Bizimle İletişime Geçin

Manşet

“Orda bir sinema var uzakta, O sinema bizim sinemamızdır!”

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de sinema denildiğinde akla ilk gelen yer şüphesiz Beyoğlu’dur. 1896 yılında Beyoğlu’nda Sponeck Lokantası’nda başlayan Türkiye’nin sinema macerasının üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti. Geçen bu uzun sürede Beyoğlu’nda bir çok sinema salonu açıldı ve kapandı. Özellikle Alkazar ve Emek sinemalarının kapanmaması için verilen mücadele şimdilik neticesiz kaldı. Son kurban ise Yeni Rüya Sineması oldu.

Rahmetli Ahmet Uluçay’ın kısa filmlerinden birinin başında kısa bir söz vardır:

“Orda bir sinema var uzakta,
O sinema bizim sinemamızdır,
Duymasakta, tınmasakta…”

Beyoğlu’nda bir sinema salonu bu dörtlüğü hatırlatırcasına bugünlerde ayakta kalma mücadelesi veriyor: “Yeşilçam Sineması”. Mütevazı fakat sinema kokan ortamı ve tek gösterim salonuyla hizmet veren Yeşilçam Sineması’nda Güven Çelik ile bir röportaj gerçekleştirdik. İşte Artizler Kahvesi’nde hem Yeşilçam Sineması hem de Güven Çelik’in İstanbul’a gelişi ve sinema ile tanışması ile ilgili tatlı sohbetimizin ayrıntıları…

Röportaj: Gizem Uyanık / Barış Karabulut

Fotoğraflar: Adem Eser

Yeşilçam Sineması ve Sinema İle İlk Tanışma

Yeşilçam Sineması’nda çalışmaya nasıl başladınız?

İstanbul’a ilk gelişim sinemayla tanışmam oldu. Reis Çelik bana “ Sinema açıyorum, makinistlik yapar mısın?” dedi. Bende sinemayla ilk kez tanıştığım için makinistliğin ne demek olduğunu gerçekten bilmiyordum. Film izlemeye gidiyordum ama sinema perdesinin arkasında olmak çok farklı bir duygu. Tamam, bakalım bir makinistlik nedir ne yapacağız dedim. Aradan zaman geçti. 2 3 kere gittim geldim. Makine bu dedi. O sıralar Taksim de barmenlik yapıyordum. İşi bıraktım. Sinema kapalı oynamıyor, film yok. Derdimiz de film değildi. Reis Çelik’in arzusu ilk olarak bana işi öğretip sonra burayı birlikte açmaktı. Reis Çelik’in bu desteğini çabasını görünce ben de bir şeyler yapmam gerekiyor diye düşündüm. Sana 2 hafta mühlet makinistliği öğren ve bana film oynat dedi. Bu benim için büyük bir sınavdı. Makinistliği Sedat İzaşan’dan öğrendim. Bir gün geldi öğretti. “Bir daha gelmeme gerek var mı?” diye sordu. Hayır dedim. Bana bir film verdi. Bu filmi oynat parçala öğren dedi. Ben böyle bakmıyorum. Filmi parçalamayacaksın. Çünkü ortada bir emek var, bir sanat var. Acemi olduğum için filmde bir iki kere diş kırıkları oldu. Onları düzeltmeye çalıştım. Film makine üzerindeyken yanlarından keserek diş kırığını alıyordum, film karesini almadan geçiş yapabilmesini sağlıyordum. ‘Sedat İzaşan’ Türkiye’deki sinemalarının makinelerini kuran adamdır. Onunla çalışmak benim için bir şerefti. Kendi kendime not tuttum, projeksiyonlarda hangi film gösterilir, nasıl ayarlanır. 2 hafta doldu ve Reis Çelik bana “Hazır mısın?” diye sordu. Bu konuda kendime güvendiğim için hazırım dedim. Bana ‘film oynat’ dedi. O zaman kendi filmi olan ‘Hoşçakal Yarın’ filmini oynattım.

Acemilik ve İlk Festival

Acemilik döneminizde sizi en çok zorlayan ne oldu?

Sinema ilk açıldığında Metin Erksan’ın ‘Susuz Yaz’ filmini oynattım. Çok iyi bir filmdi. Onu oynattıktan sonra ‘Yunan Filmleri Haftası’ yaptık. Acemiliğim bitti, festival yapacağız. Buradaki tek makinistim. 1 hafta boyunca 7 film oynattım. Perişan bir haldeydim. Bir anda bir festivalin içine girdim. Bu benim için büyük bir başarıydı. Verdiği mutluluğun yanında her şey unutuldu.

Sonraki günlerde çalışmak için bir müdür geldi. Makinist de gelse önemli değildi. Benim için önemli olan herkesten bir şeyler öğrenmekti. İnsanlar kendi çabalarıyla bir yerlere gelirler. Çok kişi geldi geçti. 1 ay, 2 hafta… Müdür de gitti. Film alımlarını ve muhasebeyi de ben yapmaya başladım. Biraz zor oldu ama başardım.

