlatırken rehabilite edebilme alanımızı yaratmamız gerekiyor. Toplumun rehabilitasyona ihtiyacı var. Bu hikayeleri anlatmamız gerekiyordu. Bir bakıma “nöbet” tutuyoruz. Bu ülkede neler oluyor diye bizde kendimizce nöbetimizi tutuyoruz.

Yönetmen/yapımcılık dışında başka bir hayaliniz var mıydı?

Sinemada çok hayalim var ama başka bir iş yapmayı hiç düşünmedim düşünmem de. Çünkü ben hayal ederek ve isteyerek yaptım.

Yeni projeleriniz var mı?

Var şuan çalışma aşamasındayız. Benim masamda her zaman 5 tane yeni proje vardır. Benim işim bu. İleriye yönelik proje yapmadan duramam. Tesadüfen bir şey yapmıyorum çünkü. Su yüzüne çıkmamış hayali dizi ve film projelerim var.

Geçmişte yaşadığınız ve hala pişmanlık duyduğunuz bir şey var mı?

Benim hayatımda pişmanlık duyduğum bir tek şey var “sigara içmek”. Hayata dair her şeyi yaşadım. Çok üzüldüğüm, kırıldığım, mutlu olduğum şeyler oldu. Özel hayatımda, iş hayatımda. çok para kazandım, çok battım. Hepsini yaşadım çok şükür ama hepsi insan için ve hepsinin de yaşanması gerekir. Bunların içinden kendim özel olarak tek pişman olduğum şey sigara içiyor olmak.

İyi ki yapmışım iyi ki olmuş dediğiniz bir şey var mı?

Çok şey var tabii. En somut ve özel olanı; evliliğim, çocuklarım ve sinemacı olmak.

Sizi en çok ne kızdırır?

Yalan ve yalana bahane bulunmasına kızarım. Tembellikten dolayı kendini kandıran insana çok sinirlenirim.

En severek okuduğunuz kitap?

Bir sürü kitabı bir arada okuyorum. Her zaman okuduğum İsmet Özel’in “Çatlayacak Kadar Aşk” masamda hep vardır. Son zamanlarda Süleyman Çobanoğlu’nun şiir kitabını okuyorum.

Kendi diziniz dışında en çok hangi diziyi izlerken keyif alıyorsunuz?

Dizi seyretme keyfiyetim çok olmuyor. “Ne yapılıyor, hikayesi ne” diye zaman zaman oturup izliyorum kendime göre analiz yapıyorum. Günlük takip ettiğim bir dizi yok. Görmem gereken dizileri o an izleyemiyorsam DVD sini alıp sonradan seyrediyorum. Film seyrediyorum ve seyretmeye çalışıyorum. Film seyretmeyi severim. Eşim ve çocuklarımla zaman zaman film akşamları yaparız.

Yapımcılık ve yönetmenlikte örnek aldığınız isimler var mı?

Hiçbir zaman örnek almak anlamında Hit denebilecek bir şeyim olmadı. Yabancı yönetmenlerden beğendiklerim var ama örnek almak anlamında bir şey söz konusu değil.

Hatta şöyle bir şey anlatayım size; bundan birkaç yıl önce Francis Ford Coppola Bulgaristan’da film çekiyordu ve 2-3 günlüğüne Türkiye’ye geldi gitti. Bunlardan birisinde de bir arkadaşımla gelip kapalı VİP’te basından gizli misafirim oldu ve bir akşam yemek yedik. Büyük adam, büyük yönetmen benimde çok sevdiğim yönetmenlerden birisi. Ve giderken kendisine “Deli Yürek Bumerang Cehennemi” DVD’sini götürdüm, hediye etmek için.

