Bizimle İletişime Geçin

Manşet

‘O’ senarist konuştu

Yayınlandı

tarihinde

“Dizide çok saçmalıyoruz ama hepimizin hayatı gibi komik, hüzünlü ve saçma. En azından benimki öyle”

Kısa sürede fenomene dönüşen TRT’nin absürd dizisi ‘Leyla ile Mecnun’un 25 yaşındaki senaristi Burak Aksak, “Dizide çok saçmalıyoruz ama hepimizin hayatı gibi komik, hüzünlü ve saçma. En azından benimki öyle” diyor.

Geçen yıl TRT’de yayımlanan ‘Ramazan Güzeldir’ dizisi, şimdi ise yine TRT’de bir fenomene dönüşen ‘Leyla ile Mecnun’… Henüz 25 yaşındasınız… Bildiğim kadarıyla sinema okumadınız, nasıl girdiniz bu dizi, sinema işlerine?

Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde Kamu Yönetimi’ni kazandım 2005’te, okulla çok alakasızdım, orada yarım dönem okuduktan sonra bıraktım, şimdi dizideki Mecnun misali Açıköğretim’de Kamu Yönetimi okuyorum. Okulu bıraktıktan sonra tamamen kısa filme yöneldim. Festivallerde biraz tanınmaya başlamıştım. Plato Film’den burs verdiler. Bursun amacı eğitimin sonunda kısa film çekmekti. Ben zaten kısa film çekiyordum. Onlar da beni Ayla Algan’a yönlendirdiler, üç sene onunla beraber devam ettim.

Peki televizyoncuları nasıl ikna ettiniz? Kolay değildir ilk başta…

TRT’de Bülent Ata diye benim çok sevdiğim biri var, bu mizahı o çok iyi anlıyor, ‘Ramazan Güzeldir’i o da çok sevmişti. TRT’nin kurulunda da çok sevmişlerdi. ‘Ramazan Güzeldir’ çok konsept bir işti, ramazana özgü bir durumdu. Ama oradaki o dili, o mizahı gördüler ve başka bir şey daha yapmak istemişlerdi. Kafamda bazı absürd denilebilecek saçma şeyler vardı. Bu fantastik dünyayı yakalayabilecek adam da Onur Ünlü diye düşündük. Bundan çok mutluyum gerçekten. Bu işi onun yapıyor olması, işe çok büyük bir artı kattı.

Onur Ünlü’yle daha önceden tanışıyor muydunuz?

Filmlerinden biliyordum. Şiirlerini de seviyordum. Çok istiyordum bu projeyi onun yapmasını. Senaryo ona gitmiş. Bir sabah beni aradı, ‘Ben Onur Ünlü ve biz bu işi yapacağız’ dedi. Bu kadar hızlı gelişeceğini hiç tahmin etmiyordum. Senaryoyu beğenir mi beğenmez mi bilmiyordum.

Böyle absürd bir ‘Leyla ile Mecnun’ fikrinin nasıl ortaya çıktığını merak ediyorum.

Başlarken bu dizi belli saçmalıklar içersin, çok absürd olsun diye başlamadım. Çok sıkıntılı bir dönemdi aslında benim için. İşimi bırakmıştım, evdeydim ve bir şey yapmam lazımdı. Ne yapacağım ben diye düşünüyordum. Böyle bir durumda size, şunu yap senin için iyisi bu diyebilen birine ihtiyaç duyuyorsunuz. Ak sakallı dede figürü canlandı gözümde. Peki bu bir âşığa yardım ederse ne olur diye düşünürken Leyla ile Mecnun geldi aklıma. Aslında biz insan hayatının hikayelerini anlatıyoruz ‘Leyla ile Mecnun’da. En temel şey bu. Çok saçmalıyoruz ama özünde hepimizin hayatı gibi komik, hüzünlü ve saçma. En azından benim hayatım öyle. Ne yaşamışım diye baktığım zaman geri, kendimi komik, hüzülü ve saçma buluyorum.

Aslında böyle bıçak sırtı bir proje ya fenomene dönüşür ya da kimse anlamaz ve rezil olunur. Peki siz böyle fenomene dönüşeceğini düşünmüş müydünüz?

Başta kötü bir düşüncemiz vardı daha sonra dedik ki boşverelim hiçbir şeyle kıyaslamayalım. Biz iyi bir iş yapıyoruz. Farklı bir şey olacağı kesindi. Bu kadar büyük iş yapacağını bilmiyorduk ama. Bu bir kimya işi. Kadro çok güzel. Onur ağabey ilk defa başına böyle bir şey geldiğini söyledi. Benim için de öyle.

