Öcüler TV Ekibiyle Gerçek Olamayacak Kadar Güzel Bir Röportaj

Genel Röportajlar

yesim-tonbaz

Esma Özel. 25 yaşında. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset mezunu. Chicago Üniversitesi sosyoloji bölümünde doktora yapıyor. Öcüler web dizisinin elinden örgüsü düşmeyen küçük kızı. Ahir ömrünü araştırmacı olarak devam ettirmeyi düşünüyor. 

Melek Arslanbenzer. Şair ve psikoterapist. Ontolojik özünü aramaya şiirle başladı. Öcüler’in iflah olmaz meyve tüketicisi. Değişik biri.

oculer3

Elif Eda Tartar. Yönetmen. Sosyoloji, psikoloji eğitimlerinin üzerine Amerika’da sinema alanında yüksek lisans yaptı. Çeşitli kısa filmler, senaryolar, metin yazarlıkları derken nihayet çocuk dünyamızın siyah korkutanları, gençliğimizin üzerimize yapışanı olan ‘Öcüler’in varlığını varlığımıza armağan etti.  

Bakalım kimmiş bu Öcüler, uzun bir sohbetten geriye kalanları buyurun birlikte meşk edelim. 

 

Yeşim- Görünürlüğü ve bilinirliği kısıtlı bir alan olan web dizisi serüveni ile başlayacak olursak, nasıl bulaştın bu işe?

Elif Eda – Amerika’da eğitim alırken çok yaygın bir şeydi web dizisi ve ben sonuçlarını gördüm onların. Sinemayla ilgilenenlerin çoğu klasik yolu tercih ediyor; kısa film çekersin ve festivale gönderirsin, derken talihin döner uzun metraja geçersin. Ama web dizisi başka bir yol gibi göründü gözüme.

Yeşim- Bir şey umarak girdin yani?

Elif Eda – Bir şey umarak girdim tabi. Açıkçası benim ‘sinemacıyım’ yahut ‘yönetmenim’ gibi bir iddiam yok, Allah biliyor. Ama iki senedir buradayım ve vizyonu olmayan, risk almayan işlerle karşılaştım. Nihayet kendimi ifade edebileceğim bir alan bulmuşum, neden risk almayayım? Neden tek derdim para olsun? Bir de Türkiye’de henüz internetin imkânları, ne büyük güç olduğu fark edilmiş değil. Ki başımızdan onca tecrübe geçti, neredeyse internetten devrim yapılıyordu. Yurt dışında web dizisi ciddi bir trend. Tribeca, Sundance gibi ciddi festivaller web dizileri için bölüm açıyor. Senaryo geliştirme atölyeleri de web dizileri için ayrı lab’ler açıyorlar mesela. Dolayısıyla böyle bir imkân varken neden es geçilsin? Tek sıkıntı, Türkiye’de henüz yeterince bilinmiyor.

Yeşim- Daha önce burada da denenen bir kaç örneği var aslında. 

Elif Eda-Var tabi ama nasıl karşılanacağı bilinmediğinden bir kenarda kalmış onlar da. Hatta bence stratejik hatalar yapılmış. Şimdi bize ‘neden bu kadar kısa’ gibi yorumlar geliyor. Ama ben biliyorum ki 10 dk. olsa açıp bakacaklar, uzunmuş deyip sonra izlemek üzere bir kenara koyacaklar.

Yeşim- o bir damak tadı tabi, alışmak için biraz zaman lazım. Tepkiler nasıl? Şaşırtan dönüşler oldu mu?

Elif eda- Beni şaşırtan bir şey olmadı açıkçası. Hemen hepsini bekliyordum. Küfrediyorlar neden küfretti, halay çekiyorlar, neden dans etti diyorlar ki bence bizim kültürümüzde halay dans değil. Zaten gündelik hayatta başörtülüler olarak yaptığımız şeylere aldığımız tepkilerden hesap edebiliyorum.

Melek –  Ben tepkilere biraz şaşırdım açıkçası. Daha doğrusu ilk bölümden sonra gelen olumsuz tepkilere biraz üzüldüm. Bu kınayıcılıkta bir şey beklemiyordum.

oculer4

Yeşim- Kınamalar durduğunuz, temsil ettiğiniz yerle mi alakalı? 

