Bizimle İletişime Geçin

Manşet

‘Non-Stop’ Paranoya!

Non- Stop bir şekilde 11 Eylül 2001 saldırıları ile bağlantılı.

11 Eylül 2001 saldırıları Amerika için bir dönüm noktası niteliği taşıyor.

Yayınlandı

tarihinde

cemil-cinar

Arabadan inmeden önce son bir içki için vakit vardı. Kâğıt bardağa küçük şişeden yakıcı sıvıyı boşaltırken aynaya baktım. Dikiz aynasından gördüğüm yüzü artık tanıyamıyorum. İçki boğazımı yakarak geçerken yüzümü buruşturuyorum. Bir anda telefon çalıyor ama arka planda yükselen uçak sesleri konuşmayı imkânsız kılıyor.  Sinirlenip dışarıya çıkıyorum.

Havaalanından içeriye girdiğimde gözlerim gayri ihtiyari çevremdeki insanları inceliyor, olası tehditleri algılamaya çalışıyorum. Biraz kendime gelmek için yüzümü yıkarken yanıma yaklaşan biri göz damlası uzatıyor ve gülerek “uzun uçuşlar en zorlusudur” diyor. Tersliyorum.

Yerime oturana kadar uçaktaki yolcuları izliyorum. Kızıl saçlı ufak tefek bir bayan cam kenarında oturmak için yanımdaki beyle yer değiştiriyor. Uçak kalkışa hazırlanırken her zamanki gibi geriliyorum. Elime bağladığım kurdele hem hayatla hem de geçmişle olan bağım. Var gücümle sıkıyorum. Yanımda oturan Jen Summers beni lafa tutarak kalkışı kolaylaştırıyor. Tüm varlığımla yorgun ve ümitsizim.

Bir anda cep telefonumdan mesaj sesi geliyor. Açıyorum. Tanımadığım biri. Son cümlesi beni bir anda bulunduğum istemsizlikten çıkarıyor.

“Vereceğim hesap numarasına 150 milyon doların yatmadığı her yirmi dakika da bir birini öldüreceğim” diyor.

Ve her şey böyle başlıyor.

Non-Stop-Liam-Neeson

Her şeyin son ana kadar çözülemediği ama aklınızı kurcalayan noktaları sürekli kafanızda evirip çevirdiğiniz filmleri severim. Sadece bu bakımdan bile Non-Stop benden geçer not aldı. Kapalı ve tek mekânda geçen gerilim filmlerinde en büyük sorun seyircinin ilgisinin sürekli tetiklenmesidir.

Daha önce Kimliksiz (Unknown) filminde Liam Neeson’la beraber çalışan yönetmen Jaume Collet Serra yine uyumlu bir işbirliği gerçekleştirerek ortaya güzel bir film çıkarıyorlar. Yönetmen zaten önceki Kimliksiz ve Evdeki Düşman (The Orphan) ile gerilim ve macera filmleri konusunda yetenekli bir yönetmen olduğunu göstermişti.

Aktör Liam Neeson özellikle Takip (Taken) filminde aksiyona olan yatkınlığını gösterdikten sonra bu tarz filmlerinin aranan ve takip edilesi oyuncularından bir oldu. Bana göre özellikle büründüğü karakteri doğal bir oyunla canlandırması ve inandırıcılık oranının yüksekliği (özellikle Grey- Gri Kurt filminde harikaydı) bu filmin en güzel taraflarından biri. Film boyunca onu izlerken hareketlerindeki o yorgunluğu ve hayata küsmüşlüğü hissedebiliyorsunuz. Gişede büyük oynayan süper kahraman filmlerindeki “cool”luktan (Robert Downey Jr. ‘ı ve Iron Man karakterini bunun dışında tutuyorum, adam gerçekten iyi oyuncu) ve ukalaca esprilerden sonra nispeten iyi yazılmış bir senaryoda ciddi bir oyunculukla karşılaşınca insan seviniyor.

Julianne Moore her zamanki gibi etkileyici ve ona hostes Nancy rolüyle Michelle Dockerty gerek oyunculukları gerekse gerilimi artıran performasnlarıyla ekibin iyi birer üyesi olduklarını kanıtlıyorlar.

—————

Kırılan aynadaki görüntüme bakıyorum. Parçalanmış görüntüm bundan sonra ne yapmam gerektiğini düşünüyor.  Dışarı çıkıp kapıyı arkamdan kilitliyorum.

