Ne Oldu? Ne Bitti?

Genel

 

saziye-ayas

4 yıldır İKSV’ nin film festivali istisnasız sınav dönemine geldiği için festivalin hakkını vermek bir türlü nasip olmadı.

Sarı da olsa bi lalem olmadığından bilet kuyruklarında beklemem gerekiyordu ama beklemeyi – göze alacak kadar sinema aşığı da değildim galiba.
Belki de biraz sabredeyim sindire sindire vizyonda izlerim diye düşündüm.
Ama bu yıl Marmaralı olmanın ayrıcalığı ile bazı filmlere gitme ve bazı söyleşilere katılma imkânı buldum.
Tabi ki film dışı etkinlikler her zaman olduğu gibi herkese açık ve bedavaydı.  Ama ilk yıllardan biriken hayal kırıklıkları ve “Bu yil sınavlar festivale denk gelmeyecek ins” diye ettiğim duaların hiçbirinin kabul olmaması gibi nedenlerden ötürü artık İKSV’ den hatta birçok festivalden ümidimi kesmiştim; küçük bir öğrenilmiş çaresizlik söz konusuydu. Marmara Akademik Takvimini hazırlayan her kimse festivalleri hedef alıyordu sanki…

(Aynı durum Malatya Film Festivalinde de iki yıldır başıma geliyordu çünkü.)

Marmaralı olmanın ayrıcalığına gelirsek; bu yıl Marmara Üniversitesi Iletişim Fakültesi IKSV’ nin görüntü işlerini üstlenmesinden kaynaklanıyor.
Yani bir yandan festivallere küsmeme neden olan okulum bana festivale katılmam için fırsat sunuyor.
Keskin bi ironi söz konusu.
-Benim bi inek olduğum gerçeğini değiştirmiyor tabi-

Bunca yıl neden festivali sınava neden tercih etmedin diye soranlar belki de haklı.

Pişmanım festivaller bir sinema öğrencisi için ne işime yarayacağını bilmediğim İşletme dersinden daha önemli olmalı!

Her neyse dertleşmeyi fazla uzatmayalım.

Bu yıl festivalin ikinci haftasını hasbelkader yakalayabildiğim için festivalin benim için nasıl geçtiğini anlatayım size biraz. Sizinkini de merak etmiyor değilim ama …

21liars-dice5

Hindistan yapımı olan ve Betül Kobal arkadaşımızın yazdığı Liar’s Dice  ile başladı festival maceram. Betül arkadaşımız filmi anlattığı için ayrıntıya gerek duymuyorum ama Feriye Sinemasındaki 21.30 gösterimine başrol oyuncusu ile kaydedilen söyleşide filme şans eseri gelen bir seyircinin de aynı yolu izleyerek Hindistan’ı gezmiş olduğunu öğrenmemiz en ilginç olaylardan biriydi. Oyuncunun kadının kocasının akıbetini bildiğini fakat kendine itiraf edemediği ile ilgili yorumu, sonun seyirciye bırakıldığı izlenimi verilen filme bakışımızı biraz daha netleştiriyordu. Ama yine de bana göre film,  inşaat işçisinin Nawazuddin  ya da Erdoğan Polat olmasının kapitalist düzende hiçbir farkı olmadığını anlatıyordu.

Festivaldeki ikinci mesaim Salı günü Akbank’ da ne herkese açık olan İngilizce gerçekleştirilen ama simultane tercüme sayesinde dinleyebildiğimiz Polonyalı bir görüntü yönetmeni olan Wojciech Staron ve Emre Erkmen in Köprüde Buluşmasıydı. Buluşma , Türkiye’de görüntü yönetmenliği kavramının ne kadar az bilindiğini,  bizde yönetmenin hem kameramanın hem de görüntü yönetmenin işini yapmakla uğraşırken sahneyi kontrol etmekte ve üzerine yeterince yoğunlaşamadığını anlamamızı bir kez daha sağladı.

“Yönetmenlik – bilse iyi olur ama- teknik bilgi bilmeyi gerektirmez “ sözünün bizde geçerli olmadığını belki de hiç olamayacağını bir kez daha hatırlattı.(Ticari filmler dışında)

3. mesaim Kadir Has Üniversitesin ’deki   İdo Abram ile festival başvuruları hakkında yapılan bir söyleşiydi. Söyleşi, İngilizce olduğu ve henüz çekim aşamasında tıkandığım için pek ilgimi çekmese de İdo Abraham’ın gelenlerle iletişimi çok güzeldi. Ama Akbank’da olduğu gibi simultane tercüme dinleyebileceğimiz bir kulak bulunsaydı,  ne güzel olurdu.

Marmara yetmedi Kadir Has üniversitesine de seslenicem diye bekliyorsunuz şimdi…

Yok valla öğrencilerinin İngilizce anlayabildiklerini düşünüyorlarsa;  bravo ne diyebilirim.

***

1380698856218_0570x0342_1380698959077

Finaller her zaman güzeldir geldim dördüncü ve son mesaime..

Son gün yine Feriye’de İçimizdeki Düşman filmini izledim. Yunanistan yapımı filmin yönetmeni de salonda hazır bulunuyordu. Bizden telefonlarımızı kapatmamızı rica etti ama ben sadece sesini kapatmamız gerektiğini söylediğini zannettim; yanılmışım.  Telefonu ile ilgilenen herkes yönetmenin radarına giriyormuş. Siz siz olun yönetmen yanınızda bir yerlerde oturuyorsa filmde uyusanız bile belli etmeyin, başınız sahneye çevrili olsun.

Neyse…

Uyumadım tabi ki filmde. Zaten bu festivalin benim için en güzel bölümüydü  Onur Ünlü’nün veya Asghar Farhadi’nin söyleşilerine katılıp, Miss Violence,  Japanese Dog veya September izleyemediğim için belki de.

Film Yunanistan’daki Arnavut azınlığa mensup bir çete tarafından soyulan ve saldırıya uğrayan bir ailenin reisinin devlet, insanlık ve polis teşkilatına karşı olan sorgulamasına giriyordu.

Geç saatlere kadar dışarıda gezen bir kızın dışarıda değil de evde –en güvenli olması gerektiği yerde- tecavüze uğraması hiçbir yerin güvenli olmadığı tezini güçlendiriyordu. Fakat, başrol oyuncumuzun Woddy Allen kopyası olmasından ötürü pek ciddiye alamadığım tavırları bende  hep bir komediye dönüşeceği hissi yaratıyordu.  Doğru yoldan uzak, danışıklı dövüş olan ama makul gerçekliğe varan sonu ise “ Oluyor böyle şeyler!” dedirtiyordu. Bunun yanında giriş kısmındaki paralel kurgu ile verilen flashbackler ve crab çekimler ile sonlara doğru gerçekleşenen ailenin 4 bireyinin yüzleşme sahnesi izlemeye değerdi.

Festival bitti bitecek belki bilet bulamadınız ama tavsiyem çok istediğiniz filmler için sinemaya erken gidip son anda bilet almayı denemelisiniz. Yine de bulamayabilirsiniz hiçbir filme gidemeyebilirsiniz. Ama en azından festival sizin için vizyona çıktığında kaçırmamanız gereken filmlerin isimlerini toplamış oldu.

Ee bu da lazım…

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up