Dizi ilk bölümünden itibaren özellikle de sosyal medyada, sözlüklerde patladı. O noktada ‘Tamam oldu bu iş’ dediniz mi?

Dün 22’nci bölümü yazdım daha hâlâ diyemiyorum. Başarılı bir iş için ‘olmuş’ demek biraz riskli. Çünkü aynı başarıyı diğer bölümlerde devam ettirebileceğinizi bilmiyorsunuz.

Sözlüklerden anladığımız kadarıyla çok dikkatli bir izleyici kitleniz var. Her şeyin altında bir şey arıyorlar. Sizin gönderme yapmadığınız ama onların bulduğu bir şeyler var mı?

Tabii, yabancı bir diziye çok güzel bir gönderme yapılmış demişler geçenlerde. Oturup göndermeler yapalım diye başlamıyoruz işe. Bu hikayeyi yazarken ben masa başında geliyor göndermeler. Bilinçaltından çıkıyorlar.

Dizide ‘Tatar Ramazan’dan ‘Matrix’e, ‘127 Saat’e birçok filme de gönderme oluyor. Facebook sayfanızda da ‘Ne de güzeldi beraber izleyemediğimiz filmler’ diye onlarca filmin fotoğrafları var.
Orada kişisel olarak beğendiğim filmler var. Biriyle bir film izlersiniz ve o film onunla izlediğiniz için güzel olur, tekrar izleyince aynı olmaz dersiniz. Ama sonra filmi tek izlersiniz ve o film gene de güzeldir.

Attila İlhan’dan, Cemal Süreya’ya edebi metinlerden alıntılar bolca. Bu tür edebi alıntıları popüler kültür örneği bir diziye yedirme amacı nedir? Hatırlatma, ilgi çekmek, izleyenin bu ne deyip araştırması… Hangisi?

Başta öyle bir misyon üstlenmedim. Ben bunu da senaryoya koyayım, insanlar bilsin diye değil, bunlar zaten bilinen edebiyatçıların bilinen şiirleridir. Ben bu edebiyatçıları çok seviyorum. Yaptığınız bir işte, kurduğunuz bir cümlede sevdiğiniz şairlerden ya da mesela Sait Faik’ten bir şeyler olması sizi mutlu ediyor. Sadece hatırlatmak değil, onların oradaki varlığı beni mutlu ediyor.

Çok gençsiniz ama dizide 80’ler, 90’lar kuşağının çocukluğuna ait pek çok şey var. Bu nasıl oluyor?

Aslında 90’lar kuşağı dediğimiz şey 80’ler kuşağıyla neredeyse aynı şey. Mahalle kültürü dediğimiz şey var biraz da. Mahalle durumu 70’lerden beri aynıdır. Babalarınız ve sizin o çevrede yaşadığınız şeyler birbirine yakındır. Böyle bir gidiş var. Bazı temel şeyler hiç değişmiyor. İskender ve Mecnun’un durumu gibi. En zengininden en fakirine aynıdır, baba sever ama sevdiğini söyleyemez durumu…

Siz nasıl bir ortamda büyüdünüz? Şehirde mi kasabada mı?

Ben şehirde, İstanbul’da büyüdüm. İlkokul 5’e kadar sokaktaydım. O mahalle dediğimiz şeyin içindeydim. Daha sonra taşındık ve o yeni mahalleye adapte olamadım. Ondan sonraki bütün hayatım evde geçti. Kitap okumaya başladım. Filmler falan derken, yedik kafayı!

Dizide yönetmenlerin (Onur Ünlü ve Murat Onbul) müdahaleleri, oyuncuların doğaçlamaları beklentini karşılıyor mu? Bazı senaristler her şeyin yazdıklarıyla bire bir olmasını ister.

Başta bir korkum vardı. Ben bir hikâye anlatıyorum. Oturup bir sezon boyunca ne işleyeceğiz diye konuşmadık. Benim ruh halim nasılsa ona göre yazıyorum. Kişisel acılar, kişisel yaşantılar olduğu için başta bir çekince oldu. Ne yaparlar acaba diye. O kritik noktaları çok iyi biliyorlar. Birbirimizi çok iyi tanımaya başladık. Aynı şeylere gülüyoruz, aynı şeylerden hoşlanıyoruz. Çok güzel bir iş çıkarıyorlar doğaçlama yaptıklarında. Doğaçlama yapmasalar bile bana öyle gelen sahneler var. En çok onlar hoşuma gidiyor. O kadar güzel oynamışlar ki doğaçlama zannediyorum.

