Bizimle İletişime Geçin

Manşet

“Orda bir sinema var uzakta, O sinema bizim sinemamızdır!”

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de sinema denildiğinde akla ilk gelen yer şüphesiz Beyoğlu’dur. 1896 yılında Beyoğlu’nda Sponeck Lokantası’nda başlayan Türkiye’nin sinema macerasının üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti. Geçen bu uzun sürede Beyoğlu’nda bir çok sinema salonu açıldı ve kapandı. Özellikle Alkazar ve Emek sinemalarının kapanmaması için verilen mücadele şimdilik neticesiz kaldı. Son kurban ise Yeni Rüya Sineması oldu.

Rahmetli Ahmet Uluçay’ın kısa filmlerinden birinin başında kısa bir söz vardır:

“Orda bir sinema var uzakta,
O sinema bizim sinemamızdır,
Duymasakta, tınmasakta…”

Beyoğlu’nda bir sinema salonu bu dörtlüğü hatırlatırcasına bugünlerde ayakta kalma mücadelesi veriyor: “Yeşilçam Sineması”. Mütevazı fakat sinema kokan ortamı ve tek gösterim salonuyla hizmet veren Yeşilçam Sineması’nda Güven Çelik ile bir röportaj gerçekleştirdik. İşte Artizler Kahvesi’nde hem Yeşilçam Sineması hem de Güven Çelik’in İstanbul’a gelişi ve sinema ile tanışması ile ilgili tatlı sohbetimizin ayrıntıları…

Röportaj: Gizem Uyanık / Barış Karabulut

Fotoğraflar: Adem Eser

Yeşilçam Sineması ve Sinema İle İlk Tanışma

Yeşilçam Sineması’nda çalışmaya nasıl başladınız?

İstanbul’a ilk gelişim sinemayla tanışmam oldu. Reis Çelik bana “ Sinema açıyorum, makinistlik yapar mısın?” dedi. Bende sinemayla ilk kez tanıştığım için makinistliğin ne demek olduğunu gerçekten bilmiyordum. Film izlemeye gidiyordum ama sinema perdesinin arkasında olmak çok farklı bir duygu. Tamam, bakalım bir makinistlik nedir ne yapacağız dedim. Aradan zaman geçti. 2 3 kere gittim geldim. Makine bu dedi. O sıralar Taksim de barmenlik yapıyordum. İşi bıraktım. Sinema kapalı oynamıyor, film yok. Derdimiz de film değildi. Reis Çelik’in arzusu ilk olarak bana işi öğretip sonra burayı birlikte açmaktı. Reis Çelik’in bu desteğini çabasını görünce ben de bir şeyler yapmam gerekiyor diye düşündüm. Sana 2 hafta mühlet makinistliği öğren ve bana film oynat dedi. Bu benim için büyük bir sınavdı. Makinistliği Sedat İzaşan’dan öğrendim. Bir gün geldi öğretti. “Bir daha gelmeme gerek var mı?” diye sordu. Hayır dedim. Bana bir film verdi. Bu filmi oynat parçala öğren dedi. Ben böyle bakmıyorum. Filmi parçalamayacaksın. Çünkü ortada bir emek var, bir sanat var. Acemi olduğum için filmde bir iki kere diş kırıkları oldu. Onları düzeltmeye çalıştım. Film makine üzerindeyken yanlarından keserek diş kırığını alıyordum, film karesini almadan geçiş yapabilmesini sağlıyordum. ‘Sedat İzaşan’ Türkiye’deki sinemalarının makinelerini kuran adamdır. Onunla çalışmak benim için bir şerefti. Kendi kendime not tuttum, projeksiyonlarda hangi film gösterilir, nasıl ayarlanır. 2 hafta doldu ve Reis Çelik bana “Hazır mısın?” diye sordu. Bu konuda kendime güvendiğim için hazırım dedim. Bana ‘film oynat’ dedi. O zaman kendi filmi olan ‘Hoşçakal Yarın’ filmini oynattım.

Acemilik ve İlk Festival

Acemilik döneminizde sizi en çok zorlayan ne oldu?

Sinema ilk açıldığında Metin Erksan’ın ‘Susuz Yaz’ filmini oynattım. Çok iyi bir filmdi. Onu oynattıktan sonra ‘Yunan Filmleri Haftası’ yaptık. Acemiliğim bitti, festival yapacağız. Buradaki tek makinistim. 1 hafta boyunca 7 film oynattım. Perişan bir haldeydim. Bir anda bir festivalin içine girdim. Bu benim için büyük bir başarıydı. Verdiği mutluluğun yanında her şey unutuldu.

Sonraki günlerde çalışmak için bir müdür geldi. Makinist de gelse önemli değildi. Benim için önemli olan herkesten bir şeyler öğrenmekti. İnsanlar kendi çabalarıyla bir yerlere gelirler. Çok kişi geldi geçti. 1 ay, 2 hafta… Müdür de gitti. Film alımlarını ve muhasebeyi de ben yapmaya başladım. Biraz zor oldu ama başardım.

Her Makinist Yaşlı Olmaz

Makinistliği genelde yaşlı kişiler yapıyor. Bu meslek için siz oldukça gençsiniz. Sizce de öyle değil mi?

Oldukça gencim. Makinistler emekli olmuş artık bir oturayım dinleneyim diyen kişiler. Yanlış anlaşılmasın onları yargılamıyorum. Onların artık dinlenmeye ihtiyacı olduğu için bu işi 50- 60 yaşındaki kişiler yapıyor. Sonra dedim ki ben makinist olurum da başka şeyler de yapmalıyım dedim. Burada benim haricimde 2 kişi daha vardı. Bir anda burası benim himayem altında oldu.