Türk sinemasından bir örnek, vaktiniz olursa izlerisiniz dedim. Müthiş bir heyecanla aa! Ne kadar güzel, bana imzalar mısın bunu dedi. Şimdi bunu bana imzalar mısın diyince ben nasıl yani dedim Francis Ford Coppola’ya film imzalayacağım. Birden aklıma “Godfather Collection” DVD seti var. Benim 4 hit filmimden biri olan “Apocalypse Now” Francis Ford Coppola’nın bir filmidir. O filmi götürüp Coppola ile yemek yiyeceğim imzalatabilirim değil mi? Ama aklıma öyle bir şey gelmiyor.

Kendi DVD’mi imzalarken bunu kısaca DVD’ye yazdım. Ben kimseye hayranlık duyup imzasını alayım gibi bir duygu yaşamadım. “Benim sizden imza almam gerekiyor, bir şey istemem gerekiyor”. hatta dedim ki “hayatımdaki 4 hit filmden biri sizin filminiz, getirip onu ben size imzalatmak isterdim ama beynim öyle çalışmadığı için bu hiç aklıma gelmedi kusura bakmayın. Size imzalı filmimi vermem biraz garip oldu.” dedim. “Yok, ben şeref duyarım” dedi.

Her mesleğin bir pir’i vardır. Sinemanın pir’i yok gibi gelir bana. Çok özel bir meslek. Kendimi bir anda sinemanın pir’i ile karşılaşmış gibi hissettim. Bir insan karşısında böyle bir hayranlık ve heyecan duyacağımı hiç düşünmedim ama hakikatten adam hayranlık uyandırıyor. Güzel bir anı oldu. Ama ben ondan imza almadım!

4 hit filmimden birisi onun filmidir. Bir diğeri Roman Polanski ‘nin TESS filmidir. Bunlar baya eski filmler. Diğeri Viskonti’nin Le Notti Bianche filmi 1980’lerde masumlar diye gösterildi.

Bir de Emir Kusturica’nın Undergrand filmidir. Maalesef Türkiye’de lüzumsuz yere skandallara sahne olan ve anlaşılmamış bir filmdir.

Genelde nerelerde bulunursunuz?

İstanbul’u seviyorum İstanbulsuz yaşayamam ama İstanbul’un daha çok sakin yerlerini severim. Üsküdar’dan Salacak’tan İstanbul’a bakmayı severim.

Bir de İstanbul’un içindeymiş, kalbindeymiş gibi hissedeceğiniz bir yer vardır. Kehkeşan dergi okuyucularına bu bir tavsiyem olsun. Topkapı Sarayı’nın sultan Mahmut köşkünün ön tarafına geçip bir kahve içsinler oradan İstanbul’a bakarak. İstanbul’un kalbinden dünyaya bakıyormuş gibi.

Kehkeşan Dergisi

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

Metafor Dolu 10 Film

Anlam karmaşası içerisinde beyaz perde.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sinema duyguların dışa vurumlarından oluşan; insanı insana, insanla anlatan sanat dallarından biridir. Hal böyleyken bazı yapımlar yansıtmak istediği duygu ve düşünceleri seyircinin kucağına bırakıp kaçarken, kimi filmler metafor aracılığıyla temellendirmelerini yapar. İşte etkisinden çıkmayacağınız ‘Metafor Dolu 10 Film‘ sizlerle. İyi seyirler.

İz Sürücü (1979) Stalker IMDb 8,2

Uzak bir gelecekte, bambaşka bir yaşam düzeni içerisinde, ismi olmayan bir ülkede, dünyaya düşen dev göktaşı yaşamı yerle bir ederken Zone adında esrarengiz, yeni bir bölge oluşmuştur.

Bu bölgeden içeriye girebilen insanların tutkularının gerçekleşeceğine dair söylentiler vardır. Askerler tarafından korunan Zone bölgesine sadece gerekli olgunluğa erişmiş cesur Stalker’lar girebilmekte, bölgeye giren insanlara eşlik etmektedirler. Kahramanımız Stalker, ailesinin tüm itirazlarına rağmen bölgeye girmek isteyen bir bilim adamına ve bir yazara eşlik etmeye karar verir.