Evet, oyuncular kendileri bulmuş gibi coştukça coşuyorlar dizide.
Dizideki oyunculardan başkasını bu dizide düşünemiyorum. Mecnun’u Ali Atay, İsmail Abi’yi Serkan Keskin, İskender’i Ahmet Mümtaz Taylan, Erdal Bakkal’ı Cengiz Bozkurt’tan başkası oynayamazmış gibi geliyor. Dizinin hayranı olduğum için belki de başka oyuncuları onların yerinde düşünemiyorum. Onların doğaçlamaları benim bir sonraki bölümümde malzeme olabiliyor. Farkında olmadan paslaşıyoruz, böyle bir durumumuz var.

Örnek verebilir misin? Mesela İsmail abinin (Serkan Keskin) ‘Ağzının dediğini kulağın duysun’ deyimini bir türlü söyleyememesi gibi…

Evet, böyle saçmalar oldu, daha sonra biz onu her bölümde farklılaştırarak devam ettirmeye çalıştık. Daha önemli bir şey var mesela… Bir sahnede nişanı basar Mecnun. Leyla gittikten sonra Mecnun’la Arda’nın iki kelimelik bir repliği vardı. Çekimde “Hakikaten atla mı geldin?” diye başladılar, uzattıkça uzattılar. O sahneden sonra anladık ki, aslında arada Leyla olmasa Arda ile Mecnun çok iyi arkadaş olabilirler. Sadece bir doğaçtan çıkan bir şeydi. Çok da güzel oldu.

Oyuncular ortamla ilgili ‘Tiyatro kumpanyasında gibiyiz’ diyorlar, siz de öyle hissediyor musunuz?

Geçenlerde diziye konuk oyuncu olarak gelen arkadaşlardan biri ‘Dizi çekerken, açı ayarlanır, belli bir kadraj yapılır, bu kadrajın dışına çıkmamak gerekir. Sizin dizide oyuncular önce genel planda oynuyorlar, sonra onların oyununa göre kadraj yapılıyor” dedi. Bence o kumpanya havasını veren de bu. Ben de yazarken çok keyif alıyorum.

Espriler çok zekice, yerli yerinde, dozunda… Bunun bir formülü var mı?

Hiç yok. Hiç bilmiyorum bunun dozu nedir. Bazen çok mu kaçırdım acaba dediğim yerler oluyor. Bir dizi senaryosu yazmak, yazarlığın esnaflık hali gibi bir şey. Hep yazıyorsunuz. Bozuk mal satmayan bir esnaf olmaya çalışıyoruz.

Dizide komedi, hikaye erkek karakterler üstünden yürüyor. Kadın karakterler geri planda kalıyor. Dizi hakkındaki tek eleştiri bu.
Benim hikâyemde erkekler kadınlara âşık olur. O nedenle Yavuz da İsmail de Mecnun da böyle adamlar, kadınlara âşık oluyorlar. Bir kadın dünyasına girip oradan bir şeyler anlatmak benim açımdan zor. Bilmediğim şeye temkinli yaklaşıyorum. Yapmayacağız diye bir şey yok.

Dizinin şarkıları da fenomen oluyor. Sözlerini siz mi yazıyorsunuz?
Hayır. Ali Atay ve Osman Sonat ve müzisyenler yazıyor. Onlar kafa kafaya veriyorlar ve bir şeyler yapmak istiyorlar. Yeni sezonda da Leyla’nın dönüşüyle ilgili bir şarkı hazırlayacaklar. Ben de katılacağım onlara. Ben sadece bölüm şarkılarını seçiyorum.

Ne zaman bir Burak Aksak filmi izleyeceğiz?

Para bulduğum an film çekmek istiyorum. Buradan yapımcılara sesleniyorum. Senaryom hazır. Ama dizi gibi komik değil. Sponsor bulamasam da, kendi kazandıklarımla bir şeyler yapmak isterim. Para almadan oynayacak oyuncular var, onları oynatabiliriz.

‘Leyla ile Mecnun’ film olacak mı?

Dizi kısa bir süre içinde biterse filmini çekebiliriz. Onur abinin de benim de kafamda bir hikaye var ama ikimiz de üzerinde hiç konuşmuyoruz ki sonra elimizde malzeme kalsın. Uzarsa diziye de yedirilebilecek bir hikaye.
‘Leyla ile Mecnun’un yeni sezon bölümleri 8 Ağustos Pazartesi gününden itibaren TRT 1’de.