Dağıtım Şirketleri Salon Küçük Diye Film Vermiyordu

Film şirketleriyle yaşadığınız sıkıntılar var mı?

Büyük sınavlar verdim. Dağıtımcı şirketlerle çalışmak zor. 75 kişilik salonumuz olduğu için film vermediler. ‘400 Darbe’ çok iyi bir filmdir. Böyle filmler bulup oynattım. O filmleri de nerden buldum biliyor musunuz? Tarlabaşı’ndan buldum. Akün Film ve Kanat Film o zamanların büyük dağıtım şirketleridir. Bu şirketler yandığında yağmacılar buradan filmleri kaçırarak Tarlabaşı’nda depolara doldurmuşlardır. Buralardan filmler bulup oynattım. ‘Yağmurla Gelen Adam’, ‘Rüzgâr Gibi Geçti’, ‘Kazablanka’ gibi hatırlayamadığım bir sürü film oynattım. Sonra ‘Susuz Yaz’ı tekrar getirdim. Metin Erksan’ı söyleşi için davet ettim. Aksilikler oldu gelemedi. ‘Türk Filmleri Haftası’ yaptım. Yeşilçam adı altında bir sinema açmışız. Bunları Yeşilçam Sineması’nı canlandırmak için yaptım.

Filmler 2 Hafta Vizyonda, Sonra Kayboluyor

Yani Yeşilçam Sineması’nı asıl açma sebebiniz Türk sinemasını canlandırmak mı?

Yeşilçam Sineması’nı asıl açmamızın nedeni; Türkiye’ye baktığımızda 700 ya da 800 tane sinema var fakat alternatif program sineması adı altında bir tane sinema görebilir misiniz diye size soruyorum? Ben bu güne kadar göremedim. Türkiye’de bir Yeşilçam Sineması vardı. Koltukları fareler tarafından yenmiş, mahvolmuş bir durumda. Bizde o Yeşilçam Sineması’nın ismini, eski oyuncularının hepsini canlandırmak, bir de Türkiye’deki eksikliği gidermek amacıyla böyle bir sinema açalım dedik.

Türkiye’de filmler vizyona giriyor. En fazla 2 hafta oynuyor. Gişe filmleri zaten giriyor. Bir bakıyorsunuz filmler ortalıktan kaybolmuş. Sanat filmleri geliyor. Bir bakıyorsunuz yok. Nerede bu filmler? Hemen depoya atılıyor. Alternatif filmin altındaki etken olay, vizyonda kaçırdığınız, perde arkasında saklanan filmlerdir. Ticari kaygısı olmayan, sanat için kaygılanan filmlerdir. Bunları ortaya çıkarıp insanlara tekrar sunmaktır.

‘Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ 3 Ay Boyunca Salonu Doldurdu

Salonunuzu  tıka basa dolduran ve sizin de oynatmaktan zevk aldığınız bir film var mı?

Ahmet Uluçay’ın ‘Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ filmi. Bu filmi sinema salonları oynatır mı diye düşündüm. UİP adlı bir Amerikan şirketiyle çalışmaktaydım. ‘Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ filminin dağıtımını yapıyordu. Film Majestik Sineması’nda oynadı. İzleyici bulamadı. Şirkete ben alıp oynatayım dedim. Kabul edildi. Tam 3 ay dolu salon oynattım filmi. İnanılmaz bir durumdu. Salonda hiç yer yoktu. İnsanlar artık sıkıldı. Filmden değil, tek salon olduğu için. Başka film oynatamıyordum. Başka sinemalar gibi seansları bölmek de istemedim. Çünkü bu haksızlıktır. Bir filmi alıyorsan hakkıyla oynatacaksın. O hafta batacaksın ya da çıkacaksın. Bütün sinemalar bunu yapıyor. Ama burada çok zor rastlarsın.

“Buraya gelenler müşteri değil, misafir!”

Sinemanıza gelen kişiler nasıl ayrılıyor? İzlenimleri nasıl oluyor?

Sinemamıza film izlemek için gelenleri müşteri olarak nitelendirmekten kaçınıyorum. Sürekli gelen insanlar var. Misafir demekten yanayım. Misafirlerimiz geldiğinde hepsini isim olarak hatırlayamıyorum ama sima olarak tanıyorum. İnanır mısınız bilmiyorum ama burada 70 kişiye bilet verdiğimde bilet vermediğim kişiyi görebilirim. O kadar çok izlenim oldu ki. Burada günde 50, 60 kişiyle konuşuyorum, sohbet ediyoruz. Öğrenciyim diyenlerin ise sadece gözlerine bakıyorum hiçbir şey söylemiyorum. Buradan çok fazla dışarı çıkamıyorum. Çıktığımda ise en az 10 kişiyle merhabalaşıyoruz.

Size bir anımı anlatmadan geçemeyeceğim. Bir gün Beşiktaş’ta bir kafede oturuyorum. Çay içtim. Bir zaman geçtikten sonra hesabı istedim. Hesabınız yok dediler. Çay içtim dedim. Ödendi dediler. Buraya gelen bir kişi hesabımı ödemiş. Çok sevindiğim bir andı.