Nancy’le beraber kaptanın yanına gidiyoruz. Tehdidin ciddiliği konusunda uyarıyorum ama kaptan terör olasılığını ciddiye almıyor.  Sinirleniyorum.

Dahili hoparlörü açarak konuşmaya başlıyorum.

…………..

U.S. Air Marshall (Hava Ajanı denebilir herhalde) Bill Marks sorunlu bir insan. Filmin başlangıcından itibaren bunu hissedebiliyorsunuz. İlk anonsundan itibaren de bu sorunlar tek bir konuya odaklanıyor. Uçağı ve yolcuları kurtarmak.

Bu andan itibaren terörist mi yoksa kahraman mı olduğu belirsiz bir konumda devam ediyor eylemlerine. Can yakıyor, tehdit ediyor, en sonunda sorunlarını itiraf ediyor. Alttan alta paranoyasının gün yüzüne çıktığını seyrediyoruz.

Non-Stop bunun son ama güzel örneklerinden biri. Artık yumuşayan tavırları hissedebiliyorsunuz. İlk şüphelenilen arap şahsın doktor çıkması ve yardıma koşması gibi ufak detaylarda bu değişiklik farkediliyor. Sürpriz son ise o dönemlerde komplo teorisyenlerinin çok üstünde durduğu bir konunun yeniden ele alınışı gibi.

Aksiyon sinemasının iyi örneklerinden biri Non-Stop. Eğer güzel vakit geçirmek isterseniz tercihinizi bu filmde kullanın derim.

……………………………………….

Not: Bundan sonrası farklı bir bakış açısı için

Non- Stop bir şekilde 11 Eylül 2001 saldırıları ile bağlantılı.

11 Eylül 2001 saldırıları Amerika için bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Her şeyden uzak olduğunu düşünen ülkeye yapılan saldırı kimsenin dokunulmaz olmadığını kanıtlar vaziyette üzücü bir olaydı. Asıl sorun ise sonrasında yaşanmaya başladı.

Terör eylemlerine hiç aman vermemeye kararlı Amerika ülke ötesi harekâtlar yaparak kendine güvenini tazelemeye çalıştı. Sonuçları malum.

Özellikle muhafazakârların Cumhuriyetçi Parti içinde artması sonucu Amerika’nın yeniden kendi içine çekilerek daha kapalı bir politika takip ettiğini görüyoruz. Bizim işimiz siyaset değil tabii ki ama bu durumun sinema ve beyaz ekran üzerinde de ister istemez etkisi oluyor.

Saldırıların hemen ertesinde farklı filmlerle olay belgelendi veya anlatıldı. 9/11, Nicholas Cage’li World Trade Center gibi örnekler mevcut.

Özellikle Amerikan ruhunun ön planda tutulduğu filmler bu dönemde oldukça popüler olmuştu ve Oscar törenlerinde Denzel Washington ve Halle Berry ilk kez en iyi oyuncu ödüllerini aldılar.

Geçtiğimiz dönemlerde de Beyaz Saray Düştü ve Olimpos Has Fallen gibi örneklerle Rambovari senaryolarla Amerikan propagandası yine ön plana çıkmaya başlamıştı.

Ama bu saldırıların Amerikan halkı üzerindeki en büyük etkisini bence üç dizi oldukça tutarlı şekilde gösterdi. İlki 15 Eylül 2002’de ilk bölümü yayınlanan 24, ikincisi de 2011 Kasımında yayına giren Person Of Interest ve 2011’de yayına başlayan Homeland.

24

CTU (Counter Terörist Unit) ajanı Jack Bauer (Kiefer Sutherland) bir gün içinde süregelen olaylarda nükleer saldırı tehdidi altındaki Amerika’yı ekibiyle beraber kurtarmaya çalışır.

Her sezon benzer bir tehdit engellenmeye çalışılsa da ilk sezonlarda gelen tehditlerin neredeyse tümünün orta doğu kökenli olması dönemin koşulları düşünüldüğünde manidar görülüyor. Diziyi izlerken biraz da gerilimi artırmak amacıyla olsa da sürekli bir paranoyanın dönemdeki halkın yapısıyla doğru orantılı şekilde büyüdüğünü hissediyorsunuz. İhanetler, kahramanlıklar, ölümler, fedakârlıklar, işkenceler. Bunların vatanseverlik adı altında yapılması. Bir taraftan rahatsız edici diğer taraftan da halkın duygularının bir temsili olarak düşünüldüğünde belgesel havasındaydı.