Her Makinist Yaşlı Olmaz

Makinistliği genelde yaşlı kişiler yapıyor. Bu meslek için siz oldukça gençsiniz. Sizce de öyle değil mi?

Oldukça gencim. Makinistler emekli olmuş artık bir oturayım dinleneyim diyen kişiler. Yanlış anlaşılmasın onları yargılamıyorum. Onların artık dinlenmeye ihtiyacı olduğu için bu işi 50- 60 yaşındaki kişiler yapıyor. Sonra dedim ki ben makinist olurum da başka şeyler de yapmalıyım dedim. Burada benim haricimde 2 kişi daha vardı. Bir anda burası benim himayem altında oldu.

Dağıtım Şirketleri Salon Küçük Diye Film Vermiyordu

Film şirketleriyle yaşadığınız sıkıntılar var mı?

Büyük sınavlar verdim. Dağıtımcı şirketlerle çalışmak zor. 75 kişilik salonumuz olduğu için film vermediler. ‘400 Darbe’ çok iyi bir filmdir. Böyle filmler bulup oynattım. O filmleri de nerden buldum biliyor musunuz? Tarlabaşı’ndan buldum. Akün Film ve Kanat Film o zamanların büyük dağıtım şirketleridir. Bu şirketler yandığında yağmacılar buradan filmleri kaçırarak Tarlabaşı’nda depolara doldurmuşlardır. Buralardan filmler bulup oynattım. ‘Yağmurla Gelen Adam’, ‘Rüzgâr Gibi Geçti’, ‘Kazablanka’ gibi hatırlayamadığım bir sürü film oynattım. Sonra ‘Susuz Yaz’ı tekrar getirdim. Metin Erksan’ı söyleşi için davet ettim. Aksilikler oldu gelemedi. ‘Türk Filmleri Haftası’ yaptım. Yeşilçam adı altında bir sinema açmışız. Bunları Yeşilçam Sineması’nı canlandırmak için yaptım.

Filmler 2 Hafta Vizyonda, Sonra Kayboluyor

Yani Yeşilçam Sineması’nı asıl açma sebebiniz Türk sinemasını canlandırmak mı?

Yeşilçam Sineması’nı asıl açmamızın nedeni; Türkiye’ye baktığımızda 700 ya da 800 tane sinema var fakat alternatif program sineması adı altında bir tane sinema görebilir misiniz diye size soruyorum? Ben bu güne kadar göremedim. Türkiye’de bir Yeşilçam Sineması vardı. Koltukları fareler tarafından yenmiş, mahvolmuş bir durumda. Bizde o Yeşilçam Sineması’nın ismini, eski oyuncularının hepsini canlandırmak, bir de Türkiye’deki eksikliği gidermek amacıyla böyle bir sinema açalım dedik.

Türkiye’de filmler vizyona giriyor. En fazla 2 hafta oynuyor. Gişe filmleri zaten giriyor. Bir bakıyorsunuz filmler ortalıktan kaybolmuş. Sanat filmleri geliyor. Bir bakıyorsunuz yok. Nerede bu filmler? Hemen depoya atılıyor. Alternatif filmin altındaki etken olay, vizyonda kaçırdığınız, perde arkasında saklanan filmlerdir. Ticari kaygısı olmayan, sanat için kaygılanan filmlerdir. Bunları ortaya çıkarıp insanlara tekrar sunmaktır.

‘Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ 3 Ay Boyunca Salonu Doldurdu

Salonunuzu  tıka basa dolduran ve sizin de oynatmaktan zevk aldığınız bir film var mı?

Ahmet Uluçay’ın ‘Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ filmi. Bu filmi sinema salonları oynatır mı diye düşündüm. UİP adlı bir Amerikan şirketiyle çalışmaktaydım. ‘Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ filminin dağıtımını yapıyordu. Film Majestik Sineması’nda oynadı. İzleyici bulamadı. Şirkete ben alıp oynatayım dedim. Kabul edildi. Tam 3 ay dolu salon oynattım filmi. İnanılmaz bir durumdu. Salonda hiç yer yoktu. İnsanlar artık sıkıldı. Filmden değil, tek salon olduğu için. Başka film oynatamıyordum. Başka sinemalar gibi seansları bölmek de istemedim. Çünkü bu haksızlıktır. Bir filmi alıyorsan hakkıyla oynatacaksın. O hafta batacaksın ya da çıkacaksın. Bütün sinemalar bunu yapıyor. Ama burada çok zor rastlarsın.

“Buraya gelenler müşteri değil, misafir!”

Sinemanıza gelen kişiler nasıl ayrılıyor? İzlenimleri nasıl oluyor?