(Bir ara yanımızdan kalkıp makine dairesine gitti ve kısa bir süre sonra geldi)

(Tebessümle) Ara sıra makinelerin ayarı bozulabiliyor, bakıp emin olmak istedim. Bir gün başka bir sinemada film izliyorum. Makinenin ayarı bozuldu filmi flu olarak izliyoruz. Makiniste baktım göremedim. Kalktım makine dairesine gittim. Makine biraz farklıydı ama görüntü ayarını yaptım ve yerime oturdum.

Aslında bu yorumu benden duymak farklı. Buraya gelen kişiler bilinçli olarak geliyor. “Güven, ben geldiğimde filme bakmadan direkt içeri giriyorum. Çünkü ben bu sinemaya gözü kapalı geliyorum, memnuniyetsiz bir şekilde gitmiyorum memnun oluyorum.” diyorlar. Hiçbir zaman kötü bir film yoktur aslında, buraya gelecek filmlerin hepsi çok iyi bir emekle yapılan filmler olduğu için ilgiyle, beğeniyle izleniyor ve memnuniyetle ayrılıyorlar. Bizim için ise bunları duymak mutluluk verici oluyor.

Misafirlerimiz geliyor filme girecekleri vakit “Güven burada mı?” diye soruyorlar. Karşıdan gelen misafirlerimiz var. 5 yıldan beri evli bir çift bazen sohbet etmek için bazen film izlemek için geliyor. Bazen arıyorlar ‘Güven hangi film var’ diyorlar. Bunlar çok güzel şeyler. Eve gittiğimde oturup bunları düşünüyorum. İnsanlar sinema sohbeti yapmak istiyor.

“Bazen film izlemek için Beyoğlu ve Atlas Sineması’na da gidiyorum”

Çok film izlediniz mi?

O kadar çok film izledim ki. Film vizyona girmeden 2 hafta önce ya da 1 ay önce basın gösterimiyle izliyorum. Bazen kaçırdığım filmleri Beyoğlu ya da Atlas sinemalarına giderek izliyorum.

“Nuri Bilge Ceylan’a biraz sinirliyim.”

Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Bir Zamanlar Anadolu’da filmini oynatacak mısınız?

Tam yerinde bir soru sordunuz. Nuri Bilge Ceylan’a biraz sinirliyim. Ben onun bütün filmlerini burada oynattım. Bir tek ‘Üç Maymun’filmi hariç. Filmlerine ilgi vardı. Çok iyi filmler. ‘Bir Zamanlar Anadolu’yla ilgili başvuru yaptım, oynatalım dedim. Tabi yönetmenle ilgisi yoktur belki çünkü o doymuştur ama dağıtımcıya filmi burada oynayalım dediğimde yönetmenin küçük salonlarda oynamasını istemediğini söylediler. Ne kadar doğru ne kadar yanlış bilmiyorum ama Beyoğlu Sineması’nda oynamasını bile istemiyormuş. Çünkü ses kötü ve salon küçükmüş. Bana çok tuhaf geldi. Ben de daha sonra hiçbir talepte bulunmadım. Artık filmi oynatmam. Türkiye’ de yazar olsun yönetmen olsun ödül aldıktan sonra paraya ihtiyacı olmuyor. Sinema şurada oynasın bile demez. Zaten alacağını alıyor. Tabi ki yönetmenin belli koşulları vardır. Ben şuna inanıyorum ki ‘Bir Zamanlar Anadolu’ filmi burada iş yapardı. Çünkü buraya gelenler onun filmine göre bir potansiyele sahip kişiler. İnsanlar ya da film şirketleri bunu göremiyor.

“Hiçbir dağıtım şirketine bağlanmadık.”

Dağıtım şirketleriyle aranız nasıl?

‘Yeşilçam Sineması’ bir alternatif program sinemasıdır. Bu yüzden hiçbir şirkete bağımlı çalışmıyorum. Bağımsız bir sinemayız.

“Bu sinemaya ‘Terminatör’ giremez!”

Bu sinemaya ‘Terminatör’ giremez ne demek?

Türkiye’de bir sürü film var. Terminatör gibi Amerikan filmleri buraya giremez. Her yerde bir şekilde Amerikan bağımlısı olmuşuz. Kendi özümüzü, düşüncelerimizi ortaya çıkaramıyoruz. Biz buraya çok zorlukla film alıyoruz. Amerikan şirketleriyle çalışmamamın en büyük nedeni dayatma yapıyorlar. Bana Terminatör filmleri verecekler. Benim himayem altında olacaksın diyecekler. Ben de onlar gibi Terminatör olacağım.  Burada o beni yönlendirecek. Bütün sinemaları yönettikleri gibi… Biz kendi çabalarımızla bir yere gelmeye çalışıyoruz. Oysaki onlarla bir olduğumuzda onlar neyi veriyorsa onu oynatmak zorunda kalacağız. Biz öyle değiliz, kimsenin bağımlılığı altında yaşayamıyoruz.

Emek ve Alkazar Gitti Ama Yeşilçam Zor Da Olsa Ayakta

Gelecekte yapmak istedikleriniz ve söylemek istedikleriniz var mı ?