Karakter gelişiminin en güzel gösterildiği mecra diziler oluyor. 24 bunu en iyi şekilde başaran dizilerden biri. Jack Bauer ilk başlangıçta bir vatansever. Ülkesi için insanlara zarar verdikçe, ihanete uğradıkça ve kayıplar yaşamaya başladıkça, hatta gözden çıkarılabilir olduğunu gördükçe nedenlerini sorgulamaya başlıyor ve yavaş yavaş bir değişim içine giriyor. En son olarak sekizinci sezonunda tek istediği ortadan kaybolmak oluyor.

Dizinin bir diğer özelliği sanki Obama’nın habercisi gibi beş sezon boyunca Amerika Başkanının Dennis Haysbert’in oynadığı bir afro-amerikalı oluşu.

Aynı zamanda Nina Mayers gibi bir karakteri ortaya çıkarması da takdire şayan.

Eğer daha önce izlemediyseniz ve bir yerlerden bulabiliyorsanız biraz uzun sürmesine rağmen arada izleyin derim. Vakit kaybı olmayacak ve Jack Bauer’le beraber Amerika’nın değişimine de tanık olacaksınız.

person-of-interest

Person Of Intereset

George Orwell 1984 romanını yazdığında umudunu yitirmeden bir distopya yaratmıştı. “Big Brother Watching You (Büyük Birader Seni Gözetliyor)”  Her şeyin gözlendiği, özel hayatın olmadığı, düşüncelerin insanlara dikte edildiği bir dünya.

Person Of Intereset bunun en güncel halini sunuyor aslında. Her şeyin kameraya alındığı, dinlenildiği, takip edildiği ve tuhaf bir ikilem olarak bunu çoğunlukla gönüllü olarak yaptığı ve kabul ettiği bir dünya sunuyor bizlere. Geçen senelere kadar devam eden Biri Bizi Gözetliyor programını veya şimdilerde bu programların izinden giden Survivor tarzı programları ve aldıkları reytingi düşünün.

Harold Finch bir makine tasarlar. Bu makine olası terör olaylarını engellemek için tüm ağı tarar (telefon konuşmaları, internet, uydular, kameralar) ve devlete olası suçluların kayıtlarını sunar. Bunu yaparken sıradan insanların (cinayete kurban gidecek şekilde tehdit edilen) bilgilerini de atık olarak görür ve imha eder.

Finch bu atık dosyalardaki insanları kurtarmak için eski ajan John Reese ile anlaşır ve her bölümde bir insanı kurtarmaya çalışırlar.

Dizi hayal ürünü olsa da olasılıklar gerçek. Hatta bazılarını yaşıyoruz ve her zamanki naifliğimizle buna onay veriyoruz. Dizide Finch Facebook örneğini vererek soğuk savaş sırasında insanlar hakkında araştırma yapabilmek için harcanan kaynakları ve paraları anlatıyor ve ardından ekliyor. Şimdi facebook var. Araştırma için kaynak harcamaya gerek yok insanlar bilgilerini gönüllü olarak veriyorlar.

Dizinin geneli paranoyadan nasibini alıyor. Kimin iyi kimin kötü olduğu belirsiz, karakterler gri bir çizginin üzerinde ilerliyorlar. Ama en korkutucu olanı ise her daim gözetlendiğinizi hissettirebilmesi.

Ağır bir konuyu akıcı bir şekilde ve konunun ciddiyetine halel getirmeden anlatmadaki başarısı bu diziyi iyi yapıyor. Muhakkak seyredin derim.

Homeland-Wallpaper

Homeland

Barry Levinson’un Wag The Dog (1997) filmini izlediğimde medyanın ne kadar rahat bir şekilde yönlendirebildiğini daha rahat görebilmiştim. Her ne kadar kurgu ürünü olsa da şimdi gelişen teknolojiyle insanları manipüle etmenin kolaylığı beni düşündürüyor.

Homeland bunun en iyi örneklerinden birini sunuyor bize.