Sinemamıza film izlemek için gelenleri müşteri olarak nitelendirmekten kaçınıyorum. Sürekli gelen insanlar var. Misafir demekten yanayım. Misafirlerimiz geldiğinde hepsini isim olarak hatırlayamıyorum ama sima olarak tanıyorum. İnanır mısınız bilmiyorum ama burada 70 kişiye bilet verdiğimde bilet vermediğim kişiyi görebilirim. O kadar çok izlenim oldu ki. Burada günde 50, 60 kişiyle konuşuyorum, sohbet ediyoruz. Öğrenciyim diyenlerin ise sadece gözlerine bakıyorum hiçbir şey söylemiyorum. Buradan çok fazla dışarı çıkamıyorum. Çıktığımda ise en az 10 kişiyle merhabalaşıyoruz.

Size bir anımı anlatmadan geçemeyeceğim. Bir gün Beşiktaş’ta bir kafede oturuyorum. Çay içtim. Bir zaman geçtikten sonra hesabı istedim. Hesabınız yok dediler. Çay içtim dedim. Ödendi dediler. Buraya gelen bir kişi hesabımı ödemiş. Çok sevindiğim bir andı.

(Bir ara yanımızdan kalkıp makine dairesine gitti ve kısa bir süre sonra geldi)

(Tebessümle) Ara sıra makinelerin ayarı bozulabiliyor, bakıp emin olmak istedim. Bir gün başka bir sinemada film izliyorum. Makinenin ayarı bozuldu filmi flu olarak izliyoruz. Makiniste baktım göremedim. Kalktım makine dairesine gittim. Makine biraz farklıydı ama görüntü ayarını yaptım ve yerime oturdum.

Aslında bu yorumu benden duymak farklı. Buraya gelen kişiler bilinçli olarak geliyor. “Güven, ben geldiğimde filme bakmadan direkt içeri giriyorum. Çünkü ben bu sinemaya gözü kapalı geliyorum, memnuniyetsiz bir şekilde gitmiyorum memnun oluyorum.” diyorlar. Hiçbir zaman kötü bir film yoktur aslında, buraya gelecek filmlerin hepsi çok iyi bir emekle yapılan filmler olduğu için ilgiyle, beğeniyle izleniyor ve memnuniyetle ayrılıyorlar. Bizim için ise bunları duymak mutluluk verici oluyor.

Misafirlerimiz geliyor filme girecekleri vakit “Güven burada mı?” diye soruyorlar. Karşıdan gelen misafirlerimiz var. 5 yıldan beri evli bir çift bazen sohbet etmek için bazen film izlemek için geliyor. Bazen arıyorlar ‘Güven hangi film var’ diyorlar. Bunlar çok güzel şeyler. Eve gittiğimde oturup bunları düşünüyorum. İnsanlar sinema sohbeti yapmak istiyor.

“Bazen film izlemek için Beyoğlu ve Atlas Sineması’na da gidiyorum”

Çok film izlediniz mi?

O kadar çok film izledim ki. Film vizyona girmeden 2 hafta önce ya da 1 ay önce basın gösterimiyle izliyorum. Bazen kaçırdığım filmleri Beyoğlu ya da Atlas sinemalarına giderek izliyorum.

“Nuri Bilge Ceylan’a biraz sinirliyim.”

Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Bir Zamanlar Anadolu’da filmini oynatacak mısınız?

Tam yerinde bir soru sordunuz. Nuri Bilge Ceylan’a biraz sinirliyim. Ben onun bütün filmlerini burada oynattım. Bir tek ‘Üç Maymun’filmi hariç. Filmlerine ilgi vardı. Çok iyi filmler. ‘Bir Zamanlar Anadolu’yla ilgili başvuru yaptım, oynatalım dedim. Tabi yönetmenle ilgisi yoktur belki çünkü o doymuştur ama dağıtımcıya filmi burada oynayalım dediğimde yönetmenin küçük salonlarda oynamasını istemediğini söylediler. Ne kadar doğru ne kadar yanlış bilmiyorum ama Beyoğlu Sineması’nda oynamasını bile istemiyormuş. Çünkü ses kötü ve salon küçükmüş. Bana çok tuhaf geldi. Ben de daha sonra hiçbir talepte bulunmadım. Artık filmi oynatmam. Türkiye’ de yazar olsun yönetmen olsun ödül aldıktan sonra paraya ihtiyacı olmuyor. Sinema şurada oynasın bile demez. Zaten alacağını alıyor. Tabi ki yönetmenin belli koşulları vardır. Ben şuna inanıyorum ki ‘Bir Zamanlar Anadolu’ filmi burada iş yapardı. Çünkü buraya gelenler onun filmine göre bir potansiyele sahip kişiler. İnsanlar ya da film şirketleri bunu göremiyor.

“Hiçbir dağıtım şirketine bağlanmadık.”

Dağıtım şirketleriyle aranız nasıl?

‘Yeşilçam Sineması’ bir alternatif program sinemasıdır. Bu yüzden hiçbir şirkete bağımlı çalışmıyorum. Bağımsız bir sinemayız.

“Bu sinemaya ‘Terminatör’ giremez!”

Bu sinemaya ‘Terminatör’ giremez ne demek?