Türkiye’de alternatif sinema adına pek sinema kalmadı. ‘Emek Sineması’, ‘Alkazar Sineması’ vardı. Onlarda sanatsal bağımsız filmler oynatıyordu. Sinemalar kapandı. Yeşilçam Sineması tek salon olduğu için ayakta kalmamız inanılmaz zor. Baskılar geliyor. Bazen bunları kabul etmiyoruz bazen ediyoruz. Etmediğin zamanda böyle 1 hafta yatıyorsun. Zaten tek salon, bütün gelirimiz buradan. Herkes gelmesin, sinemayı bilen gelsin. Çay içmek isteyen de geliyor sadece film izlemek için değil oturuyor sohbet ediyorlar. Benim istediğim sanat değerlerini korumak.  Yeşilçam Sineması ya da alternatif program sineması adına fazla sinema kalmadığı için; bunları göz önünde bulundurup kültür ve sanatla ilgilenen sanatçıların, Kültür Bakanlığı’nın, sanatla ilgilenen herkesin bir şekilde bu konuya el atması gerekiyor. Sanat değerlerini kaybediyoruz. Belki onlar için bir önem taşımıyor. Onlar zaten maaşını alıyor işini gücünü yapıyorlar. Her şeyi onların gözleri önüne sermeye çalışıyoruz. Yeşilçam Sineması açıldı acaba neye hitaben açıldı gelin görün bakın. Bir sürü insanın kafasında olan ‘Yeşilçam Sineması’ bana hitap ediyor. Oysaki ben filmi getiririm herkesin düşüncesi kendine. Filmi getiririm oynatırım. Sanata saygılıyım, emeğe saygılıyım. Bir şey yapılıyorsa bir yerde film fazla gösterimde kalmadıysa onları ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Sadece onları değerlendirmek amacıyla ortaya çıkarıyorum. Yeşilçam Sineması’nın zaten amacı bu alternatifleri ortaya çıkarmak. Şu an gerçekten sanat filmleri isterse 20 tane ödül alsın Türkiye’de iş yapmaz. Avrupalılaşmaya çalışıyoruz ya öyle bir şey yok. Buraya sanat sinemasını, sanat filmlerini izlemek için geliyorlar. Herkes ağır filmleri kaldıramaz. Sanat filmleri ağır ilerleyen filmlerdir. Geçen bir bayan geldi. Dedi ki: “Benim gibi 5-6 kişi daha var böyle sanat filmlerini izlemek isteyen. Ben toparlamaya çalışıyorum. Biz çok azınlıktayız, yok oluyoruz, biz yok oluyoruz ama böyle sinemalar yok olmasın.” dedi. Kültür Bakanlığı böyle yerlerde festivaller düzenlesin. Kaybolan değerlerimize sahip çıksınlar. Fazla yorum yapmakta yanlış olur.

Yeşilçam Sineması ve röportajımızdan kareler:

 Sinefesto.com

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
1 Yorum

1 Yorum

  1. Harbimi

    11 Aralık 2015 at 22:51

    Sinemacılık bir sevdadır.Sinema salonları,yazlık bahçeler sosyalleşmenin yeriydi.

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

Metafor Dolu 10 Film

Anlam karmaşası içerisinde beyaz perde.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sinema duyguların dışa vurumlarından oluşan; insanı insana, insanla anlatan sanat dallarından biridir. Hal böyleyken bazı yapımlar yansıtmak istediği duygu ve düşünceleri seyircinin kucağına bırakıp kaçarken, kimi filmler metafor aracılığıyla temellendirmelerini yapar. İşte etkisinden çıkmayacağınız ‘Metafor Dolu 10 Film‘ sizlerle. İyi seyirler.

İz Sürücü (1979) Stalker IMDb 8,2

Uzak bir gelecekte, bambaşka bir yaşam düzeni içerisinde, ismi olmayan bir ülkede, dünyaya düşen dev göktaşı yaşamı yerle bir ederken Zone adında esrarengiz, yeni bir bölge oluşmuştur.

Bu bölgeden içeriye girebilen insanların tutkularının gerçekleşeceğine dair söylentiler vardır. Askerler tarafından korunan Zone bölgesine sadece gerekli olgunluğa erişmiş cesur Stalker’lar girebilmekte, bölgeye giren insanlara eşlik etmektedirler. Kahramanımız Stalker, ailesinin tüm itirazlarına rağmen bölgeye girmek isteyen bir bilim adamına ve bir yazara eşlik etmeye karar verir.

Stalker, dev bir göktaşının yaşamı alt üst etmesinin akabinde oluşan esrarengiz Zone bölgesi ve buraya girmek isteyen bir bilim insanı ile yazara eşlik eden bir Stalker’ın hikâyesini anlatıyor.

İhtiyarlara Yer Yok (2007) No Country for Old Men IMDb 8,1

Llewelyn Moss, bir olay yerinde bulduğu çantayı alır ve başını hiç ummadığı bir belaya sokar. Artık peşinde bir kiralık katil vardır. Moss bir Vietnam gazisidir ve bir şekilde uyuşturucu olaylarının ortasında soruna dönüşen bir meseleye karışır. Peşindeki katil Anton Chigurh planı konusunda kararlıdır çünkü işini yarım bıramak niyetinde değildir. İşin için çok sayıda masum insanın ve suçluların da karışacağı soluk soluğa bir takip başlayacaktır.

Bugün Aslında Dündü (1993) Groundhog Day IMDb 8,0

Hava durumu spikeri olan Phil Connors Pennsylvania’daki bir kasabaya geleneksel Groundhog Day şenliklerini görüntülemek için gönderilir. Kendini beğenen ve kibirli biri olan Phil, kasabadaki bu basit ve sıradan insanlarla bir arada olmaktan hiç hoşlanmaz. Berbat bir gün geçirir ve kar fırtınasından dolayı yollar kapandığı için orada sabahlamak zorunda kalır. Tek istediği bu ortamdan bir an önce kurtulmaktır ama sabah uyandığında anlamakta zorlanacağı bir şeyle karşılaşır. Zaman döngüsüne yakalanmış ve o nefret ettiği günü her gün yeniden yaşamak zorundadır. Tek çaresi gününü güzel geçirmeyi sağlayacak şeyler bulmak olan Phil her gün aynı şeyleri yaşıyor olmanın da avantajını kullanmaya başlar. Bill Muray’ın kendisine hayran bırakacağı Harold Ramis imzalı bu film eğlenceli bir klasik.  

