Onur Ünlü’den aşırı acıklı bir hikaye

Manşet Türkiye

‘Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi’ adlı dördüncü filminin çekimlerinde ziyaret ettiğimiz Onur Ünlü, “Devletin önerdiği aileyle ilgili derdim var” diyor.

Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi… Bu bir film adı. Yönetmenini bilmesem adını duyduğumda bu “onun” filmi derdim. Evet, bu bir Onur Ünlü filmi… Polis, Güneşin Oğlu, Beş Şehir filmleriyle, “en klişe” tanımla “Türk sinemasına kendine özgü bir anlatım” getiren bir yönetmen Onur Ünlü. Tuhaf, absürt; klişeleri tersten ve hatta kuşbakışı okuyan bir yönetmen ve iyi ki de öyle. Yoksa Heidegger seven bir kedi kahraman hafızamızda yer edinemezdi sanırım…

Hepsinin şaftı kayık

Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi’nin senaryosu yine Onur Ünlü’ye ait. Oyuncu kadrosunda ise; Selçuk Yöntem, Ezgi Mola, Türkü Turan, Tansu Biçer, Güler Ökten, Bülent Emin Yarar, Köksal Engür, Cengiz Bozkurt, Tuğra Kaftancıoğlu, Ushan Çakır, Gazanfer Ündüz, Yılmaz Gruda, Engin Alpateş, Engin Hepileri ve Alpay Şayhan yer alıyor. Filmin çekimleri halen Beykoz Kundura Fabrikası’nda sürüyor. Geçtiğimiz günlerde sette bir basın toplantısı düzenlendi ve Onur Ünlü filmi için “Celal Tan ve ailesi, hepimizin ailesi gibi. Her ailenin içindeki karışık işler bizim ailemizde de var. Karakterlerin hepsi deli, hepsi aşırı, hepsinin şaftı kayık” dedi ve filmle ilgili ser verip sır vermedi. Bunun üzerine Selçuk Yöntem’in açıklaması ise noktayı koyuyordu: “Onur Ünlü filmleri anlatılan, yazılan türden değil. Ancak izlendiği zaman anlaşabilecek türden, bu da öyle bir film işte…”

Aile bir metafor ama…

Zaten burada aslında filmde ne olup bittiği, katilin kim olduğu önemli değildi. Katil var mıydı? Neden iki Kamuran, iki Okan vardı? Konuşmayan sorgu memuru mu olurdu? Şevket ve Heidegger seven kedi hikâyeye dahil olacak mıydı? Hiçbir sorunun yanıtı yoktu. Zaten bir çoğunu da sormadık, çünkü önemli olan her zamanki gibi başka şeylerdi.

Öncelikle Onur Ünlü’yle sohbetimize neden bir aile hikâyesine takıldığını sorarak başladık; “Günlük hayatımızı sürdürmek içinde bulunduğumuz bazı yalan dolan bir ton saçma sapan ilişki durum var ve aile burada aslında bir metafor” diyor Ünlü. Filmin başrol oyuncusu Selçuk Yöntem, yani Celal Tan, bir anayasa profesörünü canlandırıyor. Mesleği bile aslında filmin meselesi hakkında ipuçları veriyor. Onur Ünlü, “Bir adam için manav dersen seyirci başka bir şey anlar, anayasa profesörü dersen başka bir şey” diyor ve meselenin odak noktasını işaret ediyor: “Statükonun bize önerdiği aileyle ilgili derdim var. Filmin, aile ile başlayıp devletin önerdiği aile tipine de dokunuyor olması dolaylı yoldan onu devletle ilgili kılıyor.”

Oraya daha sonra geleceğiz

Yani devlete, sisteme dokunan, çimdikleyen bir film mi bu diye sormadan edemiyoruz. “Hayır,” diyor Ünlü: “Devlete dair olan hadiseyi bu kadar kolay harcayamazdım onu ilerleyen zamanda daha sert bir filmle halledeceğiz…”

Set ziyaretimiz sırasında oyuncuların ağzından bir iki laf almaya çalışsak da pek başarılı olamıyoruz. Ama yine de öğrendiğimiz bir şey var; Bir tane hiç konuşmayan bir karakter var ki, bu karakter bir sorgu memuru… Diğer karakter de görmüyor ama onun filmdeki rolünü öğrenemiyoruz. Tahmin edelim; susan sorgu memuruysa görmeyen de görgü şahidi olabilir elbette. Ünlü “Üzerine çok konuşulacak doğurgan bir film bu ama daha fazlasını anlatırsam olmaz” diyor. Peki ya meselesi, meseleleri nedir bu filmin diye soruyoruz yeniden…

İnsanın kaypaklığıyla ilgili

“İnsanın tekinsizliği ve kaypaklığıyla ilgili, sinik bir film. Sheakespeare’in bir lafı vardır ve filmin başında yer alacak ‘İnsan insandır’. İnsanın kötü olana duyduğu durdurulamaz meyille ilgili. Bu statüko yürüyor ve çağlar boyu insanlar sayesinde yürüyor. Konformist insanlar kendi iyi durumlarını sürdürmek üzerine bu statükoyu sürdürüyorlar. Bu bakımdan bu statükonun dağılması gerekir. İnsanlık kötü bir duruma geldi. Yani kısacası biz bu işi başaramadık.”

Ne ki bu Onur Ünlü kafası

Filmleri tuhaf, kişi ve durumlara farklı açılardan baktığı için mi bilinmez ama herkesin dilinde bu Onur Ünlü Kafası… Merakımızdan soruyor ve elçiye zeval olmaz diyoruz: “Valla ben de bilmiyorum. Benim dışımda gelişti bu ama ben gerçekten bilmiyorum. Ben genel olarak aynı şeyi yapıyorum. Filmlerde “olası” değil de “olmayası” bir durum olduğunda ne olur? Zaten hayat sıkıcı olduğu için roman yazılıyor, film yapılıyor. Hayatta gerçek denen şey kırıldığında ne olacak onu görmeyi çok seviyorum. Dışarıda olanla birebir örtüşen gerçekleri anlatan bir film yapmanın nasıl bir anlamı olabilir? Asıl olay, işler dışarıdaki gibi gitmezse ve bir anda herşey kontrolden çıkarsa, olaylar nereye varabilir? Aslında ‘Onur Ünlü Kafası’ bu işte…

Evet, bu. Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi’nin kasımda vizyona girecek.

Taraf Gazetesi

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up