Türkiye’de bir sürü film var. Terminatör gibi Amerikan filmleri buraya giremez. Her yerde bir şekilde Amerikan bağımlısı olmuşuz. Kendi özümüzü, düşüncelerimizi ortaya çıkaramıyoruz. Biz buraya çok zorlukla film alıyoruz. Amerikan şirketleriyle çalışmamamın en büyük nedeni dayatma yapıyorlar. Bana Terminatör filmleri verecekler. Benim himayem altında olacaksın diyecekler. Ben de onlar gibi Terminatör olacağım.  Burada o beni yönlendirecek. Bütün sinemaları yönettikleri gibi… Biz kendi çabalarımızla bir yere gelmeye çalışıyoruz. Oysaki onlarla bir olduğumuzda onlar neyi veriyorsa onu oynatmak zorunda kalacağız. Biz öyle değiliz, kimsenin bağımlılığı altında yaşayamıyoruz.

Emek ve Alkazar Gitti Ama Yeşilçam Zor Da Olsa Ayakta

Gelecekte yapmak istedikleriniz ve söylemek istedikleriniz var mı ?

Türkiye’de alternatif sinema adına pek sinema kalmadı. ‘Emek Sineması’, ‘Alkazar Sineması’ vardı. Onlarda sanatsal bağımsız filmler oynatıyordu. Sinemalar kapandı. Yeşilçam Sineması tek salon olduğu için ayakta kalmamız inanılmaz zor. Baskılar geliyor. Bazen bunları kabul etmiyoruz bazen ediyoruz. Etmediğin zamanda böyle 1 hafta yatıyorsun. Zaten tek salon, bütün gelirimiz buradan. Herkes gelmesin, sinemayı bilen gelsin. Çay içmek isteyen de geliyor sadece film izlemek için değil oturuyor sohbet ediyorlar. Benim istediğim sanat değerlerini korumak.  Yeşilçam Sineması ya da alternatif program sineması adına fazla sinema kalmadığı için; bunları göz önünde bulundurup kültür ve sanatla ilgilenen sanatçıların, Kültür Bakanlığı’nın, sanatla ilgilenen herkesin bir şekilde bu konuya el atması gerekiyor. Sanat değerlerini kaybediyoruz. Belki onlar için bir önem taşımıyor. Onlar zaten maaşını alıyor işini gücünü yapıyorlar. Her şeyi onların gözleri önüne sermeye çalışıyoruz. Yeşilçam Sineması açıldı acaba neye hitaben açıldı gelin görün bakın. Bir sürü insanın kafasında olan ‘Yeşilçam Sineması’ bana hitap ediyor. Oysaki ben filmi getiririm herkesin düşüncesi kendine. Filmi getiririm oynatırım. Sanata saygılıyım, emeğe saygılıyım. Bir şey yapılıyorsa bir yerde film fazla gösterimde kalmadıysa onları ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Sadece onları değerlendirmek amacıyla ortaya çıkarıyorum. Yeşilçam Sineması’nın zaten amacı bu alternatifleri ortaya çıkarmak. Şu an gerçekten sanat filmleri isterse 20 tane ödül alsın Türkiye’de iş yapmaz. Avrupalılaşmaya çalışıyoruz ya öyle bir şey yok. Buraya sanat sinemasını, sanat filmlerini izlemek için geliyorlar. Herkes ağır filmleri kaldıramaz. Sanat filmleri ağır ilerleyen filmlerdir. Geçen bir bayan geldi. Dedi ki: “Benim gibi 5-6 kişi daha var böyle sanat filmlerini izlemek isteyen. Ben toparlamaya çalışıyorum. Biz çok azınlıktayız, yok oluyoruz, biz yok oluyoruz ama böyle sinemalar yok olmasın.” dedi. Kültür Bakanlığı böyle yerlerde festivaller düzenlesin. Kaybolan değerlerimize sahip çıksınlar. Fazla yorum yapmakta yanlış olur.

Yeşilçam Sineması ve röportajımızdan kareler:

 Sinefesto.com

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
1 Yorum

1 Yorum

  1. Harbimi

    11 Aralık 2015 at 22:51

    Sinemacılık bir sevdadır.Sinema salonları,yazlık bahçeler sosyalleşmenin yeriydi.

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

Şairlerin Hayatını Beyaz Perdeye Taşıyan Filmler

Şairleri anlatan şiir gibi filmler…

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali (2012)

Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu faili meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor.

Sylvia (2003) IMDb 6,3

Yıl 1956, İngiltere. İleride tanınan bir şair ve yazar olarak ün salacak olan Sylvia Plath, şair Ted Hughes ile tanışır. Cambridge’de şairin dizelerinden yansıyan zekasından etkilenip henüz tanışmadan önce aşık olmuştur ona. Ted de tanıştıkları zaman aşık olur. Evlenirler. Sylvia çok geçmeden kocasının dizelerine, kalemine, yakışıklılığı ile birleşen başarısına vurulan, etkisi altında kalan başka kadınların da varlığının farkına varır. Bir zaman sonra Sylvia, kocasının profesyonelliğinin gölgesinde var olma çatışmasına düşer. Yazma kariyerindeki ilerleyişi Ted’inki kadar doğal ve içgüdüsel gelişememektedir. Acı ve öfke duyguları arasında yazdığı yarı otobiyografik bir roman ve az sayıda şiirleri ile kariyerine imzasını atmıştır.