Damien Lewis’in canlandırdığı Brody Irak’ta sekiz yıl esir kaldıktan sonra bir askeri operasyon sırasında tesadüfen kurtarılır. Ülkesine dönen Brody CIA ajanı Carrie Mathison (Claire Danes) ve ekibi tarafından gözlenmeye başlar.

Carrie Brody’de bir sorun olduğunu düşünmektedir.

Yapılan izlemeler, araştırmalar, sorgulamalar gerilimi sürekli tırmandırır. Carrie’nin eski bir görevinden dolayı yaşadığı psikolojik sorunlar yeniden ortaya çıkmaya başlayınca görevden el çektirilir. İnatla saplantısının peşinden giden Carrie ne pahasına olursa olsun gerçeği ortaya çıkarmaya kararlıdır.

Her üç dizi de de güvensizliğin, ihanetin, çözümsüz şiddetin sonuçlarıyla daha doğrusu insanın karanlık tarafıyla yüzleşmeye hazır olun.

İyi Seyirler…

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

Şairlerin Hayatını Beyaz Perdeye Taşıyan Filmler

Şairleri anlatan şiir gibi filmler…

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali (2012)

Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu faili meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor.

Sylvia (2003) IMDb 6,3

Yıl 1956, İngiltere. İleride tanınan bir şair ve yazar olarak ün salacak olan Sylvia Plath, şair Ted Hughes ile tanışır. Cambridge’de şairin dizelerinden yansıyan zekasından etkilenip henüz tanışmadan önce aşık olmuştur ona. Ted de tanıştıkları zaman aşık olur. Evlenirler. Sylvia çok geçmeden kocasının dizelerine, kalemine, yakışıklılığı ile birleşen başarısına vurulan, etkisi altında kalan başka kadınların da varlığının farkına varır. Bir zaman sonra Sylvia, kocasının profesyonelliğinin gölgesinde var olma çatışmasına düşer. Yazma kariyerindeki ilerleyişi Ted’inki kadar doğal ve içgüdüsel gelişememektedir. Acı ve öfke duyguları arasında yazdığı yarı otobiyografik bir roman ve az sayıda şiirleri ile kariyerine imzasını atmıştır.

Kelebeğin Rüyası (2013) IMDb 7,8

Zonguldak’ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa’da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın Zonguldak’a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer’in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940’lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer’in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.

Parlak Yıldız (2009) IMDb 6,9

Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. 

Mavi Gözlü Dev (2007) IMDb 6,7

 Komünizm propagandası nedeni ile mahkum edilen Nazım, içeride kulaktan kulağa büyüyen haklı bir üne kavuşur. Dil yeteneği ve muhteşem şiirleri sayesinde yavaş yavaş bir efsane haline dönüşür. Çevresinde şiirinden, ressamlığından feyz alarak genişleyen bir devrimci ve sanatçı arkadaş grubu oluşurken Nazım Hikmet’in aklında olan tek şey çok sevdiği eşi Piraye’dir.

Lope (2010) IMDb 6,0

Trajedi ve komediyi harmanlayarak İspanyol sinemasında yeni bir devir başlatan, Lope de Vega’nın hayatını konu alan bir film.

Tutkunun Şairleri (1995) IMDb 6,6

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud’u evinde ağırlar. Rimbaud’un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud’un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir.

Postacı (1994) IMDb 7,7

Sıradan bir İtalyan postacı, ünlü bir şairin mektuplarını taşırken şiir sevmeyi öğrenir. Bu durumu Beatrice adındaki güzeli etkilemek için kullanacaktır. Mektupların sahibi Pablo Neruda’dır. Onun gönderilerinden sorumlu postacı Mario, kısa sürede kendisi ile bir bağ kurar. Ondan aldığı destekle Mario, kendi içindeki cevheri açığa çıkartmayı öğrenir. Ardından da aşka davet zamanı gelir. 

Sayat Nova (1969) IMDb 7,7

Ermeni ozan Sayat Nova’nın hayatını ele alan film, sanatçının ünlü şiirleri eşliğinde Nova’nın yaşamının önemli dönüm noktalarını işliyor. Sofiko Chiaureli’nin altı farklı rolde izleyici karşısına çıktığı filmde Nova’nın bilinmeyen, gölgede kalmış eserleri de ölümsüzleşiyor. 