Stalker, dev bir göktaşının yaşamı alt üst etmesinin akabinde oluşan esrarengiz Zone bölgesi ve buraya girmek isteyen bir bilim insanı ile yazara eşlik eden bir Stalker’ın hikâyesini anlatıyor.

İhtiyarlara Yer Yok (2007) No Country for Old Men IMDb 8,1

Llewelyn Moss, bir olay yerinde bulduğu çantayı alır ve başını hiç ummadığı bir belaya sokar. Artık peşinde bir kiralık katil vardır. Moss bir Vietnam gazisidir ve bir şekilde uyuşturucu olaylarının ortasında soruna dönüşen bir meseleye karışır. Peşindeki katil Anton Chigurh planı konusunda kararlıdır çünkü işini yarım bıramak niyetinde değildir. İşin için çok sayıda masum insanın ve suçluların da karışacağı soluk soluğa bir takip başlayacaktır.

Bugün Aslında Dündü (1993) Groundhog Day IMDb 8,0

Hava durumu spikeri olan Phil Connors Pennsylvania’daki bir kasabaya geleneksel Groundhog Day şenliklerini görüntülemek için gönderilir. Kendini beğenen ve kibirli biri olan Phil, kasabadaki bu basit ve sıradan insanlarla bir arada olmaktan hiç hoşlanmaz. Berbat bir gün geçirir ve kar fırtınasından dolayı yollar kapandığı için orada sabahlamak zorunda kalır. Tek istediği bu ortamdan bir an önce kurtulmaktır ama sabah uyandığında anlamakta zorlanacağı bir şeyle karşılaşır. Zaman döngüsüne yakalanmış ve o nefret ettiği günü her gün yeniden yaşamak zorundadır. Tek çaresi gününü güzel geçirmeyi sağlayacak şeyler bulmak olan Phil her gün aynı şeyleri yaşıyor olmanın da avantajını kullanmaya başlar. Bill Muray’ın kendisine hayran bırakacağı Harold Ramis imzalı bu film eğlenceli bir klasik.  

Persona (1966) IMDb 8,1

Persona, Bergman filmografisinin en şaşırtıcı ve en aykırı parçası. Yönetmenin ustalığının ve modern sinemayı etkilemekle kalmayıp onu nasıl büyük ölçüde kendinden çıkardığının en güzel kanıtlarından biri. Sinamotografisinin ustalığını bir yana bırakırsak, buradaki sinema dilinin günümüzdekinden geri kalan yanı yok. Sinematografi de işin içine girdiğinde Bergman fersah fersah öteye gidiyor. Kuralları kim koydu diye merak ediyorsanız işte size Bergman, sinemanın gerçek babası. Örneğin Lynch Mulholland Çıkmaz’ını yazarken bu filmi en az on kez izlemiş olmalıdır.

Solaris (1972) Solyaris IMDb 8,1

Ağır işleyen filmlerindeki muhteşem görsellikle sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Rus yönetmen Andrey Tarkovskiy’nin yönetmenliğini yaptığı sinema filmi “Solyaris”, Tarkovsky’nin en önemli yapımları arasında yer alır. İnsanlığın sadece utanç duygusuyla kurtulabileceğine inanan yönetmen, Solaris gezegeni bölgesine kurulu olan bir uzay istasyonunda iki bilim adamının yaşadığı insanlık deneyimini aktarıyor.

Doktor Kris Kelvin, gönderilen bilim insanlarının geri dönmediği Solaris gezegenine gider. Burada olup bitenleri anlamaya çalışan Doktor, kısa bir süre sonra gezegenin sırrını anlayacak ve büyük bir vicdan muhasebesi yaşayacaktır.