Kelebeğin Rüyası (2013) IMDb 7,8

Zonguldak’ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa’da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın Zonguldak’a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer’in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940’lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer’in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.

Parlak Yıldız (2009) IMDb 6,9

Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. 

Mavi Gözlü Dev (2007) IMDb 6,7

 Komünizm propagandası nedeni ile mahkum edilen Nazım, içeride kulaktan kulağa büyüyen haklı bir üne kavuşur. Dil yeteneği ve muhteşem şiirleri sayesinde yavaş yavaş bir efsane haline dönüşür. Çevresinde şiirinden, ressamlığından feyz alarak genişleyen bir devrimci ve sanatçı arkadaş grubu oluşurken Nazım Hikmet’in aklında olan tek şey çok sevdiği eşi Piraye’dir.

Lope (2010) IMDb 6,0

Trajedi ve komediyi harmanlayarak İspanyol sinemasında yeni bir devir başlatan, Lope de Vega’nın hayatını konu alan bir film.

Tutkunun Şairleri (1995) IMDb 6,6

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud’u evinde ağırlar. Rimbaud’un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud’un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir.

Postacı (1994) IMDb 7,7

Sıradan bir İtalyan postacı, ünlü bir şairin mektuplarını taşırken şiir sevmeyi öğrenir. Bu durumu Beatrice adındaki güzeli etkilemek için kullanacaktır. Mektupların sahibi Pablo Neruda’dır. Onun gönderilerinden sorumlu postacı Mario, kısa sürede kendisi ile bir bağ kurar. Ondan aldığı destekle Mario, kendi içindeki cevheri açığa çıkartmayı öğrenir. Ardından da aşka davet zamanı gelir. 

Sayat Nova (1969) IMDb 7,7

Ermeni ozan Sayat Nova’nın hayatını ele alan film, sanatçının ünlü şiirleri eşliğinde Nova’nın yaşamının önemli dönüm noktalarını işliyor. Sofiko Chiaureli’nin altı farklı rolde izleyici karşısına çıktığı filmde Nova’nın bilinmeyen, gölgede kalmış eserleri de ölümsüzleşiyor. 

Howl (2010) IMDb 6,7

1957 yılının San Francisco’sunda genç şair Allen Ginsberg, yıllar boyunca en fazla okunan ve tartışılan şiire imza atar: Howl .Filmde tıpkı bu performatif şiir gibi üç parçadan oluşur: Allen Ginsberg’in gençlik dönemlerinden kesitler, şairin kendi sesi ile bir araya gelir. Howl şiirini Chicago davası’nda okuyan Ginsberg’e tepkiler bir diğer bölümü oluşturur.

BONUS

Yedi Güzel Adam

Hikayesi 1950 ve 1970’li yılların Kahramanmaraş’ında geçen dizi; yakın edebiyat tarihimize damgasını vuran şairlerimiz Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ali Kutlay, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören’in hayatını konu alıyor.

HazırlayanMehmet Ali Karga

Okumaya Devam Et

Liste

Bruce Willis ve 10 Performansı

66. yaşına özel Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için derledik.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

1988 yapımı Zor Ölüm (Die Hard) filmindeki performansı ile Hollywood’un vazgeçilmez aktörleri arasına girmeyi başarmış olan Bruce Willis, 1985 yılında yer aldığı Mavi Ay dizisi ile Altın Küre ödüllerinde ‘Müzikal veya Komedi Dizilerinde En İyi Erkek Oyuncu‘ ödülünü alırken 1987 Emmy ödüllerinde ‘Bir Drama Dizisinde En İyi Erkek Başrol Oyuncusu‘ ödülünü kucakladı.

66. yaşını kutlayan Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için listeledik. İyi seyirler.

Altıncı His (1999) The Sixth Sense IMDb 8,1

Bruce Willis’in oyunculuğuyla dikkat çeken, 1999 yapımı psikolojik korku filmidir. Ölüleri görebildiğini ve onlarla konuşabildiğini iddia eden sorunlu, içine kapanık bir çocuk ve ona yardım etmeye çalışan eşit derecede sorunlu bir çocuk psikoloğunun hikâyesini anlatır.