İçki yasak öyleyse üzüm yesinler…

Genelde RTÜK’ün, özelde de TRT’nin içki ve sigara yasaklarını dizide çok güzel ti’ye alıyorsunuz. İçki yerine üzüm, erik, incir… Sigara yerine sakız filan. Bu konuda uyarı geliyor mu size?

Şu ana kadar gelmedi. İnşallah bu röportajı okuduktan sonra da gelmez! RTÜK’ün ekranlarda belli yasakları var. Bu belli şeyleri yapamamak insanı kısıtlıyor gibi gözükür. Ama aslında sizin yaratıcılığınızı da artırır. Benim alanım bu, ben bunları yaparım, seyirci sıkılmış olur ama ben gene de paramı alırım. Bir bu mantık vardır bir de bundan sıkılma durumu vardır. Açıkçası her tür yasak beni sıkar. Sansür bana çok saçma gelir. Nasıl atlatabilirim, ne yaparım da bana dokunamazlar? Günlük hayatta sigara, içki kullanan insanlar var. Bunların olmadığı bir dünya yaratacaksak bu gerçeküstü bir dünya olur.

Radikal

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum

2 Comments

  1. calarsanda dogru

    16 Nisan 2013 at 18:04

    senaryoyu facebooktan birinin oynadığı oyunu çalmak marifet olsa gerek.Espriler çok zekice, yerli yerinde, dozunda… Bunun bir formülü var mı var oda bir yaşın olgunluğu büyük bir tercübe sahibi olmasın ben gülerim senin gibi yalancıya

  2. deniz ak

    17 Nisan 2013 at 01:33

    kusura bakmayın ama “laf söledi bal kabağı gel bize bazı bazı” derler bizim orada sizin bu yazdıklarınıza

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

Şairlerin Hayatını Beyaz Perdeye Taşıyan Filmler

Şairleri anlatan şiir gibi filmler…

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali (2012)

Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu faili meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor.

Sylvia (2003) IMDb 6,3

Yıl 1956, İngiltere. İleride tanınan bir şair ve yazar olarak ün salacak olan Sylvia Plath, şair Ted Hughes ile tanışır. Cambridge’de şairin dizelerinden yansıyan zekasından etkilenip henüz tanışmadan önce aşık olmuştur ona. Ted de tanıştıkları zaman aşık olur. Evlenirler. Sylvia çok geçmeden kocasının dizelerine, kalemine, yakışıklılığı ile birleşen başarısına vurulan, etkisi altında kalan başka kadınların da varlığının farkına varır. Bir zaman sonra Sylvia, kocasının profesyonelliğinin gölgesinde var olma çatışmasına düşer. Yazma kariyerindeki ilerleyişi Ted’inki kadar doğal ve içgüdüsel gelişememektedir. Acı ve öfke duyguları arasında yazdığı yarı otobiyografik bir roman ve az sayıda şiirleri ile kariyerine imzasını atmıştır.

Kelebeğin Rüyası (2013) IMDb 7,8

Zonguldak’ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa’da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın Zonguldak’a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer’in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940’lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer’in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.

Parlak Yıldız (2009) IMDb 6,9

Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. 

Mavi Gözlü Dev (2007) IMDb 6,7

 Komünizm propagandası nedeni ile mahkum edilen Nazım, içeride kulaktan kulağa büyüyen haklı bir üne kavuşur. Dil yeteneği ve muhteşem şiirleri sayesinde yavaş yavaş bir efsane haline dönüşür. Çevresinde şiirinden, ressamlığından feyz alarak genişleyen bir devrimci ve sanatçı arkadaş grubu oluşurken Nazım Hikmet’in aklında olan tek şey çok sevdiği eşi Piraye’dir.

Lope (2010) IMDb 6,0

Trajedi ve komediyi harmanlayarak İspanyol sinemasında yeni bir devir başlatan, Lope de Vega’nın hayatını konu alan bir film.

Tutkunun Şairleri (1995) IMDb 6,6

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud’u evinde ağırlar. Rimbaud’un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud’un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir.

Postacı (1994) IMDb 7,7

Sıradan bir İtalyan postacı, ünlü bir şairin mektuplarını taşırken şiir sevmeyi öğrenir. Bu durumu Beatrice adındaki güzeli etkilemek için kullanacaktır. Mektupların sahibi Pablo Neruda’dır. Onun gönderilerinden sorumlu postacı Mario, kısa sürede kendisi ile bir bağ kurar. Ondan aldığı destekle Mario, kendi içindeki cevheri açığa çıkartmayı öğrenir. Ardından da aşka davet zamanı gelir. 