Melek-Yani, ben bu camia içerisinde de değilim. Belki şaşırmamın nedeni de bu. Hedeflenen şeyi görmelerini beklerdim. Şaşırmaktan ziyade hayal kırıklığı yaşadım da diyebilirim.

 

[bilgi]Ölümle ilişkisi biraz sıkı olan bir insanım aslında ve ölümü düşünmeyen biri neden yaşıyor diye de sorarım.[/bilgi]

 

Yeşim- Açıkçası ben izlediğimde daha ağır eleştirilerin gelebileceğini düşünmüştüm. Başörtülü olup hassasiyet geliştirenlerin dışında, bir de başörtüsüne karşı hassas olanlar var malum. Onların, nereden çıktınız siz yine gibi tepkilerine maruz kalacağınızı düşünmüştüm. 

Elif Eda – Gitsinler İslamcılık oynasınlar, diyenler olmuş mesela. Aman her şeyi de biliyorlar, diyenler. Ama bana dokunmuyor. Ben 14 yaşımdan beri başımı örtüyorum ve o zamandan beri maruz kalmadığım şey kalmadı. Tabi şuna gerçekten üzülüyorum: bizim o kadar ciddi dertlerimiz, gündelik hayatta o kadar ciddi sıkıntılarımız var ki, hayatı nasıl yaşadığımızla ilgili ciddi sorunlar varken, hala başörtüsüyle uğraşılması bana samimiyetsiz geliyor. Ya da bir başörtülünün küfrediyor olmasını dert etmeleri, bana samimiyetsiz geliyor. Ayrıca gündelik hayatta hiç mi küfreden bir başörtülü görmüyorlar?

 

Yeşim- Fakat açılışı küfürle yapıyor olman, bu irrite etmek için miydi?

Elif – Tabii bu kadar kısa bir filmde boşluk doldurmaca oynayamazsın. Ölümle ilişkisi biraz sıkı olan bir insanım aslında ve ölümü düşünmeyen biri neden yaşıyor diye de sorarım. Ben sahiden de böyle bir an yaşadım. ‘Ben de öleceğim lan’ dediğim, dehşete düşüren bir an. Bir hastane odasında, tüm akrabaları hatta komşuları dahi çevresine toplanmış bir kadını gördüğüm, bu insan nasıl yaşadı ki bu kadar kişi etrafına toplandı, diye düşünüp, acaba ben nasıl bir hayat yaşıyorum, diye sorgulatan, ölümü iliklerime kadar hissettiğim bir andı ve onun ifadesiydi.

Melek – Mesela ben tepkiler gelene kadar da onu ‘küfür’ olarak algılamamıştım. Bir hayret ifadesiydi ve o  hayreti vermenin etkili bir yolu gibiydi. “Aman Allah’ım, ben de öleceğim!” desen o kadar gerçekçi olmazdı bence.

Esma – Bir de şu var, bu proje o açılış sekansından çok daha büyük bir proje. O kısma takılıp da bu projeyi tamamen çöpe atacak insanların değerlendirme konusunda bazı sıkıntıları olduğunu düşünüyorum. Onun ötesini görebilirlerse, çok yerinde ve ihtiyaç duyduğumuz bir proje olduğunu düşünüyorum.

 

[bilgi]Aslında orada orta sınıfa dair bir eleştiri var. Görünen eğlencenin arkasında yaşananlara dair bir eleştiri.[/bilgi]

 

Yeşim- Zaten Öcüler’deki hemen her detay, garantici olmadan, devlet sarısı arkasına saklanmadan risk alan şeyler kümesi olmuş. Ve elbette bunu sana yaptıran bir şey vardır. 

Elif – Bu iki karakter de zaten gündelik hayatla sorunu olan insanlar. Güzel bir düğün yapıyorsun mesela, ‘hayatının en anlamlı günü’. Ama ben bu kadar ikiyüzlü bir şey görmedim. O düğünün arkasına baktığında borçlar, kavgalar, ama sahneye çıktığında, mekanın balkonundan el salladığında en güzel gün…

Esma – O yüzden filmde ‘ölmeyelim de evlenelim mi’ diyor. Yoksa biz evliliğe karşı filan değiliz.

oculer2

Yeşim – Ama evlilik müessesesi ile bir sorun mu var acaba, dedirtiyor dizi. 

