‘Non-Stop’ Paranoya!

Manşet

cemil-cinar

Arabadan inmeden önce son bir içki için vakit vardı. Kâğıt bardağa küçük şişeden yakıcı sıvıyı boşaltırken aynaya baktım. Dikiz aynasından gördüğüm yüzü artık tanıyamıyorum. İçki boğazımı yakarak geçerken yüzümü buruşturuyorum. Bir anda telefon çalıyor ama arka planda yükselen uçak sesleri konuşmayı imkânsız kılıyor.  Sinirlenip dışarıya çıkıyorum.

Havaalanından içeriye girdiğimde gözlerim gayri ihtiyari çevremdeki insanları inceliyor, olası tehditleri algılamaya çalışıyorum. Biraz kendime gelmek için yüzümü yıkarken yanıma yaklaşan biri göz damlası uzatıyor ve gülerek “uzun uçuşlar en zorlusudur” diyor. Tersliyorum.

Yerime oturana kadar uçaktaki yolcuları izliyorum. Kızıl saçlı ufak tefek bir bayan cam kenarında oturmak için yanımdaki beyle yer değiştiriyor. Uçak kalkışa hazırlanırken her zamanki gibi geriliyorum. Elime bağladığım kurdele hem hayatla hem de geçmişle olan bağım. Var gücümle sıkıyorum. Yanımda oturan Jen Summers beni lafa tutarak kalkışı kolaylaştırıyor. Tüm varlığımla yorgun ve ümitsizim.

Bir anda cep telefonumdan mesaj sesi geliyor. Açıyorum. Tanımadığım biri. Son cümlesi beni bir anda bulunduğum istemsizlikten çıkarıyor.

“Vereceğim hesap numarasına 150 milyon doların yatmadığı her yirmi dakika da bir birini öldüreceğim” diyor.

Ve her şey böyle başlıyor.

Non-Stop-Liam-Neeson

Her şeyin son ana kadar çözülemediği ama aklınızı kurcalayan noktaları sürekli kafanızda evirip çevirdiğiniz filmleri severim. Sadece bu bakımdan bile Non-Stop benden geçer not aldı. Kapalı ve tek mekânda geçen gerilim filmlerinde en büyük sorun seyircinin ilgisinin sürekli tetiklenmesidir.

Daha önce Kimliksiz (Unknown) filminde Liam Neeson’la beraber çalışan yönetmen Jaume Collet Serra yine uyumlu bir işbirliği gerçekleştirerek ortaya güzel bir film çıkarıyorlar. Yönetmen zaten önceki Kimliksiz ve Evdeki Düşman (The Orphan) ile gerilim ve macera filmleri konusunda yetenekli bir yönetmen olduğunu göstermişti.

Aktör Liam Neeson özellikle Takip (Taken) filminde aksiyona olan yatkınlığını gösterdikten sonra bu tarz filmlerinin aranan ve takip edilesi oyuncularından bir oldu. Bana göre özellikle büründüğü karakteri doğal bir oyunla canlandırması ve inandırıcılık oranının yüksekliği (özellikle Grey- Gri Kurt filminde harikaydı) bu filmin en güzel taraflarından biri. Film boyunca onu izlerken hareketlerindeki o yorgunluğu ve hayata küsmüşlüğü hissedebiliyorsunuz. Gişede büyük oynayan süper kahraman filmlerindeki “cool”luktan (Robert Downey Jr. ‘ı ve Iron Man karakterini bunun dışında tutuyorum, adam gerçekten iyi oyuncu) ve ukalaca esprilerden sonra nispeten iyi yazılmış bir senaryoda ciddi bir oyunculukla karşılaşınca insan seviniyor.

Julianne Moore her zamanki gibi etkileyici ve ona hostes Nancy rolüyle Michelle Dockerty gerek oyunculukları gerekse gerilimi artıran performasnlarıyla ekibin iyi birer üyesi olduklarını kanıtlıyorlar.

—————

Kırılan aynadaki görüntüme bakıyorum. Parçalanmış görüntüm bundan sonra ne yapmam gerektiğini düşünüyor.  Dışarı çıkıp kapıyı arkamdan kilitliyorum.

Nancy’le beraber kaptanın yanına gidiyoruz. Tehdidin ciddiliği konusunda uyarıyorum ama kaptan terör olasılığını ciddiye almıyor.  Sinirleniyorum.

Dahili hoparlörü açarak konuşmaya başlıyorum.

…………..