Sayat Nova (1969) IMDb 7,7

Ermeni ozan Sayat Nova’nın hayatını ele alan film, sanatçının ünlü şiirleri eşliğinde Nova’nın yaşamının önemli dönüm noktalarını işliyor. Sofiko Chiaureli’nin altı farklı rolde izleyici karşısına çıktığı filmde Nova’nın bilinmeyen, gölgede kalmış eserleri de ölümsüzleşiyor. 

Howl (2010) IMDb 6,7

1957 yılının San Francisco’sunda genç şair Allen Ginsberg, yıllar boyunca en fazla okunan ve tartışılan şiire imza atar: Howl .Filmde tıpkı bu performatif şiir gibi üç parçadan oluşur: Allen Ginsberg’in gençlik dönemlerinden kesitler, şairin kendi sesi ile bir araya gelir. Howl şiirini Chicago davası’nda okuyan Ginsberg’e tepkiler bir diğer bölümü oluşturur.

BONUS

Yedi Güzel Adam

Hikayesi 1950 ve 1970’li yılların Kahramanmaraş’ında geçen dizi; yakın edebiyat tarihimize damgasını vuran şairlerimiz Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ali Kutlay, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören’in hayatını konu alıyor.

HazırlayanMehmet Ali Karga

Okumaya Devam Et

Liste

Bruce Willis ve 10 Performansı

66. yaşına özel Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için derledik.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

1988 yapımı Zor Ölüm (Die Hard) filmindeki performansı ile Hollywood’un vazgeçilmez aktörleri arasına girmeyi başarmış olan Bruce Willis, 1985 yılında yer aldığı Mavi Ay dizisi ile Altın Küre ödüllerinde ‘Müzikal veya Komedi Dizilerinde En İyi Erkek Oyuncu‘ ödülünü alırken 1987 Emmy ödüllerinde ‘Bir Drama Dizisinde En İyi Erkek Başrol Oyuncusu‘ ödülünü kucakladı.

66. yaşını kutlayan Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için listeledik. İyi seyirler.

Altıncı His (1999) The Sixth Sense IMDb 8,1

Bruce Willis’in oyunculuğuyla dikkat çeken, 1999 yapımı psikolojik korku filmidir. Ölüleri görebildiğini ve onlarla konuşabildiğini iddia eden sorunlu, içine kapanık bir çocuk ve ona yardım etmeye çalışan eşit derecede sorunlu bir çocuk psikoloğunun hikâyesini anlatır.

Glass (2019) IMDb 6,7

James McAvoy ve Anya Taylor-Joy’un başrolünü üstlendiği Parçalanmış ile Bruce Willis ve Samuel L. Jackson’ın başrollerini üstlendiği Ölümsüz filmlerini birleştiren yapım, Parçalanmış üçlemesinin devam halkası. Filmde, aşırı güçlü ve zarar görmeme yeteneğine sahip olan David Dunn, Kevin Wendell Crumb’ın parçalanmış kişiliklerinden biri olan ve en tehlikelisi olarak öne çıkan The Beast’in peşine düşüyor. Bu kovalamaca sırasında, kemiklerinin narinliğini şeytani zekası ile dengeleyen Mr. Glass’ın gölgesi de yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor. Glass’ın bildiği kimi sırlar iki adam için de kritik düzeyde önem kazanıyor. Aynı psikiyatri kliniğinde tedavi gören üç adam, birbirlerinden bambaşka karakterlerde olmalarına rağmen, “süper kahraman olduklarına inanan insanlar” üzerine uzmanlaşmış olan bir psikiyatrın bakımında tedavi için psikiyatri merkezine yatırılıyor. Ancak Mr. Glass ve Crumb’ın bir araya gelişi, kaçınılmaz olarak bir firar ile sonuçlanıyor. Onları durdurabilecek tek kişi olan Dunn da arkalarından firar ederek ikilinin peşine düşüyor.

Ucuz Roman (1994) Pulp Fiction IMDb 8,9

Ucuz Roman’da Honey Bunny ve Pumpkin, hayatlarına biraz hareket katmak isteyen genç ve birbirine aşık bir çift küçük soyguncudur. Öteyandan, iki kaşarlanmış gangster, Vincent Vega ve Jules, günlük işlerinden biri olarak, patronlarına ödemeyi geciktiren bir kaç sahetekar genci vurmaya giderler. Vincent patronun güzel ve genç karısına bebek bakıcılığı yapmakla da görevlendirilirken ortağı suç yaşamına son vermeye karar verir. Cesur bir boksör ise para karşılığı hile yapmayı reddederek şehirden kaçar. Kader bu aykırı tipleri muhteşem bir şekilde bir araya getirecek, yollarını kesiştirecektir.

