Nuri Bilge Ceylan: Bir mülteci olduğum kabul edilebilir

Manşet Türkiye
Uluslararası Göç Filmleri Festivali’nin jüri başkanlığını üstlenen Nuri Bilge Ceylan, Variety’e verdiği röportajda festivalle ilgili görüşlerini, mülteci kavramını ve birçok önemli konuda açıklamada bulundu.

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğünce 14-21 Haziran’da çevrimiçi olarak sinemaseverlerle buluşacak olan Uluslararası Göç Filmleri Festivali‘nin jüri başkanı Nuri Bilge Ceylan, Variety‘e verdiği röportaj sırasında önemli açıklamalarda bulundu.

Festival başkanlığından, mülteci kavramına; dijitalleşmenin günümüz etkisine kadar birçok konuda önemli açıklamalarda bulunan Ceylan, kendisini bir mülteci sıfatıyla değerlendirdiğini de sözlerine ekledi.

Ege kıyısında çekilen tek bir fotoğrafın kamuoyu ve hatta bazı dünya liderleri üzerinde nasıl etkili olduğunu hepimiz biliyoruz.

Daha önce Cannes, Venedik, Saraybosna ve Şangay da dahil olmak üzere birçok film festivalinde jüri heyetine katıldınız. Ancak bu festival çeşitli nedenlerle farklı. Öncelikle bu tematik bir olay. Konu elbette göç. Jüri başkanlığındaki kararınızda bu husus ne kadar önemliydi?

Meselenin önemini yalnızca medyada değil, yakın çevremde de tüm trajik boyutlarıyla şahit oldum. Konuyla ilgili bir şey yapmamış olmaktan kaynaklanan suçluluk duygusu bunu tetikledi diyebilirim. Mültecilik, bugün dünyanın en zorlu sorunlarından biridir. Meseleye dikkat çekmek ve çaba sarf etmek için bir fırsat teklif edildi, vicdanım kaçmama izin vermedi. Bu sorunlar söz konusu olduğunda, tek bir film, hatta tek bir fotoğraf, insanların bakış açısını tamamen değiştirebilir ve hassasiyeti tetikleyebilir. Ege kıyısında çekilen tek bir fotoğrafın kamuoyu ve hatta bazı dünya liderleri üzerinde nasıl etkili olduğunu hepimiz biliyoruz.

Tarihsel olarak Türkiye, Avrupa ve Asya arasında bir dönüm noktasında olan göçmenler için bir destinasyon olmuştur. Suriye’de devam eden çatışmalar nedeniyle, şimdi dünyanın en büyük göçmen ve mülteci nüfusuna ev sahipliği yapıyor. Filmlerinizin doğrudan olmasa da, ülke tarihinizin bu yönünü yansıttığını söylemek doğru olur. Katılıyor musunuz? Eğer öyleyse, ayrıntı verebilir misiniz?

Evet, dediğiniz gibi Türkiye, dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke. Bu kaçınılmaz olarak ülkenin çeşitli bölgelerinde bazı sorunlara yol açabiliyor. Mültecilerden rahatsız olan insanların empatilerini geliştirmek çok kolay bir durum değil. Ancak bireylerin özgün hikayelerini herkesin anlayabileceği ve empati geliştirebileceği bir şekilde sunma fırsatına sahip filmler bu anlamda önem taşıyor.

Açıkçası filmlerimde odak noktası olarak gözükmese de birçok karakterim bulunduğu yerden memnun olmayan ve başka yerlere gitmeyi hayal eden kişiler.

Doğam gereği onaylanmış bir mülteci olarak kabul edilebilirim.

Hiç kendinizi bir göçmen gibi hissettiniz mi? Soruyorum çünkü çocukken İstanbul’dan ayrılarak Yenice’ye (Karabük) taşındınız.

İstanbul ve Yenice arasındaki mesafeden değil, genel karakterim ve nereye gidersem gideyim yabancı gibi hissetmekten kaçınamayan doğam gereği onaylanmış bir mülteci olarak kabul edilebilirim.

Sinema tarihindeki en iyi filmlerin dijital öncesi dönemde yapılmış olduğunu göz ardı edemeyiz.

Festival yarışmasında yer alan filmlerin çoğu genç yönetmenler tarafından çekilmiş. Dijitalin gelişinden önce bir film yapmanın çok pahalı olması nedeniyle, nispeten 36 yaşlarında, yönetmenlik yapmaya başladınız. Sizce bu günlerde yönetmenlerin dijital yüzünden büyük bir avantajı var mı?

Pratik açıdan bu doğru olabilir. Mesleğe başlamak, kendini test etmek ve ağır kameralarla çalışmanın zorluğu oluyor. Bunun film yapımcılığına bir çeşit demokrasi ve adalet getirdiği de söylenebilir. Dijital fırsatların yokluğunda film yapma şansı bulamayacak birçok yetenekli yönetmen olduğunu biliyoruz. Böylece, film yapımcılığını ayrıcalıklı bir grubun elinden kurtardığını düşünebiliriz. Yine de, bazı işlerde kolaylık, kalite ve özene tavizler getirebilir. Sinema tarihindeki en iyi filmlerin dijital öncesi dönemde yapılmış olduğunu göz ardı edemeyiz.

Dijitalden bahsetmişken, şimdi bir dijital kamera kullandığınıza düşünüyorum. Haklı mıyım? Eğer öyleyse, ne zaman selüloit kullanmayı bıraktınız?

Dijital kameraların kriterlerim açısından önemli bir kaliteye ulaştığına inandığımda selüloiti bıraktım. “Uzak” son selüloit filmimdi. 2004 ve 2005 yıllarında çekilen “İklimler” ilk dijital filmim oldu.

Tabii ki tüm festival dijital olacak. Festivalin bu yönü ilginizi çekiyor mu?

“Sanal” bir festival, hiçbir şekilde doğal insan ilişkilerini ve birlikte büyük bir ekranda bir film izleme ritüeli yerine geçemez. Bununla birlikte, bu pandemi tehdidi ortamında başka bir tercihin olmaması bunu hiç yapmamaktan daha iyidir.

Kaynak: Variety

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up