U.S. Air Marshall (Hava Ajanı denebilir herhalde) Bill Marks sorunlu bir insan. Filmin başlangıcından itibaren bunu hissedebiliyorsunuz. İlk anonsundan itibaren de bu sorunlar tek bir konuya odaklanıyor. Uçağı ve yolcuları kurtarmak.

Bu andan itibaren terörist mi yoksa kahraman mı olduğu belirsiz bir konumda devam ediyor eylemlerine. Can yakıyor, tehdit ediyor, en sonunda sorunlarını itiraf ediyor. Alttan alta paranoyasının gün yüzüne çıktığını seyrediyoruz.

Non-Stop bunun son ama güzel örneklerinden biri. Artık yumuşayan tavırları hissedebiliyorsunuz. İlk şüphelenilen arap şahsın doktor çıkması ve yardıma koşması gibi ufak detaylarda bu değişiklik farkediliyor. Sürpriz son ise o dönemlerde komplo teorisyenlerinin çok üstünde durduğu bir konunun yeniden ele alınışı gibi.

Aksiyon sinemasının iyi örneklerinden biri Non-Stop. Eğer güzel vakit geçirmek isterseniz tercihinizi bu filmde kullanın derim.

……………………………………….

Not: Bundan sonrası farklı bir bakış açısı için

Non- Stop bir şekilde 11 Eylül 2001 saldırıları ile bağlantılı.

11 Eylül 2001 saldırıları Amerika için bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Her şeyden uzak olduğunu düşünen ülkeye yapılan saldırı kimsenin dokunulmaz olmadığını kanıtlar vaziyette üzücü bir olaydı. Asıl sorun ise sonrasında yaşanmaya başladı.

Terör eylemlerine hiç aman vermemeye kararlı Amerika ülke ötesi harekâtlar yaparak kendine güvenini tazelemeye çalıştı. Sonuçları malum.

Özellikle muhafazakârların Cumhuriyetçi Parti içinde artması sonucu Amerika’nın yeniden kendi içine çekilerek daha kapalı bir politika takip ettiğini görüyoruz. Bizim işimiz siyaset değil tabii ki ama bu durumun sinema ve beyaz ekran üzerinde de ister istemez etkisi oluyor.

Saldırıların hemen ertesinde farklı filmlerle olay belgelendi veya anlatıldı. 9/11, Nicholas Cage’li World Trade Center gibi örnekler mevcut.

Özellikle Amerikan ruhunun ön planda tutulduğu filmler bu dönemde oldukça popüler olmuştu ve Oscar törenlerinde Denzel Washington ve Halle Berry ilk kez en iyi oyuncu ödüllerini aldılar.

Geçtiğimiz dönemlerde de Beyaz Saray Düştü ve Olimpos Has Fallen gibi örneklerle Rambovari senaryolarla Amerikan propagandası yine ön plana çıkmaya başlamıştı.

Ama bu saldırıların Amerikan halkı üzerindeki en büyük etkisini bence üç dizi oldukça tutarlı şekilde gösterdi. İlki 15 Eylül 2002’de ilk bölümü yayınlanan 24, ikincisi de 2011 Kasımında yayına giren Person Of Interest ve 2011’de yayına başlayan Homeland.

24

CTU (Counter Terörist Unit) ajanı Jack Bauer (Kiefer Sutherland) bir gün içinde süregelen olaylarda nükleer saldırı tehdidi altındaki Amerika’yı ekibiyle beraber kurtarmaya çalışır.

Her sezon benzer bir tehdit engellenmeye çalışılsa da ilk sezonlarda gelen tehditlerin neredeyse tümünün orta doğu kökenli olması dönemin koşulları düşünüldüğünde manidar görülüyor. Diziyi izlerken biraz da gerilimi artırmak amacıyla olsa da sürekli bir paranoyanın dönemdeki halkın yapısıyla doğru orantılı şekilde büyüdüğünü hissediyorsunuz. İhanetler, kahramanlıklar, ölümler, fedakârlıklar, işkenceler. Bunların vatanseverlik adı altında yapılması. Bir taraftan rahatsız edici diğer taraftan da halkın duygularının bir temsili olarak düşünüldüğünde belgesel havasındaydı.

Karakter gelişiminin en güzel gösterildiği mecra diziler oluyor. 24 bunu en iyi şekilde başaran dizilerden biri. Jack Bauer ilk başlangıçta bir vatansever. Ülkesi için insanlara zarar verdikçe, ihanete uğradıkça ve kayıplar yaşamaya başladıkça, hatta gözden çıkarılabilir olduğunu gördükçe nedenlerini sorgulamaya başlıyor ve yavaş yavaş bir değişim içine giriyor. En son olarak sekizinci sezonunda tek istediği ortadan kaybolmak oluyor.