12 Maymun (1995) Twelve Monkeys IMDb 8,0

Dünyada insanlığın yok olmasına yetecek derecede tehlikeli olan bir virüs yaklaşık beş milyar kişinin ölümüne yol açmıştır. Geriye kalan az sayıdaki insan yer altlarına kurdukları barınaklarda yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu esnada virüsün yok olması için bir çözüm yolu bulan insanlar, zamanda geriye gidebilecekleri bir zaman makinesi yaparlar. İlk test sürüşü içinse eski bir mahkum olan James Cole gönüllü olur. James kendisini yedi yıl geride, bir akıl hastanesinde bulur. Akıl hastanesi gibi bir ortamda gelecekten geldiğini ve misyonunu anlattığında ise gerçek anlamda akıl hastası etiketi yemesine neden olur.
12 Maymun, zamanda yolculuk temalı filmlerin arasında en önemli olanlardan biri. 

Zor Ölüm (1988) Die Hard IMDb 8,2

Zor Ölüm’de Noel gecesi New York polis departmanı dedektifi John McClane günden güne uzaklaştığı karısı Holly’le arasını düzeltmek ve tekrar barışmak için Los Angeles’a gelir. Holly şirketinin yılbaşı partisi için Nakatomi Plaza’dadır ve McClane bu binaya doğru yola çıkar. McClane plazaya vardığında kıyafetlerini değiştirmek için bir odaya girer. Bu esnada bir grup Alman terörist binayı kuşatarakk içindeki insanları rehin alır. Ellerinden kurtulabilen tek kişii McClane’dir. Şimdi McClane’e düşen görev içerisinde eşinin de bulunduğu bu kalabalığı kurtarmak olacaktır.

Günah Şehri (2005) Sin City IMDb 8,0

Frank Miller’ın aynı isimli çizgi romanından uyarlanan film; kendini bir hilkat garibesi olarak düşünen buna karşın oldukça güçlü hatta yenilmez bir sokak savaşçısı olan gizli romantik Marv, özel dedektif Dwight, çabalarının yetersiz kalacağını bilse de, pislik yuvası haline dönmüş olan şehri temizlemeye çalışan idealist, gözü pek polis memuru Hartigan ve onların maceralarını anlatıyor.

Olaylar asıl ismi Basin olan fakat her türlü suçun vaka-i adliyeden sayılması nedeniyle “Günah Şehri” diye anılan hayali bir mekanda geçmektedir. Marv ve Dwight alışageldiğimiz “kahraman” tiplemelerine tam olarak uymasalar da alıştığımız gibi kötü adamlara karşı amansız bir savaş vermekteler. Hartigan ise bataklıkta açan bir çiçek misali dürüst ve namuslu birisidir. Bu üç kahraman, gücünü farklı kuvvetlerden almaktadır. Marv intikam, Dwight merhamet ve aşk, Hartigan ise dürüstlük.

Şanslı Slevin (2006) Lucky Number Slevin IMDb 7,7

Slevin’in hayatı hiç iyi gitmemektedir: Yaşadığı binanın mühürlenmesine karar verilmiştir; bir soyguncuya kimliğini kaptırmıştır; ve kız arkadaşını başka bir erkekle yakalamıştır. Los Angeles’tan ve sorunlarından bir süreliğine kurtulmak için arkadaşı Nick Fisher’ın New York’taki dairesinin anahtarını alır. Ama kötü talihi peşini bırakmayacak, işler daha da sarpa saracaktır.

Haham ve Patron New York’un yer altı suç dünyasının iki saygın ve korku uyandıran mafya babasıdır. Bir zamanlar ortak olan iki adam şimdi birbirlerinin en büyük düşmanıdırlar ve operasyonlarını aynı caddede karşılıklı malikanelerinden yürütmektedirler. Ellerinde tuttukları güce rağmen, paranoyanın esiridirler ve son 20 yılda kalelerinden bir kez olsun çıkmamıştırlar.