Persona (1966) IMDb 8,1

Persona, Bergman filmografisinin en şaşırtıcı ve en aykırı parçası. Yönetmenin ustalığının ve modern sinemayı etkilemekle kalmayıp onu nasıl büyük ölçüde kendinden çıkardığının en güzel kanıtlarından biri. Sinamotografisinin ustalığını bir yana bırakırsak, buradaki sinema dilinin günümüzdekinden geri kalan yanı yok. Sinematografi de işin içine girdiğinde Bergman fersah fersah öteye gidiyor. Kuralları kim koydu diye merak ediyorsanız işte size Bergman, sinemanın gerçek babası. Örneğin Lynch Mulholland Çıkmaz’ını yazarken bu filmi en az on kez izlemiş olmalıdır.

Solaris (1972) Solyaris IMDb 8,1

Ağır işleyen filmlerindeki muhteşem görsellikle sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Rus yönetmen Andrey Tarkovskiy’nin yönetmenliğini yaptığı sinema filmi “Solyaris”, Tarkovsky’nin en önemli yapımları arasında yer alır. İnsanlığın sadece utanç duygusuyla kurtulabileceğine inanan yönetmen, Solaris gezegeni bölgesine kurulu olan bir uzay istasyonunda iki bilim adamının yaşadığı insanlık deneyimini aktarıyor.

Doktor Kris Kelvin, gönderilen bilim insanlarının geri dönmediği Solaris gezegenine gider. Burada olup bitenleri anlamaya çalışan Doktor, kısa bir süre sonra gezegenin sırrını anlayacak ve büyük bir vicdan muhasebesi yaşayacaktır.

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar (2003) Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom IMDb 8,0 

Mevsimler ve doğanın o kusursuz çağrısı, yarattığı teslimiyet arzusu belki de başka hiçbir şeyde benzeri olmayan. Yüzen bir ev ki doğaya dair ne varsa muhteşem olan onu çevrelerken o göl ortasında yüzmekte. Yaşlıca bir rahip ve kendisine refakat eden diğer genç-çocuk rahip adayı.Yaşlı rahip, ona her şeyi bilgelikle ama bir o kadar da doğal bir akış içinde öğretir. Bu şekilde geçip giden mevsimler ile büyüyen çocuğun geçirdiği evrim, son derece doğal bir ahenk içinde ilerlerken sıra artık büyümüş olan çocuğun öğrendiklerini gerçek hayata nasıl yansıtacağını görmeye gelir. Ufak yaştan beri öğretilen erdemlere rağmen asıl öğretimin hayatın kendisi tarafından yapıldığının farkında olan bilge rahip için ise bekleme ve görme zamanıdır. Gerçek bir görsel şölen olarak beyazperdeye yansıyan ve gösterildiği bütün festivallerde büyük beğeni ile karşılanan bir film.

Hiç Bitmeyen Öykü (1984) Die unendliche Geschichte IMDb 7,4  

Zorbalığa uğrayan Bastian, okulunun tavan arasına kapanır ve ejderhalar, yarış salyangozları gibi sihirli yaratıkların ülkesi Fantasia hakkında bir kitap okumaya başlar.

Kaynak (2006) The Fountain IMDb 7,2

Ölümsüzlüğün ağacı: Hayat Ağacı.

The Fountain, bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için giriştiği ebedi savaşımı anlatan bir yolculuk. Destansı yolculuk, 16. Yüzyıl İspanya’sında bir fatih olan Tomas’ın (Hugh Jackman), ölümsüzlük bahşettiğine inanılan efsanevi bir varlık olan Gençlik Çeşmesi’ni aramaya çıkmasıyla başlar. Hikaye, modern bir bilim adamı olan Tommy Creo, sevgili karısı Isabel’ı yavaş yavaş öldüren kanseri tedavi edebilmek uğruna ümitsiz çırpınışlarını anlatarak devam ediyor. 26. Yüzyılda derin uzayda yolculuk eden astronot Tom, kendisini bin yıldır yiyip bitiren gizemleri kavramaya başlar. Bu bin yıla yayılan üç hikayede, tüm zamanların Thomas’ı olan savaşçı, bilimadamı ve kaşif; hayat, aşk, ölüm ve yeniden doğuş kavramlarıyla yüzleşir. Bu üç adamın hikayesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.

Eraserhead (1977) IMDb 7,4

Sinema tarihinin en orjinal filmlerinden birisi olan film, David Lynch’in ilk uzun metraj filmidir. Dev makinelerin çalıştığı dumanlarla kaplı bir evrende geçen filmde Jack Nance’in canlandırdığı Henry Spencer’ın özürlü kız arkadaşı olan Mary X’den (Charlotte Stewart) mutant bir çocuğu olur. Bu öykü etrafında ilerleyen film, 30 dakika boyunca Spencer’ın kabusuna bizi davet eder. Filmde Henry Spencer evi terk eden kız arkadaşının öfkesini bebeğini öldürerek dindirir. Bir sürü rahatsız edici imge, izleyicinin algısını allak bullak eden bir ses bandı ve siyah-beyaz görüntüleriyle, ‘Eraserhead’ bir deneysel sinema başyapıtıdır. Filmde fantastik görüntüler çoğunluktadır.