Melek – Aslında orada orta sınıfa dair bir eleştiri var. Görünen eğlencenin arkasında yaşananlara dair bir eleştiri.

Yeşim – Tabi bu kadar görünür bir ‘simge’ ile bu kadar cımbızla seçilmiş, irrite edici cümleleri yan yana getirince altında fazlasını arayan tepkiler olması da normal. 

Esma- Toplumda başörtülülerin kabul görerek yapacağı o kadar az şey var ki. O kadar kısıtlı ki hareket alanı… Koca koca adamların minik minik kızları o kadar abuk sabuk şeyler için eleştirdiğini görüyorsun ki, bir kutunun içinde duralım, hareket de etmeyelim istiyorlar. Bir şey yapıyor olmaktan öte, o enerjiye sahip olmak da onları irrite ediyor.

 

[bilgi]Benim için öcüler bir varoluş çabası.[/bilgi]

 

Elif – Yüz yüze gelmediğim, sadece sosyal medyadan okuduğum eleştiriler yüzünden insanları bir yere konumlandırmak istemiyorum. Belki de gerçekten gıcık oldular, gerçekten bir yerlerine dokundu, acıdı yani. Fakat eleştirirken İslam’a halel geldiğini düşünerek eleştiriyorlarsa kınamanın, bilmedikleri biri ve imanı hakkında yorumlarda bulunmanın da İslam adına ciddi bir sıkıntıyı beraberinde getirdiğini de göz önünde bulundursunlar bence.

Ben bir şey yapmak istedim, yaptım. Allah yardım etti, imkânları var etti. Çünkü bu sahiden kolay bir şey değil. Verdiğim derslerde görüyorum, acayip bir potansiyel var gençlerde. Fakat ne yapacaklarını bilmiyorlar çünkü önlerinde bir model yok. Ve hayatın şöyle bir gerçekliği var; sinema oyuncularını seviyorlar, idol yönetmenleri var, kimisi Lady Gaga dinliyor Lady Gaga gibi giyinemese de. Yani üretemeyeceği bir şeyi tüketiyor aslında. Ama bunların önünde kendi değerlerine sahip olan abileri ablaları onlara örnek olabilecek ya da onlara alan tanıyabilecek bir yerde durmayı reddediyorlar. Hala kendi kafalarındakileri projekte etmeye çalışıyorlar. Ama gençlik böyle değil, üzgünüm. Arada sıkışmış bir gençlik var.  Ya kendi değerlerine küfreden bir adamla gidip oturacak; çünkü beni anlıyor, benim varoluş krizlerimi anlıyor, diyecek; bu müzikten aldığım hazzı anlıyor, diyecek ya da bunları bastıracak. Doğru dürüst bir arayıştan geçmeyecek, maceraya atılmayacak, kendisine projekte edilen hayatı samimi olmadan yaşayacak ki bence samimi olmamak en büyük tehlikelerden biridir.

oculer1

Esma – Ben projeyi ilk okuduğumda, böyle bir şey daha önce neden yapılmadı, diye düşündüm. Kendimizle, günlük hayattaki çelişkilerle dalga geçtiğimiz halde neden yapılmadı böyle bir proje? Neden kendimizi hiç görmedik ki? Kendimizi analiz etmemeye odaklıyız, bakmıyoruz kendi yaşantımıza.  Ben Öcüler’i hayatımızdaki ufak şeylerdeki çelişkileri ve absürtlükleri ortaya çıkaran bir proje olarak gördüm.

Elif – Benim için öcüler bir varoluş çabası. Anlamlandıramadığım şu dünyada, geldiğimden beri üzerime taarruz eden şu dünyada bir varolma çabasıdır. İsteyen terapi desin buna. Ve hakikaten çevremde topladığı insanlardan ötürü çok şükrediyorum.

Yeşim – Biri sosyoloji, bir diğeri psikoloji alanında çalışan iki oyuncunun sosyoloji-psikoloji ve sinema eğitimli yönetmeni olarak, bir ortak küme tümleşiği çıkmış ortaya.  Nasıl karar verdin Esma ve Melek’le çalışmaya?

