Ne Var Ne Yok?

Genel

saziye-ayas

Bugün bir magazin programında Muhteşem Yüzyıl’ın reytinglerinin neden düştüğünün konuşulduğunu duydum. Magazin programı sunucusu 3 seçenek sunuyordu bize;

*Meryem Uzerli’in ayrılması mı?

*Halit Ergenç’in yaptığı Gezi Parkı yorumları yüzünden mi? yoksa…

* Kimsenin dizi izleyecek modda olmamasından mı?

Konuşmacıların hepsi  üçüncü şık üzerinde hemfikirdi. Hatta bir magazin programında bile bu ciddiyetin olması ilginç geldi bana.

Ben de katılıyorum kimse dizi/film izleyecek filme gidecek durumda değil. Bunun üzerine ciddi bir film eleştirisinin okumasını beklemek de daha ütopik olacaktır.  Bu yüzden bu aralar izlediğim filmlere kısa kısa değinmeye karar verdim bu yazımda. Umarım beğenirsiniz.

Devir Film Afişi

İlk olarak Derviş Zaim ‘in Devir filmi ile başlayalım. Devir’de Tabutta Rövaşeta kadar eğlenceli, sanat sinemasını pek sevmeyenler için sıkıcı olmayan bir dille karşılaştım.

İtiraf edeyim afiş çok sıkıcı olabilecek bir film izleyebilirsin diye uyarmıştı beni ama amatör oyuncuların samimiyeti ile birlikte o önyargıdan hemen kurtuldum. Derviş Zaim deneysel dese de, Devir bir hikâye üzerine yoğunlaşmış yapısı ve bana memleketimi özleten kareleriyle gayet akıcı.

İnsanı hem gülümseten hem hüzünlendiren hem de düşündüren yapısıyla dikkat çekiyor. Ayrıca doğa ve insan konusunun gündemde olmasının da filme ayrı bir anlam verdiğini, Derviş Zaim doğa ile bütünleşmeyi önemsediğini, gelecek projelerinde de doğa insan ilişkisine değineceğini müjdelediğini de söylemek gerek.

Ferahfeza;  Aslında karşımıza Leyla ile Mecnun’un İsmail abisinin gemi özlemine benzeyen bir hikâye var. Ayrıca Ferahfeza’da da Devir’deki gibi doğa insan ilişkisi ve doğaya/denize ulaşma isteği filmin dikkat çeken yönlerinden.

Yalnız benim dikkatimi daha çok “İnsanın kaderini babası mı, çevresi mi belirler?”, “Anne babaları ile aynı düşünmeyen ama kendi yolunu da çizememiş insanların akıbeti ne olur?” soruları çekti.

Ya da filmde belirtildiği gibi şöyle mi söylemek gerekir: Bir güvercin yumurtasını martı yumurtalarının yanına koyduğunuzda güvercin mi kendini martı zanneder, yoksa martı mı güvercin? Peki, bir yumurtayı daha doğmadan şişeye hapsettiğinizde…

Doc2013_poster_Nejat_k

İnsanlar Taksim’e Gezi Parkı için giderken ben Documantarist Film Festivali için gittim. Salt Beyoğlu’nda önce plazaların rezidansların gölgesinde kalan yoksul insanların yaşadığını anlatan Emrah  Kılıç’ın yönettiği kısa film ‘Gecekondu Mahallesi’ni,  daha sonra da Ermenistan- Türkiye ilişkilerinin düzelmesini, konuşulmasını sağlamak için bir araya gelmiş Ermeni ve Türk(iyeli) gençlerin bulunduğu yapmacık bir uzlaşma havasında olmayan, birbirlerine kızsalar da birlikte hareket eden bir grubu anlatan  Somnur Vardar’ın Yolun Başında belgeselini izledim.

Yolun Başında, Ermeni soykırımı tartışmalarını,  Ermenilerin neler hissettiğini, sorunun nasıl çözülebileceğini ya da nasıl çözümsüzlüğe mahkûm edileceğini anlamamızı sağlıyor. Yönetmenin belirttiğine göre yakında 86 dakikalık belgeselin DVD’si çıkacak.

 

Kimsenin dizi/ film izleyecek hali bulunmadığını söylemiştim ama insanların gülmeye ihtiyacı olduğu da, Gezi Parkı olaylarının ele alındığı mizahın eylemlerden bile daha çok dikkat çekmesinden belli. Komedi olmadan yaşanamayacağı ortada.

havada-ask-var

http://www.youtube.com/watch?v=eh4pHDADOQY

14 Haziranda vizyona girecek olan %100 bir Fransız romantik komedisi  Havada Aşk Var olaylardan uzaklaşmak isteyenler için bir kaçış sineması niteliğinde,  Havada Aşk Var  daha önce aynı isimle çevrilmiş Marion Cotillard’ın oynadığı diğer bir romantik komedi olan filmle karşılaştırılmamalı ama en az onun kadar güzel.

Eski sevgilisi ile yanyana 7 saat uçmak zorunda kalan 2 kişinin geçmişe nostaljik bir bakış atması olarak da yorumlayabileceğimiz film,  bazı geçişleri zayıf olsa da oldukça başarılı.

Bir yandan da uçaktaki diğer yolcuların da kayıtsız kalamadığı aşk ve Arzunun Şu Karanlık Nesnesin’deki diyaloglara benzeyen konuşmalar Bunuel’e göz kırpıyor. Sadece kendine özgü değişik bir havası olan Nicolas Bedos bile filmi izlemeye değer.

Yine de  filmde yaş sınırı olmasa da siz çocuklarınızla gitmeyin derim ben.

İntikam Kurşunu

 “Slyvester Stallone markası  Türkiye’de hâlâ geçerli”

Yepyeni bir Stallone filmi bu hafta vizyona girdi. IMDB puanı 5.9 olan filmin toplamda  9.489.829 $ hasılatı var. Bunun 4.548.201 $’ı Hollywood için önemli olan ilk haftasonu diliminde elde edilmiş. Bu hafta vizyona giren Saksı Olmanın Faydaları filmi ise IMDB puanı 8.1 ve toplam hasılatı 17.742.948 $ olduğu halde,  alışık olduğumuz gibi Beyoğlu Sinemalarında da değil Capitol Spectrum ‘da yani sadece tek salonda  gösterimde.

Kerem Akça’nın ‘İntikam Kurşunu’ için yaptığı eleştiri de insanı gülümsetip bir fikir edinmemizi sağlıyor: “Slyvester Stallone’un Ajda Pekkan ile Bülent Ersoy arasında kalmış yüz ifadeleri, vücut ölçüleri ve yürüyüş tarzıyla yapaylığın sınırlarını zorlaması, Z tipi bir rejiyle sarılınca “İntikam Kurşunu”nu elde edebilirsiniz.”

 

ryan-gosling-in-the-place-beyond-the-pines-still

Babadan Oğula;  Ryan Gosling, Eva Mendes ve Bradley Cooper gibi isimlerin başrolünü paylaştığı film,  Ryan Gosling’le anılan Notebook veya yakın zamanda Bradley Cooper’ı izlediğimiz Umut Işığım filmlerine benzemiyor.

Daha çok yönetmenin daha önceki filmi Blue Valentine, Aşk ve Küller’i andıran bir tarzı var. Film  34. İstanbul Film Festivali’nde de gösterilmiş. 140 dakikalık filmi özetlemek ne kadar zor olsa da; size yapılan kötülükleri unutmadan  özgür kalamayacağınız mesajını verdiğini söylemek yanlış olmaz sanırım.

twitter.com/muzminogrenci

 

 

 

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up