Orhan Gencebay Sineması

Eleştiri Fatih Mutlu Manşet

Rahmetli Lütfi Akad, sinema yolculuğunu anlattığı ve 2004 yılında piyasaya çıkan “Işıkla Karanlık Arasında” kitabında şunları kaydediyor:

“‘Bana iyi bir sazcı lazım’ diyorum, (Abdullah Bayşu) hiç duraksamadan bir adres veriyor: ‘İstiklal Caddesi’nde Tünel’e giderken sol kolda bir bina. Git onunla konuş, biraz içine kapanık, genç ama Türkiye’nin en iyisi. Adı Orhan Gencebay.’ (…) Çoğaltılmış senaryolardan birini alıyorum, Abdullah Bayşu’nun tarif ettiği yerde Orhan Gencebay’ı görmeye gidiyorum. (…) Uzunca boylu zayıf bir genç. Aydınlık geniş bir yüzü var. Üst dudağını örten özen gösterilmiş kumral bir bıyık, aynı özen aslan yelesi saçlar için de geçerli. Abdullah Bayşu’nun dediğinin tersine açık ve sıcak davranıyor. Anlattıklarımı, ondan istediklerimi ilgiyle dinliyor. Türkülerde ne yapmak istediğimi de anlatıyorum, senaryoda müzik ve türkü yerlerini göstererek işaret ettikten sonra sona bıraktığım konuya geliyorum korkarak: Koyunların tuz yalatılıp susuz bırakıldıkları sahnelere… Kızgın güneşe ve sıcağa… Ali ile Hatçe’nin de tuz yalayıp su içmediklerini anlatıyorum ve bu sahneler için soyut bir müzik istiyorum ve sazla böyle bir şey olmaz demesini bekliyorum. Bir süre yüzünde yarım kalmış bir gülümsemeyle düşünüyor, sonra başını sallıyor, gülüşü genişliyor. ‘Bugüne kadar kimsenin böyle bir şey istemiş olabileceğini sanmam’ diyor, ‘Ama madem istenmiş, ben bunu yaparım.’ Sazını alıyor, ayağını alçak bir iskemleye dayadıktan sonra, herkesin elinde görüp dinlediğim o ince zayıf sesli saz, onun elinde devleşip bir orkestra hacmine yükseliyor; bir bayrak açarcasına ya da bir meşale tutuşturur gibi, yedi mahalleden duyulan bir nara atarcasına kısa bir konser veriyor. Sazın böyle çalındığını bir daha hiçbir yerde duymadım.”

Bu tanışma, Akad’ın 1967 yapımı “Kızılırmak Karakoyun” filmi için.

“KIZILIRMAK KARAKOYUN”, GENCEBAY İÇİN DE MİLAT

Kızılırmak Karakoyun, sinemamızın mihenk taşlarından biri. Lütfi Bey’in filmografisinde müstesna bir durak olmasının yanı sıra, hem Yılmaz Güney’in ve hem de Orhan Gencebay’ın hayatında da dönüm noktası.

O zamana kadar hep “vurdulu kırdılı” filmlerde aktif rollerde yer alan Yılmaz Güney, Lütfi Bey’in gönderdiği senaryoyu okuyup pasif bir roldeki çoban Ali Haydar’ı görünce duraksıyor, “Ağabey, bunu sadece ‘bakmam’ için gönderdin, değil mi?” diyor. Lütfi Bey, gayet inançlı bir şekilde, kendisine bu rolü teklif ettiğini söyleyip Güney’i ikna ediyor. Nihayet, Yılmaz Güney’i “vurdulu kırdılı” filmlerden, Umut’a ve devamındaki filmlere ulaştıran yol açılıyor.

Kızılırmak Karakoyun’un hem müziklerini yapan, hem de bazı türkülerini seslendiren Orhan Gencebay ise, o dönem henüz kamuoyunun tanıdığı bir isim değildi. TRT radyosundaki çalışmalarına ilaveten, bazı sanatçıların eserlerinde müzik yönetmenliği de yapıyordu. Kızılırmak Karakoyun, Orhan Gencebay’ın hem müzikal kariyerine, hem de sinemadaki serüvenine yol veren bir yapım olarak ortaya çıktı.

“ERKSAN’IN EN İYİ FİLMİ”NDE GENCEBAY İMZASI

Aynı yıl yine Lütfi Akad’ın “Ana” filminde müzikleri yapan Gencebay, 1968’de ise bir başka büyük sinemacı, Metin Erksan’la biraraya geldi. Eleştirmenlerin çoğu tarafından (ben öyle düşünmüyorum) Metin Erksan’ın en iyi filmi olarak nitelendirilen Kuyu’da da müzikler Orhan Gencebay’a emanet edilecekti. Film müziği alanında Gencebay-Erksan birlikteliği, Erksan’ın sinemadaki son filmlerinden olan, başrolünde Emel Sayın’ın yer aldığı “Feride” filminde de tekrarlanacaktı.