Howl (2010) IMDb 6,7

1957 yılının San Francisco’sunda genç şair Allen Ginsberg, yıllar boyunca en fazla okunan ve tartışılan şiire imza atar: Howl .Filmde tıpkı bu performatif şiir gibi üç parçadan oluşur: Allen Ginsberg’in gençlik dönemlerinden kesitler, şairin kendi sesi ile bir araya gelir. Howl şiirini Chicago davası’nda okuyan Ginsberg’e tepkiler bir diğer bölümü oluşturur.

BONUS

Yedi Güzel Adam

Hikayesi 1950 ve 1970’li yılların Kahramanmaraş’ında geçen dizi; yakın edebiyat tarihimize damgasını vuran şairlerimiz Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ali Kutlay, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören’in hayatını konu alıyor.

HazırlayanMehmet Ali Karga

Okumaya Devam Et

Liste

Bruce Willis ve 10 Performansı

66. yaşına özel Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için derledik.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

1988 yapımı Zor Ölüm (Die Hard) filmindeki performansı ile Hollywood’un vazgeçilmez aktörleri arasına girmeyi başarmış olan Bruce Willis, 1985 yılında yer aldığı Mavi Ay dizisi ile Altın Küre ödüllerinde ‘Müzikal veya Komedi Dizilerinde En İyi Erkek Oyuncu‘ ödülünü alırken 1987 Emmy ödüllerinde ‘Bir Drama Dizisinde En İyi Erkek Başrol Oyuncusu‘ ödülünü kucakladı.

66. yaşını kutlayan Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için listeledik. İyi seyirler.

Altıncı His (1999) The Sixth Sense IMDb 8,1

Bruce Willis’in oyunculuğuyla dikkat çeken, 1999 yapımı psikolojik korku filmidir. Ölüleri görebildiğini ve onlarla konuşabildiğini iddia eden sorunlu, içine kapanık bir çocuk ve ona yardım etmeye çalışan eşit derecede sorunlu bir çocuk psikoloğunun hikâyesini anlatır.

Glass (2019) IMDb 6,7

James McAvoy ve Anya Taylor-Joy’un başrolünü üstlendiği Parçalanmış ile Bruce Willis ve Samuel L. Jackson’ın başrollerini üstlendiği Ölümsüz filmlerini birleştiren yapım, Parçalanmış üçlemesinin devam halkası. Filmde, aşırı güçlü ve zarar görmeme yeteneğine sahip olan David Dunn, Kevin Wendell Crumb’ın parçalanmış kişiliklerinden biri olan ve en tehlikelisi olarak öne çıkan The Beast’in peşine düşüyor. Bu kovalamaca sırasında, kemiklerinin narinliğini şeytani zekası ile dengeleyen Mr. Glass’ın gölgesi de yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor. Glass’ın bildiği kimi sırlar iki adam için de kritik düzeyde önem kazanıyor. Aynı psikiyatri kliniğinde tedavi gören üç adam, birbirlerinden bambaşka karakterlerde olmalarına rağmen, “süper kahraman olduklarına inanan insanlar” üzerine uzmanlaşmış olan bir psikiyatrın bakımında tedavi için psikiyatri merkezine yatırılıyor. Ancak Mr. Glass ve Crumb’ın bir araya gelişi, kaçınılmaz olarak bir firar ile sonuçlanıyor. Onları durdurabilecek tek kişi olan Dunn da arkalarından firar ederek ikilinin peşine düşüyor.

Ucuz Roman (1994) Pulp Fiction IMDb 8,9

Ucuz Roman’da Honey Bunny ve Pumpkin, hayatlarına biraz hareket katmak isteyen genç ve birbirine aşık bir çift küçük soyguncudur. Öteyandan, iki kaşarlanmış gangster, Vincent Vega ve Jules, günlük işlerinden biri olarak, patronlarına ödemeyi geciktiren bir kaç sahetekar genci vurmaya giderler. Vincent patronun güzel ve genç karısına bebek bakıcılığı yapmakla da görevlendirilirken ortağı suç yaşamına son vermeye karar verir. Cesur bir boksör ise para karşılığı hile yapmayı reddederek şehirden kaçar. Kader bu aykırı tipleri muhteşem bir şekilde bir araya getirecek, yollarını kesiştirecektir.