Elif – Yani aslında ben zaten oyuncu olmayanlarla çalışacaktım çünkü karakterler başörtülü idi ve ben başörtülü oyuncu tanımıyordum. Gündelik hayatında başörtülü olmayıp da sırf bu dizi için başını örtecek oyuncular olmasın dedim. Esma ve Melek kafamdaki karakterlere çok uygundu ama bir yandan da ben onları iyi tanıdığım için karakterleri de onların kolay oynayabileceği şekilde onlara uygun olarak yazdım.

oculer6

Yeşim – Bu işin ‘başörtülülerin işi’ yahut entel türbanlıların işi gibi anılması seni rahatsız etmiyor o zaman. Ya da böyle anılmasını mı istedin?

Elif – Yani özellikle gündelik hayat eleştirisi yapmak istedim ama bir yandan da öcüleriz biz. Yüzüme söylenmiş şeyler bunlar. Hatta sadece sokaktan geçen alelade insanların söylediği şeyler de değil. Bilgi Üniversitesi’nde okurken,  e-posta grubunda bizimle ilgili ‘başı bohçalılar’ ‘öcüler’ gibi ifadeler dönerken, gruptaki hocaların ses çıkarmaması ve en nihayetinde bunu yazanlara, “Haklısın ama söyleme şeklin yanlış olabilir mi acaba?” gibi bir cevapla karşılaşmıştım mesela. Şimdi kalkıp kimse bunları yaşamadıkları için inkâr etmesin. Sol cenahın filmlerini sinemalarda, dizilerde izliyoruz ve ben bırakın böyle şeyler söylemeyi,  “Neden hep bu hikâyeyi dinliyoruz” demeyi dahi hadsizlik olarak görürüm kendim için. Ama ben, bana zamanında şunları yaptılar dediğimde “mağdur edebiyatı yapıyorsun”  derseniz, o zaman beni öcüler diye bir web dizisi yapma noktasına getirirsiniz. Amerika’da sıkıysa bir siyah Amerikalıya biri çıksın ve “Kardeşim sen de hep siyah Amerikalıların filmini yapıyorsun.” desin. Sıkıysa Spike Lee’nin karşısına dikilsin. Ki dikildiğinde cevabını alıyor zaten. Esas mesele şurada: Niye biri de çıkıp, “Sen neden hep beyaz adamın hikâyelerini anlatıyorsun?” diyemiyor da, karşı taraf bu haddi kendinde görüyor? “Aa başörtülülerin filmi…” Hayır kardeşim bu insan olarak benim varolma çabamın ürünü. Sen bunu istediğin gibi adlandır, entel çabaları, başörtülü filmi filan de, ama bu benim ürünüm ve benim söz hakkım var üzerinde. Öcüler ismi bize ‘’yakıştırılanlardan’’ geliyor ve diyor ki: öcü dediklerine dön bir bak istedim ya da yarattığın Frankenstein ile biraz hemhal ol istedim.

Esma – Ayrıca başka işler için, bu erkeklerin işi, bu açıkların işi gibi bir kategori getirilmiyor çünkü onun yapması çok normal. Ama başörtülü yapınca ‘başörtülülerin işi’ oluyor. Çünkü ötekileştirip tanımlanan haline getiriyor. Belki biraz daha normalleşirse bu projeyi olduğu gibi görmemizi sağlayacak.

Yeşim- Entel işi mi öcüler?

Elif – Entel işi olduğunu düşünmüyorum ben. Hayattan kopuk bir iş değil.

Yeşim – Entel hayattan kopuk demek mi?

Elif – Yani bizim Türkiye’de gördüğümüz enteller diyeyim.

Melek – Naçizane kendi fikrim, çok sıradan insana hitap eden yahut kendiliklerinden açıp izleyecekleri  bir şey değil. Ama ben anneme teyzeme, toplumun çoğunluğunu temsil eden insanlara izlettiğimde, belki anlamadıkları taraflar oldu ama çok eğlendiklerini gördüm.

oculer5

Yeşim- Aslında çok bilindik bir yapının üzerine farklı bir dil oturtulduğunu düşünüyorum ben. 