Glass (2019) IMDb 6,7

James McAvoy ve Anya Taylor-Joy’un başrolünü üstlendiği Parçalanmış ile Bruce Willis ve Samuel L. Jackson’ın başrollerini üstlendiği Ölümsüz filmlerini birleştiren yapım, Parçalanmış üçlemesinin devam halkası. Filmde, aşırı güçlü ve zarar görmeme yeteneğine sahip olan David Dunn, Kevin Wendell Crumb’ın parçalanmış kişiliklerinden biri olan ve en tehlikelisi olarak öne çıkan The Beast’in peşine düşüyor. Bu kovalamaca sırasında, kemiklerinin narinliğini şeytani zekası ile dengeleyen Mr. Glass’ın gölgesi de yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor. Glass’ın bildiği kimi sırlar iki adam için de kritik düzeyde önem kazanıyor. Aynı psikiyatri kliniğinde tedavi gören üç adam, birbirlerinden bambaşka karakterlerde olmalarına rağmen, “süper kahraman olduklarına inanan insanlar” üzerine uzmanlaşmış olan bir psikiyatrın bakımında tedavi için psikiyatri merkezine yatırılıyor. Ancak Mr. Glass ve Crumb’ın bir araya gelişi, kaçınılmaz olarak bir firar ile sonuçlanıyor. Onları durdurabilecek tek kişi olan Dunn da arkalarından firar ederek ikilinin peşine düşüyor.

Ucuz Roman (1994) Pulp Fiction IMDb 8,9

Ucuz Roman’da Honey Bunny ve Pumpkin, hayatlarına biraz hareket katmak isteyen genç ve birbirine aşık bir çift küçük soyguncudur. Öteyandan, iki kaşarlanmış gangster, Vincent Vega ve Jules, günlük işlerinden biri olarak, patronlarına ödemeyi geciktiren bir kaç sahetekar genci vurmaya giderler. Vincent patronun güzel ve genç karısına bebek bakıcılığı yapmakla da görevlendirilirken ortağı suç yaşamına son vermeye karar verir. Cesur bir boksör ise para karşılığı hile yapmayı reddederek şehirden kaçar. Kader bu aykırı tipleri muhteşem bir şekilde bir araya getirecek, yollarını kesiştirecektir.

12 Maymun (1995) Twelve Monkeys IMDb 8,0

Dünyada insanlığın yok olmasına yetecek derecede tehlikeli olan bir virüs yaklaşık beş milyar kişinin ölümüne yol açmıştır. Geriye kalan az sayıdaki insan yer altlarına kurdukları barınaklarda yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu esnada virüsün yok olması için bir çözüm yolu bulan insanlar, zamanda geriye gidebilecekleri bir zaman makinesi yaparlar. İlk test sürüşü içinse eski bir mahkum olan James Cole gönüllü olur. James kendisini yedi yıl geride, bir akıl hastanesinde bulur. Akıl hastanesi gibi bir ortamda gelecekten geldiğini ve misyonunu anlattığında ise gerçek anlamda akıl hastası etiketi yemesine neden olur.
12 Maymun, zamanda yolculuk temalı filmlerin arasında en önemli olanlardan biri. 

Zor Ölüm (1988) Die Hard IMDb 8,2

Zor Ölüm’de Noel gecesi New York polis departmanı dedektifi John McClane günden güne uzaklaştığı karısı Holly’le arasını düzeltmek ve tekrar barışmak için Los Angeles’a gelir. Holly şirketinin yılbaşı partisi için Nakatomi Plaza’dadır ve McClane bu binaya doğru yola çıkar. McClane plazaya vardığında kıyafetlerini değiştirmek için bir odaya girer. Bu esnada bir grup Alman terörist binayı kuşatarakk içindeki insanları rehin alır. Ellerinden kurtulabilen tek kişii McClane’dir. Şimdi McClane’e düşen görev içerisinde eşinin de bulunduğu bu kalabalığı kurtarmak olacaktır.

Günah Şehri (2005) Sin City IMDb 8,0

Frank Miller’ın aynı isimli çizgi romanından uyarlanan film; kendini bir hilkat garibesi olarak düşünen buna karşın oldukça güçlü hatta yenilmez bir sokak savaşçısı olan gizli romantik Marv, özel dedektif Dwight, çabalarının yetersiz kalacağını bilse de, pislik yuvası haline dönmüş olan şehri temizlemeye çalışan idealist, gözü pek polis memuru Hartigan ve onların maceralarını anlatıyor.

Olaylar asıl ismi Basin olan fakat her türlü suçun vaka-i adliyeden sayılması nedeniyle “Günah Şehri” diye anılan hayali bir mekanda geçmektedir. Marv ve Dwight alışageldiğimiz “kahraman” tiplemelerine tam olarak uymasalar da alıştığımız gibi kötü adamlara karşı amansız bir savaş vermekteler. Hartigan ise bataklıkta açan bir çiçek misali dürüst ve namuslu birisidir. Bu üç kahraman, gücünü farklı kuvvetlerden almaktadır. Marv intikam, Dwight merhamet ve aşk, Hartigan ise dürüstlük.

Şanslı Slevin (2006) Lucky Number Slevin IMDb 7,7

Slevin’in hayatı hiç iyi gitmemektedir: Yaşadığı binanın mühürlenmesine karar verilmiştir; bir soyguncuya kimliğini kaptırmıştır; ve kız arkadaşını başka bir erkekle yakalamıştır. Los Angeles’tan ve sorunlarından bir süreliğine kurtulmak için arkadaşı Nick Fisher’ın New York’taki dairesinin anahtarını alır. Ama kötü talihi peşini bırakmayacak, işler daha da sarpa saracaktır.

Haham ve Patron New York’un yer altı suç dünyasının iki saygın ve korku uyandıran mafya babasıdır. Bir zamanlar ortak olan iki adam şimdi birbirlerinin en büyük düşmanıdırlar ve operasyonlarını aynı caddede karşılıklı malikanelerinden yürütmektedirler. Ellerinde tuttukları güce rağmen, paranoyanın esiridirler ve son 20 yılda kalelerinden bir kez olsun çıkmamıştırlar.

Ölümsüz (2000) Unbreakable IMDb 7,3

Tüm yolcuların hayatlarını kaybettiği büyük tren kazasından kurtulabilen tek kişi David Dunn olur. İşin daha da ilginç yanı Dunn’ın tek bir çizik bile almadan bu kazayı atlatmış olmasıdır. Bu mucizevi durum tüm insanların ilgisini çeker, en başta da bir çizgi roman müptelası ve koleksiyoncusu olan Elijah Price’ın… Price David Dunn’la tanışmak ister ve bu amacına ulaştığında ona bu kazayla ve bu gibi kazalardan nasıl kurtulduğuyla ilgili gizemli bir teoriden bahseder. Dunn’a başlarda gerçek dışı gelen bu teori zamanla kendini keşfetmeye giden yolun ilk adımı olacaktır.

5. Güç (1997) The Fifth Element IMDb 7,7

23. yüzyılda New York. Dünya yok olmanın eşiğindedir. Her 5000 yılda bir geri dönerek yaşamı yok etmeye çalışan şeytani güç, bir gezegen biçiminde hızla dünyaya yaklaşmaktadır. Tek kurtuluş beşinci güç olarak adlandırılan, kimsenin ne olduğunu bilmediği elementin dünyaya ulaşmasıdır. Bunu başaracak tek kişi eski bir asker olan taksi şoförü Korben Dallas’tır. Ancak onun ilgilenmesi gereken mükemmel güzellikte bir yaratık vardır.

Armageddon (1998) IMDb 6,7

 Birleşik Devletler Hükümeti, bizden dünyayı kurtarmamızı istiyor. İtirazı olan?”

Dünyayı yok edecek büyüklükte bir göktaşını yok etmek için bir grup sondajcı gök taşına doğru tehlikeli bir yolculuk yaparak onu yok etmeye çalışırlar.

Mavi Ay (Dizi 1985 – 1989) Moonlighting IMDb 7,6

Maddie Hayes ile eğlenceli dedektif David Addison’ın maceralarını anlatan Mavi Ay, 1985 ile 1989 yılları arasında ABC’de 65 bölüm olarak yayınlanmıştır. ABD yapımıcı Mavi Ay, sürekli çekişen ancak birbirlerine aşık iki karakterin dedektiflik hikayelerini konu almaktadır.

Okumaya Devam Et

Liste

Sağlık Çalışanlarının Hayatımızdaki Önemini Anlatan 10 Güzel Film

Tıp Bayramı kutlu olsun.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Biyografiden dramaya; sizi sürükleyecek, sonuna geldiğinizde sağlık çalışanlarına teşekkür etmek isteyeceğiniz filmler listesi sizlerle. Tıp Bayramı kutlu olsun. İyi seyirler.

Doktor (1991) The Doctor IMDb 7,0  

Jack McKee zengin ve başarılı bir doktordur. Düzgün seyrinde giden hayatı kanser teşhisi konmasıyla değişecektir. Yıllarca hekim-hasta ilişkisine hekim gözüyle bakan Jack, olaya bir de hasta gözüyle bakmak zorunda kalacak ve yaptığı hataların farkına varacaktır.

Doktor Ölüm (2010) You Don’t Know Jack IMDb 7,6

Gerçek olaylara dayanan bir hikayeden uyarlanan ve televizyon kanalı HBO tarafından çekilen film, iyileşme umudu kalmayan hastaların ölmesine yardım ederek kamuoyunun gündemine oturan, ‘ölüm meleği’ lakaplı meşhur Doktor Jack Kevorkian’ın hayatını anlatıyor.

Tanrıyı Oynayanlar (2004) Something the Lord Made IMDb 8,2

Büyük Buhran sırasında başlayan, cerrah Alfred Blalock ile siyahi asistanı Vivien Thomas’ın 34 yıllık ortaklıklarının hikayesi. İlk başta hademe olarak işe alınan Thomas, el becerisi ve kardiyolojiye duyduğu ilgi sayesinde Cerrah Blaloc’un araştırmalarının önemli bir parçası haline geliyor. Ancak dönemin ırkçı yaklaşımı Thomas’ı oldukça zorluyor. Kapalı kapılar ardında sorunsuz yürüyen bu ortaklık ilişkisi, beyazların hüküm sürdüğü kapıların ardında tam bir mücadeleye dönüşüyor.

Patch Adams (1998) IMDb 6,8

İntihar eğilimli biri olarak girdiği akıl hastanesinde gördüklerinden sonra Hunter ‘Patch’ Adams (Robin Williams), çıktıktan sonra tıp fakültesine öğrenci olarak girer. Okulda başarılı bir öğrenci olmasına karşın, ideallerinden dolayı hocalarından tepki görür. Amacı ‘hayata renk katarak’ mizah yoluyla tedaviye katkıda bulunmaktır. Daha sonra yoksul hastalar için kendi parası ve bağışlarla özel bir klinik açmaya kadar girişimlerini sürdüren Adams, film sürecinde sevgilisi Carin Fisher’in (Monica Potter) öldürülmesiyle ve lisanssız klinik açmakla darbeler yese de, tedavi hizmetlerinde yaptıklarıyla ünü ülke çapına yayılır ve bir anlamda amacına ulaşır.

Article 99 (1992) IMDb 6,1

Veteran Hastanesi’ndeki bir grup doktor, umutsuz bir durumla uğraşmak zorundaydı: çok fazla hasta ve yetersiz yatak kapasitesi. Doktorların sorunlarının asıl sebebi, hastane yönetiminin kemer sıkma politikasıdır. Doktorlar ise ellerinden gelen en iyi şekilde hizmet etmeye karar verirler, bu yönetimin kurallarına karşı gelme ve izinsiz işlemler gerçekleştirme anlamına gelse bile.

Aklım Karıştı (1999) Girl, Interrupted IMDb 7,3

Yaşamına kast etme,günlük ilişkiler yaşama ve kişilik bölünmesi tanısıyla ailesinden ayırılarak ‘Claymoore’ adlı psikiyatri kliniğine yatırılan yazar adayı genç Susanna Kaysen’in buradaki personel ve hastalarla yaşadığı hüzünlü, heyecan verici, iç burkucu ilişkinin hikayesini anlatan film yazar Susannna Kaysen’in aynı adı taşıyan romanıdan, başarılı filmleriyle bütün dünyaya kendini kanıtlayan James Mangold tarafından sinemaya uyarlanmış.

Yetenekli Eller: Ben Carson Hikayesi (2009) Gifted Hands: The Ben Carson Story IMDb 7,7

Dr. Ben Carson, işinde oldukça yetenekli bir cerrahtır. Kendisine gelen son vaka, onun bu yeteneğini kanıtlamasında bir kez daha etken olacaktır. Dr. Carson’un bu yeteneğini nasıl kazandığı, geçmişindeki zorlu mücadelede saklıdır.

Zeka (2001) Wit IMDb 8,0

1998’de Pulitzer ödülü kazanmış bir tiyatro oyunundan uyarlanan tv filmi, kendisine konulan kanser teşhisinin ardından, hayatı sorgulamaya başlayan bir kadının hikayesini anlatıyor. Edebiyat Profesörü olan Vivian Bearing; koyulan kanser teşhisinin ardından, hayatını gözden geçirirken, önceliklerini de yeniden değerlendiriyor.

Uyanışlar (1990) Awakenings IMDb 7,8

Oliver Sacks’ın kendi hayatını kaleme aldığı aynı isimli romandan sinemaya uyarlanan film, ömrünü bilime adayan asosyal bir doktorun, icat ettiği bir ilaç sayesinde değiştirdiği yaşamları anlatır. Nörolog Malcolm Sayer, yeni çalışmaya başladığı bir hastanede, daha önce görmediği tarzda bir hastalığa sahip bir grup hastayla karşılaşır. Bu insanlar uzun yıllardır hareket etmeden yatağa bağlı bir şekilde uyku modundadırlar. Doktor Malcolm bir konferans esnasında tanıtılan bir ilacın bu hastalığı da iyileştirebileceğini düşünür ve bu hastalar üzerinde uygulamaya başlar. Uyandırılıp hayata dönen ilk hasta Leonard Lowe olur.

Fil Adam (1980) The Elephant Man IMDb 8,1

Fil Adam, gerçek bir hayat öyküsünü anlatıyor. 1880’ler Londra’sındayız. Şehrin sokaklarından süzülen kasvet ve karamsarlık, arka sokaklarda olup bitenleri belli eder nitelikte. Doktor Treves, isli sokaklarda gezindiği esnada gezici bir sirke rastlıyor. Önündeki kalabalıktan anlaşıldığı üzere içeride normal olmayan bir gösteri var. Ve bu normal olmayan gösterinin kahramanı, doğuştan engelli olan John Merrick. Annesi Merrick’e hamileyken bir fil tarafından saldırıya uğradığı söylenir bu sirkte. Doktor Treves ise hızlı bir hamleyle tedavi altına almak ister bu fil görünümlü adamı ve istediği gibi de olur. Her haliyle ürkütücü olan fil adamın bu korkunç görünümünün altında, gönlünde yatanlar ise zamanla dökülmeye başlar.

Okumaya Devam Et

Popüler