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar (2003) Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom IMDb 8,0 

Mevsimler ve doğanın o kusursuz çağrısı, yarattığı teslimiyet arzusu belki de başka hiçbir şeyde benzeri olmayan. Yüzen bir ev ki doğaya dair ne varsa muhteşem olan onu çevrelerken o göl ortasında yüzmekte. Yaşlıca bir rahip ve kendisine refakat eden diğer genç-çocuk rahip adayı.Yaşlı rahip, ona her şeyi bilgelikle ama bir o kadar da doğal bir akış içinde öğretir. Bu şekilde geçip giden mevsimler ile büyüyen çocuğun geçirdiği evrim, son derece doğal bir ahenk içinde ilerlerken sıra artık büyümüş olan çocuğun öğrendiklerini gerçek hayata nasıl yansıtacağını görmeye gelir. Ufak yaştan beri öğretilen erdemlere rağmen asıl öğretimin hayatın kendisi tarafından yapıldığının farkında olan bilge rahip için ise bekleme ve görme zamanıdır. Gerçek bir görsel şölen olarak beyazperdeye yansıyan ve gösterildiği bütün festivallerde büyük beğeni ile karşılanan bir film.

Hiç Bitmeyen Öykü (1984) Die unendliche Geschichte IMDb 7,4  

Zorbalığa uğrayan Bastian, okulunun tavan arasına kapanır ve ejderhalar, yarış salyangozları gibi sihirli yaratıkların ülkesi Fantasia hakkında bir kitap okumaya başlar.

Kaynak (2006) The Fountain IMDb 7,2

Ölümsüzlüğün ağacı: Hayat Ağacı.

The Fountain, bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için giriştiği ebedi savaşımı anlatan bir yolculuk. Destansı yolculuk, 16. Yüzyıl İspanya’sında bir fatih olan Tomas’ın (Hugh Jackman), ölümsüzlük bahşettiğine inanılan efsanevi bir varlık olan Gençlik Çeşmesi’ni aramaya çıkmasıyla başlar. Hikaye, modern bir bilim adamı olan Tommy Creo, sevgili karısı Isabel’ı yavaş yavaş öldüren kanseri tedavi edebilmek uğruna ümitsiz çırpınışlarını anlatarak devam ediyor. 26. Yüzyılda derin uzayda yolculuk eden astronot Tom, kendisini bin yıldır yiyip bitiren gizemleri kavramaya başlar. Bu bin yıla yayılan üç hikayede, tüm zamanların Thomas’ı olan savaşçı, bilimadamı ve kaşif; hayat, aşk, ölüm ve yeniden doğuş kavramlarıyla yüzleşir. Bu üç adamın hikayesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.

Eraserhead (1977) IMDb 7,4

Sinema tarihinin en orjinal filmlerinden birisi olan film, David Lynch’in ilk uzun metraj filmidir. Dev makinelerin çalıştığı dumanlarla kaplı bir evrende geçen filmde Jack Nance’in canlandırdığı Henry Spencer’ın özürlü kız arkadaşı olan Mary X’den (Charlotte Stewart) mutant bir çocuğu olur. Bu öykü etrafında ilerleyen film, 30 dakika boyunca Spencer’ın kabusuna bizi davet eder. Filmde Henry Spencer evi terk eden kız arkadaşının öfkesini bebeğini öldürerek dindirir. Bir sürü rahatsız edici imge, izleyicinin algısını allak bullak eden bir ses bandı ve siyah-beyaz görüntüleriyle, ‘Eraserhead’ bir deneysel sinema başyapıtıdır. Filmde fantastik görüntüler çoğunluktadır.

Kutsal Motorlar (2012) Holy Motors IMDb 7,1

Cesar o gün her sabah yaptığı gibi işe gitmek için elinde çantası, yaşadığı görkemli malikaneden çıkar, beyaz limuzinine doğru yürür. Çevresindeki korumalar ona eşlik ederken, şoförü Celine kendisine kapıyı açar ve yol boyunca o gün tamamlamaları gerekan randevularından konuşurlar. Cesar eline yaşlı bir kadın peruğu alıp onu düzeltmeye başlayıncaya dek her şey normal gibi görünmektedir. Peki gerçekten her şey bu kadar normal midir.