Dizinin bir diğer özelliği sanki Obama’nın habercisi gibi beş sezon boyunca Amerika Başkanının Dennis Haysbert’in oynadığı bir afro-amerikalı oluşu.

Aynı zamanda Nina Mayers gibi bir karakteri ortaya çıkarması da takdire şayan.

Eğer daha önce izlemediyseniz ve bir yerlerden bulabiliyorsanız biraz uzun sürmesine rağmen arada izleyin derim. Vakit kaybı olmayacak ve Jack Bauer’le beraber Amerika’nın değişimine de tanık olacaksınız.

person-of-interest

Person Of Intereset

George Orwell 1984 romanını yazdığında umudunu yitirmeden bir distopya yaratmıştı. “Big Brother Watching You (Büyük Birader Seni Gözetliyor)”  Her şeyin gözlendiği, özel hayatın olmadığı, düşüncelerin insanlara dikte edildiği bir dünya.

Person Of Intereset bunun en güncel halini sunuyor aslında. Her şeyin kameraya alındığı, dinlenildiği, takip edildiği ve tuhaf bir ikilem olarak bunu çoğunlukla gönüllü olarak yaptığı ve kabul ettiği bir dünya sunuyor bizlere. Geçen senelere kadar devam eden Biri Bizi Gözetliyor programını veya şimdilerde bu programların izinden giden Survivor tarzı programları ve aldıkları reytingi düşünün.

Harold Finch bir makine tasarlar. Bu makine olası terör olaylarını engellemek için tüm ağı tarar (telefon konuşmaları, internet, uydular, kameralar) ve devlete olası suçluların kayıtlarını sunar. Bunu yaparken sıradan insanların (cinayete kurban gidecek şekilde tehdit edilen) bilgilerini de atık olarak görür ve imha eder.

Finch bu atık dosyalardaki insanları kurtarmak için eski ajan John Reese ile anlaşır ve her bölümde bir insanı kurtarmaya çalışırlar.

Dizi hayal ürünü olsa da olasılıklar gerçek. Hatta bazılarını yaşıyoruz ve her zamanki naifliğimizle buna onay veriyoruz. Dizide Finch Facebook örneğini vererek soğuk savaş sırasında insanlar hakkında araştırma yapabilmek için harcanan kaynakları ve paraları anlatıyor ve ardından ekliyor. Şimdi facebook var. Araştırma için kaynak harcamaya gerek yok insanlar bilgilerini gönüllü olarak veriyorlar.

Dizinin geneli paranoyadan nasibini alıyor. Kimin iyi kimin kötü olduğu belirsiz, karakterler gri bir çizginin üzerinde ilerliyorlar. Ama en korkutucu olanı ise her daim gözetlendiğinizi hissettirebilmesi.

Ağır bir konuyu akıcı bir şekilde ve konunun ciddiyetine halel getirmeden anlatmadaki başarısı bu diziyi iyi yapıyor. Muhakkak seyredin derim.

Homeland-Wallpaper

Homeland

Barry Levinson’un Wag The Dog (1997) filmini izlediğimde medyanın ne kadar rahat bir şekilde yönlendirebildiğini daha rahat görebilmiştim. Her ne kadar kurgu ürünü olsa da şimdi gelişen teknolojiyle insanları manipüle etmenin kolaylığı beni düşündürüyor.

Homeland bunun en iyi örneklerinden birini sunuyor bize.

Damien Lewis’in canlandırdığı Brody Irak’ta sekiz yıl esir kaldıktan sonra bir askeri operasyon sırasında tesadüfen kurtarılır. Ülkesine dönen Brody CIA ajanı Carrie Mathison (Claire Danes) ve ekibi tarafından gözlenmeye başlar.

Carrie Brody’de bir sorun olduğunu düşünmektedir.

Yapılan izlemeler, araştırmalar, sorgulamalar gerilimi sürekli tırmandırır. Carrie’nin eski bir görevinden dolayı yaşadığı psikolojik sorunlar yeniden ortaya çıkmaya başlayınca görevden el çektirilir. İnatla saplantısının peşinden giden Carrie ne pahasına olursa olsun gerçeği ortaya çıkarmaya kararlıdır.

Her üç dizi de de güvensizliğin, ihanetin, çözümsüz şiddetin sonuçlarıyla daha doğrusu insanın karanlık tarafıyla yüzleşmeye hazır olun.

İyi Seyirler…

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up