Ölümü Sevmiyorum, Yaşayan Olmak İstiyorum

Eleştiri Manşet Serbest Kürsü

belkıs-bayrak-son

Andrea Staka’ nın son filmi ‘The Cure: Life of Another’ 20. Saraybosna Uluslarası Film Festivali yarışma seçkisindeydi. Filmin görsellerinin diğer yarışma filmlerine oranla çok daha fazla göz önünde bulunması, afişin minimal tasarımının dikkat çekiciliği ile buluşunca kendimi film salonunda bulmuş oldum.

Dubrovnik kuşatması sonrası İsviçre’den Hırvatistan’a dönen Linda, babası ile beraber yeni bir hayata başlar. En yakın ve yeni arkadaşı Eta ile dersten kaçarak şehrin tepesindeki yasak orman bölgesine giderler. İkilinin yolun başlangıcında şakalaşmalarla başlayan çocuksu sohbetleri tepeye çıktıklarında farklı bir hal alır. Linda, Eta’dan işittiği Linda’dan memnun değildir, birbirleriyle sürtüşmeye başlarlar. Hakikati işitmenin canını acıttığı günün sabahında Linda şehre yalnız iner. Eta’nın hastanede geçirdiği günlerde anne ve anneannesi ile Linda arasında yakınlaşma başlar. Linda artık filme adını verdiği gibi, başka bir hayatı yaşamaktadır. Linda’nın heryerde karşısına çıkan  Eta ve serzenişleri,  İsviçreye annesinin yanına dönmesine neden olur.
Tepelerde iki kız arkadaşın arasındaki diyaloglarla başlayan film,  İsviçre’de Linda ve yeni arkadaşının bir tepeye çıkması ile biter.

cure

İlk filmi Das Fraulein ile Saraybosna Uluslararası Film Festivali’nde Saraybosnanın Kalbi,  Locarno Uluslarası Film Festivalinde Altın Leopar kazanan yönetmen Andre Stakanın 8 sene sonra çektiği ikinci filmi Saraybosna’da ödül alamadı. Hikaye kurgusunun yer yer gevşek yapıya sahip olması, film müziklerinin görüntüyü beslemekten ziyade filme duygu empoze etmeye çalışması gibi nedenler ödül alamamasını açıklarken ilk filmini izlememi gerektirecek merak zemini de hazırlıyor.

2006 yapımı Das Frauelin, Yugoslavya’nın dağılmasından sonra İsviçre’ye göç eden üç kadının hayat hikâyesini anlatıyor. Bu filmin merkezinde de iki kadının arkadaşlığı yer alıyor. Bu iki arkadaşın da İsviçre’de tepelere çıkması ve diyalogları son filmiyle ilişkisi açısından dikkatimi çekiyor.

” Seni itmemden mi korkuyorsun, yoksa atlamamdan mı?”

“Ölümden korkuyor musun? Ölüm benim korktuğum tek şey.”

Bu cümlenin adeta tekrarı son filminde de yer alıyor;

“Ölümü sevmiyorum, yaşayan olmak istiyorum.”

Andrea Staka için yükseklerin bir manası olduğuna inanıyoruz. Yüksekler ve yasaklı bölgeler aslında karakterlerin iç dünyalarında sakladıkları gizli yönlerine işaret ediyor.

Kadınların edilgen yapılarının birbirleri üzerinden nasıl şekillenebildiğini görebildiğimiz iki filmde de, Ölüm mefhumunun yönetmenin seyirciye yönelttiği en kritik soru olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekir. Evet, hayatta en korktuğumuz şey Ölüm mü? Öldürmek mi? Yüksek tepelerde tabiatın muhteşem nakşını tefekkür etmek için içimizdeki tepelerin ardına hangi Ben’i sakladığımız da önemli mi?

İlk filminde, ölümle yüzleşmek istemediği için İsviçre’den Saraybosna’ya firar eden Ana…

Cure filminde de yüzleşemediği ölüm için Hırvatistan’dan İsviçre’ye giden Linda…

Tüm istikametlerin ve ölümle yüzleşme biçimlerinin ülkelerle beraber anıldığında daha da farklı anlamlar kazandığı filmler, Andre Staka’nın kişisel hayat öyküsü ve istikameti ile de örtüşüyor. Yugoslavya’nın dağılışını kadınlar üzerinden anlattığını ifade ettiğini belirten Andrea Staka’nın sonraki filmini, iki filmi arasında ilintilenmiş oyuncu seçimi ve hikâyeleri sebebiyle merakla bekliyor olacağım.

Kadınların dayanışmasının ve yalnızlıklarının, birbirlerini beslerken oluşturabileceği fayda ve zararlarını gözlemlemek isteyenlere Andrea Staka’nın filmlerine zaman ayırmalarını tavsiye ediyorum.

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up