Prometheus (2012) IMDb 7,0

Tekrar bilim-kurgu türüne dönüş yapan kült yönetmen Ridley Scott’ın önderliğinde Alien’ın köklerine yapılan bu yolculuk, hayatın başlangıcına dair araştırma yürüten bir ekibin evrenin en karanlık noktasında yaşadıkları maceralara odaklanıyor. Ekibin insanoğlunun geleceğini korumak adına girdiği bu savaş, her şeyin sonu olabilir.

Ters Yüz (2015) Inside Out IMDb 8,1  

Ters Yüz, küçük bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Küçük Riley için hayat, babasının San Francisco’da yeni bir işe başlamasıyla baştan aşağıya değişir. Orta-Batı’daki yaşamını geride bırakan Riley’ı şimdi yeni bir ev, okul ve arkadaşlar beklemektedir. Peki içindeki duyguları o ne söyler? Neşe, Korku, Öfke, Nefret ve Üzüntü. Riley’in zihninin içinde yaşayan, ona günlük hayatında tavsiyeler veren duyguları bu yeni hayata alışırken ufak bir kaosa neden olacaktır. Neşe, Riley’nin en önemli duygusudur ve onu hep pozitif tutmaya çalışır ama diğer duygular bu yeni hayatına uyum sağlama konusunda biraz şaşkındır.

Okumaya Devam Et

Liste

İlişkilere Gerçekçi Bakan 10 Film

Pembe tabloların dışından.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

İki insan birbirini sever, engeller aşılır ve sonsuza dek mutlu yaşanır. Ya da iki insan birbirini sever, ardından tanımaya başlarlar birbirlerini. Seni tanıdığı için memnun olanlar, seni yavaş yavaş tanımaya başlarlar ya da keşke tanımasaydım olur cümleler… Ya da tanıştıkça yabancı olunur…. Veya tanıdıkça bağlar kuvvetlenir. Bir arada olmak, hayatına birini almak en başından bir tavizdir, hayatının sana ait olan kısmının bir kısmını bir başkasının kontrolüne, denetimine bırakırsın. Özgürlüğünü, yani en değerli şeyini, armağan edersin sevdiğin için… Sonra tutsaklık seni rahatsız eder, gardiyanın da seni daha da tutsak etmek ister, iki insan birbirine hem mahkum hem de gardiyandır aynı zamanda… Aşağıda aşk, evlilik gibi mevzular üzerine gerçekçi bir takım şeyler söyleyen filmler var. Bazıları direkt bu mevzuya dalarken bazıları da dolaylı yoldan dokunuyor meseleye. İyi seyirler.

Aç Kalpler

Aç Kalpler (2014) Hungry Hearts IMDb 64

Venedik Film Festivali’nde hem En İyi Erkek Oyuncu hem de En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan yapım, birbirlerine ilk görüşte aşık olan bir çiftin sıra dışı hikayesini anlatıyor. Filmin başrollerinde yeni Star Wars serisinde de rol alacak olan, Inside Llewyn Davis, Frances Ha ve Girls dizisinden tanıdığımız yükselen yıldız Adam Driver ve performansıyla bol övgü toplayan Alba Rohrwacher bulunuyor.

ude (Adam Driver) ve Mina (Alba Rohrwacher), New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.

____

Nights and Weekends

Nights and Weekends (2008) IMDb 6.2

Mattie ve James birbirlerine aşıklar. Ancak birbirlerinden uzak geçen onlarca sabah ve aralarındaki binlerce kilometre ilişkilerini yiyip bitiriyor. New York ve Şikago arasındaki mesafe ile boğuşurken, birbirlerini gördüklerinde ilişkilerinin tatlı anları değil, zorlukları öne çıkmaya başlıyor.
___