12 Maymun (1995) Twelve Monkeys IMDb 8,0

Dünyada insanlığın yok olmasına yetecek derecede tehlikeli olan bir virüs yaklaşık beş milyar kişinin ölümüne yol açmıştır. Geriye kalan az sayıdaki insan yer altlarına kurdukları barınaklarda yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu esnada virüsün yok olması için bir çözüm yolu bulan insanlar, zamanda geriye gidebilecekleri bir zaman makinesi yaparlar. İlk test sürüşü içinse eski bir mahkum olan James Cole gönüllü olur. James kendisini yedi yıl geride, bir akıl hastanesinde bulur. Akıl hastanesi gibi bir ortamda gelecekten geldiğini ve misyonunu anlattığında ise gerçek anlamda akıl hastası etiketi yemesine neden olur.
12 Maymun, zamanda yolculuk temalı filmlerin arasında en önemli olanlardan biri. 

Zor Ölüm (1988) Die Hard IMDb 8,2

Zor Ölüm’de Noel gecesi New York polis departmanı dedektifi John McClane günden güne uzaklaştığı karısı Holly’le arasını düzeltmek ve tekrar barışmak için Los Angeles’a gelir. Holly şirketinin yılbaşı partisi için Nakatomi Plaza’dadır ve McClane bu binaya doğru yola çıkar. McClane plazaya vardığında kıyafetlerini değiştirmek için bir odaya girer. Bu esnada bir grup Alman terörist binayı kuşatarakk içindeki insanları rehin alır. Ellerinden kurtulabilen tek kişii McClane’dir. Şimdi McClane’e düşen görev içerisinde eşinin de bulunduğu bu kalabalığı kurtarmak olacaktır.

Günah Şehri (2005) Sin City IMDb 8,0

Frank Miller’ın aynı isimli çizgi romanından uyarlanan film; kendini bir hilkat garibesi olarak düşünen buna karşın oldukça güçlü hatta yenilmez bir sokak savaşçısı olan gizli romantik Marv, özel dedektif Dwight, çabalarının yetersiz kalacağını bilse de, pislik yuvası haline dönmüş olan şehri temizlemeye çalışan idealist, gözü pek polis memuru Hartigan ve onların maceralarını anlatıyor.

Olaylar asıl ismi Basin olan fakat her türlü suçun vaka-i adliyeden sayılması nedeniyle “Günah Şehri” diye anılan hayali bir mekanda geçmektedir. Marv ve Dwight alışageldiğimiz “kahraman” tiplemelerine tam olarak uymasalar da alıştığımız gibi kötü adamlara karşı amansız bir savaş vermekteler. Hartigan ise bataklıkta açan bir çiçek misali dürüst ve namuslu birisidir. Bu üç kahraman, gücünü farklı kuvvetlerden almaktadır. Marv intikam, Dwight merhamet ve aşk, Hartigan ise dürüstlük.

Şanslı Slevin (2006) Lucky Number Slevin IMDb 7,7

Slevin’in hayatı hiç iyi gitmemektedir: Yaşadığı binanın mühürlenmesine karar verilmiştir; bir soyguncuya kimliğini kaptırmıştır; ve kız arkadaşını başka bir erkekle yakalamıştır. Los Angeles’tan ve sorunlarından bir süreliğine kurtulmak için arkadaşı Nick Fisher’ın New York’taki dairesinin anahtarını alır. Ama kötü talihi peşini bırakmayacak, işler daha da sarpa saracaktır.

Haham ve Patron New York’un yer altı suç dünyasının iki saygın ve korku uyandıran mafya babasıdır. Bir zamanlar ortak olan iki adam şimdi birbirlerinin en büyük düşmanıdırlar ve operasyonlarını aynı caddede karşılıklı malikanelerinden yürütmektedirler. Ellerinde tuttukları güce rağmen, paranoyanın esiridirler ve son 20 yılda kalelerinden bir kez olsun çıkmamıştırlar.

Ölümsüz (2000) Unbreakable IMDb 7,3

Tüm yolcuların hayatlarını kaybettiği büyük tren kazasından kurtulabilen tek kişi David Dunn olur. İşin daha da ilginç yanı Dunn’ın tek bir çizik bile almadan bu kazayı atlatmış olmasıdır. Bu mucizevi durum tüm insanların ilgisini çeker, en başta da bir çizgi roman müptelası ve koleksiyoncusu olan Elijah Price’ın… Price David Dunn’la tanışmak ister ve bu amacına ulaştığında ona bu kazayla ve bu gibi kazalardan nasıl kurtulduğuyla ilgili gizemli bir teoriden bahseder. Dunn’a başlarda gerçek dışı gelen bu teori zamanla kendini keşfetmeye giden yolun ilk adımı olacaktır.