Ölümsüz (2000) Unbreakable IMDb 7,3

Tüm yolcuların hayatlarını kaybettiği büyük tren kazasından kurtulabilen tek kişi David Dunn olur. İşin daha da ilginç yanı Dunn’ın tek bir çizik bile almadan bu kazayı atlatmış olmasıdır. Bu mucizevi durum tüm insanların ilgisini çeker, en başta da bir çizgi roman müptelası ve koleksiyoncusu olan Elijah Price’ın… Price David Dunn’la tanışmak ister ve bu amacına ulaştığında ona bu kazayla ve bu gibi kazalardan nasıl kurtulduğuyla ilgili gizemli bir teoriden bahseder. Dunn’a başlarda gerçek dışı gelen bu teori zamanla kendini keşfetmeye giden yolun ilk adımı olacaktır.

5. Güç (1997) The Fifth Element IMDb 7,7

23. yüzyılda New York. Dünya yok olmanın eşiğindedir. Her 5000 yılda bir geri dönerek yaşamı yok etmeye çalışan şeytani güç, bir gezegen biçiminde hızla dünyaya yaklaşmaktadır. Tek kurtuluş beşinci güç olarak adlandırılan, kimsenin ne olduğunu bilmediği elementin dünyaya ulaşmasıdır. Bunu başaracak tek kişi eski bir asker olan taksi şoförü Korben Dallas’tır. Ancak onun ilgilenmesi gereken mükemmel güzellikte bir yaratık vardır.

Armageddon (1998) IMDb 6,7

 Birleşik Devletler Hükümeti, bizden dünyayı kurtarmamızı istiyor. İtirazı olan?”

Dünyayı yok edecek büyüklükte bir göktaşını yok etmek için bir grup sondajcı gök taşına doğru tehlikeli bir yolculuk yaparak onu yok etmeye çalışırlar.

Mavi Ay (Dizi 1985 – 1989) Moonlighting IMDb 7,6

Maddie Hayes ile eğlenceli dedektif David Addison’ın maceralarını anlatan Mavi Ay, 1985 ile 1989 yılları arasında ABC’de 65 bölüm olarak yayınlanmıştır. ABD yapımıcı Mavi Ay, sürekli çekişen ancak birbirlerine aşık iki karakterin dedektiflik hikayelerini konu almaktadır.

Okumaya Devam Et

Liste

Sağlık Çalışanlarının Hayatımızdaki Önemini Anlatan 10 Güzel Film

Tıp Bayramı kutlu olsun.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Biyografiden dramaya; sizi sürükleyecek, sonuna geldiğinizde sağlık çalışanlarına teşekkür etmek isteyeceğiniz filmler listesi sizlerle. Tıp Bayramı kutlu olsun. İyi seyirler.

Doktor (1991) The Doctor IMDb 7,0  

Jack McKee zengin ve başarılı bir doktordur. Düzgün seyrinde giden hayatı kanser teşhisi konmasıyla değişecektir. Yıllarca hekim-hasta ilişkisine hekim gözüyle bakan Jack, olaya bir de hasta gözüyle bakmak zorunda kalacak ve yaptığı hataların farkına varacaktır.

Doktor Ölüm (2010) You Don’t Know Jack IMDb 7,6

Gerçek olaylara dayanan bir hikayeden uyarlanan ve televizyon kanalı HBO tarafından çekilen film, iyileşme umudu kalmayan hastaların ölmesine yardım ederek kamuoyunun gündemine oturan, ‘ölüm meleği’ lakaplı meşhur Doktor Jack Kevorkian’ın hayatını anlatıyor.

Tanrıyı Oynayanlar (2004) Something the Lord Made IMDb 8,2

Büyük Buhran sırasında başlayan, cerrah Alfred Blalock ile siyahi asistanı Vivien Thomas’ın 34 yıllık ortaklıklarının hikayesi. İlk başta hademe olarak işe alınan Thomas, el becerisi ve kardiyolojiye duyduğu ilgi sayesinde Cerrah Blaloc’un araştırmalarının önemli bir parçası haline geliyor. Ancak dönemin ırkçı yaklaşımı Thomas’ı oldukça zorluyor. Kapalı kapılar ardında sorunsuz yürüyen bu ortaklık ilişkisi, beyazların hüküm sürdüğü kapıların ardında tam bir mücadeleye dönüşüyor.

Patch Adams (1998) IMDb 6,8

İntihar eğilimli biri olarak girdiği akıl hastanesinde gördüklerinden sonra Hunter ‘Patch’ Adams (Robin Williams), çıktıktan sonra tıp fakültesine öğrenci olarak girer. Okulda başarılı bir öğrenci olmasına karşın, ideallerinden dolayı hocalarından tepki görür. Amacı ‘hayata renk katarak’ mizah yoluyla tedaviye katkıda bulunmaktır. Daha sonra yoksul hastalar için kendi parası ve bağışlarla özel bir klinik açmaya kadar girişimlerini sürdüren Adams, film sürecinde sevgilisi Carin Fisher’in (Monica Potter) öldürülmesiyle ve lisanssız klinik açmakla darbeler yese de, tedavi hizmetlerinde yaptıklarıyla ünü ülke çapına yayılır ve bir anlamda amacına ulaşır.