Kutsal Motorlar (2012) Holy Motors IMDb 7,1

Cesar o gün her sabah yaptığı gibi işe gitmek için elinde çantası, yaşadığı görkemli malikaneden çıkar, beyaz limuzinine doğru yürür. Çevresindeki korumalar ona eşlik ederken, şoförü Celine kendisine kapıyı açar ve yol boyunca o gün tamamlamaları gerekan randevularından konuşurlar. Cesar eline yaşlı bir kadın peruğu alıp onu düzeltmeye başlayıncaya dek her şey normal gibi görünmektedir. Peki gerçekten her şey bu kadar normal midir.

Prometheus (2012) IMDb 7,0

Tekrar bilim-kurgu türüne dönüş yapan kült yönetmen Ridley Scott’ın önderliğinde Alien’ın köklerine yapılan bu yolculuk, hayatın başlangıcına dair araştırma yürüten bir ekibin evrenin en karanlık noktasında yaşadıkları maceralara odaklanıyor. Ekibin insanoğlunun geleceğini korumak adına girdiği bu savaş, her şeyin sonu olabilir.

Ters Yüz (2015) Inside Out IMDb 8,1  

Ters Yüz, küçük bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Küçük Riley için hayat, babasının San Francisco’da yeni bir işe başlamasıyla baştan aşağıya değişir. Orta-Batı’daki yaşamını geride bırakan Riley’ı şimdi yeni bir ev, okul ve arkadaşlar beklemektedir. Peki içindeki duyguları o ne söyler? Neşe, Korku, Öfke, Nefret ve Üzüntü. Riley’in zihninin içinde yaşayan, ona günlük hayatında tavsiyeler veren duyguları bu yeni hayata alışırken ufak bir kaosa neden olacaktır. Neşe, Riley’nin en önemli duygusudur ve onu hep pozitif tutmaya çalışır ama diğer duygular bu yeni hayatına uyum sağlama konusunda biraz şaşkındır.

Okumaya Devam Et

Liste

İlişkilere Gerçekçi Bakan 10 Film

Pembe tabloların dışından.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

İki insan birbirini sever, engeller aşılır ve sonsuza dek mutlu yaşanır. Ya da iki insan birbirini sever, ardından tanımaya başlarlar birbirlerini. Seni tanıdığı için memnun olanlar, seni yavaş yavaş tanımaya başlarlar ya da keşke tanımasaydım olur cümleler… Ya da tanıştıkça yabancı olunur…. Veya tanıdıkça bağlar kuvvetlenir. Bir arada olmak, hayatına birini almak en başından bir tavizdir, hayatının sana ait olan kısmının bir kısmını bir başkasının kontrolüne, denetimine bırakırsın. Özgürlüğünü, yani en değerli şeyini, armağan edersin sevdiğin için… Sonra tutsaklık seni rahatsız eder, gardiyanın da seni daha da tutsak etmek ister, iki insan birbirine hem mahkum hem de gardiyandır aynı zamanda… Aşağıda aşk, evlilik gibi mevzular üzerine gerçekçi bir takım şeyler söyleyen filmler var. Bazıları direkt bu mevzuya dalarken bazıları da dolaylı yoldan dokunuyor meseleye. İyi seyirler.

Aç Kalpler

Aç Kalpler (2014) Hungry Hearts IMDb 64

Venedik Film Festivali’nde hem En İyi Erkek Oyuncu hem de En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan yapım, birbirlerine ilk görüşte aşık olan bir çiftin sıra dışı hikayesini anlatıyor. Filmin başrollerinde yeni Star Wars serisinde de rol alacak olan, Inside Llewyn Davis, Frances Ha ve Girls dizisinden tanıdığımız yükselen yıldız Adam Driver ve performansıyla bol övgü toplayan Alba Rohrwacher bulunuyor.

ude (Adam Driver) ve Mina (Alba Rohrwacher), New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.

____

Nights and Weekends

Nights and Weekends (2008) IMDb 6.2

Mattie ve James birbirlerine aşıklar. Ancak birbirlerinden uzak geçen onlarca sabah ve aralarındaki binlerce kilometre ilişkilerini yiyip bitiriyor. New York ve Şikago arasındaki mesafe ile boğuşurken, birbirlerini gördüklerinde ilişkilerinin tatlı anları değil, zorlukları öne çıkmaya başlıyor.
___

Blue Valentine

Aşk ve Küller (2010) Blue Valentine IMDb 7.4

Dean ve Cindy’nin evlilikleri büyük bir başarısızlığa uğramıştır. Hayatlarının bu trajik sürecinde çift, gençlik yıllarına ve birbirlerine aşık oldukları zamanları hatırlamaya çalışırlar. Film zıt kavramları karşı karşıya getiriyor. Sevgi nefrete, geçmiş günümüze, hayal gerçeğe, gençlik yaşlılığa, erkek kadına karşı geliyor.
_____

L'avenir

Gelecek Günler (2016) L’avenir IMDb 7.0

Mia Hansen-Løve’ın Berlin’den Gümüş Ayı ödülüyle döndüğü filmi Gelecek Günler, evli ve iki çocuklu felsefe öğretmeni Nathalie, işi, annesi ve evliliği arasında sıradan bir tempoda yaşamını sürerken başına gelenler yüzünden yeni bir hayat kurmaya doğru adım atar.
____