5. Güç (1997) The Fifth Element IMDb 7,7

23. yüzyılda New York. Dünya yok olmanın eşiğindedir. Her 5000 yılda bir geri dönerek yaşamı yok etmeye çalışan şeytani güç, bir gezegen biçiminde hızla dünyaya yaklaşmaktadır. Tek kurtuluş beşinci güç olarak adlandırılan, kimsenin ne olduğunu bilmediği elementin dünyaya ulaşmasıdır. Bunu başaracak tek kişi eski bir asker olan taksi şoförü Korben Dallas’tır. Ancak onun ilgilenmesi gereken mükemmel güzellikte bir yaratık vardır.

Armageddon (1998) IMDb 6,7

 Birleşik Devletler Hükümeti, bizden dünyayı kurtarmamızı istiyor. İtirazı olan?”

Dünyayı yok edecek büyüklükte bir göktaşını yok etmek için bir grup sondajcı gök taşına doğru tehlikeli bir yolculuk yaparak onu yok etmeye çalışırlar.

Mavi Ay (Dizi 1985 – 1989) Moonlighting IMDb 7,6

Maddie Hayes ile eğlenceli dedektif David Addison’ın maceralarını anlatan Mavi Ay, 1985 ile 1989 yılları arasında ABC’de 65 bölüm olarak yayınlanmıştır. ABD yapımıcı Mavi Ay, sürekli çekişen ancak birbirlerine aşık iki karakterin dedektiflik hikayelerini konu almaktadır.

Okumaya Devam Et

Liste

Sağlık Çalışanlarının Hayatımızdaki Önemini Anlatan 10 Güzel Film

Tıp Bayramı kutlu olsun.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Biyografiden dramaya; sizi sürükleyecek, sonuna geldiğinizde sağlık çalışanlarına teşekkür etmek isteyeceğiniz filmler listesi sizlerle. Tıp Bayramı kutlu olsun. İyi seyirler.

Doktor (1991) The Doctor IMDb 7,0  

Jack McKee zengin ve başarılı bir doktordur. Düzgün seyrinde giden hayatı kanser teşhisi konmasıyla değişecektir. Yıllarca hekim-hasta ilişkisine hekim gözüyle bakan Jack, olaya bir de hasta gözüyle bakmak zorunda kalacak ve yaptığı hataların farkına varacaktır.

Doktor Ölüm (2010) You Don’t Know Jack IMDb 7,6

Gerçek olaylara dayanan bir hikayeden uyarlanan ve televizyon kanalı HBO tarafından çekilen film, iyileşme umudu kalmayan hastaların ölmesine yardım ederek kamuoyunun gündemine oturan, ‘ölüm meleği’ lakaplı meşhur Doktor Jack Kevorkian’ın hayatını anlatıyor.

Tanrıyı Oynayanlar (2004) Something the Lord Made IMDb 8,2

Büyük Buhran sırasında başlayan, cerrah Alfred Blalock ile siyahi asistanı Vivien Thomas’ın 34 yıllık ortaklıklarının hikayesi. İlk başta hademe olarak işe alınan Thomas, el becerisi ve kardiyolojiye duyduğu ilgi sayesinde Cerrah Blaloc’un araştırmalarının önemli bir parçası haline geliyor. Ancak dönemin ırkçı yaklaşımı Thomas’ı oldukça zorluyor. Kapalı kapılar ardında sorunsuz yürüyen bu ortaklık ilişkisi, beyazların hüküm sürdüğü kapıların ardında tam bir mücadeleye dönüşüyor.

Patch Adams (1998) IMDb 6,8

İntihar eğilimli biri olarak girdiği akıl hastanesinde gördüklerinden sonra Hunter ‘Patch’ Adams (Robin Williams), çıktıktan sonra tıp fakültesine öğrenci olarak girer. Okulda başarılı bir öğrenci olmasına karşın, ideallerinden dolayı hocalarından tepki görür. Amacı ‘hayata renk katarak’ mizah yoluyla tedaviye katkıda bulunmaktır. Daha sonra yoksul hastalar için kendi parası ve bağışlarla özel bir klinik açmaya kadar girişimlerini sürdüren Adams, film sürecinde sevgilisi Carin Fisher’in (Monica Potter) öldürülmesiyle ve lisanssız klinik açmakla darbeler yese de, tedavi hizmetlerinde yaptıklarıyla ünü ülke çapına yayılır ve bir anlamda amacına ulaşır.