Article 99 (1992) IMDb 6,1

Veteran Hastanesi’ndeki bir grup doktor, umutsuz bir durumla uğraşmak zorundaydı: çok fazla hasta ve yetersiz yatak kapasitesi. Doktorların sorunlarının asıl sebebi, hastane yönetiminin kemer sıkma politikasıdır. Doktorlar ise ellerinden gelen en iyi şekilde hizmet etmeye karar verirler, bu yönetimin kurallarına karşı gelme ve izinsiz işlemler gerçekleştirme anlamına gelse bile.

Aklım Karıştı (1999) Girl, Interrupted IMDb 7,3

Yaşamına kast etme,günlük ilişkiler yaşama ve kişilik bölünmesi tanısıyla ailesinden ayırılarak ‘Claymoore’ adlı psikiyatri kliniğine yatırılan yazar adayı genç Susanna Kaysen’in buradaki personel ve hastalarla yaşadığı hüzünlü, heyecan verici, iç burkucu ilişkinin hikayesini anlatan film yazar Susannna Kaysen’in aynı adı taşıyan romanıdan, başarılı filmleriyle bütün dünyaya kendini kanıtlayan James Mangold tarafından sinemaya uyarlanmış.

Yetenekli Eller: Ben Carson Hikayesi (2009) Gifted Hands: The Ben Carson Story IMDb 7,7

Dr. Ben Carson, işinde oldukça yetenekli bir cerrahtır. Kendisine gelen son vaka, onun bu yeteneğini kanıtlamasında bir kez daha etken olacaktır. Dr. Carson’un bu yeteneğini nasıl kazandığı, geçmişindeki zorlu mücadelede saklıdır.

Zeka (2001) Wit IMDb 8,0

1998’de Pulitzer ödülü kazanmış bir tiyatro oyunundan uyarlanan tv filmi, kendisine konulan kanser teşhisinin ardından, hayatı sorgulamaya başlayan bir kadının hikayesini anlatıyor. Edebiyat Profesörü olan Vivian Bearing; koyulan kanser teşhisinin ardından, hayatını gözden geçirirken, önceliklerini de yeniden değerlendiriyor.

Uyanışlar (1990) Awakenings IMDb 7,8

Oliver Sacks’ın kendi hayatını kaleme aldığı aynı isimli romandan sinemaya uyarlanan film, ömrünü bilime adayan asosyal bir doktorun, icat ettiği bir ilaç sayesinde değiştirdiği yaşamları anlatır. Nörolog Malcolm Sayer, yeni çalışmaya başladığı bir hastanede, daha önce görmediği tarzda bir hastalığa sahip bir grup hastayla karşılaşır. Bu insanlar uzun yıllardır hareket etmeden yatağa bağlı bir şekilde uyku modundadırlar. Doktor Malcolm bir konferans esnasında tanıtılan bir ilacın bu hastalığı da iyileştirebileceğini düşünür ve bu hastalar üzerinde uygulamaya başlar. Uyandırılıp hayata dönen ilk hasta Leonard Lowe olur.

Fil Adam (1980) The Elephant Man IMDb 8,1

Fil Adam, gerçek bir hayat öyküsünü anlatıyor. 1880’ler Londra’sındayız. Şehrin sokaklarından süzülen kasvet ve karamsarlık, arka sokaklarda olup bitenleri belli eder nitelikte. Doktor Treves, isli sokaklarda gezindiği esnada gezici bir sirke rastlıyor. Önündeki kalabalıktan anlaşıldığı üzere içeride normal olmayan bir gösteri var. Ve bu normal olmayan gösterinin kahramanı, doğuştan engelli olan John Merrick. Annesi Merrick’e hamileyken bir fil tarafından saldırıya uğradığı söylenir bu sirkte. Doktor Treves ise hızlı bir hamleyle tedavi altına almak ister bu fil görünümlü adamı ve istediği gibi de olur. Her haliyle ürkütücü olan fil adamın bu korkunç görünümünün altında, gönlünde yatanlar ise zamanla dökülmeye başlar.

Okumaya Devam Et

Popüler