Prensim

Prensim (2015) Mon roi IMDb 6.1

Her aşk, zaman içerisinde bir enkaza dönüşmez mi? Ödüllü yönetmen Maïwenn’in son filmi, bildiğiniz aşk filmlerine pek benzemiyor. Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan film; acı ve özlem, tutku ve ihanet arasında gidip gelen fırtınalı ve sıra dışı bir ilişkiye odaklanıyor. Bir tarafta düzenli hayatıyla istikrarlı bir avukat olan Marie-Antoinette, diğer tarafta ise karizmatik, özgür ruhlu, kadın avcısı Georgio. İdealize edilmiş bir aşk mefhumunu ve beyaz atlı prens kavramını sorgulayan film, klişelerden uzak durarak bir ilişkinin duygusal türbülanslarını son derece cesur bir şekilde perdeye taşıyor. Variety’nin “Jules ve Jim” kadar ultra-romantik olarak nitelediği filmin başrollerini Emmanuelle Bercot, Vincent Cassel ve Louis Garrel paylaşıyor.

___

Irrational Man

Mantıksız Adam (2015) Irrational Man IMDb 6.6

Woody Allen bu filminde varoluşsal bir krizin ortasında olan orta yaşlardaki felsefe profesörünün hikayesini anlatmakta. Filmin başrollerinde ise Emma Stone, Joaquin Phoenix ve Parker Posey var.

Abe Lucas, son dönemlerde yaşamaktan zevk alamayan, duygusal olarak dibe vurmuş bir felsefe profesörüdür. Hayatında yeni bir sayfa açmak için küçük bir kasabaya yerleşir ve orada ders vermeye başlar. Burada tanıştığı Rita Richards (Parker Posey), aynı üniversitede hocalık yapan, mutsuz bir kadındır. Abe’in öğrencisi Jill Pollard ise sınıfın en başarılısıdır ve zamanla aralarında bir arkadaşlık başlar. Jill her ne kadar erkek arkadaşı Roy’a aşık olsa da Abe’in ıstırap dolu, sanatçı kişiliğini ve egzotik geçmişini karşı konulamaz derecede çekici bulur.

Bir gün Abe ve Jill’in bir yabancının konuşmasına kulak misafiri olup, Abe’in olaya dahil olmasıyla işler değişir. Abe bu olayla birlikte kendi hayatını ve başkalarının hayatını derinden etkileyecek bir karar alır ve hayata yeniden tutunup, her anın keyfini çıkarmaya başlar. Fakat bu durum Jill, Rita ve kendi hayatını sonsuza dek değiştirecek günleri de beraberinde getirecektir.
_____

The Story of Us

İkimizin Hikayesi (1999) The Story of Us IMDb 5.9

İlişkileri artık iyice içeriğini kaybeden Jordan çifti, çocukları 12 yaşındaki Josh ve 10 yaşındaki Erin yaz kampındayken ayrılmaya karar verirler. Ben ve Katie çiftinin bir arada kalabilmesinin tek yolu birbiri ile olabildiği kadar az iletişim kurmaktır. Ben ve Katie birbirinden ayrı geçirdikleri zaman boyunca geçmişte çok şeyi paylaştıklarını farkederler. Yaşadıkları ortak mutluluklar onları bir araya getiren nedendir.
___

Sürgün

Sürgün (2007) Izgnanie IMDb 7.7

Bir aile, anne, baba ve çocukları şehir yaşamından ayrılıp doğa ile iç içe bir kır evine giderler. Burası büyükbabalarından kalma bir yerdir. Şehir kültürüne adapte olmuş insanlara uzak kalan bir doğa yaşamının kurallarına ayak uydurmak hiç de kolay değildir. Doğada hükmeden kavramlar çok başkadır. Orada var olmaya devam etmek isteyenler için büyük fedakarlıklar söz konusu olmak zorundadır. Film özünde vicdan sorguları ve işlenen günahların sancıları ile savrulan bir ailenin hikayesini konu alıyor.

___

Demolition

Yeniden Başla (2015) Demolition IMDb 7.0

Eşini trafik kazasında trajik bir şekilde kaybeden yatırım uzmanı Davis Mitchell, duygusal bir çöküntü yaşamaktadır. Davis, tüm hayatını sorguladığı bu dönemde giderek kontrolünü yitirmektedir. Bir gün parasını kaptırdığı otomatı üreten şirkete bir şikayet mektubu yazar. Davis, bu mektup sayesinde şirketin müşteri temsilcisi Karen ile yakınlaşacak ve bu beklenmedik ilişki, hem Karen hem de Davis’in tekrar hayata sıkı sıkıya sarılmasını sağlayacaktır.

_____

Scenes from a Marriage (1973) Bir Evlilikten Manzaralar Imdb 8.5

Marianne ve Johan’ın on yıllık evliliklerini masaya yatıran film, çiftin ayrılıklarını, evlilik dışı ilişkilerini, barışıp yeniden ayrılmalarını ve en nihayetinde de boşanmalarını konu ediyor.

Boşandıktan sonra bile birbirinden kopamayan Marianne ve Johan çiftinin her görüşmeleri ayrı bir kavgayla sonuçlansa da birbirlerine olan sevgileri şartlar ne olursa olsun galip geliyor.

Film evlilik hayatıyla ilgili çok önemli kelamlar ederken aynı zamanda izleyiciyi psikolojik olarak Marianne ve Johan’ın ilişkisine hapsediyor. Başta Woody Allen olmak üzere birçok yönetmeni etkileyen Bergman’ın bu filmi aynı zamanda en iyi yabancı film dalında altın küre sahibi.