1969 yılında ilk 45’liğini yapan Gencebay, 1971 yılında da ilk “Orhan Gencebay filmi”ne imza attı: Bir Teselli Ver.

Bu ilk “Orhan Gencebay filmi”nde yönetmen Lütfi Akad’dı. Böylelikle, pek az oyuncuya nasip olacak şekilde, Gencebay, en ehil bir elde ilk oyunculuk tecrübesini yaşamış oldu. Lütfi Akad’ın, Safa Önal’la birlikte senaryosunu yazdığı “Bir Teselli Ver”in film müzikleri de doğal olarak Orhan Gencebay’a emanet edilmişti.

YÜCEL ÇAKMAKLI’DAN “BEN DOĞARKEN ÖLMÜŞÜM”

1972’de “Sev Dedi Gözlerim” filminde rol alan Gencebay, 1973’e gelindiğinde, bir başka usta isimle teşrik-i mesai etti: Yücel Çakmaklı.

1973 yapımı “Ben Doğarken Ölmüşüm”, o zamana kadar “Birleşen Yollar” (1970), “Zehra” (1972) ve “Çile” (1972) filmlerini yaparak sektörü şoke eden rahmetli Yücel Ağabey’in filmografisindeki “sıradışı” yapımlardan biri olarak dikkat çekti. Bu filmde Orhan Gencebay’la başrolü oynayan Necla Nazır’la daha sonra (yine bir “sıradışı” iş olarak) 1974’te Garip Kuş’u yapan Yücel Ağabey, aynı yıl çektiği sinemadaki son ve en “radikal” işi Memleketim’de de, filmin büyük final sahnesinde Orhan Gencebay’la selamlaşmıştı.

 

“DENİZ GEZMİŞ PARKALI” ORHAN GENCEBAY

Yücel Çakmaklı gibi, sinemamıza yön veren bir başka isim olarak Yılmaz Güney’le yönetmen-oyuncu yahut yönetmen-müzisyen birlikteliği olmadı Orhan Gencebay’ın. Ancak, Yılmaz Güney ekolünü takip eden ve O’nun “silah arkadaşı” Şerif Gören’le birkaç filmde çalıştı. Bunlardan “Derdim Dünyadan Büyük” filminde, garibanın evini yıkmaya gelen dozerlerin karşısına “Deniz Gezmiş” parkasıyla çıkan Orhan Gencebay görülebilir.

“TOPLUMUN YAŞAYAN GÜNDELİK HAYATI”

Velhasıl, Orhan Gencebay, hem müzisyen kimliğiyle ve hem de oyuncu kimliğiyle, Lütfi Akad ve Metin Erksan gibi sinemamızı kuran yönetmenlerle çalışmış, Yücel Çakmaklı gibi sinemamızda çığır açan bir ustayla teşrik-i mesai etmiş, bir başka çığır olarak Yılmaz Güney ekolünde de kendisine yer bulmuş, sinemamızın kilit noktalarında, kilit yapımlarda, kilit isimlerle çalışmış gerçek bir sinemacı.

Gencebay’ın, farklı ekollerin farklı sinemacılarıyla biraraya gelebilmesini, dahası, kimisi için vazgeçilmez oluşunu, sinemabilimci üstadımız Kurtuluş Kayalı şöyle izah ediyor:

“Atıf Yılmaz, Halit Refiğ, ‘Orhan Gencebay’ filmi çekti, Yücel Çakmaklı ‘Orhan Gencebay filmi’ çekti; Lütfi Akad ‘Bir Teselli Ver’ ile ilk ‘Orhan Gencebay filmi’ni çekti… Bunun bu toplumla, bu toplumun yaşayan gündelik hayatıyla bir bağlantısı var çok net bir biçimde.”

Dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz yani: Bu topraklarda sinemanın anahtar kavramı “halkla irtibat.”

***

Sonsöz: Gezi olaylarının yaşandığı dönemde Sancaktar dergisinde şöyle yazmıştım:

“Yaklaşık 1,5 aydır ortalarda görünmeyen (ve iyi eden) Orhan Gencebay’dan: Her hasretin arkasında bir ümidin bin nazı var / Her adımda bir acının silinmeyen izleri var / Sabret gönlüm sabret sabret / Allah bizimledir, Allah bizle / Allah tek ümittir ümitsize / Hangi kitap yazmış insan köle diye? / Mutlaka çare var dertlerimize…”

twitter.com/fm_fatihmutlu

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up