Blue Valentine

Aşk ve Küller (2010) Blue Valentine IMDb 7.4

Dean ve Cindy’nin evlilikleri büyük bir başarısızlığa uğramıştır. Hayatlarının bu trajik sürecinde çift, gençlik yıllarına ve birbirlerine aşık oldukları zamanları hatırlamaya çalışırlar. Film zıt kavramları karşı karşıya getiriyor. Sevgi nefrete, geçmiş günümüze, hayal gerçeğe, gençlik yaşlılığa, erkek kadına karşı geliyor.
_____

L'avenir

Gelecek Günler (2016) L’avenir IMDb 7.0

Mia Hansen-Løve’ın Berlin’den Gümüş Ayı ödülüyle döndüğü filmi Gelecek Günler, evli ve iki çocuklu felsefe öğretmeni Nathalie, işi, annesi ve evliliği arasında sıradan bir tempoda yaşamını sürerken başına gelenler yüzünden yeni bir hayat kurmaya doğru adım atar.
____

Prensim

Prensim (2015) Mon roi IMDb 6.1

Her aşk, zaman içerisinde bir enkaza dönüşmez mi? Ödüllü yönetmen Maïwenn’in son filmi, bildiğiniz aşk filmlerine pek benzemiyor. Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan film; acı ve özlem, tutku ve ihanet arasında gidip gelen fırtınalı ve sıra dışı bir ilişkiye odaklanıyor. Bir tarafta düzenli hayatıyla istikrarlı bir avukat olan Marie-Antoinette, diğer tarafta ise karizmatik, özgür ruhlu, kadın avcısı Georgio. İdealize edilmiş bir aşk mefhumunu ve beyaz atlı prens kavramını sorgulayan film, klişelerden uzak durarak bir ilişkinin duygusal türbülanslarını son derece cesur bir şekilde perdeye taşıyor. Variety’nin “Jules ve Jim” kadar ultra-romantik olarak nitelediği filmin başrollerini Emmanuelle Bercot, Vincent Cassel ve Louis Garrel paylaşıyor.

___

Irrational Man

Mantıksız Adam (2015) Irrational Man IMDb 6.6

Woody Allen bu filminde varoluşsal bir krizin ortasında olan orta yaşlardaki felsefe profesörünün hikayesini anlatmakta. Filmin başrollerinde ise Emma Stone, Joaquin Phoenix ve Parker Posey var.

Abe Lucas, son dönemlerde yaşamaktan zevk alamayan, duygusal olarak dibe vurmuş bir felsefe profesörüdür. Hayatında yeni bir sayfa açmak için küçük bir kasabaya yerleşir ve orada ders vermeye başlar. Burada tanıştığı Rita Richards (Parker Posey), aynı üniversitede hocalık yapan, mutsuz bir kadındır. Abe’in öğrencisi Jill Pollard ise sınıfın en başarılısıdır ve zamanla aralarında bir arkadaşlık başlar. Jill her ne kadar erkek arkadaşı Roy’a aşık olsa da Abe’in ıstırap dolu, sanatçı kişiliğini ve egzotik geçmişini karşı konulamaz derecede çekici bulur.

Bir gün Abe ve Jill’in bir yabancının konuşmasına kulak misafiri olup, Abe’in olaya dahil olmasıyla işler değişir. Abe bu olayla birlikte kendi hayatını ve başkalarının hayatını derinden etkileyecek bir karar alır ve hayata yeniden tutunup, her anın keyfini çıkarmaya başlar. Fakat bu durum Jill, Rita ve kendi hayatını sonsuza dek değiştirecek günleri de beraberinde getirecektir.
_____

The Story of Us

İkimizin Hikayesi (1999) The Story of Us IMDb 5.9

İlişkileri artık iyice içeriğini kaybeden Jordan çifti, çocukları 12 yaşındaki Josh ve 10 yaşındaki Erin yaz kampındayken ayrılmaya karar verirler. Ben ve Katie çiftinin bir arada kalabilmesinin tek yolu birbiri ile olabildiği kadar az iletişim kurmaktır. Ben ve Katie birbirinden ayrı geçirdikleri zaman boyunca geçmişte çok şeyi paylaştıklarını farkederler. Yaşadıkları ortak mutluluklar onları bir araya getiren nedendir.
___

Sürgün

Sürgün (2007) Izgnanie IMDb 7.7

Bir aile, anne, baba ve çocukları şehir yaşamından ayrılıp doğa ile iç içe bir kır evine giderler. Burası büyükbabalarından kalma bir yerdir. Şehir kültürüne adapte olmuş insanlara uzak kalan bir doğa yaşamının kurallarına ayak uydurmak hiç de kolay değildir. Doğada hükmeden kavramlar çok başkadır. Orada var olmaya devam etmek isteyenler için büyük fedakarlıklar söz konusu olmak zorundadır. Film özünde vicdan sorguları ve işlenen günahların sancıları ile savrulan bir ailenin hikayesini konu alıyor.

___

Demolition

Yeniden Başla (2015) Demolition IMDb 7.0

Eşini trafik kazasında trajik bir şekilde kaybeden yatırım uzmanı Davis Mitchell, duygusal bir çöküntü yaşamaktadır. Davis, tüm hayatını sorguladığı bu dönemde giderek kontrolünü yitirmektedir. Bir gün parasını kaptırdığı otomatı üreten şirkete bir şikayet mektubu yazar. Davis, bu mektup sayesinde şirketin müşteri temsilcisi Karen ile yakınlaşacak ve bu beklenmedik ilişki, hem Karen hem de Davis’in tekrar hayata sıkı sıkıya sarılmasını sağlayacaktır.

_____

Scenes from a Marriage (1973) Bir Evlilikten Manzaralar Imdb 8.5

Marianne ve Johan’ın on yıllık evliliklerini masaya yatıran film, çiftin ayrılıklarını, evlilik dışı ilişkilerini, barışıp yeniden ayrılmalarını ve en nihayetinde de boşanmalarını konu ediyor.

Boşandıktan sonra bile birbirinden kopamayan Marianne ve Johan çiftinin her görüşmeleri ayrı bir kavgayla sonuçlansa da birbirlerine olan sevgileri şartlar ne olursa olsun galip geliyor.

Film evlilik hayatıyla ilgili çok önemli kelamlar ederken aynı zamanda izleyiciyi psikolojik olarak Marianne ve Johan’ın ilişkisine hapsediyor. Başta Woody Allen olmak üzere birçok yönetmeni etkileyen Bergman’ın bu filmi aynı zamanda en iyi yabancı film dalında altın küre sahibi.

___

Nelyubov

Bonus: Sevgisiz (2017) Nelyubov IMDb 7.8

Birbirlerine karşı nefretle dolu bir kadınla bir erkek ve arka odada, korku içinde gözyaşlarına boğulmuş çocukları… Sevgisiz, bu çocuğun ansızın ortadan kaybolması üzerine onu aramaya başlayan, boşanma arifesindeki bir karı-kocanın bezginlik ve pişmanlıkla yaralı çabalarının hikâyesini anlatıyor. Günümüz Rus sinemasının büyük ustası Andrey Zvyagintsev, şiddetle, kavgayla ve sevgisizlikle yoğrulmuş, hayalleri kırılınca ağlamayı bile unutmuş bir toplumun portresini post-modern bilgi çağı filtresinden çiziyor. Yozlaşmış, çürümüş, hayati değere sahip kurumları ardı ardına işlevsiz hale gelmiş Rus toplumu, yönetmenin otopsi masasında. Sevgisiz, Rusya’nın Oscar adayı seçildi.

___

Ne olacak simdi

Ayrıca bunlar da var:

Ne Olacak Şimdi (1979)

45 Yıl (2015)

Kayıp Kız (2014)

Okumaya Devam Et

Günün Haberi

Şairlerin Hayatını Beyaz Perdeye Taşıyan Filmler

Şairleri anlatan şiir gibi filmler…

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali (2012)

Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu faili meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor.