Elif – Evet tabi, sonuçta TV dizisi yapmıyorum. Hangi mecrada yayınladığımın farkındayım ve onun parametrelerini göz önünde bulunduruyorum.

 

[bilgi]Hayatımda ilk kez bir yönetmen olarak Tarkovski’yi anlıyorum.[/bilgi]

 

Yeşim- Başörtülü yönetmen olmak çok zordu vaktiyle ama artık yaptık ve oldu. Peki başörtülü oyuncu olmak zor bir karar mı? 

Melek – Ben böyle bir projede olmaktan çok memnuniyet duyuyorum. Elif olmasaydı oyunculuk filan gibi bir düşüncem yoktu. Eskiden beri film izlerken oyunculukla ilgili çok değerlendirir, çok ilgilenirim. İyi oyunculuklar beni heyecanlandırır mesela. Ama daha önce böyle bir oyunculuk deneyimim yok. Ekranda başörtülü olmakla ilgili bir zorluk yaşamıyorum. Ama bu ancak Elifle olabilecek bir şeydi. Ve kendimi tarttığım bir yer aynı zamanda. Başörtülü oyunculukla ilgili ise başlangıçta hiç kaygım yoktu. Yayınlandıktan sonra gelen tepkileri görünce bir süre düşündüm, acaba yanlış bir şey mi yapıyorum, diye. Ama kısa sürdü, 3 dakika filan.  (Gülerek)

Esma – yani ancak oyuncu olarak katkım olabileceği için böyle oldu. Kurgu yapamam, senaryo yazamam ama oynayabilirdim. Bu, işi beğenmek ve Elif Abla’yı beğenmekle alakalı bir şey. Başörtülü olarak oynamak meselesine gelince, ben yanlış bir şey yapmıyorum ki. Bırakın başörtülü olarak, Müslüman olarak da yanlış bir şey yapmıyorum.

oculer7

Yeşim- Öcüler’i izleyenlerde bir Demirkubuz/Bulantı anımsaması oldu sanırım. Bu yüzden tüm merak edenler adına sormak isterim; neden nar, neden meyve? (gülerek) 

Elif – Bu cümleyi kullanacağımı hiç düşünmezdim ama hayatımda ilk kez bir yönetmen olarak Tarkovski’yi anlıyorum. Ona da hep metaforları sorarlar ya… Ortada metafor filan yok. Şimdi dağılabilirsiniz. Filmdeki karakterin hasleti o, meyve yiyor. Ama nar için şunu söyleyebilirim, nar berekettir ya hani, biz de ilk bölüm narla başlasın istedik. Fakat her bölümde mevsimine göre değişecek o meyveler tabi.

 

Yeşim – Amerika’da sinema eğitimi alan biri olarak, sektörün Amerika’sını ve Türkiye’sini konuşalım mı biraz da?

Amerikalılar hırslı insanlar, kendilerini parlatmak isterler fakat mesele film yapmaksa, bu kadar kooperatif çalışan insanlar görmedim. Herkes işini iyi yapma peşinde.  İşe yönelik eleştiri vermeyi biliyorlar ve kişiselleştirmiyorlar. Burada ise eleştiriyi alabilmek ve karşılayabilmek için illa arada bir hüsnü zan olmak zorunda. Orada yapılan eleştiriler ise senin işini tanımlamana sebep oluyor ve işi parlatıyorlar.  Aslında bu Müslümanca bir ahlak. Fakat bir yandan yaptığın iş ile var olman tabii kapitalizmin bir getirisi. Gene de diyebilirim ki bir işin parçası olmayı haz bellemişler. Burada ise ‘ben’ duygusu daha yoğun. Ama bir şeyin parçası olmadan da ben olunamıyor maalesef. Ne güzel ki kendinden daha büyük bir işin parçası olmayı, birlikte eylemeyi öcülerde hissettim. O müthiş bir şey.

Yeşim- Kahrolsun mu o zaman kapitalizm?

Elif Eda- Kahrolsun tabi ☺

Röportaj: Yeşim Tonbaz

Fotoğraflar: Münteha Kor

Meraklıları için Öcüler TV’nin yayınlanmış iki bölümünü aşağıda paylaşıyoruz.

_______

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up