Article 99 (1992) IMDb 6,1

Veteran Hastanesi’ndeki bir grup doktor, umutsuz bir durumla uğraşmak zorundaydı: çok fazla hasta ve yetersiz yatak kapasitesi. Doktorların sorunlarının asıl sebebi, hastane yönetiminin kemer sıkma politikasıdır. Doktorlar ise ellerinden gelen en iyi şekilde hizmet etmeye karar verirler, bu yönetimin kurallarına karşı gelme ve izinsiz işlemler gerçekleştirme anlamına gelse bile.

Aklım Karıştı (1999) Girl, Interrupted IMDb 7,3

Yaşamına kast etme,günlük ilişkiler yaşama ve kişilik bölünmesi tanısıyla ailesinden ayırılarak ‘Claymoore’ adlı psikiyatri kliniğine yatırılan yazar adayı genç Susanna Kaysen’in buradaki personel ve hastalarla yaşadığı hüzünlü, heyecan verici, iç burkucu ilişkinin hikayesini anlatan film yazar Susannna Kaysen’in aynı adı taşıyan romanıdan, başarılı filmleriyle bütün dünyaya kendini kanıtlayan James Mangold tarafından sinemaya uyarlanmış.

Yetenekli Eller: Ben Carson Hikayesi (2009) Gifted Hands: The Ben Carson Story IMDb 7,7

Dr. Ben Carson, işinde oldukça yetenekli bir cerrahtır. Kendisine gelen son vaka, onun bu yeteneğini kanıtlamasında bir kez daha etken olacaktır. Dr. Carson’un bu yeteneğini nasıl kazandığı, geçmişindeki zorlu mücadelede saklıdır.

Zeka (2001) Wit IMDb 8,0

1998’de Pulitzer ödülü kazanmış bir tiyatro oyunundan uyarlanan tv filmi, kendisine konulan kanser teşhisinin ardından, hayatı sorgulamaya başlayan bir kadının hikayesini anlatıyor. Edebiyat Profesörü olan Vivian Bearing; koyulan kanser teşhisinin ardından, hayatını gözden geçirirken, önceliklerini de yeniden değerlendiriyor.

Uyanışlar (1990) Awakenings IMDb 7,8

Oliver Sacks’ın kendi hayatını kaleme aldığı aynı isimli romandan sinemaya uyarlanan film, ömrünü bilime adayan asosyal bir doktorun, icat ettiği bir ilaç sayesinde değiştirdiği yaşamları anlatır. Nörolog Malcolm Sayer, yeni çalışmaya başladığı bir hastanede, daha önce görmediği tarzda bir hastalığa sahip bir grup hastayla karşılaşır. Bu insanlar uzun yıllardır hareket etmeden yatağa bağlı bir şekilde uyku modundadırlar. Doktor Malcolm bir konferans esnasında tanıtılan bir ilacın bu hastalığı da iyileştirebileceğini düşünür ve bu hastalar üzerinde uygulamaya başlar. Uyandırılıp hayata dönen ilk hasta Leonard Lowe olur.

Fil Adam (1980) The Elephant Man IMDb 8,1

Fil Adam, gerçek bir hayat öyküsünü anlatıyor. 1880’ler Londra’sındayız. Şehrin sokaklarından süzülen kasvet ve karamsarlık, arka sokaklarda olup bitenleri belli eder nitelikte. Doktor Treves, isli sokaklarda gezindiği esnada gezici bir sirke rastlıyor. Önündeki kalabalıktan anlaşıldığı üzere içeride normal olmayan bir gösteri var. Ve bu normal olmayan gösterinin kahramanı, doğuştan engelli olan John Merrick. Annesi Merrick’e hamileyken bir fil tarafından saldırıya uğradığı söylenir bu sirkte. Doktor Treves ise hızlı bir hamleyle tedavi altına almak ister bu fil görünümlü adamı ve istediği gibi de olur. Her haliyle ürkütücü olan fil adamın bu korkunç görünümünün altında, gönlünde yatanlar ise zamanla dökülmeye başlar.

Okumaya Devam Et

Popüler