Sylvia (2003) IMDb 6,3

Yıl 1956, İngiltere. İleride tanınan bir şair ve yazar olarak ün salacak olan Sylvia Plath, şair Ted Hughes ile tanışır. Cambridge’de şairin dizelerinden yansıyan zekasından etkilenip henüz tanışmadan önce aşık olmuştur ona. Ted de tanıştıkları zaman aşık olur. Evlenirler. Sylvia çok geçmeden kocasının dizelerine, kalemine, yakışıklılığı ile birleşen başarısına vurulan, etkisi altında kalan başka kadınların da varlığının farkına varır. Bir zaman sonra Sylvia, kocasının profesyonelliğinin gölgesinde var olma çatışmasına düşer. Yazma kariyerindeki ilerleyişi Ted’inki kadar doğal ve içgüdüsel gelişememektedir. Acı ve öfke duyguları arasında yazdığı yarı otobiyografik bir roman ve az sayıda şiirleri ile kariyerine imzasını atmıştır.

Kelebeğin Rüyası (2013) IMDb 7,8

Zonguldak’ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa’da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın Zonguldak’a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer’in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940’lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer’in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.

Parlak Yıldız (2009) IMDb 6,9

Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. 

Mavi Gözlü Dev (2007) IMDb 6,7

 Komünizm propagandası nedeni ile mahkum edilen Nazım, içeride kulaktan kulağa büyüyen haklı bir üne kavuşur. Dil yeteneği ve muhteşem şiirleri sayesinde yavaş yavaş bir efsane haline dönüşür. Çevresinde şiirinden, ressamlığından feyz alarak genişleyen bir devrimci ve sanatçı arkadaş grubu oluşurken Nazım Hikmet’in aklında olan tek şey çok sevdiği eşi Piraye’dir.

Lope (2010) IMDb 6,0

Trajedi ve komediyi harmanlayarak İspanyol sinemasında yeni bir devir başlatan, Lope de Vega’nın hayatını konu alan bir film.

Tutkunun Şairleri (1995) IMDb 6,6

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud’u evinde ağırlar. Rimbaud’un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud’un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir.

Postacı (1994) IMDb 7,7

Sıradan bir İtalyan postacı, ünlü bir şairin mektuplarını taşırken şiir sevmeyi öğrenir. Bu durumu Beatrice adındaki güzeli etkilemek için kullanacaktır. Mektupların sahibi Pablo Neruda’dır. Onun gönderilerinden sorumlu postacı Mario, kısa sürede kendisi ile bir bağ kurar. Ondan aldığı destekle Mario, kendi içindeki cevheri açığa çıkartmayı öğrenir. Ardından da aşka davet zamanı gelir. 

Sayat Nova (1969) IMDb 7,7

Ermeni ozan Sayat Nova’nın hayatını ele alan film, sanatçının ünlü şiirleri eşliğinde Nova’nın yaşamının önemli dönüm noktalarını işliyor. Sofiko Chiaureli’nin altı farklı rolde izleyici karşısına çıktığı filmde Nova’nın bilinmeyen, gölgede kalmış eserleri de ölümsüzleşiyor. 

Howl (2010) IMDb 6,7

1957 yılının San Francisco’sunda genç şair Allen Ginsberg, yıllar boyunca en fazla okunan ve tartışılan şiire imza atar: Howl .Filmde tıpkı bu performatif şiir gibi üç parçadan oluşur: Allen Ginsberg’in gençlik dönemlerinden kesitler, şairin kendi sesi ile bir araya gelir. Howl şiirini Chicago davası’nda okuyan Ginsberg’e tepkiler bir diğer bölümü oluşturur.

BONUS

Yedi Güzel Adam

Hikayesi 1950 ve 1970’li yılların Kahramanmaraş’ında geçen dizi; yakın edebiyat tarihimize damgasını vuran şairlerimiz Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ali Kutlay, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören’in hayatını konu alıyor.

HazırlayanMehmet Ali Karga

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler