“Orda bir sinema var uzakta, O sinema bizim sinemamızdır!”

Manşet Röportajlar

Türkiye’de sinema denildiğinde akla ilk gelen yer şüphesiz Beyoğlu’dur. 1896 yılında Beyoğlu’nda Sponeck Lokantası’nda başlayan Türkiye’nin sinema macerasının üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti. Geçen bu uzun sürede Beyoğlu’nda bir çok sinema salonu açıldı ve kapandı. Özellikle Alkazar ve Emek sinemalarının kapanmaması için verilen mücadele şimdilik neticesiz kaldı. Son kurban ise Yeni Rüya Sineması oldu.

Rahmetli Ahmet Uluçay’ın kısa filmlerinden birinin başında kısa bir söz vardır:

“Orda bir sinema var uzakta,
O sinema bizim sinemamızdır,
Duymasakta, tınmasakta…”

Beyoğlu’nda bir sinema salonu bu dörtlüğü hatırlatırcasına bugünlerde ayakta kalma mücadelesi veriyor: “Yeşilçam Sineması”. Mütevazı fakat sinema kokan ortamı ve tek gösterim salonuyla hizmet veren Yeşilçam Sineması’nda Güven Çelik ile bir röportaj gerçekleştirdik. İşte Artizler Kahvesi’nde hem Yeşilçam Sineması hem de Güven Çelik’in İstanbul’a gelişi ve sinema ile tanışması ile ilgili tatlı sohbetimizin ayrıntıları…

Röportaj: Gizem Uyanık / Barış Karabulut

Fotoğraflar: Adem Eser

Yeşilçam Sineması ve Sinema İle İlk Tanışma

Yeşilçam Sineması’nda çalışmaya nasıl başladınız?

İstanbul’a ilk gelişim sinemayla tanışmam oldu. Reis Çelik bana “ Sinema açıyorum, makinistlik yapar mısın?” dedi. Bende sinemayla ilk kez tanıştığım için makinistliğin ne demek olduğunu gerçekten bilmiyordum. Film izlemeye gidiyordum ama sinema perdesinin arkasında olmak çok farklı bir duygu. Tamam, bakalım bir makinistlik nedir ne yapacağız dedim. Aradan zaman geçti. 2 3 kere gittim geldim. Makine bu dedi. O sıralar Taksim de barmenlik yapıyordum. İşi bıraktım. Sinema kapalı oynamıyor, film yok. Derdimiz de film değildi. Reis Çelik’in arzusu ilk olarak bana işi öğretip sonra burayı birlikte açmaktı. Reis Çelik’in bu desteğini çabasını görünce ben de bir şeyler yapmam gerekiyor diye düşündüm. Sana 2 hafta mühlet makinistliği öğren ve bana film oynat dedi. Bu benim için büyük bir sınavdı. Makinistliği Sedat İzaşan’dan öğrendim. Bir gün geldi öğretti. “Bir daha gelmeme gerek var mı?” diye sordu. Hayır dedim. Bana bir film verdi. Bu filmi oynat parçala öğren dedi. Ben böyle bakmıyorum. Filmi parçalamayacaksın. Çünkü ortada bir emek var, bir sanat var. Acemi olduğum için filmde bir iki kere diş kırıkları oldu. Onları düzeltmeye çalıştım. Film makine üzerindeyken yanlarından keserek diş kırığını alıyordum, film karesini almadan geçiş yapabilmesini sağlıyordum. ‘Sedat İzaşan’ Türkiye’deki sinemalarının makinelerini kuran adamdır. Onunla çalışmak benim için bir şerefti. Kendi kendime not tuttum, projeksiyonlarda hangi film gösterilir, nasıl ayarlanır. 2 hafta doldu ve Reis Çelik bana “Hazır mısın?” diye sordu. Bu konuda kendime güvendiğim için hazırım dedim. Bana ‘film oynat’ dedi. O zaman kendi filmi olan ‘Hoşçakal Yarın’ filmini oynattım.

Acemilik ve İlk Festival

Acemilik döneminizde sizi en çok zorlayan ne oldu?

Sinema ilk açıldığında Metin Erksan’ın ‘Susuz Yaz’ filmini oynattım. Çok iyi bir filmdi. Onu oynattıktan sonra ‘Yunan Filmleri Haftası’ yaptık. Acemiliğim bitti, festival yapacağız. Buradaki tek makinistim. 1 hafta boyunca 7 film oynattım. Perişan bir haldeydim. Bir anda bir festivalin içine girdim. Bu benim için büyük bir başarıydı. Verdiği mutluluğun yanında her şey unutuldu.

Sonraki günlerde çalışmak için bir müdür geldi. Makinist de gelse önemli değildi. Benim için önemli olan herkesten bir şeyler öğrenmekti. İnsanlar kendi çabalarıyla bir yerlere gelirler. Çok kişi geldi geçti. 1 ay, 2 hafta… Müdür de gitti. Film alımlarını ve muhasebeyi de ben yapmaya başladım. Biraz zor oldu ama başardım.

Her Makinist Yaşlı Olmaz

Makinistliği genelde yaşlı kişiler yapıyor. Bu meslek için siz oldukça gençsiniz. Sizce de öyle değil mi?

Oldukça gencim. Makinistler emekli olmuş artık bir oturayım dinleneyim diyen kişiler. Yanlış anlaşılmasın onları yargılamıyorum. Onların artık dinlenmeye ihtiyacı olduğu için bu işi 50- 60 yaşındaki kişiler yapıyor. Sonra dedim ki ben makinist olurum da başka şeyler de yapmalıyım dedim. Burada benim haricimde 2 kişi daha vardı. Bir anda burası benim himayem altında oldu.

Dağıtım Şirketleri Salon Küçük Diye Film Vermiyordu

Film şirketleriyle yaşadığınız sıkıntılar var mı?

Büyük sınavlar verdim. Dağıtımcı şirketlerle çalışmak zor. 75 kişilik salonumuz olduğu için film vermediler. ‘400 Darbe’ çok iyi bir filmdir. Böyle filmler bulup oynattım. O filmleri de nerden buldum biliyor musunuz? Tarlabaşı’ndan buldum. Akün Film ve Kanat Film o zamanların büyük dağıtım şirketleridir. Bu şirketler yandığında yağmacılar buradan filmleri kaçırarak Tarlabaşı’nda depolara doldurmuşlardır. Buralardan filmler bulup oynattım. ‘Yağmurla Gelen Adam’, ‘Rüzgâr Gibi Geçti’, ‘Kazablanka’ gibi hatırlayamadığım bir sürü film oynattım. Sonra ‘Susuz Yaz’ı tekrar getirdim. Metin Erksan’ı söyleşi için davet ettim. Aksilikler oldu gelemedi. ‘Türk Filmleri Haftası’ yaptım. Yeşilçam adı altında bir sinema açmışız. Bunları Yeşilçam Sineması’nı canlandırmak için yaptım.

Filmler 2 Hafta Vizyonda, Sonra Kayboluyor

Yani Yeşilçam Sineması’nı asıl açma sebebiniz Türk sinemasını canlandırmak mı?

Yeşilçam Sineması’nı asıl açmamızın nedeni; Türkiye’ye baktığımızda 700 ya da 800 tane sinema var fakat alternatif program sineması adı altında bir tane sinema görebilir misiniz diye size soruyorum? Ben bu güne kadar göremedim. Türkiye’de bir Yeşilçam Sineması vardı. Koltukları fareler tarafından yenmiş, mahvolmuş bir durumda. Bizde o Yeşilçam Sineması’nın ismini, eski oyuncularının hepsini canlandırmak, bir de Türkiye’deki eksikliği gidermek amacıyla böyle bir sinema açalım dedik.

Türkiye’de filmler vizyona giriyor. En fazla 2 hafta oynuyor. Gişe filmleri zaten giriyor. Bir bakıyorsunuz filmler ortalıktan kaybolmuş. Sanat filmleri geliyor. Bir bakıyorsunuz yok. Nerede bu filmler? Hemen depoya atılıyor. Alternatif filmin altındaki etken olay, vizyonda kaçırdığınız, perde arkasında saklanan filmlerdir. Ticari kaygısı olmayan, sanat için kaygılanan filmlerdir. Bunları ortaya çıkarıp insanlara tekrar sunmaktır.

‘Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ 3 Ay Boyunca Salonu Doldurdu

Salonunuzu  tıka basa dolduran ve sizin de oynatmaktan zevk aldığınız bir film var mı?

Ahmet Uluçay’ın ‘Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ filmi. Bu filmi sinema salonları oynatır mı diye düşündüm. UİP adlı bir Amerikan şirketiyle çalışmaktaydım. ‘Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ filminin dağıtımını yapıyordu. Film Majestik Sineması’nda oynadı. İzleyici bulamadı. Şirkete ben alıp oynatayım dedim. Kabul edildi. Tam 3 ay dolu salon oynattım filmi. İnanılmaz bir durumdu. Salonda hiç yer yoktu. İnsanlar artık sıkıldı. Filmden değil, tek salon olduğu için. Başka film oynatamıyordum. Başka sinemalar gibi seansları bölmek de istemedim. Çünkü bu haksızlıktır. Bir filmi alıyorsan hakkıyla oynatacaksın. O hafta batacaksın ya da çıkacaksın. Bütün sinemalar bunu yapıyor. Ama burada çok zor rastlarsın.

“Buraya gelenler müşteri değil, misafir!”

Sinemanıza gelen kişiler nasıl ayrılıyor? İzlenimleri nasıl oluyor?

Sinemamıza film izlemek için gelenleri müşteri olarak nitelendirmekten kaçınıyorum. Sürekli gelen insanlar var. Misafir demekten yanayım. Misafirlerimiz geldiğinde hepsini isim olarak hatırlayamıyorum ama sima olarak tanıyorum. İnanır mısınız bilmiyorum ama burada 70 kişiye bilet verdiğimde bilet vermediğim kişiyi görebilirim. O kadar çok izlenim oldu ki. Burada günde 50, 60 kişiyle konuşuyorum, sohbet ediyoruz. Öğrenciyim diyenlerin ise sadece gözlerine bakıyorum hiçbir şey söylemiyorum. Buradan çok fazla dışarı çıkamıyorum. Çıktığımda ise en az 10 kişiyle merhabalaşıyoruz.

Size bir anımı anlatmadan geçemeyeceğim. Bir gün Beşiktaş’ta bir kafede oturuyorum. Çay içtim. Bir zaman geçtikten sonra hesabı istedim. Hesabınız yok dediler. Çay içtim dedim. Ödendi dediler. Buraya gelen bir kişi hesabımı ödemiş. Çok sevindiğim bir andı.

(Bir ara yanımızdan kalkıp makine dairesine gitti ve kısa bir süre sonra geldi)

(Tebessümle) Ara sıra makinelerin ayarı bozulabiliyor, bakıp emin olmak istedim. Bir gün başka bir sinemada film izliyorum. Makinenin ayarı bozuldu filmi flu olarak izliyoruz. Makiniste baktım göremedim. Kalktım makine dairesine gittim. Makine biraz farklıydı ama görüntü ayarını yaptım ve yerime oturdum.

Aslında bu yorumu benden duymak farklı. Buraya gelen kişiler bilinçli olarak geliyor. “Güven, ben geldiğimde filme bakmadan direkt içeri giriyorum. Çünkü ben bu sinemaya gözü kapalı geliyorum, memnuniyetsiz bir şekilde gitmiyorum memnun oluyorum.” diyorlar. Hiçbir zaman kötü bir film yoktur aslında, buraya gelecek filmlerin hepsi çok iyi bir emekle yapılan filmler olduğu için ilgiyle, beğeniyle izleniyor ve memnuniyetle ayrılıyorlar. Bizim için ise bunları duymak mutluluk verici oluyor.

Misafirlerimiz geliyor filme girecekleri vakit “Güven burada mı?” diye soruyorlar. Karşıdan gelen misafirlerimiz var. 5 yıldan beri evli bir çift bazen sohbet etmek için bazen film izlemek için geliyor. Bazen arıyorlar ‘Güven hangi film var’ diyorlar. Bunlar çok güzel şeyler. Eve gittiğimde oturup bunları düşünüyorum. İnsanlar sinema sohbeti yapmak istiyor.

“Bazen film izlemek için Beyoğlu ve Atlas Sineması’na da gidiyorum”

Çok film izlediniz mi?

O kadar çok film izledim ki. Film vizyona girmeden 2 hafta önce ya da 1 ay önce basın gösterimiyle izliyorum. Bazen kaçırdığım filmleri Beyoğlu ya da Atlas sinemalarına giderek izliyorum.

“Nuri Bilge Ceylan’a biraz sinirliyim.”

Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Bir Zamanlar Anadolu’da filmini oynatacak mısınız?

Tam yerinde bir soru sordunuz. Nuri Bilge Ceylan’a biraz sinirliyim. Ben onun bütün filmlerini burada oynattım. Bir tek ‘Üç Maymun’filmi hariç. Filmlerine ilgi vardı. Çok iyi filmler. ‘Bir Zamanlar Anadolu’yla ilgili başvuru yaptım, oynatalım dedim. Tabi yönetmenle ilgisi yoktur belki çünkü o doymuştur ama dağıtımcıya filmi burada oynayalım dediğimde yönetmenin küçük salonlarda oynamasını istemediğini söylediler. Ne kadar doğru ne kadar yanlış bilmiyorum ama Beyoğlu Sineması’nda oynamasını bile istemiyormuş. Çünkü ses kötü ve salon küçükmüş. Bana çok tuhaf geldi. Ben de daha sonra hiçbir talepte bulunmadım. Artık filmi oynatmam. Türkiye’ de yazar olsun yönetmen olsun ödül aldıktan sonra paraya ihtiyacı olmuyor. Sinema şurada oynasın bile demez. Zaten alacağını alıyor. Tabi ki yönetmenin belli koşulları vardır. Ben şuna inanıyorum ki ‘Bir Zamanlar Anadolu’ filmi burada iş yapardı. Çünkü buraya gelenler onun filmine göre bir potansiyele sahip kişiler. İnsanlar ya da film şirketleri bunu göremiyor.

“Hiçbir dağıtım şirketine bağlanmadık.”

Dağıtım şirketleriyle aranız nasıl?

‘Yeşilçam Sineması’ bir alternatif program sinemasıdır. Bu yüzden hiçbir şirkete bağımlı çalışmıyorum. Bağımsız bir sinemayız.

“Bu sinemaya ‘Terminatör’ giremez!”

Bu sinemaya ‘Terminatör’ giremez ne demek?

Türkiye’de bir sürü film var. Terminatör gibi Amerikan filmleri buraya giremez. Her yerde bir şekilde Amerikan bağımlısı olmuşuz. Kendi özümüzü, düşüncelerimizi ortaya çıkaramıyoruz. Biz buraya çok zorlukla film alıyoruz. Amerikan şirketleriyle çalışmamamın en büyük nedeni dayatma yapıyorlar. Bana Terminatör filmleri verecekler. Benim himayem altında olacaksın diyecekler. Ben de onlar gibi Terminatör olacağım.  Burada o beni yönlendirecek. Bütün sinemaları yönettikleri gibi… Biz kendi çabalarımızla bir yere gelmeye çalışıyoruz. Oysaki onlarla bir olduğumuzda onlar neyi veriyorsa onu oynatmak zorunda kalacağız. Biz öyle değiliz, kimsenin bağımlılığı altında yaşayamıyoruz.

Emek ve Alkazar Gitti Ama Yeşilçam Zor Da Olsa Ayakta

Gelecekte yapmak istedikleriniz ve söylemek istedikleriniz var mı ?

Türkiye’de alternatif sinema adına pek sinema kalmadı. ‘Emek Sineması’, ‘Alkazar Sineması’ vardı. Onlarda sanatsal bağımsız filmler oynatıyordu. Sinemalar kapandı. Yeşilçam Sineması tek salon olduğu için ayakta kalmamız inanılmaz zor. Baskılar geliyor. Bazen bunları kabul etmiyoruz bazen ediyoruz. Etmediğin zamanda böyle 1 hafta yatıyorsun. Zaten tek salon, bütün gelirimiz buradan. Herkes gelmesin, sinemayı bilen gelsin. Çay içmek isteyen de geliyor sadece film izlemek için değil oturuyor sohbet ediyorlar. Benim istediğim sanat değerlerini korumak.  Yeşilçam Sineması ya da alternatif program sineması adına fazla sinema kalmadığı için; bunları göz önünde bulundurup kültür ve sanatla ilgilenen sanatçıların, Kültür Bakanlığı’nın, sanatla ilgilenen herkesin bir şekilde bu konuya el atması gerekiyor. Sanat değerlerini kaybediyoruz. Belki onlar için bir önem taşımıyor. Onlar zaten maaşını alıyor işini gücünü yapıyorlar. Her şeyi onların gözleri önüne sermeye çalışıyoruz. Yeşilçam Sineması açıldı acaba neye hitaben açıldı gelin görün bakın. Bir sürü insanın kafasında olan ‘Yeşilçam Sineması’ bana hitap ediyor. Oysaki ben filmi getiririm herkesin düşüncesi kendine. Filmi getiririm oynatırım. Sanata saygılıyım, emeğe saygılıyım. Bir şey yapılıyorsa bir yerde film fazla gösterimde kalmadıysa onları ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Sadece onları değerlendirmek amacıyla ortaya çıkarıyorum. Yeşilçam Sineması’nın zaten amacı bu alternatifleri ortaya çıkarmak. Şu an gerçekten sanat filmleri isterse 20 tane ödül alsın Türkiye’de iş yapmaz. Avrupalılaşmaya çalışıyoruz ya öyle bir şey yok. Buraya sanat sinemasını, sanat filmlerini izlemek için geliyorlar. Herkes ağır filmleri kaldıramaz. Sanat filmleri ağır ilerleyen filmlerdir. Geçen bir bayan geldi. Dedi ki: “Benim gibi 5-6 kişi daha var böyle sanat filmlerini izlemek isteyen. Ben toparlamaya çalışıyorum. Biz çok azınlıktayız, yok oluyoruz, biz yok oluyoruz ama böyle sinemalar yok olmasın.” dedi. Kültür Bakanlığı böyle yerlerde festivaller düzenlesin. Kaybolan değerlerimize sahip çıksınlar. Fazla yorum yapmakta yanlış olur.

Yeşilçam Sineması ve röportajımızdan kareler:

 Sinefesto.com

Sinefesto

Sinefesto

Admin at Sinefesto
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.
Sinefesto

Latest posts by Sinefesto (see all)

Yorumlar

 

1 Yorum

  1. Sinemacılık bir sevdadır.Sinema salonları,yazlık bahçeler sosyalleşmenin yeriydi.

    Reply

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up