___

Nelyubov

Bonus: Sevgisiz (2017) Nelyubov IMDb 7.8

Birbirlerine karşı nefretle dolu bir kadınla bir erkek ve arka odada, korku içinde gözyaşlarına boğulmuş çocukları… Sevgisiz, bu çocuğun ansızın ortadan kaybolması üzerine onu aramaya başlayan, boşanma arifesindeki bir karı-kocanın bezginlik ve pişmanlıkla yaralı çabalarının hikâyesini anlatıyor. Günümüz Rus sinemasının büyük ustası Andrey Zvyagintsev, şiddetle, kavgayla ve sevgisizlikle yoğrulmuş, hayalleri kırılınca ağlamayı bile unutmuş bir toplumun portresini post-modern bilgi çağı filtresinden çiziyor. Yozlaşmış, çürümüş, hayati değere sahip kurumları ardı ardına işlevsiz hale gelmiş Rus toplumu, yönetmenin otopsi masasında. Sevgisiz, Rusya’nın Oscar adayı seçildi.

___

Ne olacak simdi

Ayrıca bunlar da var:

Ne Olacak Şimdi (1979)

45 Yıl (2015)

Kayıp Kız (2014)

Okumaya Devam Et

Günün Haberi

Şairlerin Hayatını Beyaz Perdeye Taşıyan Filmler

Şairleri anlatan şiir gibi filmler…

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali (2012)

Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu faili meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor.

Sylvia (2003) IMDb 6,3

Yıl 1956, İngiltere. İleride tanınan bir şair ve yazar olarak ün salacak olan Sylvia Plath, şair Ted Hughes ile tanışır. Cambridge’de şairin dizelerinden yansıyan zekasından etkilenip henüz tanışmadan önce aşık olmuştur ona. Ted de tanıştıkları zaman aşık olur. Evlenirler. Sylvia çok geçmeden kocasının dizelerine, kalemine, yakışıklılığı ile birleşen başarısına vurulan, etkisi altında kalan başka kadınların da varlığının farkına varır. Bir zaman sonra Sylvia, kocasının profesyonelliğinin gölgesinde var olma çatışmasına düşer. Yazma kariyerindeki ilerleyişi Ted’inki kadar doğal ve içgüdüsel gelişememektedir. Acı ve öfke duyguları arasında yazdığı yarı otobiyografik bir roman ve az sayıda şiirleri ile kariyerine imzasını atmıştır.

Kelebeğin Rüyası (2013) IMDb 7,8

Zonguldak’ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa’da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın Zonguldak’a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer’in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940’lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer’in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.

Parlak Yıldız (2009) IMDb 6,9

Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. 

Mavi Gözlü Dev (2007) IMDb 6,7

 Komünizm propagandası nedeni ile mahkum edilen Nazım, içeride kulaktan kulağa büyüyen haklı bir üne kavuşur. Dil yeteneği ve muhteşem şiirleri sayesinde yavaş yavaş bir efsane haline dönüşür. Çevresinde şiirinden, ressamlığından feyz alarak genişleyen bir devrimci ve sanatçı arkadaş grubu oluşurken Nazım Hikmet’in aklında olan tek şey çok sevdiği eşi Piraye’dir.

Lope (2010) IMDb 6,0

Trajedi ve komediyi harmanlayarak İspanyol sinemasında yeni bir devir başlatan, Lope de Vega’nın hayatını konu alan bir film.

Tutkunun Şairleri (1995) IMDb 6,6

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud’u evinde ağırlar. Rimbaud’un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud’un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir.

Postacı (1994) IMDb 7,7

Sıradan bir İtalyan postacı, ünlü bir şairin mektuplarını taşırken şiir sevmeyi öğrenir. Bu durumu Beatrice adındaki güzeli etkilemek için kullanacaktır. Mektupların sahibi Pablo Neruda’dır. Onun gönderilerinden sorumlu postacı Mario, kısa sürede kendisi ile bir bağ kurar. Ondan aldığı destekle Mario, kendi içindeki cevheri açığa çıkartmayı öğrenir. Ardından da aşka davet zamanı gelir. 

Sayat Nova (1969) IMDb 7,7

Ermeni ozan Sayat Nova’nın hayatını ele alan film, sanatçının ünlü şiirleri eşliğinde Nova’nın yaşamının önemli dönüm noktalarını işliyor. Sofiko Chiaureli’nin altı farklı rolde izleyici karşısına çıktığı filmde Nova’nın bilinmeyen, gölgede kalmış eserleri de ölümsüzleşiyor. 

Howl (2010) IMDb 6,7

1957 yılının San Francisco’sunda genç şair Allen Ginsberg, yıllar boyunca en fazla okunan ve tartışılan şiire imza atar: Howl .Filmde tıpkı bu performatif şiir gibi üç parçadan oluşur: Allen Ginsberg’in gençlik dönemlerinden kesitler, şairin kendi sesi ile bir araya gelir. Howl şiirini Chicago davası’nda okuyan Ginsberg’e tepkiler bir diğer bölümü oluşturur.

BONUS

Yedi Güzel Adam

Hikayesi 1950 ve 1970’li yılların Kahramanmaraş’ında geçen dizi; yakın edebiyat tarihimize damgasını vuran şairlerimiz Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ali Kutlay, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören’in hayatını konu alıyor.

HazırlayanMehmet Ali Karga

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler